6 Temmuz 2018 Cuma

TATİLDE NEREYE GİTSEM?

Havalar ısınınca "Tatile Nereye Gitsek?" diye düşünmeye başlarız biz Ankara'da yaşayan memuruslar,
Çünkü tatil demek Ankara'dan kaçmak, denize kavuşmak demektir,
Kızgın kumlardan serin denizlere kendini bırakma hayalleri ile mesaiyi bitirmeye çalışır,
Masa takviminin üzerinde temmuz ayındaki fotoğraf, deniz temalı olunca da işler daha da zorlaşır,
Masamın altındaki çöp kutusuna buzlu su doldurup ayaklarımı içine sokmanın planlarını kurmuşluğum var :))
Memurus ilk on yıla kadar 20, sonrasında 30 günlük yıllık izninin tamamını da alamaz bir seferde,
En fazla 2 haftaya müsaade edilir çoğu zaman, bu sürede tatil memurusun tadını damağına bırakan türdendir,
" eee daha karpuz keseceydik" derken kendini hoooppp Ankara'da Dairede buluverir! 
Bu kısa soluklu tatilde kaydettiği anılar ise ona tam bir sene yeter de artar bile (desem de inanmayın)
Ben de bir soluk almaya kaçıyorum,
Görüşmek üzere....

3 Temmuz 2018 Salı

EYLÜL, LEYLA, UFUK, SALİH VE DİĞER MASUM CANLAR


Çocuklardan, hayvanlardan, doğadan elinizi çekin!
Yeter Artık
Kaçırılma, taciz, tecavüz, katliam, ölüm, 
Biz hangi ara ahlakımızı, inancımızı, ilkelerimizi, namusumuzu bu kadar yitirdik? 
Tek bir geçmiyor ki, kayıp çocuk haberi, ayakları kesilmiş köpek, denize fırlatılmış kedi, tacize uğramış çocuk, canice öldürülmüş bebek haberi almayalım,
Nasıl bir caniliktir, nasıl bir aymazlık, nasıl bir vicdansızlıktır bu,
Akıl hastası mı bu insanlar?
Tatminsiz, sapık, aklı fikri uçkurunda tipler mi sardı etrafımızı,
Kime güveneceğiz?
Güven duyacağımız kimse kalmadı mı?
Nasıl emanet edeceğiz çocuklarımızı ?
Herkesten şüphe duyarak nasıl hayatımıza devam edeceğiz?
İçi yanan o aileler nasıl teselli olacak?
Tüm bunların cevabı aslında basit!
Bu ahlaksızlara verilen cezalar caydırıcı olmalı, iyi hal indirimi olmamalı, hayvan hakları, insan hakları, kadın ve çocuk haklarını en üst düzeyde savunmalı Devlet,
Bu yola baş konulmalı, 
En Önemli Devlet Sorunu Ülke Sorunu olmalı bu iş,
Sadece gazetelerin 3. sayfa haberi olmaktan çıkarılmalı,
Bu canilere verilen cezalar o kadar ağırlaştırılmalı ki,
Sapıklar da bu tip suçları işleyecekleri zaman 10 kere düşünmeli ve vazgeçmeli,
Empati kurulmalı ayrıca, o yitip giden canların aileleriyle ancak o zaman yüreğimize aynı kor ateş düşer ve ciddi yaptırımlar uygulanır Kanunlarda...

30 Haziran 2018 Cumartesi

OCEAN'S 8 FİLMİNİN BOTOKSLU YILDIZLARI

Ocean's 8  tam bir hayal kırıklığı,
Bu kadar yıldızı bir araya topla ama Ocean’s Eleven'ın yanından bile geçeme!
Kadın oyuncuların hepsinin yüzünde dolgu botoks, beni rahatsız etti bu durum,
Gerilim, aksiyon, heyecan hak getire,
Sadece güzel kadınlar, şık giysiler ve mücevherler görmek hoşunuza gidiyorsa ve hiçbir beklentiniz yoksa filme gidin,
Bizim izlerken uykumuz geldi,
Sıfır sürprizli bir film,
 Cartier  bir gerdanlık çalma planında olan 8 kadın,
Eski sevgiliden intikam planı, "intikam soğuk yenilen bir yemektir" sözünün teyidini görüyoruz filmde,
Her şeye rağmen Sandra Bullock'u özlemişim, ajanlı vurdulu kırdılı filmlerinden sonra bu fazla sıradan hırsız ona hiçç olmamış :)
Dost acı söyler Sandra, zaten bu kadar dolgu ve botoksla artık ajan filmi yapamazsın mazallah dolgular falan atar gider...
Serinin en yeni filmi Ocean’s 8Sandra Bullock, Cate Blanchett, Anne Hathaway ile birlikte Rihanna ve Helena Bonham Carter gibi başarılı yıldızları bir araya getiriyor. Her yıl düzenlenen Met Gala’da gerçekleşecek bir soygun planının etrafında dönen filmin başrolünde, Cartier imzalı efsane pırlanta kolye, Toussaint var.
Cartier’nin film için yeniden hazırladığı replika kolye, Maison de Cartier’nin yeni sinematografik işbirliğinde, cesur ve korkusuz ruhunu yansıtıyor. Ocean’s 8’in tek mücevher ortağı Cartier, filmde kullanılan kolyeyi Paris’teki mücevher atölyelerinde 8 haftada tamamladı.Filmde yer alan replika kolyenin orijinali için, Jacques Cartier’nin ‘bir hayalin harikulade bir şekilde gerçeğe dönüşmesi’olarak tasvir ettiği kolye, Jacques Cartier tarafından Nawanagar Mihracesi için 1931 yılında tasarlanmıştı. “Dünyanın en renkli mücevherlerinin en ince kademesi” olarak tanımlanan bu kolye, Anne Hathaway’in boyun ölçülerine adapte edildi ve orijinal boyutundan yüzde 15 ile yüzde 20 oranında küçültüldü. Çünkü orijinal kolye, bir erkek için tasarlanmıştı. Jeanne Toussaint kolyesi, zanaatkârlık ve mükemmeliyet bakımından, her anlamda Cartier’nin yüksek mücevhercilik kriterlerini karşılıyor. (kaynak)


27 Haziran 2018 Çarşamba

ÇOCUK YETİŞTİRME SANATI


Çocukken yaşadıklarımız hafızamızda nasıl da iz bırakıyor değil mi?
Anne olduğumda durup düşünmüştüm;
Çocuklarımın hafızasında nasıl bir anne olarak kalmak istiyorum?
O şekilde büyütmeye çalıştık çocuklarımızı,
Büyüdüklerinde beni nasıl hatırlamalarını istiyorum, hangi güzel hatıralar bırakabilirim?
Ana baba olarak bunlara akıl yorarak büyütmeliyiz çocuklarımızı,

Bugün Ayşe Arman'ın Profesör Yankı Yazgan ile yaptığı röportajı okudum,
Çocuk-genç ve yetişkin psikiyatrlarından kendisi,
Çağımız ebeveynlerinden bahsediyor söyleşisinde;

"Özgürlüğü, çocuğa değil de kendilerine tanımak adına, çocukları başıboş bırakıyorlar.  Çocukların beslenme ve uyku düzeni konusunda mesela. Daha pek çok şey için geçerli. Belki iyi niyetle bunu yapıyorlar ama kendileri için rahat olan yolu/biçimi/saati tercih ediyorlar. Çünkü o zaman çocukla uğraşmaları gerekmiyor. "

Kesinlikle her kelimesine katılıyorum yukarıdaki tespitlerin. Ana babalar kendi rahatını düşünüyor, kendine vakit ayırmayı, kafa dinlemeyi yeğliyor. Çocuk yetiştirmek emek ister. Emek verip çocukla vakit geçiren parmakla sayılacak kadar az maalesef. Başıboş bırakılan çocukları genç olunca zapt edeceğini sanan ebeveynler çok yanılıyorlar. Çocuk büyütmek uğraş gerektiriyor,  ne ekersen onu biçersin sözü çocuk yetiştirmede de geçerli.


Veriyorlar eline telefonu, tableti, açıyorlar TV'de çizgi filmi saatlerce çocuk uyuşuyor. Bilgisayar oyunu için "Susturucu" tabirini kullanan anneleri duydu bu kulaklar :)
Bir süre sonra da "çocuğum hiç kafanı kaldırmıyorsun şu bilgisayardan" diye şikâyet ediyorlar,
Şikâyet etmeden önce o çocukla küçükken birlikte oyun oyna,  kitap oku, müze gez, tiyatroya git, etkinlik yap, pasta, kurabiye yap en basitinden.
Tablet haricinde vakit geçirebileceğini, oyalanacağını öğrenerek büyüsün çocuğunuz,
Ama kolayına kaçıp daha 2 yaşındaki çocuğun eline cep telefonunu verirsen,
16 yaşında da "kalk şu bilgisayarın başından, bırak elindeki telefonu" deme hakkına sahip olamazsın, 
Daha sonra pişman olmamak için daha çok vakit geçirin çocuklarınızla,
Biliyorum çok zor çalışan ana baba olmak,
Sizin de ihtiyacınız var kafa dinlemeye,
Ancak öyle çabuk büyüyor ki çocuklar, sen onunla olmak istediğinde o seninle olmayacak, dışarıda kendi çevresinde kendi hayatında olacak,
Bu vakitleri, yanındaki zamanları iyi değerlendirmenin yolunu araştırmalı,
Örneğin; sohbet ederek bir puzzle yapmak bile onun hem ruhuna hem de aklına iyi gelecek,

Ayrıca çocuklara bir sınır koymanın önemini de öyle güzel anlatıyor ki Yankı Yazgan;

"Ortalıkla koşuşturan çocukların, bir amacı, yapmayı planladıkları bir şey ve o plana uygun bir hareket de yok. Daha çok, o anki durumun etkisinde sağa sola savruluyorlar. Bu da bir “sınırsızlık.” Oysa “sınır” çocukların ihtiyacı olan bir şey. Küçükken başka birini düşünmeyi öğrenmezsem -bana bunu öğretmezlerse- istediğimi, bağıra çağıra yaptırırsam, başka birileri rahatsız olabileceğini hesaba katmazsam, büyüğünce empati yoksunu biri olurum... Ve o zaman insanların başına başka dertler açarım..."

Bizim oğlanlar küçükken ilkokul çağlarında "diş, çiş, yatak" derdim akşam dokuzda,
Onlar bilirlerdi ki, yarın okul var yatmamız gerekiyor, evde misafir de olsa bu rutin değişmezdi, Hafta sonları ise akşam 10'a kadar müsaade vardı,
Evde kuralların olması, çocuğun "Hayır"ı bilerek yetişmesi çok önemli,
Her istediğine "Tamam, Olur" denilen çocukların ileride tatminsiz ve mutsuz olduklarını gözlemlemişsinizdir siz de,
"Çocuk yetiştirmek bir sanat" gerçekten de.....