20 Temmuz 2016 Çarşamba

YENİ EVLİLERİN KULAĞINA KÜPE OLACAK ÖNERİLER

ÇEYİZ SANDIĞI
BABAANNEDEN TORUNUNA MUTLU EVLİLİK İÇİN ÖĞÜTLER
  
İlişki terapisi alanında uzman, çeşitli makale, söyleşi ve çevirileri olan Ebru Tuay Üzümcü rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunu. “Bir İlişki 50 günde Nasıl Kurtulur? “adlı bir kitabı da bulunan yazarın Polat Doğru ile yazdığı “Kendin Ol Hayatı Keşfet” adlı bir de kişisel gelişim kitabı bulunuyor.

Bu çeyiz sandığından kolalı örtüler, danteller çıkmıyor, nesilden nesile aktarılacak bir bilgelik çıkıyor. Babaannenin evliliğinde biriktirdiği tecrübeleri ile yoğrulmuş bir yaşanmışlık var çeyizde. Evlilik arifesindeki torunu Duru için hazırladığı bu çok özel sandıktan neler mi çıkıyor; kurutulmuş kır çiçekleri, renkli bir dondurma ambalajı, fosforlu sarı üzerinde girilmez yazısı olan bir güvelik bandı, sarmaşık tohumu, tren bileti gibi farklı objeler. Birbirinden ilginç bu çeyizlerin hikayesinde evlilik için önemli tüyolar var kitapta.

Babaanneniz ile sohbetlerinizin bu kitap için ilham kaynağı olduğundan bahsediyorsunuz. Biraz bahseder misiniz babaannenizden?

Babaannem çok zarif, şefkatli ve ilgili biriydi. Kendi de, içindeki çocuk da yetimdi. Belki de o yüzden, birisi onu nasıl bağrına bassın istediyse, öyle bağrına basmıştı beni. İstanbul hanımefendisiydi, Kandilli Kız Lisesi’nden mezundu. Hem Osmanlıca, hem Türkçe bilirdi. İnançlı biriydi, namazında niyazındaydı. Ramazanlarda beraber teravihlere gitmekten çok keyif alırdım. İnci kolyesini hep takar, saçlarını sarar, rujunu sürerdi. Gelenekselle çağdaşı sentezlemiş biriydi. Okumaya önem verirdi, hiç bir sorumu yadırgamaz, hikayeler anlatırdı. Ağzından ayıp, günah, yasak kelimelerini hiç duymadım. Çocukken arkadaşlarıyla yaptıkları haylazlıklardan, genç kızken ilk beğendiği delikanlıdan, boğazdaki sandal gezilerinden bahseder, çocuk dünyamı zenginleştirirdi. Çok sağlıklı yaşadı, 93 yaşında ilk kez hastaneye kaldırdık, 24 saat içinde de kaybettik. Son anlarına kadar yanındaydım. Yaşlılığında ölümden de konuşmuştuk. Korkulardan, ukdelerden, şükürlerden…. Vedalaşmak o sebeple daha kolay oldu. Tabii özlüyorum. Beraber geçirdiğimiz zamanları düşünüyorum, bendeki anıları onu bana getiriyor.
"BİZ" OLABİLMENİN BİR BENZETMESİ SARMAŞIKLAR

Kitapta babaannenin torunu için hazırladığı özel bir çeyiz sandığı ve içinden çıkan birbirinden ilginç hediyeler var. İlk olarak sandıktan sarmaşık tohumu çıkıyor. Kısaca bahsedebilir misiniz “sarmaşık tohumu”nun aslında ne anlama geldiğinden?

Bazen insanlar evliliğe bir iş gibi bakıyorlar. Olmazsa ayrılırım diye evleniyorlar! Tabii ki, olmazsa ayrılır insan, o başka. Ancak bu hesap yapılarak evlenildiğinde, o evlilik mücadeleye değer olmuyor.
Bir eklenti gibi oluyor, uymazsa çıkarıp atarım gibi. Oysa evlilik insana eklenen değil, ona katılan bir deneyim. Bu deneyimle değişiyoruz, fazlalaşıyoruz. Yürümediğinde ve vaz geçmemiz gerektiğinde kendimiz de parçalanıyoruz, eksiliyoruz. Süreçte bazen yaşamamız gereken bu da olabilir ancak kolay değil. O nedenle ilişkiye başlarken onu sahiplenmek, korumak, iyi etmek niyetiyle başlamak önemli. İlişkimizin etrafına bir koza örer gibi onu sarıp sarmalamanın yani biz olabilmenin bir benzetmesi sarmaşıklar. Bizim toplumumuzda evlenen kişilerin anne babaları, çocuklarının hayatına fazlaca müdahale edebiliyorlar. Evlerini nasıl döşeyeceklerinden, tatilde nereye gideceklerine, hangi yemeği pişireceklerinden, birbirlerine nasıl hitap edeceklerine kadar, kendilerine danışılmasa dahi müdahil olabiliyorlar. Üstelik çocuklar kendi sınırlarını oluşturmaya çalıştıklarında da müsaade etmeyebiliyorlar. Alınganlıklarla, duygu sömürüleri ile, tehditlerle yeni evlilerin kendi anayasalarını yazmalarını engelleyebiliyorlar. Çoğu zaman bu gibi birbirinin hayatını işgal eden ailelerde büyüyen çocuklar bunu zaten başkasının müdahalesine gerek kalmaksızın kendi başlarına da yapıyorlar. Örneğin, ben her Çarşamba ailemle yemek yerim evlendikten sonra da böyle olacak, haberin olsun diye dayatabiliyor birisi eşine. Ya da, “bu evi babamların yardımıyla aldık, tabii ki, duvarların rengine onlar karar verecek” diyebiliyor bir diğeri.
İnsanlar kendi ilişki sınırlarını çizebildiğinde ancak sağlıklı bir şekilde deneyimlenebiliyor evliliği. Bu da, karı kocanın sevişmesini kapı önünde bekleyerek olmuyor elbette. Mahrem bir alana ihtiyaç var. Bu mahrem alanı oluşturmak da çiftlerin sorumluluğunda.
ÇOCUĞUNUN İYİLİĞİ İÇİN YAPACAĞIN EN ÖNEMLİ ŞEY, ONUN BABASINI ÇOK SEVMENDİR

İkinci olarak İstanbul-Diyarbakır tren bileti çıkıyor sandıktan ve harika bir hikaye anlatıyor babaanne. Eşinizle paylaştığınız anların kaygı ve tedirginlik içerisinde değil heyecan ve mutluluk ile dolu olmasının önemine dikkat çekiyor. Uyumlu evliliğin sırrı burada mı saklı?

Yaşam dediğimiz kumbaranın içinde birikmiş anlarımız var. Yaşadığımız anı farkında olmak ve seçerek yaşamak önemli. Kavga mı edeceğim, diyalog mu kuracağım? İçimden geleni duyacak mıyım yoksa başkası ne der diye mi düşüneceğim? Sevgi davranışlarını göstermeyi mi seçeceğim yoksa karşımdaki anlasın diye bekleyecek miyim? Bunların hepsi seçim.
KENDİSİYLE YÜZLEŞEBİLEN KİŞİ ÖZGÜRLEŞİYOR

Kitaptaki şu cümleleri çok sevdim; “ben, sende bir başka insanla olmanın zenginliğini yaşıyorum. Sen, hep sen kal. Birbirimizi kendimize benzetmeye çalışmadığımızda, sevgi yerçekimi gibi oluvermişti, bizi ayakta tutan, dengede tutan bir kuvvet. Sevmenin anlamakla bir olduğunu öğretti.” Evlilikte bunu başarmak kolay mı?

Hayır, kolay değil. Ebeveyn çocuk ilişkisinde de kolay değil, iş arkadaşlarıyla da kolay değil. Çaba gerektiriyor ancak bir kez başarıldığında artık çoğu yaşantı zor olmaktan çıkıyor, hayat kolaylaşıyor ve mutlu olmak da. Tabii bir başkasını anlamak insanın önce kendini anlamasından geçiyor. Kendisiyle yüzleşebilen kişi özgürleşiyor. Sevmek için de özgür kalıyor.

HUZUR İÇİNDE ÖLEBİLMEK İÇİN EN ÖNEMLİ ŞEY, ANLAMLI BİR HAYAT SÜRMÜŞ OLMAK

Babaannenin önemle vurgu yaptığı gibi, “evlilikte mutluluğun formülü birbirinin ayağına basmak değil birbirinin elinden tutmak”, benim doğrum senin doğrun değil, bunların ötesinde bizim doğrumuza ulaşmak mıdır?

Evet. Sen-ben ekseninde yaşadıkça BİZ olamıyoruz. Eksik kalıyoruz, o zaman da topallıyor ilişki. Sürekli şunu sormak işe yarıyor, “ne yapalım ki, hem sen hem de ben mutlu olalım?” Bu soruya cevap aramak başlı başına ilişkiyi güçlendiriyor.
MUTLULUK DA MUTSUZLUK DA BULAŞICIDIR,
MUTLU İNSANLARLA BİRLİKTE OL Kİ SEN DE MUTLU OLASIN

 Benim de sıklıkla söylediğim bir söz var; “akıllı erkek karısını mutlu eden erkektir, kadın mutlu ise o evde huzur ve mutluluk vardır” derim. Kitapta da babaannenin benzer bir cümlesi var; “sen mutlu değilsen bir başkasını mutlu etmenin imkânsız olduğunu anlarsın. Kendi mutluluğunu önemsemeden bir başkasını layıkıyla önemseyemez ki insan.” Sizce genç evli çiftler bu mutluluğu nasıl yakalayacaklar? 

Önce insanın kendini tanıması gerekiyor. İhtiyaçlarını, zaaflarını, özlemlerini farkında vardıkça insan hem kendini daha iyi ifade edebiliyor hem de diğeriyle sağlıklı iletişim kurabiliyor. Diğer türlü imalar, alınganlıklar, beklentiler, suçlamalar ilişkiyi kemiriyor.

Kendini tanırken kişi bir yandan da doğru iletişim kurmayı öğrenmek gerekiyor. Tıpkı yeni bir dil öğrenirken olduğu gibi, doğru kelimeler, doğru tonlamalar ilişkideki iletişim kazalarını önlüyor.

Ayrıca mutluluğun kendisi kadar mutluluğa giden yolu döşemeyi de değer olarak kabul etmek gerekiyor. Yani sürece odaklanmak önemli. Şimdi hemen sorunlar çözülmeyebilir ancak bu yolda kalmak önemli. O zaman niyet doğru yerde ve çaba olanaklı hale geliyor. Sabır, öğrenme isteği, gözlem, iletişim hep bu sürecin parçası.
HUZUR İÇİNDE ÖLEBİLMEK İÇİN EN ÖNEMLİ ŞEY
 ANLAMLI BİR HAYAT SÜRMÜŞ OLMAK

Ailede sevildiğini hisseden gençlerin, sevilmenin nasıl bir şey olduğunu bildiklerinden kendilerini sevecek birini bulmalarının zor olmayacağını söylüyor babaanne. Gençlerin evliliklerinin geleceği büyüdükleri ailenin yapısı ile ne kadar ilgili?

Çok yakından ilgili, hem genetik olarak hem de sosyal modelleme ile beklentilerimiz şekilleniyor. Bayrak yarışı gibi, ailemizden teslim aldıklarımızı kendi hedefimize doğru taşımak gerekli. Yoksa az gideriz uz gideriz bir bakarız ki, bir arpa boyu yol gideriz.
Uzun süreli araştırmalar gösteriyor ki, bizler kendi ebeveynlerimizle yaşadıklarımıza benzer çatışmaları yaşayacağımız inanlara çekim hissediyoruz. Yetişkin ilişkimizde, çocukluktan getirdiğimiz  sıkıntıların bir benzerini yaşayarak, bu defa çözüme ulaşmayı umuyoruz. Adeta açık kalan bir hesabı kapatmak gibi. Sıkıntı şu ki, bu hesabı kapatmasını karşımızdaki insandan bekliyoruz, halbuki hesap bizim kendi hesabımız. Ayrıca eşimizin de benzer hesapları var. O nedenle kendimizi tanımak ve kendi hesaplarımızdan sorumluluk almak ilk adım. Sonrası beraberce çıkılacak keyifli bir macera olabilir.
  
YORULMAYI BEKLEMEDEN DİNLENMEK BAZEN AKILLICA OLABİLİR

 “Evlilikte farklılıklarımızı yok etmek değil, o farklılıklarla beraber yaşamayı öğrenmek heyecan vericiydi ve tabi bu beraberlikten bize ait yeni şeyler de oluşuyor, ortaklığımız gelişiyor, ilişkimiz sağlamlaşıyordu” farklılıkları ile bir insanı kabul etmek yazıldığı kadar kolay mı?

Ben kendimi kabul edebildikten sonra kolay. Ayrıca beraber oluşturacağımız kültür de farklılıkları bir tehdit olarak görmeyi engelliyor. Biz çerçevesi içinde kalarak farklılıklarımızı yaşamak hayatı heyecanlı kılar, monotonluğu engeller, zenginleştirir. Biz olabilmek için de, çokça diyalog kurmak, ortak hedefler koymak, birbirimizi koşulsuzca kollamak, sevişmek önemlidir.
 
Bu röportaj için çok teşekkür ediyorum. Babaanneniz Nurlar içinde yatsın. Hayran kaldım ona. Filozof ve çok değerli bir insanmış, tanımak ve sohbet etmek isterdim kendisiyle.
Yeni kitap projeniz var mı yakın zamanda? Sivil toplum örgütlerindeki gönüllü çalışmalarınız, “Kadının Adı Var” gösteriniz devam ediyor mu?

Sağolun, ben de ilginize teşekkür ederim, çok önemli noktaların altını çizmişsiniz. Ben de sizin bu dikkatinize hayran oldum. Banu Tozluyurt ve Özge Uzun ile beraber Kadının Adı Var gösterimiz ile Türkiye’yi dolaşmaya ve sağlıklı ilişkilere katkıda bulunmaya devam ediyoruz. 24 Eylülde Eskişehir’de olacağız ve yeni sezonu açacağız. Ankara’daki bir gösterinin ardından 60’lı yaşlarda o salonun tekniğinde görevli biri yanıma gelip dedi ki, “ben arkada bir yere ilişip gösterinizi izledim. Ne çok şeyin farkında değilmişiz, çok şeyler öğrendim. Sağolun” Gösterimiz kadına ve erkeğe eşit uzaklıkta insana yakın bir gösteri. Bu geri bildirimler de doğru yolda olduğumuzu teyit ediyor ve motivasyonumuzu artırıyor.  



Yeni kitap çalışmam var, bu kez de boşanma ve sonrasını yazıyorum. Böylece bir üçleme tamamlanmış olacak.

4 yorum:

Makbule Abalı dedi ki...

İçimden nasıl güçlü bir okuma arzusu duydum. Mutlaka alacağım.
Bu alanda kuşaklara seslenen bir kitaba rastlamadım. Adı da çok ilginç.Çok başarılı bir röportaj olmuş, elinize sağlık. Genç yazarı da kutluyorum.
Selam-sevgiler.

Adsız dedi ki...

Bu güzel röportaj paylaşımı için teşekkürler Türkan

elçin dedi ki...

Yazarın her iki kitabınıda okudum gerçekten insanı sıkmayan akıcı bir dille yazmış tavsiye ederim.

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Mutlaka okuyacağım şahane bir kitap zaten Ebru Hanımın kitaplarını, kendini, o güzel ailesini çok severim . Teşekkürler Maviannem. :)