23 Mayıs 2018 Çarşamba

Alışveriş Manyaklığından Nasıl Kurtuldum?

Hatırlarsanız 2018 yılı kararlarımı sıralarken en önemli madde: "Alışveriş Diyeti" yapmaktı. "Bendeki Bana Yeter" felsefesi doğrultusunda geçirdiğimiz bu beş ay içinde temel ihtiyaçlarım dışında kesinlikle, ayakkabı, çanta, kıyafet, takı almama kararlılığını gösterdim. Bu nedenle öncelikle kendimi alkışlıyorum! Benim gibi alışveriş manyağı olanlara birkaç uyarım var. Arkadaşlar al al al, bunun sonu yok. Ben buna "Alma Baskısı" diyorum. Sendeki o siyah bluzun V yakalısı % 50 indirimde diye gidip alıyorsun. Ertesi gün omuzları açık olan da gözün kalıyor. Ondan sende yok. Ne yapacaksın gidip onu da alıyorsun. Bu kısır döngü bu şekilde sürüp gidiyor. Bir tür bağımlılık. Çarkın içine girince çıkmak zor olsa da ben başardım. Sen de başarabilirsin. Aşağıda sıralayacağım önerilere kulak vermeni öneriyorum.

Alışveriş Manyaklığından Nasıl Kurtulmalı?

1. Niyet Et; Kesinlikle ihtiyacın olmayan hiçbir şey almayacağını tekrarla,
2. Kararlı Ol; Netten alışveriş yapılan sayfalara girme, onlardan gelen mailleri açmadan sil,
3. Uygula; Öğle araları veya hafta sonları arkadaşların ısrar etse de  1-2 ay AVM'ye gitme,
4. Beyninde Bitir; "Gözden ırak olan gönülden de ırak olur" sözü çok doğru. Mağazaların ışıltılarına kapılmayınca canın bir şey almak da istemiyor,
5. Rahatla; Aldığın kararı uygulayabilmenin huzuru ile mutlu oluyor ve sakinliyorsun, 

Bu Karar Bana Neler Öğretti?

1. Nefsimi ve beynimi istersem kontrol edebileceğimi,
2. Tasarruf ettiğim paradan ihtiyacı olanlara verebileceğimi,
3. Eskiden ne kadar gereksiz harcama yapabildiğimi,
4. Elbise ve ayakkabı dolabımda hiç giymediğim eşyaların olduğunu,
5.  Mağazalardaki indirim  ilanlarına kanmamayı,

20 Mayıs 2018 Pazar

“RUHSAL MAGAZİN”İN EĞLENCELİ KADINLARI


On parmağında on marifet olan iki kadın onlar; Aydan Ermiş ve Funda Erkoç. Bizim yolumuz kolektif kadın kitapları serisi olan “İmza Karın” “İmza Ben” ve “Bi Arkadaşın Başına Gelmiş” sayesinde kesişti.  2017 yılı Ağustos ayında birlikte açtıkları “Ruhsal Magazin” adlı YouTube kanalında insana dair ne varsa konuştukları bol kahkahalı ve aydınlatıcı sohbetleri ile dikkatleri üzerine çekiyorlar.

“Hayatta hep hayallerinizin peşinden koşun, çok isteyin önünde sonunda gerçekleşir" diyen Funda, marka iletişim uzmanı ve aynı zamanda birçok magazin sitesinin editörü ve kurucusu.

“Hayatın bana verdikleri ve vermediklerine şükrediyor, her gün büyük bir keyifle Kendime yürüyorum!diyen Aydan ise, nefes terapi seansları, kahkaha yogası, yaratıcı sanat terapisi, yaşam danışmanlığı yapıyor.
KAHKAHA ATIN RAHATLAYIN

Aydan, hayata pembe gözlüklerle bakmayı seviyorsun sen de benim gibi. Kahkaha yogasını ilk senden duyup çok şaşırmıştım. Malum biz, “fazla gülsek acaba başımıza kötü bir şey gelir mi?” korkusuyla büyümüş kadınlarız. Kahkaha Yogasından bahsedebilir misin bize?

Kahkaha Yogası’nı ilk duyan herkes senin gibi önce çok şaşırıyor. Hatta Kahkahanın da yogası mı olurmuş diyenler, yoga kelimesinden dolayı bilinen anlamdaki yoga ile karıştıranlar var. Biraz mesafeli de duruyoruz aslında kahkahaya toplum olarak. Durduk yerde kahkaha atamayız Allah muhafaza hemen deli damgası yiyebiliriz. Öyle ulu orta ya da olur olmaz yerde de atılamaz. Çünkü toplumsal kurallarımız, elalem ne der kaygılarımız var.

Kahkaha yogası seansları ile tam da bu kalıpları yıkıyoruz. Zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak rahatlamak için çok güçlü bir araç kahkaha. Ve herkes mutsuzluktan dem vururken işte formül burada diyorum. Şikayet etmek yerine gelin seanslara deneyimleyin ve görün.

Nasıl yapılıyor diye sorarsan. Öncesinde nefes egzersizleriyle gevşiyoruz. Herkes hücrelerine yeterli oksijeni göndersin misyonunu fazlaca yüklendiğimden birazda bilgi paylaşımında bulunuyorum. Neden doğru nefes almalıyız? Nefesin Sinir sistemimizle bağlantısı ne? Burun deliklerimizin önemi? Diyafram kası? ve daha fazla başlık altında interaktif bir şekilde anlatıyorum. Zaten kahkahalar bu bölümün sonunda gevşeyen sinir sistemiyle birlikte atılmaya başlıyor. Arkasından çocuksu oyunlarla koşulsuz kahkahayı deneyimlediğimiz bölüme geçiyoruz. Önce heceleyerek başlıyoruz kahkahaya. Ardından -mış gibi yapıyoruz. Sonrasında gerçek kahkahalar geliyor zaten 😊

Funda, “Bir hayalim var” diye yola çıktığın hayat yolculuğunda bankacılıktan, medya ve magazin dünyasına geçişin nasıl oldu? Mutsuz olmasına rağmen aynı işte çalışmaya devam eden insanlara, hayallerinin peşinde koşan cesur bir kadın olarak vereceğin tavsiyeleri merak ediyorum.

18 yaşında magazin muhabiri olarak başlayacaktım bu işe tüm şartlar oluşturulmuştu ama işte bir aması var olayın belki vakti saati değildi olmadı, öylece kaldı benim magazin muhabirlik işi. Rota finans sektörüne kaydı malum tüm aile bankacı kökenli bende hayata bankacı olarak atıldım. Sonrası çorap söküğü gibi geldi belkide çok istemiştim döndü dolaştı magazin yine beni buldu. Beyaz yakalıları yani bankacıları sarsan bir dönem vardı bankalar kapanıyor herkes işsiz kalıyordu işte o döneme rastlar benim magazin dünyasına adım atmam. Malum aileden gelen bir magazinsellikte var çekiyor insanı içine J Karşıma iyi fırsatlar çıktı değerlendirdim çok çalıştım ama severek aşkla çalıştım bugünkü Funda Erkoç markasını en sonunda hayata geçirdim…

İNSAN İSTERSE NEGATİF YANLARINI DEĞİŞTİREBİLİR

Aslında bu konuda Aydan’ın da söyleyecekleri var diye düşünüyorum. Bir insanın Optimist (iyimser) ve Pesimist (kötümser) olması doğuştan gelen bir özellik midir? “Benim karakterim bu” diye işin içinden sıyrılan çok tanıdığım var çünkü. Eğer isterse insan, negatif yanlarını düzeltemez mi?
Kişilik oluşumunda kalıtım mı çevremi tartışmaları hala devam ediyor aslında. Sorunun cevabına ben iki tarafında etkili olduğunu düşünüyorum diye cevaplayabilirim. Hücresel verilerimizle dünyaya geliyoruz. Anne ve babamızın ötesinde atalarımızın da karakteristik yapıları, yaşam deneyimleri, hastalık deneyimleri potansiyel olarak hücrelerimizde mevcut. Ama bu kader mi? Ben hayır diyorum. Senin de söylediğin gibi bu benim yapım ya da kaderim böyleymiş diyerek kenara çekilmek işin kolayına kaçmak ve yaşam sorumluluğunu başkalarına atmak. Hayatta her zaman iki seçeneğimiz var. Ya sürekli şikayet edeceğiz ya da ben bu durumu değiştirmek için ne yapabilirim diye harekete geçeceğiz.

Negatif yanlarımıza gelince. Hepimizin içinde hem pozitif hem de negatif taraflar var. Çoğu insan negatif taraflarıyla yüzleşemez. Zordur çünkü insanın kendi karanlığını kabul etmesi. Ama değiştirebilmek için önce varlığını kabul etmek gerekiyor. Kendi içimizdeki yalancı, dedikoducu, kibirli, egolu, bencil vs. hallerimizle barışırsak pozitife çevirebiliriz.

Bir de sürekli negatif düşünme hallerinde olan insanlar var. Para parayı çeker sözüne inanıyorsak negatif de negatifi çeker sözüne inanmalıyız. Ne yapacağız peki? Hücrelere yeterli oksijenin gönderilmesi hormon salınımını değiştirir bu da vücut kimyasının değişmesi demektir. Aynı olaya daha farklı bakmaya ve daha önceden göremediğimiz çözüm yollarını görmeye başlarız. Sonuç olarak; evet insan isterse negatif yanlarını değiştirebilir.

SOSYAL MEDYADA FENOMEN OLMAK İSTİYORSANIZ FARKLI OLMALISINIZ

İnstagram sayesinde sıradan insanların bile yüzbinlerce takipçileri oluyor. Profillerine ekledikleri birkaç fotoğrafla bu kadar popülerlik kazanmalarını neye bağlıyorsunuz?

Funda; Sosyal medya artık strateji işi…Eğer takip edilmek fenomen sıfatını adınızın önüne ekletmek istiyorsanız farklı olmalısınız öncelikle. Hitap edeceğiniz kitleyi iyi seçmeli ve sonrada nabza göre şerbet vermelisiniz.

Aydan; Merak insanoğlunun en temel dürtülerinden biri. Düşünsenize eğer merak etmeseydik ne yürüyebilirdik ne konuşabilirdik ne de dünyaya adapte olabilirdik. Aynı insanoğlu dünyayı bu kadar merak ederken nedense kendini hiç merak etmiyor, kendine hiç mercek tutmuyor. Belki de göreceklerinden korkuyor. İşte sosyal medya da insanların bu dürtülerini tatmin ettikleri koskocaman bir alan. Kim ne giymiş ne yemiş, nereye gitmiş, kimlerle gitmiş. Hatırlarsınız bir zamanlar Biri Bizi Gözetliyor evi vardı ve herkes deli gibi onu izliyordu. Bir taraf kendini gösterme derdinde diğer tarafta izleme.

RUHSAL MAGAZİN TELEVİZYONA TAŞINIR MI?

2017 Ağustos ayından bu yana yayınlanan Ruhsal Magazin’de, ruhsal açlık, obezite cerrahisi, aldatma, Hıdırellez, kader, rekabet, merkür retrosu, şüphe, algı, gıybet, merak gibi birçok konuyu işlemişsiniz. En son yayınlanan 37. Bölümün konusu ise “Biraz Felsefe Yaptık Yin Yang Dedik”. İçtenliğiniz ekrana bağlıyor insanı, hem güldürüyor, hem öğretiyorsunuz. Çekimden önce prova yapıyor musunuz, konulara nasıl karar veriyorsunuz?

Funda; Ben kendi adıma söyleyeyim çok hazırlanmıyorum öyle Aydan sağolsun  işini çok sahiplenen biri A dan Z ye araştırıp harmanlıyor kendi söyleceklerini ben doğaçlama takılıyorum zaman zaman Aydan’ı şok ettiğim anlar oluyor tabi J Bu arada prova yapmıyoruz hiç yapmadıkta yapsak sanırım o içtenliği yakalayamayız. Bazen kendi videolarımıza izleyip izleyip kendimiz de  gülüp duruyoruz.

Aydan; Funda’nında söylediği gibi ben öncesinde her konu içeriği için araştırma yapıyorum. Okuyorum, dinliyorum, izliyorum. İçeriği çok ağırlaştırmamak didaktik yapıdan uzak tutmak adına günlük dile çeviriyorum. Funda’nın konulara esprili yaklaşımı bazen beni dumur eden soruları içerikteki doğallığı pekiştiriyor. Konu başlıklarını araştırıyorum. Bazen çekim yaparken sohbetin içinde “aa bak bir gün bunu da konuşalım” dediğimiz anlarda çıkan konu başlıkları da oluyor. Bugün ropörtajı yaparken “çevremi kalıtım mı?” konusuna değinmem gerekince hemen bunu da konuşmalıyız diye not aldım. Dolayısıyla antenler açık dolaşıyoruz her an her yerden konu gelebiliyor çünkü 😊

Ruhsal Magazin’i izlerken siz iki farklı yapıdaki kadının enerjisi bana çok eğlenceli ve ilgi çekici geldi. Bu programı televizyona taşımayı düşünüyor musunuz?

Aydan; Televizyon uzun zamandır daha fazla kitlelere ulaşmak anlamında çok istediğim bir mecraydı. Funda’yla da bu anlamda çok örtüştüğümüzü düşünüyorum. İnşallah en kısa zamanda bizi televizyon ekranında Ruhsal Magazin programımızda görürsünüz.

Funda; Dualarımız rüyalarımız bu yolda desek J Çok istiyoruz İnsanlara öğretirken gülümsetmeyi.

“Nefesinizi derinleştirin, hayatınızı değiştirin” diyorsun Aydan. Nefes almayı bilmiyor muyuz? Doğru nefes almak için eğitim almak şart mı? Benim gibi hayatında hiçbir terapi seansına ve kişisel eğitim ile ilgili bir atölye çalışmasına katılmayan birine ne önerirsin?

Her seminere doğru nefes alıyor musunuz? Sorusuyla başlarım. Aralardaki birkaç kişinin haricinde herkesle doğru nefes alamadığımız konusunda hem fikir oluruz. Doğru nefesten kasıt hücrelerimize yeterli oksijeni gönderebilmektir aslında.

Bence eğitim şart. Neyi neden yaptığımızı ya da yapamadığımızı bilmeyi çok önemsiyorum. Hücreye oksijen gitmeyince ne oluyor sorusunun cevabını herkes bilsin istiyorum. Sinir sistemimizle bağlantısını, burun deliklerimizin önemini bu eğitimi almadan önce bilmiyordum. Ve neden bilmiyoruz bu kadar temel bilgileri diye de eğitim sistemimize çok kızdım. Bana kalsa ilkokullarda çocuklara zorunlu ders olarak okuturum.

Sana önerim değil de niyetim diyeyim; en kısa zamanda nefesi anlattığım bir seminerde buluşmak 😊

Ben de çok isterim. Ankara’daki ilk seminerine koşarak geleceğime emin olabilirsin.

GIYBET TATLIDIR

Magazin figürlerini biraz çekiştirsek seninle Funda. Magazin haberciliğinde biraz olsun gıybet yok mu sence? Magazin muhabirliğinin zorluklarından bahsedebilir misin?

Hep söylerim magazin ünlülerin evlerinin arka bahçesinden gezinmektir bazen onlar kapıyı size           açar bazen siz gizlice dalarsınız içeri. Yerinde ve dozunda magazin ünlüler için avantajdır. Aslında magazin vezir de eder rezil de  hangi tarafta olacağınıza siz karar verirsiniz. Magazin muhabirliği zordur, gecesi gündüzü yok ve çokta çabuk tüketilir. O yüzden devamlı takip içinde olmak lazım. Gıybet tatlıdır dozunu ayarladınız mı J ama bir de masa başında yapılan magazin var ki işte o tehlikeli bir fotoğraftan yola çıkarak ne haberler yapılabilir neler…Ben temiz, doğru magazinden yanayım duygusal tarafım ağır basar benim aslında bu bizim meslek için bir dezavantaj.

Çok teşekkür ediyorum sizlere. Hayata ve kendinize dair eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Funda: Öncelikle Ruhsal Magazin kanalımızı takip ettiğin için çok teşekkür ederiz J Hayatın herkese gönlündekileri yaşatmasını diliyorum.

Aydan: Bizi tanıma, anlama ve anlatma adına özenle hazırlanmış sorular için kalpten teşekkür ederiz. Yolumuz zamanın birinde iyi ki kesişmiş seninle. Umarım uzun soluklu olur. Bizim bu sohbetimize dahil olan herkese de kalpten sevgiler. Hayat yolculuğunuz kolaylıkla ve rahatlıkla aksın.
Fotoğraf: 2014 yılı İmza Ben Lansmanı/İstanbul

18 Mayıs 2018 Cuma

PUDUHEPA KIZKARDEŞLERİNİN EĞİTİMİ İÇİN YOLA ÇIKTI

Renan Tavukçuoğlu harika bir proje başlattı. Projenin Adı: Puduhepa ve Kızkardeşleri Bu projenin geliri  TOÇEV aracılığıyla kızlarımızın eğitimine destek olarak geri dönecek. Projenin hedefi 50.000 TL yi toplamak. Şimdiye kadar 153 kişi destekledi projeyi ve 43.100 TL toplandı. Projenin tamamlanmasına 5 gün kaldı. 

Siz de hemen şu linke PUDUHEPA tıklayıp projeye destek olabilirsiniz. 

Pududepa'nın Annesi Renan diyor ki;

Bu projedeki esin kaynağımız bu topraklarda doğmuş şahane kadınlar oldu. İstedik ki onların ilham verici hikayeleri aynı coğrafyada aynı kaderi paylaşan milyonlarca kadına ışık olsun, yol açsın. İşte Puduhepa ve kız kardeşlerinin hikayesi böyle başladı.  
Puduhepa kim derseniz. O bir Hitit Kraliçesi… Tarihteki ilk barış anlaşması olan Kadeş’e mührünü basan, sevgi ve barış sözcüklerini tabletlere ilk olarak kazıyan güçlü bir kadın. Puduhepa, aynı topraklarda doğduğu kız kardeşlerinin ve kızlarımızın geleceği için binlerce yıl sonra geri döndü.  

PUDUHEPA'ya katkı sağladığınızda aldığınız paketin içerisinde aşağıdakiler yer alacak;
Bez bebeğimiz
Arzu Kaprol tasarımlı bir kıyafet
Bohçası ile bir gecelik
Puduhepa'dan kız kardeşine bir mektup
Renan'dan anneye bir mektup
Kartpostallarımız 
Hikaye kitabı - Tuba Şamlı Atilla
Çanta



Neyi değiştirmek istiyoruz?

  • 5-8 yaş arası kız çocuklarımızın büyürken; 'ben istersem mümkün', 'olduğum halimle mükemmelim', 'vazgeçmezsem elbet olur', 'fark yaratabilirim',  gibi mesajları normalleştirmelerini hedefliyoruz.
  • Evinden çalışmak isteyip imkan bulamayan kadınlara bu imkanı sağlamak istiyoruz.
  • Bizim kadar, bizimkiler kadar şanslı olmayan kız çocuklarımızın hak ettikleri eğitimi almalarına destek olmak istiyoruz.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Oruç Tutarak Zayıflamak Mümkün mü?

Osman Müftüoğlu ne kadar da "Diyet Ayı Değil Niyet Ayı" dese de biz kadınların aklından muhakkak bu düşünce geçiyordur. 

Açıkçası ben hem oruca niyet ediyorum bu ay için hem de birkaç kilo vermeye niyet ediyorum. Vücudumuzu arındırmanın fırsatı madem, büyük iftar sofralarından uzak durup, sağlıklı bir şekilde kilo da vermeyi hedeflemenin bir sakıncası olmadığını düşünüyorum. Ruhen ve bedenen arınma zamanı Ramazan.

Maneviyatımızı besleyeceğimiz bir zaman dilimi olması hepimizin yararına tabi ki. 11 ay bedenimizi beslediğimiz yetmedi mi ?

Aslına bakarsanız her insanın hayat boyu uygulaması gereken durumlar bunlar. Ramazan ayında ise aşağıdaki hususlara daha hassasiyet göstermek gerekir.
1. Hoşgörülü olmalı
2. Şükretmeli
3. Affetmedici olup, küslüğümüz varsa barışmalı 
4. Sabırlı Olmalı, aniden sinirlenmemeli
5.  Özellikle gıybet, dedikodu yapmamalı,

Bu maddeler uzar gider aslında. Özetle iyi insan olmalıyız. Peygamber Efendimizin güzel huylarını örnek alıp o şekilde davranmalı ruhsal bir detoksa girmeliyiz. Keşke hepimiz buna uyabilsek sadece bir ay değil oniki ay. 

Sahura kalkmayı asla ihmal etmememizi öneriyor uzmanlar. Ben çocukluğumdan beri sahura kalkmayı çok severim. Benim için sahur Ramazan ayının en özel ve uhrevi zamanlarından biridir. Hele de sofraya oturan çocuklar varsa onlara sofra hazırlamak ayrı bir keyiftir. Evet haklısınız "uykusuz kalıyoruz ama, sabah kalkıp işe gideceğiz" diye söylendiğinizi duyuyorum. Ancak bu ritme birkaç gün sonra öyle güzel uyum sağlıyor ki vücudunuz siz bile bu duruma şaşırırsınız.  Yaradan yardım ediyor diye düşünüyorum.

Oruç ve Diyet meselesine gelirsek. Uzmanlar bol sebze ve kuru meyveli bir sofra öneriyorlar.  İftarda, her türlü et veya tavuk suyuna çorba serbest. O sıcacık  mis kokulu pideden de bir dilim yerseniz yanında sorun yok. Yemek sonrası, tatlıdan tok karnına meyveden uzak durmak gerek.Tatlıdan ve hamur işinden uzak durmanız biraz zor olsa da amaç biraz da nefis terbiyesi ise bunu yapmaya gayret etmeli.  Bir de iftar sonrası teraviye gidip bu sayede yemekten sonra televizyon karşısında yatmazsanız, kesinlikle Ramazan sonrası birkaç kilonuz gider. Sahurda benim önerim yumurta ve kefiri eksik etmemeniz. Yumurtanın tok tutma gibi bir özelliği olduğu için tercih edilecek bir seçim. Ev yapımı kefirim her daim kahvaltı ve sahur soframın baş tacı. Tuzlu yiyeceklerden kaçınıp, iftar ile sahur arasında bol bol su içmek gerekiyor.

Umarım ruhen ve bedenen arındığımız. Yüklerimizden kurtulduğumuz ve Allah katında makbul sayılacak bir Ramazan geçiririz. 

15 Mayıs 2018 Salı

Kontrol Manyaklığı'nı Nasıl Bilirsiniz?

Kontrol Manyaklığı diye bir gerçek var. Pek de matah bir şey değil. Hem kendi hayatını hem de çevrendekileri bezdiren bir durum bu. Mecburen bu tipte bir insanlarla yaşamak durumunda olursanız beni çok iyi anlarsınız. Hayatımın bir döneminde bu karakterde arkadaşlarla yolum kesişti, benim için çok zorlu bir deneyimdi. Ama çok şey öğrendim onlardan. Belki de beni ben yapan onlarla tanışmam oldu. Hoşlanmadığım ve beni çok yıpratan aşağıda sıralayacağım hiçbir davranışı yapmama gayreti içerisinde oldum. 

Bu tipler yaptıkları her şeyin en doğrusu, en ideali olduğu inancındadırlar. Başkasının yaptığı hiçbir şeyi beğenmezler.

Aldıkları bir şeye muhakkak kusur bulurlar, çünkü onlar beğenip almamışlardır. Hediye alsanız muhakkak değiştirirler. 

Bir konu hakkında sizin fikrinizi sorsalar da onlar bildiklerini okur, siz de olduğunuz yerde sadece şaşırır kalırsınız. "Eeee niye sordun o zaman " da diyemezsiniz. Çok kibar ve düşünceli bir insansanız onu kırmamak için bu rahatsız edici huyunu onun yüzüne de söyleyemezsiniz. 

Sakın onunla yola çıkmayın. Muhakkak size gideceğiniz yolu tarif eder siz sormasanız bile. Gidilecek yeri avucunuzun içi gibi bilseniz de onun tarifine göre gitmelisiniz ki, söylenmesin sürekli. 

Eve en basitinden bir ayna da alsanız, o muhakkak beğenmez sadece güle güle kullanın der. Ancak gerçek fikrini sorduğunuzda aynanın oval değil de kare olması gerektiğini duvara onun daha çok yakışacağını söyler. 

O seviyor diye mercimek çorbası yaparsınız, tuzunu veya acısını fazla ya da az bulur. Mercimek çorbasını bir sonraki sefere onun tarifine göre yapmanızı söyler. Kesinlikle iltifat etmezler. İyi, güzel bir şey dahi yapsan muhakkak bir kusur bulur veyahut kıskanmıştır da sessiz kalır yorum yapmaz. 

Eleştirmek, yargılamak ve öğüt vermek en iyi yaptıkları iştir. Ancak, kendileri asla eleştiriye açık değillerdir. Çevresindeki herkesi kendi doğruları ile planlamaya, hayatlarını düzene sokmaya çalışır. Bundan asla vazgeçmez. 

Gönül almayı bilmezler. Gönül kırdığının ise pek de farkında değillerdir ya da umursamazlar. Egoist bir yanları vardır. 

Mükemmelliyetçidirler kendi çaplarında. Aslında onun doğrusunun senin doğrun olmadığını, herkesin hayat tecrübesinin kendine ait olması gerektiğini söylesen de duymazdan gelir O bildiğini okur. 

Ondan habersiz ufak bir plan yapsan rahatsız olur. Müdahale etmeden rahat edemez.

Hata yaparlar ancak hata yaptıklarında da geri adım atmazlar, muhakkak bir bahaneleri vardır. Kendi hayatlarını değil de başkalarının hayatını zorlaştırmakta birebirdirler. Mutlu olduklarını sanırlar ama az gülerler, somurtmak doğal halleridir. 

(Bu bilimsel bir açıklama değil tabi, kendi tecrübelerimin ışığında hazırlanmış bir yazı)

9 Mayıs 2018 Çarşamba

ÖZGE UZUN, KALBİMİZİN SES TELLERİNDEN AKAN MELODİYİ ANLATTI

“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..” Virginia Woolf

“Kalbimin Ses Telleri”nde kadın olma hallerini anlatan Özge Uzun, toplumun bize dayatmaya çalıştığı farklı kimliklerle nasıl başa çıktığını veya çıkamadığını anlatıyor. Kitabı okurken fonda değişen müziklerle hissettiği duyguları öyle güzel veriyor ki, kalbimizin ses telleri titriyor adeta.

Özel bir çocuk olan oğlunuz Dağhan’ı ve yaşadıklarınızı anlattığınız ilk kitabınız “Sizin Hiç Maviniz Var mı?” ile gönlümüze taht kurmuştunuz.“Kalbimin Ses Telleri”  ile kadınlara yalnız olmadıklarını, hayat yolunda ayaklarına takılan taşlarla yere düşseler bile kalkmayı başarabileceklerini hatırlatıyorsunuz. Nasıl geri dönüşler aldınız okurlarınızdan?

Herhalde bu benim misyonum çünkü ilk kitabımda da kalbimin ses tellerinde  de bana gelen en yoğun geri dönüş "bizi anlatmışsınız" oldu... sanki biz karşınıza oturmuşuz ve size hissettiklerimizi anlatmışız sizde bunları yazmışsınız ve elbette daha sonrasında bana en çok söylenen şey bu yazdıklarınızı okuduktan sonra bu hayatta yalnız olmadığını bir kez daha anladım” oldu... 

BAYIM, EN AZINDAN ÇALAN BU ŞARKININ MELODİSİNİ KULAK VER

Kitabın arka kapağında Can Yılmaz “sakin, duru, özenli ve eğlenceli bir dili var ama cümlelerinin gücü suratınıza attığı sağlı sollu tokatların izini yıllarca orada tutacak kadar etkili” diyor. Celil Nalçakan, Serhat Kılıç gibi değerli tiyatro sanatçılarının seslerinden kitaptan alıntıları dinledik kitap tanıtımlarında. Erkeklerin sizin cümlelerinizi seslendirmeleri kendilerine attıkları tokat mıydı?

Umarım öyle olmuştur. :) Çünkü kalbimin ses tellerinde  kitabın içinde ben erkeklere diyorum ki "evet çalan bu şarkının hangi dilde olduğunu bilmiyorsun ama bayım, en azından çalan bu şarkının melodisini kulak ver." Seslendirenler benim çok sevdiğim arkadaşlarım çok duyarlı erkekler.  O yüzden de onların dilinden bir kadının kalbinden geçenleri anlatmaları benim için çok kıymetli. Hepsine çok teşekkür ederim. 

KALBİMİZİN SES TELLERİNDEN AKAN MELODİ BİZE BİLE
YABANCI GELEBİLİR

“Kendi içimizdeki gücün farkına bir varabilsek… Dünya çok daha iyi bir yer olmaya başlayacak” diyorsunuz. Kadınlar o gücü fark etmek için neler yapmalı?

Bir kere kendilerine inanmalılar.  Maalesef bu sadece Türkiye için değil dünyada da geçerli. Kadın erkek cinsiyet eşitliği geçmiş yıllara oranla daha da yükselse de yinede KADININ rolü misyonu hep üreme üzerine.  Doğurganlığından kaynaklı sadece anne rolünün kadına yakışabileceği düşünülüyor. Aslında bu doğurganlık kadının en büyük güçlerinden biri çünkü, geleceği şekillendirmek kadının elinde. Kadının da erkeğin de doğuştan gelen farklı özellikleri var. Birbirini tamamlayan özellikler bunlar. Ama tanrının bize bahşettiği üreme duygusal zekâ aklı kullanabilme hem rasyonel hem de duygusal olarak karar verebilme yeteneği kadının en büyük gücü ve biz bu gücü kullanmaya başladığımızda işte o zaman dünya çok daha başka bir yer olacak.

Neden, kalbimizin ses tellerinden akan melodi bize bile yabancı gelebiliyor zaman zaman?

Çünkü biz karmaşık yaratıklarız.  Erkekler daha tekdüze düşünüyorlar. Bizim bir konuyla ilgili yüzden fazla fikrimiz olabilir ve bazen bu fikirler içerisinde dolanırken bildiğimiz dili bile unutabiliriz yıllarca dinlediğimiz bir melodi bir şarkı bir şiir bize bambaşka bir dilde bambaşka bir duygu anlatabilir.  Bugün dinlerken ya da okurken hissettiğimiz bir şey yarın bize çok daha farklı görünebilir. O yüzden de kalbimizin ses tellerinden akan melodi bize bile yabancı gelebilir yani erkeklerin işi çok zor:)))

“KADININ ADI VAR”DA İNSAN İNSANA İLİŞKİNİN ÖNEMİNİ ANLATIYORUZ

Kadınların birbirine destek olmasını çok önemsediğinizi biliyorum. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorsunuz, kadınları bilinçlendirmek için Banu Özkan Tozluyurt ve Ebru Tuay ile birlikte “Kadının Adı Var” gösteriniz büyük beğeni alıyor. Kadınların birbirine destek olmasının öneminden ve bu projenin yankılarından bahsedebilir misiniz?

Bize şu benimsetilmiş,  kadınını kurdu yine kadındır. Ama biz “Kadının Adı Var” gösterimizde Ebru ve Banu’yla beraber bunun böyle olmadığını iddia ediyoruz ve bunu böyle kabul etmedikçe bunu düzelttikçe aslında kadınların ne kadar yükselebileceğini çocuklarımızın bizden öğrendikleri ile ne kadar daha mutlu bir gelecekleri olabileceğini anlatıyoruz. Sorunlardan bahsediyoruz olması gerekenlerden ama çözüm önerilerimizi de sunuyoruz ve sevgi ile dokunduğumuz herkesten çok güzel bir ses çıktı.  Sevgiyle içtenlikle anlattığınızda insanlar size çok daha güzel tepkiler vermeye başlıyor. Aslında erkekler bizim ne kadar güçlü ve bu dünyayı değiştirebilecek duyguya iradeye sahip olduğumuzu içten içe biliyorlar bunu bilmeyen biz kadınlarız “Kadının Adı Var”da biz işte bunu anlatıyoruz sadece kadın erkek değil insan insana ilişkinin ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz.... 

VOLKAN’LA HAYAT YOLDAŞIYIZ

Kitabı okuduğumda benim hissettiğim güçlü duygu, hala çocuklarının babası olan erkeğe aşık olduğunuz gerçeğiydi. Volkan Üst ile yaptığınız evlilikle birlikte Bakü’ye taşındınız. Bakü - Türkiye arasında hayatınız nasıl gidiyor?

Aslında buna deli dolu aşk demiyelim de,  hayat Yoldaşlığı diyelim. Azerbaycan’da eşler için kullanılan tabir bu ve ben bunu çok seviyorum yoldaş olmak hayat yoldaşı olmak şu bir gerçek bizim Volkan’la bitmemiş bir hikayemiz vardı ve biz bu bitmemiş hikayeyi yaşamaya devam ediyoruz umarız gökten üç elma düştü ve onlar bir ömür boyu mutlu yaşadılar diye devam eder ve öyle kapanır bu hikayenin sonu. Bakü’de huzurlu bir hayatımız var ben Türkiye’de çeşitli işler yapmaya devam ediyorum benim için oldukça keyifli devam ediyor çocuklarımız mutlu biz de huzurluyuz...  Her şey yolunda...
 DAMDAN DÜŞENİ DAMDAN DÜŞEN ANLAR

Kitabın sayfalarını çevirdikçe Fikret Kızılok’tan Kazım Koyuncu’ya, Sıla’dan Ceylan Ertem’e birçok sanatçının şarkısını duyuyoruz kulaklarımızda değişen duygu dünyanıza ve yaşadıklarınıza göre. Müziğin ve şiirin hayatınızda önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum haklı mıyım?
Müziksiz  şiirsiz yaşayamazmışım gibi geliyor. Müzik ve şiir beni çok besleyen üretmeye iten iki farklı etken. yazarken hep şarkı dinlerim şiirler okurum bazı duyguları kendim ifade edemezken içimde yaşadığımı,  şairler bunu nasıl anlatmışlar onlara bakarım, feyz alırım. Şarkılar beni mutlu eder. İçimi dışarıya çıkarır. 

“Bir kadın eğer bitmesini istemezse, bir evlilik bitmez. Kalbinizin ses tellerinde ayrılık şarkıları çalmaya başladığında ipler yavaş yavaş incelmeye başlamıştır.” İmza günlerinde kadınlar sizden ilişki tavsiyesi alıyor mu? Onlara neler söylüyorsunuz?

Her ilişki birbirinden çok farklı aslında yaşananlar ne kadar paralel gibi görünse de insanların farklı olması ilişkilerin doğasını daha değiştiriyor.  Ben sadece haddim olmadan bana soru sorulursa ortalama cevaplar vermeye çalışıyorum. Çünkü dediğim gibi herkesin yaşadığı birbirinden çok daha farklı oluyor. Duygusu daha farklı oluyor. İlişki ile ilgili değil de daha çok ayakta kalmak, baş etmek, akışa bırakmak ile ilgili önerilerim oluyor tabi. Damdan düşeni damdan düşen anlar mantığı ile birbirimize destek oluyoruz... 


4 Mayıs 2018 Cuma

"UZAKLARIN ŞARKISI" Son Zamanlarda Okuduğum En Güzel Kitap

Uzakların Şarkısı-Kaan Murat Yanık'ın benim okuduğum ilk romanı olmasına rağmen yazarın dördüncü romanıymış,
Geç keşfettiğim yazarın Romanına bayıldım,
Kurgusu, hikayesi çok ilgi çekiciydi,
Kitap sayfalarından yükselen müzikleri açarak okudum kitabı,
Aslında ben onun kurduğu cümlelere meftun oldum,
Altını çizdiğim cümleleri sizinle paylaşmak istedim;

Elimdeki kitabı sımsıkı tutuyor, içindeki karakterleri yere dökmekten korkuyordum. Lakin içlerinden biri kitabın ipine tutunarak aşağı indi. Benimle gelmek istemediğine hükmedip, gitmesine izin verdim.

Tipi başlamıştı, rüzgarın ince ve uzun bedenimi koparmasından korkarak yürüdüm.

Eşyalar başka bir evden buraya sürgüne gönderilmiş gibi meyus görünüyordu.

Aynı anda hem damıtılmış bir soğuk hem o soğuğa yapışık kuş sesleri doldu içeriye.

Yerde beni izleyen yüzümü alıp yerine koyarken samimi bulmadım yazdıklarımı.

Güneş, karın ardından gülümseyince kazağımın ortasına bir turunculuk düştü, midem ısındı.

Huzursuzluğumun geniş avlusunda bir süre oturdum.

.....kendi sesini yiyor, soğukla örtünüyor, sessizliği kışkırtıyor.

...yağan bahar yağmuru misali susmak bilmezdi;

Gözleri terk edilmiş bir evin açık pencerelerini andırırdı hep.
Kar, bedenimle ruhum arasındaki boşluğa yağıyordu. Çocukluğum avucumda tanelendi;

...annemin ağzından çıkan her kelimeye somut bir şekilde dokunmak isteyişimi düşündüm.

Bilincimin damlarında kurutmaya bıraktığım yemişler sarardı. 
Mutluluk acının ateşinde pişer. Sabredeceğiz.

Birinin acısını dinlerken, dalgınlığımızın sebebi anlatanın perişanlığına duyduğumuz merhamet değil, aynı acıyla muhatap olmamız halinde ne yapacağımızı düşünmemizdir.
(nasıl güzel bir tespit)
Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum Uzakların Şarkısı'nı. Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu yazar birçok ödül almış kitapları ile ve yüzlerce konferans vermiş. Umarım bir konferansını dinleme fırsatım olur.....

27 Nisan 2018 Cuma

KADIN BEYNİ ERKEK BEYNİ



Doktor Serkan Karaismailoğlu’nun "Kadın Beyni Erkek Beyni"  kitabını okuyunca, yazarın erkek olarak esprili bir dille ve bilimsel deneylerin sonuçları ile; kadınları yüceltip erkekleri gömmesine, kendi egoma yenilip gülüp erkeklerle dalga geçmiştim kendimce. Daha sonra bir aydınlanma yaşadım ve aslında, erkeklerin her yaptığına bilimsel bir kulp bulup, onları eleştirmeyip, beyinlerinin bu şekilde yaratıldığına inanmamız ve bu empati yoksunu erkek beyinlilere hoşgörülü olmamız için yazılmış olduğu kararına vardım. Siz ne dersiniz?

Küçük bir çocukken evlerine gelen karşı komşunun, akşam yemeğini kastederek annesine yönelttiği "bugün beyin için ne yaptın?" sorusunu “yanlış” anlayarak hayatının her gününde beyin hakkında yeni bir şeyler öğrenip keşfetmenin peşinden gittiğini söylüyor kitabın ilk sayfalarında yazar.

Kadınlar ve erkekler arasındaki farkları, karşı cinsin sizi kızdıran, güldüren hatta şaşırtan birçok tepkisinin nedenini açıklamaya çalışıyor ve anlayışlı olmaya davet ediyor kadınları erkeklere karşı.

Kitabı bitirdiğinizde aşağıdaki sorulara cevap bulabileceksiniz.

-Erkekler neden dinlemez?
Acaba beyinlerimizin işitmeden sorumlu bölgeleri birbirinden farklı mı?
-Kadınlar çok mu konuşur?
Kadınlardaki "dır dır" kavramı gerçek midir ve altında yatan sinirbilimsel açıklama nedir?
-"Beni hiç anlamıyorsun" sözünü duymayan erkek var mıdır? Peki, kadınlar bu isyanlarında ne kadar haklılar?
-Erkekler mi yanılıyor, yoksa kadınları tatmin etmek gerçekten de imkânsız mıdır? 
-Söz konusu erkeklerin mutluluğu olduğunda kavanoz kapakları neden önem kazanır?
-Hayatın renklerini aynı şekilde mi görüyoruz? Yani dore ve lamenin aslında birer renk olduğunu bilen kaç erkek var?
-Kadınlar özel günleri asla unutmazken erkekler nasıl bu kadar kolay unuturlar?
-Bir insanın sadece parmaklarına bakarak beyni hakkında nasıl bilgi sahibi olabilirsiniz?

Yazarın ikinci kitabı “Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum”a başlıyorum şimdi de, bittiğinde yorumlarımı paylaşacağım..

12 Nisan 2018 Perşembe

ESKİ AĞZA YENİ TAT


Bugün dilimlenmiş karpuz geldi önüme gittiğim restoranda. Onu görünce gülerek "eski ağza yeni tat" dedim. Arkadaşlarım hayrola dediklerinde babamı yad ettim. Babam çocukken Ünye'de çarşamba günleri kurulan köylü pazarından satın aldığı, yeni çıkan turfanda meyvelerden eve getirdiğinde, "eski ağza yeni tat"  diyerek yerken bir de kahkaha atardı. Bizde adetmiş bu şekilde yapılırmış. Böyle bir adet duydunuz mu daha önce?

Şimdiki çocuklar turfanda meyve, sebze de ne demek? diye sorabilirler. Mevsimin başında ilk yetişen sebze ve meyvedir Turfanda. Neredeyse tüm sebze ve meyvelerin her mevsim satılmasından dolayı bu farkı anlamaları çok zor. Yaz kış domates, salatalık, kabak, patlıcan, çilek yiyoruz. Tabi sağlıklı mı, GDO'lu mu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)  bilemiyoruz.  İlkokulda sınavda sorardı öğretmen yaz sebzeleri ve kış sebzeleri nelerdir? Yazın ve kışın yediklerimizi aklıma getirir doğru cevabı verirdim. Hiç aklım karışmamıştı o yıllarda...

Bizim sokakta Yüksel Teyzenin evinin bahçesinde, kuş cıvıltılarının eksik olmadığı yemyeşil yaprakları altına eriklerin saklandığı bir erik ağacı vardı. Çocukluk işte sürekli gözlerdik, o sulu mu sulu, ısırdığında çıkan o çıtırtıdan lezzeti anlaşılan eriğin olgunlaşmasını. Taşlayıp düşürdükten sonra, yalandan şöyle kolumuzda silip, ağzımıza atmak için can attığımız o ufacık eriğin pek de olgunlaşmasını beklemediğimiz sonucuna varabiliriz gerçi. Tabi ağacın sahibi görmeden yapacaktık bu gizli görevi. Biz çocukların ağacı taşladığını görür görmez o eski pencereden başını uzatıp bağırırdı bize ağacın koruyucusu! Kocaman yemyeşil dalların yaprakları bize siper olurdu, altına saklanırdık sesi duymamızla kaçışmamız bir olurdu. Sokakta oynayan çocuklardık biz o zamanlar. Mahallemizde mandalina, incir, muşmula (yeni dünya), elma, taflan, nar ağaçları olan bahçeli evler vardı.  Bazı  büyükler topladıkları meyvelerden çocuklara da dağıtırlardı. Ancak bizim ağaçtan kopardıklarımız kadar lezzetli gelmezdi onlar. Haram yememeye de çok dikkat ederdik. Yüksel Teyzenin erikleri haram sayılmazdı ki, biliyordu o bizi mahallenin yaramazlarıydık bizler. Karşı komşumuzun kocaman bahçesinde ise Taflan Ağacı tüm ihtişamı ile bol bol meyve verirdi. Ağzında buruk bir tat bırakan bu meyveye biz çocuklar pek rağbet etmezdik. Yediğimizde hem dilimiz, hem elimiz kıpkırmızı olurdu. Arnavut kaldırımlı Ünye sokaklarında bahçeli eski evlerini özlüyorum. Mis kokulu çam ağaçlı yokuşlarından çıkarken çam kozalaklarının içinde fıstıklarını görüp mutlu olurduk. 

10 Nisan 2018 Salı

FOTOĞRAFA SOMURTANLARDAN MISIN?


Fotoğraf çekilirken güler misiniz?
Yoksa somurtmayı mı tercih edersiniz?
Tercih meselesi midir gülümsemek?
Fotoğraflar anlamlı, güzel mutlu olduğumuz anları paylaşmak ve ölümsüzleştirmek için varlar.
Ben hiç anlayamamışımdır neden somurtarak bakılır fotoğrafa?
"O fotoğrafa baktığımda, mutlu insanların arasında zoraki poz veren biri var"
Bana genelde bunu anlatır o fotoğraf,
Sanat fotoğraflarını kastetmiyorum,
Hani şöyle allengirli, temalı bir fotoğrafa poz verirsin, gülmek yerine anlamlı bakarsın, ciddi olursun o başka,
Ama bir aile fotoğrafında somurtan biri gördüğümde onun fiziksel veya psikolojik bir durum olduğunu düşünmeden edemem,
Bu mutlu anda insan neden kızgın bakar ki, bir gülümsemeyi çok görür kendisine?
Yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü üzere ben, 32 dişi ile sırıtan pozlar veren biriyim çoğunlukla :))
Belki de o nedenle bilemiyorum ciddi poz ile fotoğraf çektirmeyi,
Dişlerimde bir problem olsaydı da dişimi göstermeden de olsa  gülerdim,
Viktor Hugo abimiz ne demiş ; "Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin, belki gülmeden ölürsünüz"
Beklemeyelim bence de her fırsatta gülelim ki, mutlu hissedelim, mutlu edelim, germeyelim kimseyi, kendimizi özellikle de,
Parayla mı ki, bir gülümsemeyi bizden esirgiyorsunuz? dedirtmeyelim,
Yıllar içinde öyle birçok tanıdığım oldu , güzel bir söz söylemeyi, gülümsemeyi çok gören,
Sürekli eleştiren ve yargılayan,
Çok yazık onlara, bence kendine ediyor insan sadece,
Hayata pozitif bakmanın ve iyimserliğin sağlığımıza da katkısı bilimsel olarak ispat edilmişken,
Neden "tin tin tin" yaşıyorsunuz hayatı,
Hayat çok kısa başkalarını kıskanmak, eleştirmek, kendini yemek yerine güzelliklere odaklan,
Yapamadıklarını başkaları yaptıkça onların başarıları ile mutlu ol,
Tebrik et, pof pofla, güzel söz söyle, mutlu hissettir,
Bak gör bumerang gibi o iyi hissetme hali sana dönecek,
Sen de mutlu ve neşeli olacaksın....

Somurtarak poz veren dostlara selam olsun!!!

9 Nisan 2018 Pazartesi

PLAZADAN DÜNYAYA


26 yıldır kamuda çalışan ve sabah 9 akşam 6 mesai kavramı içinde sıkışan bir iş insanı olarak,
Plazadan Dünyaya'nın Mersinli plaza kaçkını bu pırıl pırıl üç kadının yaptıkları işe şapka çıkardım onları tanıdığımda,
Evren'in Canlı YouTube Blog Sohbetlerinde izlediğimde gıpta ettim bu cesur kadınlara,
Neden mi?
"Hayat kısa, hayaller çok "deyip istifayı basan kaç kişiyiz?
Bir diğeri "Başka bir hayat mümkün mü?" demiş basmış istifayı,
Diğeri iki yıldan fazla süre mobbinge maruz kalıyor ve bu yetmezmiş gibi sonrasında işine son veriliyor,
İşte bu üç kadın plaza hayatını bıraksalar da sürekli üretmeye, çalışmaya, şahane işler yapmaya devam ediyorlar,


 Tek çiçek koklayarak ömür geçmez” derler, bize göre her kariyer bir çiçektir :) 
Her çiçekten bal almayı da tercih edebiliriz, çiçeklere uzaktan bakıp ekmek banmayı da...

Bu yukarıdaki cümlelerine bayıldım,
Gerçi ben 27 yıldır kamuda çalışıyorum ama her çiçekten bal almayı da ihmal etmiyorum çok şükür :)



Haftanın Blog Önerisi kategorisinde bloğumu paylaşıp, nasıl da güzel tespitlerde bulunmuşlar,
Okuyunca çok ama çok mutlu oldum,
Çok teşekkür ediyorum....

Hatırlarsınız geçen sene “Gelecek Vadeden Bloglar” listesinde yer almıştık. Hatta mutluluğumuzu bu yazı ile sizinle de paylaşmıştık 😉 . Bu listeye girmek, bizi motive ettiği kadar bir çok yeni ve güzel blogger’la tanışmamızı da sağladı. İşte bu haftanın blogu “Mavi Anne” de onlardan biri.
Mavi Anne, Ankara’da yaşadığı için onunla ancak sosyal medya ve bloglarımız üzerinden konuşabiliyorduk. Ta ki Blog Yazarları Çalıştayı’na kadar… Kanlı canlı tanışmamız çalıştayda oldu 🙂  Ve sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi muhabbetimize kaldığımız yerden devam ettik…
Gelelim “Mavi Anne”nin nasıl bir blog olduğuna;
  • mavi anne instagramMavi Anne’nin güzel sahibi Fatma Erdem Canbulat, üniversiteden mezun olduğundan beri mesleğini yapan bir çevre mühendisi.
  • 2005’ten beri aktif olan blog aslında; gezdiği yerlerin, okuduğu kitapların, yaptığı söyleşilerin, yaşadığı deneyimlerin yer aldığı bir yaşam bloğu. Kendi deyimiyle, bir nevi dijital günlük.
  • 2006 yılında Hürriyet Gazetesi’nin “Sen de Yolla” isimli gönüllü muhabirlerin arandığı haberine kayıtsız kalamamasıyla muhabirlik macerası başlıyor ve  ankara.sendeyolla.com’un gönüllü kent muhabiri üyelerinden biri oluyor. Bir çok haberin altında imzası olduğu gibi Emel Sayın, Sunay Akın, Ayşe Kulin gibi isimlerle de röportajlar yapıyor. Mavi Anne, sanat ve kültür çevresinden takip ettiği kişilerle röportaj yapmaya ve bunları sitesinde paylaşmaya devam ediyor. Biyografi okumayı seven biri olarak röportajlar kategorisi favorim 🙂
  • Yabancı dizi önerilerinden yemek tariflerine kadar her konuda yazıyor. İlla ki ilgi alanınıza göre bir yazıya denk gelirsiniz.
  • Mavi Anne’nin blogunun bu kadar renkli olmasında; çok okuyan, gezen, her daim gündemi takip eden, yerinde duramayan bir karaktere sahip olmasının da etkisi büyük kuşkusuz. Dolayısıyla onun, bloğu ve işi dışında bir çok farklı alanda da aktif olduğunu görüyoruz. Banu Tozluyurt’un “İmza: Ben” ve “İmza: Karın” isimli kitaplarında; Lale Manço, İlkim Karaca, Cemre Birand gibi isimlerle birlikte onun da eşine yazdığı bir mektup var mesela 🙂 . 99 kadının hikayelerini paylaştığı ve geliri Kansersiz Yaşam Derneği’ne bağışlanan “Bir Arkadaşımın Başına Gelmiş” isimli kitapta da bir hikayesine rastlayabilirsiniz, benden söylemesi 😉

Hayata hep gülerek bakan güzel gözlü, samimi, iyi niyetli Mavi Anne… Yaşadıklarını hep bizimle paylaşmaya devam et! İyi ki seni tanımışız…
Sevgilerimizle,