19 Şubat 2018 Pazartesi

12. Ankara Kitap Fuarına ilgi büyüktü

Ankara Kitap Fuarı 16-25 Şubatta ATO Congresium'da kapılarını açtı,
12. Ankara Kitap Fuarında öyle bir kalabalık vardı ki,
Cumartesi günü saat iki buçuk gibi Congreisum'a vardığımda araba park yeri doluydu, 
Yılan gibi kıvrılan bir kuyruk vardı kapının girişinde,
Girişe vardığımda 2 lira verip giriş biletimi aldım,
Bu yoğun ilgiden dolayı memnun bir şekilde fuara adım attım,
İlk önüme çıkan stantta Nazlı Eray'ı imza atarken görmek beni mutlu etti,
Standın içerisinde Eren'i görünce daha da sevindim,
Eren benim gibi yazarları yakından takip eden ve güzel paylaşımlar yapan genç arkadaşım,
Nazlı Hanımla beni tanıştırdı son kitabını alıp hemen imzalattım ve fotoğraf çektirdik,
Kitabı ile ilgili röportaj yapma sözü aldım :))
Öncelikle arkadaşım Asuman Kerkez'e uğramak istedim,
Anneannemin Tenceresi Yemek kitabının yazarı aynı zamanda Habertürk Televizyonunda Tadında Lezzetler adlı programı yapıyor,
Her zamanki gibi güleryüzlü ve sımsıcacıktı Asuman,
Öğrencisinin getirdiği kurabiyelere çok mutlu oldu, ikram etti bana da,
Can Yılmaz ve Zafer Algöz aynı stantta kitaplarını imzalıyorlardı,
Daha çok ilgi Zafer Algözdeydi, o da bu ilgiden memnundu, espriler yaparak imza atıyordu,
Okurların yoğun ilgi gösterdiği Ayşe Kulin, Canan Tan ve Şermin Yaşar bir üst katta kitaplarını imzalıyorlardı,
Yanlarındaki masalarda ise  Feyza Altun ve İsmail Saymaz da okurları ile buluşmuştu,
İlk olarak malumunuz Ayşe Hanım'a bir Hoşgeldiniz dedim
Başını kaldıracak hali olmamasına rağmen o güzel gözleri ile beni selamladı,
Sonrasında Kördüğüm Romanı röportajımız ile ilgili sohbet ettik, fotoğraf çekindik,


Canan Tan çok sevdiğim Renan'ın annesi olarak da benim için çok özel bir yazar ve kadın,
2014 yılında Pembe ve Yusuf ile ilgili bir röportaj yapmıştık kendisi ile,
Tanışmak, gözlerine bakmak öyle iyi geldi ki,
Son kitabı Başı Bozuk Sevdalar  'ı öneriyorum sizlere
"Bu kitap da bir solukta okuduklarım arasına girdi. Şiir' ve hayatına giren üç erkek Ezel, Baran ve Recep.  Küçük yaşta anne baba ayrılığı yaşayan Şiir'in ayakları üzerinde durmaya çalışırken  "Onunla bir ömür değil onun için bir ömürdür sevda" dedirtecek bir aşk  yaşıyor Şiir. "
Şermin Yaşar Nam-ı Diğer oyuncu anne nasıl zarif nasıl temiz yüzlü ve sıcak,
Bayılıyorum bu güzel kadına,
İçi dışına yansıyan kadınlardan Şermin,
İçinin duruluğu ve güzelliği yüzüne de aynı anlamı veriyor,
Her zamanki tatlı gülümsemesi ile okurları ile ilişki kuruyor,  çocuklara "Süper Çocuk" çıkartması takıyordu,
Bu kadar üretken, çalışkan bir kadın çok takdir ediyorum kendisini,
Eren ile Ayla Kutlu'nın söyleşisine katılalım dedik,
Salona girdiğimizde beni şaşırtan bir manzara vardı,
Edebiyat ve kitaplar üzerine olacağını düşündüğüm söyleşiye türkülerle başladı Ayla Kutlu,
Zengin bir oya ve yazma koleksiyonuna sahip olan yazar, oyaların tek tek anlamlarını ve   hikayelerini anlattı,
Öykülerindeki ana kahramanın hep kadınlar olduğu Ayla Kutlu yine kadınların toplumumuzdaki yerine değindi söyleşisinde.
Alper Gencer, kardeşim 2005 yılında arkadaşının  şiir kitabını hediye ettiğinde tanımıştım kendisini,
Hekim, şair, senarist, yönetmen,
"Ah" ve "Şarkısızın Şarkısı" kitaplarını imzaladı ve hediye etti Alper,
Bu çok değerli insanı tanıdığım için çok mutlu oldum,
Mine Söğüt ile ilk kez karşılaştık,
Daha fazla zamanımız olsaydı keşke,
Uzun bir imza kuyruğunu bekletmemek için sohbet edemedik,
"Beş Sevim Apartmanı" nı okumuştum taa 2012'de bu kitabı imzalattım kendisine,
Romandaki 5 cinperi hikayesi ve 5 gerçek hikayenin anlatımı çok ama çok başarılıydı,
Kötü Kedi Şerafettin'i görünce Mercan'a bu dergiyi imzalatmak istedim,
Bülent Üstün sanırım kendisini çizmiş Şerafettin'de 
Orjinal sıradışı bir kişilikti,
Sağolsun Mercan'a özel bir karikatür çizdi ve imzaladı kitabını,
Saat iki buçuktan altı buçuğa kadar fuardaydım ancak hala her standı dolaşamamış, değerli bir çok yazarı ziyaret edememiştim,
Fuar bitmeden muhakkak siz de uğrayın...

12 Şubat 2018 Pazartesi

İSTANBULLU GELİN'DE DEFNE SAMYELİ RÜZGARI

İstanbullu Gelin'de Samyeli Rüzgarı esti,
Garip Beyin eski eşi Siren olarak girdi diziye ve onun girmesi ile peşi sıra bombalar patladı adete!
Esma Sultan'a Büyük Hanım diyerek Osman'ın büyükannesi sanmasını mı istersin,
Faruğa Osman diye sarılmasını mı?
Cep telefonunu elinden düşürmeyip ingilizce konuşmalar yapması, 
Faruğun Süreyya'ya "Burcu'yu çocukken mi doğurmuş bu kadın" diye sorması,
Kızından genç, güzel ve cool duruşu,
İstanbullu Gelin'e taze kan getirdi. 
Esma Sultan bu atraksiyonlu gecenin bitiminde aynanın karşısında yüzünü inceliyordu,
"Aman Esma Sultan sakın Siren'i kıskanıp botoks, dolgu falan yaptırma!"
Sen böyle yaşını tüm zerafetinle taşıdığın gibi güzelsin,
Garip, genç kadınlarla bu yaşına kadar gönül eğlendirmiş, 
Siren ile evlenip çocuk yapmış, şimdi yaşı yaşına uygun gençlik aşkı ile son demleri yaşamaya çalışıyor,
Siren'i dizinin diğer bölümlerinde de görmeyi diliyoruz,
O beyaz mini elbisesi ile arabadan indiği, evin yardımcılarının ağzını bir karış açık bırakan o sahneyi izlemelisiniz :)
"Bohça mı yapacağız şimdi birbirimize yok artık" demesi ve Esma Sultan'ın yüzünü görmeliydiniz,
Sürekli telefonu ile meşgul olması, ortama dahil olmamasıyla geleneksel Boran ailesi içerisinde ayrık otu gibi kaldı :)
Çok eğlenceliydi, gözümü alamadım desem yeridir,
Defne Samyeli Siren rolünü şahane canlandırmış,
Kesinlikle diziye sinerji kattı....
Esma Sultan İpek Bilgin, müthiş bir oyuncu
Oynadığı her rolün hakkını veriyor, En son Maral dizisinde izlemiş ve hayran kalmıştım,
Başarılı bir modacıyı canlandırıyordu,
İlk bölümlerde bu cadı kaynana ruhuma sıkıntı vermiş ve izlemeyi bırakmıştım,
Daha sonra insani yanlarını da gösterdikçe sevdim ben bu aksi anneyi,
Garip Bey, Tamer Levent'i en son Cesur ve Güzel'de izlemiştik,
Bu dizide ise bambaşka bir karakter,
Hele de o renkli gözlükleri ve cool duruşu ile yıkıp geçiyor....

Aynı yastığa baş koymuş evli çiftlere özel birbirinden farklı hediye önerileri!

Evet, yine o malum tarih yaklaştı. Belki uzun zamandır evlisiniz, “Artık Sevgililer Günü mü kaldı bize?” diyorsunuz. Eşinizle ilk günkü heyecanınızı yeniden yaşatacak birbirinden farklı hediye önerilerimle sizlerleyim!



- İlişkiyi heyecanlandırmak için baştan çıkarıcı bir koku alın. Kokular hafızada yer bırakır ve her yeni koku bambaşka hatıralar yaratır. Hazır kış ayındayken baskın ve egzotik kokuları tercih edebilirsiniz.

Kadın Parfüm öneri için tıklayın!
Erkek Parfüm önerileri için tıklayın!



- İlişkinizin monotonlaşmaya başladığınızı düşünüyorsanız biraz aksiyon katmaya ne dersiniz? Tek yapmanız gereken şey, bir aksiyon kamerası alıp çeşitli çılgınlıklara atılmak. Ee, ne demişler? Heyecan, ilişkiyi diri tutar :)  Aksiyon kamerası seçenekleri için tıklayın!



- Eşinizle bu özel gecede romantik bir filmi loş ışıklar altında izlemek zorunda değilsiniz. Bugün en sevdiği oyunu birlikte oynayıp farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Bunlar hep geleceğe yatırım. Oyun konsolu çeşitleri için tıklayın!



- Konu romantiklikten açılmışken, Bir buket çiçek klişe olabilir ama bir terraryum asla! Fanus içinde minyatür bir dünya yaratın ve sevdiğinize uzun zaman saklayabileceği bir anı bırakın. Teraryumlar için tıklayın! 



Romantiklik önemli. Karşınızdakine ince bir ruhu ve ince zevklere sahip biri olduğunuzu göstermek için en iyi gün, bugün! Hediye edeceğiniz retro bir plakçalarla eski plakları dinleyip, romantik bir akşam geçirebilirsiniz. Pikaplar için tıklayın!

Ben hala kararsızım daha fazla seçeneğe bakmalıyım diyorsanız zaman kaybetmeden buraya tıklayabilirsiniz
Bir boomads advertorial içeriğidir.

7 Şubat 2018 Çarşamba

AYŞE KULİN “İYİ Kİ’LERİM VAR AMA KEŞKELERİ SİLDİM”

Öyle uzak ki yerim uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor
Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünyam ne biçim
Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolaşıyor

Hümeyra'nın o şahane sesinden dinleyip sevdiğimiz Kördüğüm isimli şarkı aslında Şevket Rado'nun dört mısralık  şiiri, kitabın dört bölümüne de damgasını vuruyor...

Ayşe Kulin yeni romanı ‘Kördüğüm’de, hafızasını kaybetmiş bir genç kızın etrafında şekillenen olaylar zinciri sunuyor bize. Sevgilisiyle, yaşadığı ülkenin gerçekleriyle ama en önemlisi kendisiyle yüzleşiyor genç kız. “Kanadı Kırık Kuşlar”daki roman karakteri Esra'yı bu romana da taşımış Ayşe Kulin. Polisiye, heyecan ve gerilim dolu bir roman Kördüğüm,  ilk sayfasından itibaren okuru bir mıknatıs gibi çekiyor.

Genç kızın hafızası gibi Ülkemiz de tam bir Kördüğüm içinde. Terör örgütleri sınır ötesinde ve içerisinde karmaşa yaratıyor, güvensizliğin, casusluğun, karmaşanın ve korkunun hâkim olduğu bir ortamda nasıl bir gelecek kurulacak? Romanda, kuşaklar arası kurulan bağlara ve toplumsal hafızasının önemine dikkat çekiliyor. Türkiye’nin güncel siyasal durumuna dair ne varsa hepsi bir şekilde temsil ediliyor.

Son kitabınız Kördüğümde de diğer kitaplarınızda olduğu gibi kadın dayanışmasına bir vurgu var. Her zaman eşitlik ve özgürlük için mücadele eden ayakları üzerinde duran kadınları görüyoruz kitaplarınızda. Yıl olmuş 2018 ama hala kadın haklarını savunmak zorunda kalıyoruz. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu gidişle daha çok çırpınacağa benziyoruz bu konuda. Geçtiğimiz ay, mesela her gün bir kadın cinayeti işlenmiş. Çocuklarımızın beyinlerine ve yüreklerine küçük yaşlardan itibaren kadınla erkeğin eşitliğini, merhametin önemini, şiddetin doğuracağı felaketlerin büyüklüğünü işlemezsek, hep böyle kalırız. Kız ve erkek çocukların yuvadan itibaren birlikte oynamaları ve okullarda birlikte eğitim görmeleri şart. Ancak öyle olursa eşit olduklarını, birbirlerini sevmeyi, saymayı öğrenirler. Birbirlerine sömürülmesi gereken yaratıklar olarak bakmazlar.

SAMİMİYETLE YAZDIĞIM İÇİN OKURLARIMIN YÜREĞİNE DOKUNABİLDİM

1984 yılında ilk kitabınız “Güneşe Dön Yüzünü” yayımlanmasından bu yana birçok ödül aldınız, ulusal ve uluslararası arenada Ülkemizi temsil ettiniz. Kitaplarınız 150 bin adet ilk baskıyla çıkıyor. Bu başarıyı ve çok okunmayı neye bağlıyorsunuz, bu işin sırrı nedir?

Biraz şansa bağlı. Ben yirmi beş yılı aşkın bir süre, çok istememe rağmen kitaplarımı bastıramamıştım. Çok şanssız olduğumu düşünürdüm. Sonra kitap alanında şansım öyle bir açıldı ki, kaybettiğim yılların acısını çıkardım. Başarımın neye bağlı olduğunu ben de tam olarak bilemiyorum çünkü o kadar değişik konularda roman yazdım ki, savaştan tutun, içinde aşk geçmeyen Fırat’ın üzerinde bir köprüye, Kürt sorununa ve eşcinsellere kadar. İnsanlar neyi okumayı sever diye hiç düşünmedim, beni sarsan her konuya balıklama daldım. Sanırım hep samimiyetle yazdığım için, okurun yüreğine dokunabildim. Yayınevlerimin de önemini göz ardı edemem. İlk yayıncım Remzi Kitabevi ülkenin en saygın iki yayınevinden biridir. İkinci yayınevim de, dağıtım ağı çok güçlü ve yazarının arkasında durmasını bilen bir yayınevi. E, bu faktörler de şansa giriyor, elbette....

Yurtdışında katıldığınız festivallerde birçok farklı ülkeden yazar ve şairle bir araya geliyorsunuz. En son Prag’da Yazarlar Festivalindeydiniz. Bir Türk yazar olarak nasıl karşılanıyorsunuz, orada neler anlattınız, şimdiye kadar size sorulan en şaşırtıcı soru ne oldu?

Üzülerek söyleyeyim, Prag’da bana sadece tutuklu yazarlar ve gazeteciler hakkında sorular sordular. Sorular edebiyatla değil, iç siyasetle ilgili geldi hep. Benim bir sıkıntım olup olmadığını da merak ediyorlardı, hani nerdeyse bana oturma izni çıkaracaklar... Ben de onlara tüm ülkelerin sıkıntılı dönemlerden geçebileceğini, bunu da en iyi de Çeklerin bildiğini söyledim. Aslına bakarsanız, Doğu Avrupa Ülkelerinin de çok büyük dertleri var. Ekonomik dertler çözülmez yumak haline gelince, ister istemez rejimleri de zorluyor ve baskıya yöneltiyor. Herkes sırasını savacak, kısacası...

TÜRKAN SAYLAN HOCAMIN HEYKELLERİNİ
OKURLARIMIN KALPLERİNE DİKTİM

Hayat felsefenizden, sizi siz yapan özelliklerinizden bahsedebilir misiniz? Hayat yolculuğunuzda en çok hangisini biriktirdiniz: “Keşke” leri mi “iyi ki” leri mi? Sizin gibi değerli bir insanın tecrübelerinden yararlanmak isterim.

Her insan gibi benim de keşkelerim ve iyi ki’lerim var ama keşkeleri sildim, gitti. Örneğin, keşke erken yaşta ilk evliliğimi yapmasaydım diyorum ama o zaman Mete’m ve Ali’m olmazlardı. Dördü kız, biri erkek beş torunum olmazdı. Onlarsız bir hayat düşünebilir miyim? Demek ki en önemli keşke’me yer yoksa hayatımda, diğerlerine de yok. Gelelim İyi kilere... İyi ki kendi aileme doğmuşum, iyi insanların arasında sevgiyle büyüyebilmek benim en büyük şansım. Kendi irademle kazandığım iyi ki’ler im de yok değil. İyi ki Aylin’i yazdım, hem benim yolumu açtı hem de okurlarım çok değişik ve ilginç bir Türk kızını tanıdılar. İyi ki Füreya’yı yazdım... O kadar önemli bir insan olmasına rağmen, tek bir satır bile yazılmamıştı ona dair.  Kırkından sonra çalışmaya başlayıp ünlenmesi pek çok kadına ilham verdi. Çok çok iyi ki, Köprü’yü kaleme alarak Recep Yazıcıoğlu gibi muhteşem bir adamı okurlarıma tanıttım. Dilerim bürokrat olmak isteyen gençlere, iyi bir örnek olur! Çok çok çok iyi ki, Türkan Saylan Hoca’mı tanıdım ve yaşam öyküsünü yazdım. Bir başka ülkede doğsa, her ile heykelini dikerlerdi. Ben onun heykellerini, onu kitabım sayesinde tanıma imkânı bulan okurlarımın kalplerine diktim.

Ayşe Kulin nasıl bir babaanne? Torunlarınızla birlikteyken neler yapıyorsunuz? İçlerinde sizin gibi yazar olmak isteyen torununuz var mı?

Kız torunlarımla onlar genç kız olana kadar çok yakındım. Yaz tatillerini Urla’daki yazlığımızda geçirirlerdi, birlikte yüzer, gezer, oynar ve çok eğlenirdik. Yurt dışında yaşayanlara da kış boyunca gider gelirdim. Genç kız olduktan sonra, hepsinin kendi dünyası oluştu. Bir büyükanneye o dünyada ne kadar yer varsa, ben de haddimi bilerek, o kadar yer kaplamaya dikkat ediyorum. Kız torunların en küçüğü Kiara Sitare, sınıfının bir kaç yaş ilerisinde kompozisyonlar yazıyormuş.  Kelime bilgisi de sekiz yaşındaki bir çocuğunkinden çok daha ileriymiş.  Her üç ayda bir okul idaresinden gelen değerlendirmelerde, hep bu bilgi var. Demek ki, Kiara’dan ilerde yazar olmasını bekleyebilirim.

İNGİLTERE VEYA AMERİKA’DA DOĞMUŞ OLSAM
KESİN DANSÇI OLURDUM


Bilinmeyen bir özelliğinizi paylaşmak ister misiniz? Örneğin sesiniz güzel mi, şarkı söylemekten hoşlanır mısınız? Yalnız kaldığınızda en çok yapmayı sevdiğiniz şey nedir?

Sesim berbat ama şarkı söylemesini çok severim. Oğlanlar beni susturmak için bir keresinde aralarında para toplamışlardı. Dans etmeyi de çok severim ama itiraf edeyim, bu konuda iddialıydım, dört yaşından itibaren ritmik dans okuluna, ortaokula başlayana kadar da Ankara’daki Konservatuarın bale bölümüne devam ettim. İngiltere veya Amerika’da doğmuş olsam kesin dansçı olurdum. Yemek yapmayı severim, yeni tarifler denemek beni oyalar, zaten evde de yemeği ben pişiriyorum. Tiyatro, sinema ve konsere gitmeyi, sergileri gezmeyi boş vakit doldurmaca gibi değil adeta bir görev gibi tanımlıyorum.  Yazmaya soyunan kişi, sanatın her dalından beslenmeli. Boş vakitlerimde ne yaparım hiç fikrim yok çünkü yıllardır hiç boş vaktim olmadı.

NADASA YATIP, KIŞI KİTAP OKUYARAK GEÇİRECEĞİM


Son zamanlarda izlediğiniz ve çok beğendiğiniz film, en son okuduğunuz kitap, dinlemekten hiç sıkılmadığınız müziği bizimle paylaşmak ister misiniz?

Son on gün içinde sinemalarda Churchill’in Hayatını, Sevgisiz adlı Rus filmini, Fatih Akın’ın Paramparça’sını, The Post’u seyrettim. Dot Tiyatrosunda Gülriz Sururi’nin yazdıklarından üretilen oyuna ve Türkiye’nin Genç Yeteneklerinin konserine gittim.Şu anda Prag’da tanıştığım Hintli yazar İnterjit Badhwar’ın The Chamber of Perfumes adlı kitabını ve Mine Kırıkkanat’ın Sinek Saray’ını okuyorum. Kitap listem çok kabarık. Yıllardır ilk kez nadasa yatıp, kışı kitap okuyarak geçireceğim.