24 Eylül 2018 Pazartesi

Başparmak Detoksu Yapmak Lazım

Görsel:Google 
Osman Müftüoğlu kesinlikle çok iyi bir noktaya değinmiş aşağıdaki yazısında. Hepimizin dert yandığı ama bir türlü vazgeçemediğimiz dijital bağımlılıktan söz ediyor. Çevrimiçi Hayat yerine Çevrimdışı yani gerçek dünyaya dönme zamanı yaratmalıyız gerçekten de. 
Yolda gördüğünüzde bir "Merhaba"yı esirgediğiniz takipçi ne ediyor, ne yapıyor neden meraktasınız? 
Like'lamayı seviyoruz, peki gülümseyerek bir "nasılsın" demeyi unuttuk mu? Oturup düşünmek lazım.....

Dijital detoksa neden mecburuz! 24 Eylül 2018 YALNIZCA “kişisel” değil “sosyal sağlık” için de zaman zaman “dijital detoks” yapmak zorundayız. Yoksa farkında olmadan “kendimizden kopmaya, başka birileri olmaya” başlıyoruz. Dahası, toplumsal ilişkilerde de bazı arızalar başlıyor. En başta da “sosyal kopma ve sapmalar” var. Yazar Yuval Nuah Harari bakın ne yazmış “21. Yüzyıl için 21 Ders” isimli yeni kitabında: “Teknoloji bizi bedenlerimizden uzaklaştırmaya başladı. Aldığımız kokuları ve tatları dikkate alma yetimizi bile yitirir olduk. Bunlar yerine “akıllı telefonlarımız” ve “bilgisayarlarımıza” gömülmüş durumdayız. “Siber alem”de neler olup bittiği, oturduğumuz sokakta ne olup bittiğinden daha çok ilgimizi çekiyor. İsviçre’deki kuzenimle her sabah rahatça konuşabiliyoruz ama kahvaltı ederken eşimle sohbet etmem bile zorlaştı. Çünkü kafasını telefondan kaldırıp bana baktığı yok!” Kişisel ve sosyal yalnızlaşmanın bu kadarına emin olunuz taş olsanız dayanamazsınız. İşte bu nedenle “dijital arınma” ya da “başparmak detoksu” zorunlu bir durum, bir tür “mecburiyet” oldu. 
TEHDİTLER

1- Sosyal medyada “çevrimiçi kalmak” bazen sosyal yaşamda “toplum dışı kalmak” tehdidine dönüşebiliyor. 
2- Sürekli “izlemede ve izlenmede olmak” ruh sağlığını ciddi ölçüde bozabiliyor. 
3- “Mavi Ekran Sendromu” diyebileceğimiz “kaliteli uyku” düşmanı yeni bir tehdit hayatımıza giriyor.
4- Yarattığı “yarışmacı tutumlar” nedeni ile stres yükünü üçe beşe katlayan bu yeni medya, belleği tehdit ediyor, nöropatiyi davet ediyor, depresyona yol gösteriyor, obeziteye çağrı yapıyor.
5- “Başkalarının deneyimlerini paylaşmak” avantajı zamanla “kendi deneyimlerinden uzaklaşmak” yanlışına dönüşebiliyor. Yuval Harari’ye göre mühim bir tehdit de şu: Belli bir miktardan sonra İran ya da Nijerya’daki çevrimiçi arkadaşlarınızı tanımaya harcayacağınız vakit, kapı komşularınızı tanımayabilmenize mal olabilir.” 

Tavsiyem şudur: ÇEVRİMDIŞI HAYAT dışarıda bizi bekliyor. Bunun için de kısa bir süre, kafalarımızı o MAVİ EKRANLARDAN yukarı kaldırıp ÇEVRİMİÇİ HAYAT’dan çıkmamız, dünyaya yeniden bakmamız yetiyor.

21 Eylül 2018 Cuma

BU SÜRPRİZ ÇİÇEK KİMDEN?

 Umudumu hiç kaybetmedim,
"İyilik yap denize at" misyonum oldu,
Hiç yılmadım, bardağın dolu tarafını görmeyi tercih ettim,
"İyilikten maraz doğmayacağı" inancıma sıkı sıkı sarıldım,
Güler yüzün tatlı dilin, iyi niyetin, her zaman kazandıracağını düşündüm,
Arkamdan "Polyannacılık oynuyor" deseler de vazgeçmedim,
Dün öyle güzel bir sürprizle karşılaştım ki,
Doğru yolda yürüdüğümü düşünmemi sağladı,
"İyi ki" leriniz olsun sizin de benim gibi ömrünüzde,
"keşke" diyerek bir ömrü geçirmek yerine,
Her zaman yüreğinizin sesini dinleyin,
Kapatın kulaklarınızı gönlünüz nasıl davranmak istiyorsa öyle davranın,
Allah'ın da daima yüreği temiz olanların yanında olduğunu, yolunu açtığını, hayatına güzellik kattığını unutmayın,
Çok şükür.....

18 Eylül 2018 Salı

ESKİ BİR BLOGGERİN GÜNAH ÇIKARMASI !

Tatillerde internet bağlantım olmazdı. O zamanlar akıllı telefonlar da yoktu. Laptopum yanımdaysa wifi kullanabileceğim kafelere giderdim, o yoksa internet kafe arardım. Tatilde bu kadar acil ne olabilir diye sorabilirsiniz. Tabi ki, blog yazmalıydım en azından haftada 1-2 Bu bir bağımlılık ve sorumluluktu benim için. Yazdığım yazıya gelecek yorumları merak etmek, okuyup gidip blog arkadaşıma yanıt vermek, bloglarda dolaşıp yorum yapmak, ne kadar güzeldi, özlüyorum o günleri. Ancak, özlememe rağmen ihmal ediyorum buraları. Bloğun tahtına İnstagram oturdu resmen. Şimdi de instagramda her gün paylaşım yapmasam rahatsız oluyorum! Bu nasıl bir duygudur Allahım :)) Çok saçma değil mi? 


Oldum olası yeniliklere açık oldum. İnstagram kullanmayı da çok sevdiğim doğrudur. Ama geleneksel olarak da çok bağlı olduğum, yapmaktan vazgeçemediğim çok şey de vardır hayatımda. Blog yazmak da onlardan aslına bakarsanız. Bu aralar iş yoğunluğumdan blogları gezemiyor, yazılarınızı okuyamıyorum. İhmal etme nedenim aslında bundan kaynaklanıyor. Eski günlerdeki gibi etkin kullanmaya dönmeyi istiyorum.
İnstagramda kısacık da olsa bir şeyler yazıp fotoğraf paylaşmak daha mı pratik? 
Bu yüzden mi bizi ele geçirdi? 
Ya da cep telefonu artık ayrılmaz bir parçamız olduğu için mi o yana kaydık?
Bu konudaki düşünceniz nedir sizin?

13 Eylül 2018 Perşembe

KARADENİZ'İN İLK VE TEK YAŞAYAN MÜZESİ ÜNYE’DE


Tarihi Ünye evlerinin mimarisine sahip olan Ünye Müze Evinin bahçesinde düzenlenen “Ünye’nin Kayıp Hikâyeleri” etkinliğinde tanıştık İhsan Bey ile. Halk Bilimci  İhsan Akbulut “Ünye Yaşayan Kültürel Miras Müzesi” Sorumlusu. Ünye turizmine önemli  bir katkısı olan Müze'de, kaybolmaya yüz tutan kültürümüzü, yaşadığımız eski mekânları ve annelerimizin çeyiz sandığını naftalin kokuları ile açtığımız bir söyleşi yaptık kendisi ile.

MÜZE’DE ŞEHİRDE YAŞAYAN HERKESTEN BİR İZ VAR

Ünye halkının atadan nineden kalma paha biçilmez değerdeki yadigârlarının sergilendiği müze, resmi olarak 2013’te açıldı. Ünye Müze Ev’in “Ünye Yaşayan Kültürel Miras Müzesi” dönüşümünden bahsedebilir misiniz bize?

Tabii ki. Ünye Müze Ev Ünyeli aileler tarafından kurulmuş bir müzedir. Çünkü şehirde yaşayan herkesten bir iz var burada. Somut olarak eşyaların sergilenmesi yöntemiyle hizmet veren müzede bizler bir takım değişiklikler yaptık. Mesela odalardaki şeritleri kaldırdık. Cansız mankenler yerine ziyaretçilere rehberler eşliğinde sanki bir eve misafir gelmişsiniz hissiyle ağırladık. Bunları yaparken de 21. YY Müzeciliğinin eşyadan ziyade insanı ön plana alan anlayışını uyguluyoruz. Şu şudur, bu budur demek yerine buyurun bu kültürel mirasımızı siz de deneyin diyerek insanı olayın içine dâhil ettik. 

Neden Karadeniz'in ilk “Uygulamalı Halkbilimi Müzesi” diye tanımlıyoruz burayı?

Halkbilimi bağımsız bir disiplindir. Üniversitelerin bu bölümünde ders alan öğrenciler (Hacettepe Üniversitesi için konuşmak gerekirse) yaklaşık 4 yıllık süreçte Halk edebiyatı, Halk Müziği, Halk Hekimliği, Halk Mutfağı, Tekke-Tasavvuf Edebiyatı, Sözlü Kültür, Türk Mitolojisi, Geleneksel Türk Halk Tiyatrosu, Türk Halk Dansları gibi alanlarda bir eğitim süzgecinden geçiyor. Mezun olduğunuz zaman teorinizi pratiğe dökme ihtiyacı hissediyorsunuz. İşte tüm bunları yaparken de önce şehrin kültürünü analiz etmeniz gerekiyor. Biz yaklaşık 8 ay saha araştırması yaptık. Ünye kültüründe insanlar ne yer ne içer, nasıl eğlenir, doğa ve evrenle ilgili uygulamaları nelerdir, temizlik alışkanlıkları nasıldır, geçiş dönemlerini nasıl icra eder, mutfak kültürü nasıldır, el sanatları nedir, hikâyeleri ve masalları var mıdır?  Gibi sorular üzerine araştırmalar yaptık. Bu araştırmalar sonucunda bunları müzemizde uygulayarak aktarıyoruz. Esasında Halkbilimi araştırma yöntem ve tekniklerinden hareketle pratiğe dökülen bu kültürel dinamizme “Uygulamalı Halkbilimi” diyoruz. Bu anlayışla Karadeniz bölgesinde hizmet veren ilk ve tek müzeyiz. 

GEÇMİŞİ BUGÜNÜN KOŞULLARIYLA YOĞURDUNUZDA GELECEĞE AKTARABİLİRSİNİZ


Daha müzeye girerken bir sürprizle karşılaşıyor ziyaretçiler. Bahçede geleneksel oyunlardan, topaç çevirme, bilyeli araba, halat çekme, ip atlama, seksek oynuyorlar. Müzenin amaçlarından biri de geçmiş ve gelecek arasında bir bağ kurmak olsa gerek değil mi? 

Evet, en önemli misyonumuz bu. Ziyaretçilerimiz yetişkinse onları geçmişe götürüyoruz, çocuksa geçmişi öğretiyoruz. Bu iki kuşak arasında kültürel aktarımın başarılı bir şekilde gerçekleşmesi adına köprü görevi görüyor müzemiz. Zaten geçmişi bugünün koşullarıyla yoğurduğunuzda geleceğe aktarabilirsiniz. Yoksa geçmiş sadece geçmişte kalır. 

Genelde müzelerde somut kültür ögeleri camekânlar arkasında sergileniyor. Burada ise sözlü kültürümüzü de gelen ziyaretçilere aktarıyorsunuz. Bulmacalar, masallar, türküler, gölge oyunu. Adeta zamanda yolculuk yaptırıyorsunuz. Ziyaretçileri nasıl dahil ediyorsunuz bu yolculuğa, tepkiler nasıl oluyor?

Bizim için burada en önemli şey “zaman”. Ziyaretçinin acelesi varsa aktarılacak bilgilerin kısıtlı olacağını söyleyebilirim. Yaklaşık 1-2 saatini bize ayıran ziyaretçilerle ise keyifli bir kültürel yolculuğa çıkıyoruz. Evet, vitrin müzeciliğinde yani sizin dediğiniz camekânlar arkasında sergilenen müzelerde sadece bakarsınız. Örneğin; Gittiğiniz bir müzede sergilenen bir türküyü sadece dinlersiniz burada ise birlikte söyleriz, gölge oyununu sadece izlersiniz, burada iste hayali (karagöz oynatan kişi) olursunuz. Tentürüğü sergi arkasında görmez, elinize alır çevirirsiniz. Kısacası buradaki ziyaretçileri biz biraz yoruyoruz. Edilgenlikten çıkarıp, etken olmasını sağlıyoruz. Yüzlerindeki tebessümleri gördükçe de iyi bir geri dönüşüm aldığımızı düşünüyoruz.

ÜNYE’NİN KAYIP HİKÂYELERİ

Burada olmanızın en güçlü üç nedenini söyleyebilir misiniz bizlere?

1.Çocukluğumu burada geçirdim ve bu şehrin çocuklarına vereceğimiz çok şey var.  2. Sevdiğim işi yapıyorum. 3.  Bilgin hocamın aktardığı “Ünye’yi Dünyayla tartmışlar” hikâyesi :) 
En son benim de katıldığım “Ünye’nin Kayıp Hikâyeleri” etkinliğine ev sahibiydi Ünye Müzesinin bahçesi. Kültür sanat etkinlikleri, paneller, sergilerin de düzenlendiği bir mekân olması nasıl bir değer katıyor Ünye’ye?

Ünye’nin kayıp hikâyeleri aslında her bireyin içindeki o biricik “kendisine özgü olan” anıların dışavurumuydu. Geçmişin kadim anlatılarıyla günümüz modern dünyası arasında köprü görevi gören bir projeydi. Kıymetli ağabeyim İsmail Canbulat ile birlikte planlıyoruz. Geçen Yıl 1. Masal Buluşması yaptık. O ateşi Yalı Mevkiin ’de yaktık ve umarım közü hep canlı tutarız.

Çok teşekkür ediyorum bu güzel söyleşi için.

Ben de ilginize teşekkür ederim. Unutmadan bir teşekkürü de Ünye’nin Kayıp Hikâyeleri etkinliğinde göstermiş olduğunuz performansınız için ediyorum :)