1 Aralık 2017 Cuma

MASALLAR ŞİFALIDIR

Bu haftasonu çocuklar ve velileri, Ankara’da Toprak Baba Yaşam Merkezi’nde “Sesli Masal Atölyesi”nde masallarla büyülü bir yolculuğa çıktılar. Gülden Görgülü Güler’in yazdığı “Geri Dönüşmek İstemeyen Ayı” masalını Murat Attila’dan dinlediler ve “Masal Anlatıcılığı” atölyesine katıldılar. Murat ve Gülden ile çıktıkları masal yolculuğuyla ilgili çok keyifli bir söyleşi yaptık.
                                               FATMA ERDEM RÖPORTAJLARI


Sizin masalınız nasıl başladı, bize kendinizden söz edebilir misiniz?

Murat (M) :Ne kadar güzel söylediniz, hepimizin masalı var ve ilk nefesimizle birlikte yazılmaya başlıyor öyle değil mi?...  Benim “Bir varmış bir yokmuş”um da 1981 yılında Ankara’da başladı. İlk öğretim ve lise eğitimimi Arı Koleji’nde tamamladıktan sonra Başkent Üniversitesi İşletme bölümüne girdim. Ardından Gazi Üniversitesi’nde Yönetim ve Organizasyon, Galatasaray Üniversitesi’nde ise işletme masterlarımı tamamladım. İstanbul’daki maceram Marmara Üniversitesi’nde doktora çalışmamla devam ediyor. Örgütsel Davranış ve Endüstri Psikolojisi alanında araştırmacıyım. Bunların yanında hiç bitmeyen ve dinmemesinden büyük keyif aldığım, hayatımın en büyük motivasyon kaynaklarından biri olan tiyatro ve dramaturji üzerine de araştırmalar yapıyorum, tiyatrolarla birlikte çalışıyorum.

Çocukluğum, tecrübe ettiği hemen her şeyi hikayeleştirerek anlatan insanların bulunduğu evlerde geçti. Bu evlerden yaşamımda en büyük öneme sahip iki tanesi babaannemin kışlık ve dedemin yazlık evleriydi. Sürekli kalabalık, sürekli anlatan, doğa ile iç içe yaşayan ve kuşaklar boyu biriktirdikleri kadim gelenekleri, yardım ve dayanışma bilgeliklerini üretimle pekiştiren ve kendilerini sınırlandırmadan ifade edebilen insanlarla dolu evlerdi bunlar. Babaannemin, dedemin ve akrabalarının, komşularının anlattığı hikayelerin içinde yaşamaya başladım tüm çocukluğum boyunca. Hepsi birer oyun gibi olan hikayelerdi. Onları dinlerken dünyanın bir oyun alanı, bir masal çadırı olduğunu sanıyordum. Ta ki okula başlayana kadar. İlk okulun ilk günü elimden adeta oyunlarım, oyuncaklarım alınmış gibi hissetmiştim. Benim akranlarımın, 80’lerin ortalarında okula başlayanların hep bir evden kopuş travması vardır sanıyorum. Ama bu sefer de bu kopuştan yola çıkarak yeni hikayeler dinlemeye ve anlatmaya başladım galiba. Okulla birlikte yaşamıma tiyatro ve radyo girmişti çünkü. Hatta ikisinin muhteşem bir birlikteliği olan radyo tiyatrosu... Radyo denilen büyülü kutunun içinde olup biten o oyun formu beni daha çok konuşmaya, anlatmaya ve taklit etmeye motive etmişti. Oyunlarda gördüklerimi, duyduklarımı evde kendi en büyük izleyicilerim olan anneme, babama ve teyzeme uyarlayarak anlatıyordum. O zamanlarda yapmaktan en büyük keyif aldığım oyunum buydu. Daha sonra üniversite yıllarım ve üniversiteden sonra Ankara’dan İstanbul’a göçüm, masalımı biraz da büyüdüğüm şehrim Ankara’ya ve babaanne evine özlem üzerine şekillendirdi. Ayrılış, özleyiş ve kavuşmak sanırım yaşamımdaki temel hikaye omurgası. Belki de bu yüzden bu üçlem üzerine kurulan hikayeleri çok seviyorum.  

Gülden (G): Ankara’da doğdum ve tüm okul hayatım Ankara’da geçti. ( Ayrancı ilkokulu, Yükseliş Koleji, Hacettepe Üniversitesi- Lisans, Gazi Üniversitesi- Yüksek Lisans) İki kardeşiz, bir ablam var. Babam ilkokul öğretmeni, bu nedenle ilk beş yılım çeşitli köylerde geçti. Hayal gücümün temellerinin lojmanların kümeslerinde atıldığını düşünüyorum. İlerleyen zamanlardaki yazlık halleri, tatiller ve yaşamın her anı hayal gücümü besledi. Gülden kalıplar içinde büyümüş ya da kendisi öyle hissetmiş ama bu kalıpların dışında kimselerin bilmediği hayallere sahip bir çocuk. İşte bu çocuk kadın, kalıp gibi yaşadığı tıkır tıkır işleyen hayatının duracak noktaya geldiği bir anda sahip olduğu hayal gücü ile hayatını yeniden tıkır tıkır işletmeye çabalıyor. Ve masallar ona nefes oluyor.

ANda KALABİLEN İYİ ANlar , İYİ ANlatır

“Ben masal ses edicisiyim. Sesimle içimdeki hikayelerimi üflüyorum. Anlatıcıyım, anlatırken dinliyorum da” bu sözleri söyleyen biri büyülü masal yolculuğuna çıkmanın formülünü verebilir mi, her isteyen masal anlatabilir mi?

M: Birkaç tane çok temel ihtiyacımız var. Sevgi almak/vermek, saygı görmek/göstermek, güvende olduğumuzu hissedebilmek ve bir amaca hizmet edip aidiyet duymak…  Fakat hepsinin temelinde insanın kendini ifade etme ihtiyacı yatıyor. Kendini yeterli bir şekilde ifade edebilmek ve doğru anlaşılabilmek ihtiyacı… Sanat bu yüzden var. Doğa bilimleri ile el ele ortaya çıkan, kendilerine has kuram ve kuralları olan, icracısının iç görüsüyle, felsefeden, filolojiden, psikolojiden beslenerek yarattığı estetik duygusu olan bir ifade biçimi sanat. Her sanat dalının okullu ve alaylı icra edicileri vardır. Çoğu zaman okul ve alay el ele ilerler ve sanatçı kendi sanatçı kimliğini, üslubunu bulur, yaratır. Sanatın özünde “anlatıcılık” vardır. Diğer taraftan, kendinizi anlatmanız için sanatçı olmanız gerekmez, konservatuvar bitirmeniz, oyuncu, ressam olmanız zorunlu değildir. Masal anlatıcılığı da bir sanattır. Bir performans sanatıdır. Tiyatro gibi. Pandomim gibi. Modern palyaçoluk gibi bir anlatı ve performans sanatıdır. Kendine has kuram ve kuralları vardır. Konservatuvarı vardır. Fakat çıkış noktası hep aynıdır: ”Ben anlatmak istiyorum. Hikayemi paylaşmak istiyorum. Dinlenilmek istiyorum.” amacını taşımalısınız. Sesimizle anlatabiliriz. İşaret dili ile anlatabiliriz. Yazarak anlatabiliriz. Anlatabilme yolu çok ve kural yok. Önemli olan hayallere inanmanız. Savaş alanından oyun alanına girebilmeniz. Birlikte hayal görebilmemiz. Masal ortamında hep beraber yolculuğa çıkabilmemiz. Çocukluğumuzda böyle değil miydi? Soba başında büyüdük. Ateşin etrafında toplandık. Büyüklerimiz anlattı, biz dinledik. Birlikte hayal yolculuklarına çıktık. Babaannemiz, ninemiz, dedemiz her biri konservatuvar okumamış birer bilgeydi,  masal sanatçılarıydı. Belki birçoğu okur yazar bile değildi. Fakat çok iyi birer anlatıcıydılar. Siz yeter ki anlatmak isteyin. Anlatın ki hikayeniz unutulmasın, yaşasın. Anlatıcılık zaman makinasıdır. Geçmişten alır, geleceğe yollar bizleri. Gezip gezip bu “an”a gelir, “an”da kalırız. Anlatan ve dinleyen “an”da birleşir. Birleştiren tutkal, birlikte hayal kurmaktır.

G : İsteyenle, istediğini sanan arasındaki farkın ayrımındaysak, evet; her isteyen masal anlatabilir. Masal yolculuğuna çıkmanın formülü ANda kalabilmek. ANda kalabilen iyi ANlar, iyi ANlatır...Her şey anda saklı. 

MASALLARLA KALPLERİN KAPISINI ARALIYORUZ
Her gece uyumadan çocukların, hikayemasal.com’da Gülden’in yazdığı masalları senin sesinden dinlemesi nasıl bir duygu?
İlk masalınızı seslendirdikten sonra hayatınızda neler değişti, nasıl geri dönüşler aldınız?

M: Ses, koku gibi, hafızası olan bir şey. Bebekliğimizden itibaren güvenli bağlanma dediğimiz, bakım aldığımız ebeveyne olan güven bağımız koku ile, temas  (dokunarak, sarılarak) ile ve ses ile kuruluyor. Bu bağ bizim güven hafızamızı da besliyor. Babaannemizin pudralı, sabun kokulu eski gardırop kokusu nasıl hafızamıza kazınmışsa, o çocukluk evinde duyduğumuz sesler, şarkılar, tekerlemeler de unutulmuyor. Çocukluğum TRT Ankara seslendirme sanatçılarının o güzelim Türkçelerini, o nefis seslerini dinleyerek geçti. Güzel bir sesten dinlediğiniz bir hikayenin ruhlarımızda yarattığı güzellik bambaşka oluyor. Hikayemasal.com’un çıkış noktası da görüntülü masal anlatıcılığından ziyade, sesin ve kulağın arasına masalın dışında başka bir faktörün (görüntü, drama, makyaj, kostüm gibi) girmeden direkt olarak verilmesi üzerineydi. Bir nevi “ses etmek” yani. Benim ilk masal seslendirişimin dayanağı da hep bana uyumadan önce anlatılan masalların büyülü bir şekilde beni uykuya yolculamasıydı. Ben de istedim ki, benim hissetiklerimi tüm çocuklar hissetsin. Gülden yazıyor, ben seslendiriyorum, çocuklar dinliyor. Beni sesimden tanıyorlar, “sesinle bize sarılıyorsun” diyorlar. Adımı “Ses adam” koydular. Ömrümde alp alabileceğim, beni en mutlu eden sevgi ifadesidir bu.

G : Tıpkı ilk masalımı yazdığımdaki gibi ilk masalımı seslendirdiğimde de aynı duygular sarıp sarmaladı beni.. Bir şey üretmek, sonra ürettiğin şeyi yaymak ve kalplerin kapılarını aralamak tarifsiz bir duygu... Sesinizle başka başka evlere misafir oluyorsunuz, büyülü bir şey bu. Her söylenen güzel söz beni daha da yüreklendirdi, hayal gücüne inancımı pekiştirdi. 

Gülden, Murat ile birlikte TV Programlarına da çıktınız. Bu programlardan ve gelecek projelerinden bahsedebilir misin bize?
Hikayemasal.com’da yüzlerce masal yer alıyor. Sesli masalların yolculuğu nasıl devam edecek?

G: Programlara beraber çıkışımız okullarda yaptığımız etkinliklerden sonra oldu. İlk programda çocuklarla yaşadığımız deneyimlerle ilgili uzun uzun konuştuk. İkinci programda ise Özel Ayşe Abla Kolejindeki masal anlatımımızın kamera önü ve arkası sunuldu. Böylece ilk programda anlatmaya çalıştıklarımızı ikinci programda canlı canlı paylaşmış olduk. Yolumuz uzun, yolculuğumuzun rengi de seyri kendiliğinden oluşuyor. Hayallerimde masallarımın artarak çoğalması, ses olup kulaktan kulağa, dilden dile yayılması, kitap olup elden ele dolaşması var.

MASALLAR SAYESİNDE BİRLİKTE HAYAL KURUYORUZ

Aynı odada masal dinlemenin, birlikte hayal yolculuğuna çıkmanın önemine değiniyorsun. Neden önemli birlikte hayal kurmak?

M: Gün içinde tecrübe ettiğimiz sıradan olaylarımızı bile akşam eve geldiğimizde eşimize, dostumuza anlatmak, paylaşmak ihtiyacı hissederiz. Sesimizin, ruhumuzun, varlığımızın anlattığımız insanlarda bir yankısı olsun isteriz. Bu şekilde kendimizi güvende hissederiz. Peki, hayallerimizi neden paylaşmaktan çoğu zaman kaçınırız? Yargılanacağımız korkusuyla belki de. Yaşadığımız coğrafyanın tuhaflığı nedeniyle, hayallerimizi paylaşırken bile üzülüyoruz; “saçmalama, hayali bile saçma, çok uçtun vs.” gibi iç dünyamıza vurulan ketlerle karşılaşıyoruz. Oysa hayal, sınırsız, mekânsız, kabına sığmayan, doğrusu yanlışı olmayan bir evrendir. Hayallerimizi paylaşırken, anlatırken kendimize yaklaşırız. Hayatın içindeki gerçekliğimiz ve oyunbazlığımız arasında köprüler kurarız. Bu işi birlikte, masal anlatarak ve dinleyerek yaparsak da ne harika olur… Çocukken yapabiliyorduk. Birlikte hayal kurabiliyorduk. Büyüyünce ne değişti? Kendimizi eleştiren, yargılayan iç sesimizin sesi daha çok yükseldi. Bu ses bizi suistimal eden bir ses. Onu susturmanın en kolay yolu ona ihtiyacımızın olmadığını söylemek, daha çok hayal kurmak. Hayallerimizi anlatmak. Yargılamadan, eleştirmeden, talepkar olmadan anlatmak ve dinlemek. Bunu beraberce, bir odada toplanarak, masallar eşliğinde yapmak. Babaannemizin, ninemizin bize yaptığını şimdi bizim kendimize, yetişkinliğimize yapmak. Savaş alanından çıkıp oyun alanına dönebilmek.

G: Herkes hayal kuramayabilir. Yani zor bir şey değil belki ama hayal kurmanın gücüne inanmak, bunu hayatına dahil etmek  herkesin başarabildiği bir durum değil. Bu nedenle de birlikte masal dinlemek, birlikte hayal yolculuğuna çıkmayı kolaylaştırıyor. Birlikte kurulan hayaller paylaşılıyor, paylaşıldıkça da zenginleşiyor. Ve hayal kurmanın gücü bize güç veriyor.

ESKİ MASALLAR ŞİFALIDIR
MASAL OKUNMAZ, OYNANIR

Masalların sıradan metinler değil de binlerce yıllık evrimin neticesinde oluşan adeta bir hücre, organizma olduğuna sürekli geliştiğine dikkat çekiyorsun. Masallarla yola çıkılan bu yolculuk bizlere ve çocuklarımıza neler katıyor?

M: Evet, metin yuvarlaktır. Masalların kendilerine has evrimsel süreçleri vardır, olmalıdır. Metinde durduğu gibi durmazlar. Anlatanın, anlatılan yere, zamana ve dinleyenlere göre yeniden yorumlaması gerekir. Masal dramaturjisi mutlaka bir masal anlatıcısının üzerinde titizlikle durması gereken bir çalışma olmalıdır. Masallar gerçekten de birer hücre gibi, etraflarına adapte olabilmek ve hayatta kalabilmek için sürekli öğrenen, kendini geliştiren yaşam formlarıdır. Masallar canlıdır. Anlatıcıları sayesinde nefes alıp verirler. Ve dinleyenlerine nefes olurlar. Anlatıldıkça hayata daha sıkı bağlarla tutunurlar. Anlatılmazlarsa unutulurlar. Yazılı bile olsa, anlatılmayan hikaye silinir. “Söz uçar yazı kalır” ifadesi galiba masallar için geçerli değil. Söz ile uçmak ne kadar büyülü bir şey. Uçabilmek için de anlatmamız gerekiyor. Masallar üzüm gibi, zeytin gibi, kahve meyvesi gibi, “teruar”a sahiptir. Yani kendine has bir toprağı, rüzgarı, irtifası, kendini hayatta tutabilmek (yayılabilmek) için çabası vardır. Masalların şifası belki de buradan gelir. Yaşamak için, unutulmamak için hayatta kalma savaşı veren masallar, eski masallar, daha şifalıdır. Tıpkı soğuk rüzgarlarla mücadele edip hayatta kalan kırmızı meyveler gibi. Masal metinlerinin çevrildiği dilde yeniden yaratılmaları da çok önemlidir. Anlatıcının bu metni geliştirerek anlattığı kitleye uyarlaması gerekir. Bu yüzden masal yalnızca okunmaz, oynanır. Masal oynamak benim çok sevdiğim bir ifadedir.

G: Sayıların yapı taşı olarak nitelendirilen asal sayılar gibi m/asal/lar da hayallerimizin hayat bulduğu hiç de sıradan olmayan metinlerdir. Nasıl ki asal sayılar sadece bire ve  kendilerine bölünebiliyorsa masallar da  çıktığı dilde, girdiği kulakta ve yerleştiği kalpte hayat buluyor.  Bu yüzdendir  ki masalları dilimizden hiç düşürmemeliyiz. Dilden dile, kulaktan kulağa, kalpten kalbe giden bu yolculuk hiç bitmesin. 

“Performans sanatlarının şehir tarafı tiyatro, köy tarafı masal” kendi masalını unutuyor mu kent insanı hayat koşuşturmasında?

M: Masal anlatıcılığı bir performans sanatıdır. Tiyatro da öyle. Arada kuramsal ve uygulamaya yönelik farklar var elbette. Örneğin tiyatroda bir karakter yaratırsınız. Bir role girersiniz. Bir başkası, diğeri olarak sahnede var olursunuz. Masal anlatırken ise, kendiniz olarak sahnedesinizdir. Gerçek değildir belki anlattıklarınız ama kendi içinde bir gerçekliği vardır. Masallar atalarımızdır çünkü dilden dile günümüze kadar ulaşmış bir halk sanatıdır. Tiyatro bu yüzden göreceli olarak biraz daha kent sanatıdır diyebiliriz fakat ben yine de yaşadığımız coğrafya bağlamında bunu biraz açmak istiyorum. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda yer alan orta oyunu, tuluat, Hacivat ve Karagöz gösterileri aslında masal anlatıcılığı ile çok uyuşan bir yapıdadır. Bunun yanında Türk tiyatro ekollerinden biri olan “Köy seyirlik” sahneleme formu da bu coğrafyanın ürünüdür ve masal anlatıcılığına ışık tutar. Anlatanın ortada ve dinleyenlerin onun etrafında yer aldığı bir sahne yapısı vardır. Antik Yunan’a, tiyatronun doğuşuna tanıklık ettiğimiz dönemlerde de benzer yapılar söz konusudur. Shakespeare’in Globe Tiyatrosu da benzer formdadır. Bu geleneğimizi sürdüren konservatuvar ekollerimizden DTCF Tiyatro Bölümü’nü ve köy seyirlik formda oyun sahneleyen Moda Sahnesi’ni örnek olarak gösterebilirim. Masallar insanların binlerce yıldır doğa ile kurdukları temas neticesinde oluşurlar. Günümüzde doğa ile olan kaybetmiş olduğumuz bir ilişkimiz var. Masallar sayesinde bunu yeniden kurmaya çalışıyoruz. Çünkü masallar bizi tekrar ormana, ağaca, çocuğa/çocukluğa, orman evine, dağlara, denizlere götürüyor. İçimizdeki doğa ile yeniden tanışmaya başlıyoruz. Bu tanışıklık bizi yeni masallar anlatmaya ve yeni ifade etme biçimlerine ittiriyor. Geleneksel Türk Tiyatrosu’ndaki doğaçlama biçimlerimiz hep bu coğrafyada kurduğumuz, oluşturduğumuz kadim geleneklerimizin bir çıktısı. Bu coğrafya hikaye anlatıcılığının beşiği. Tiyatroya kent sanatı diyebiliriz ama örneğin Shakespeare’in konu ederek anlattığı kan davalarını, kıskançlık cinayetlerini, iktidar olma hırsının yarattığı körlüğü, miras kavgalarını, iyi evlat, kötü evlat ayrıştırmalarını, Çehov’un toprak ve sınıf ayrımını konu ederek irdelediği aydın, kırsal, köylü insanı hikayelerini, bizim coğrafyamızın insanından, Türk köylüsünden daha iyi hangi kent soylusu anlayabilir?

G: Masallarla büyüyen birisinin masalını unutacağını hiç sanmıyorum. Kent hayatı insanı buna zorlasa da çocukluğunda masal dünyasına girmiş birisi er ya da geç kendisini yine masalının içinde bulur.

ANLATACAK HİÇ KİMSE YOKSA SUYA ANLAT

Abim küçükken uyumadan önce kendi uydurduğu masalları anlatırdı kardeşim ve bana. Anlattığı masalların daha da eşsizini rüyamda görürdüm uykuya daldığımda. Masallar ile rüyalar arasındaki bağlantıyı anlatabilir misin?

M: Aslında masallar modern psikolojinin dediği her şeyi içinde barındırıyor. Rüya, başlı başına üzerinde çok ayrıntılı sinir bilimsel araştırmaların yapıldığı ve gizemini koruyan enteresan bir hal. Ama şu kabul edilebilen bir gerçek ki, rüyalar bize ihtiyaçlarımızı fark ettiriyor. Bilincimiz açıkken fark edemediğimiz temel ihtiyaçlarımızı alt bilincimizin devreye girdiği rüyalarda görüyoruz. Masallar da bilincimiz açıkken dinlediğimiz uyku halleridir. Kıssadan hisselerdir. İhtiyacımızı belirlemek için iyidir. Masalların içinde korkutucu öğeler vardır. Kabus görmemize sebep olabilir. Ancak korku, doğru okunduğu zaman bize temel bir ihtiyacımızı göstermek isteyen, bizi koruyan iyi bir rehberdir. Kabuslarımızı doğru okursak mutlaka öncesinde hızımızı alamadan girdiğimiz bir duygusal virajımız olduğunu görürüz. Uykunun gördürdükleri çok kıymetlidir. Uyumadan çıktığımız uykularımız olan masalların kıymeti çok büyük.

G: Masallarda da rüyalarda olduğu gibi kayboluyor insan. Ve her ikisinde de kendimizi bulduğumuzda  yeni bir tarafımızla karşılaşıyoruz. Bilinçaltımızdaki düşünceler hem rüyalarımızda hem de masallarla daldığımız hayallerle gün ışığa çıkıyor.

Her insanın hayatında olmalı mı masallar? Masal dinleyerek büyüyen bir çocuk ile hayatında masal olmayan bir çocuk arasında büyüdüğünde nasıl bir ayrım olacağını düşünüyorsun?

M: Yalnızca masal değil, hikayenizi anlatmazsanız unutulursunuz, silikleşirsiniz. Üşenmeden anlatmalıyız, kendimizi elimizden gelebildiğince ifade etmeliyiz. Babaannem, “anlatacak hiç kimse yoksa suya anlat” derdi. Çünkü anlata anlata daha iyi anlatıyoruz. Beyin tekrarı ve antrenmanı çok sever. Anlatıcılık, masalcılık tekrar işidir. Anlattıkça öğrenirsiniz. Bu yüzden masalsız bir hayat bizi betonlaştırır. İnsana bahşedilmiş en sihirli yeti olan “anlatmak” eyleminden kendinizi alıkoymayın. Anlattıkça hatırlarız, anlattıkça unutmayız.

G: Masallar bize hayaller kurduruyor ve kurduğumuz hayallerde kayboluyoruz. Ve bu kayboluşlarla her şeyden uzaklaşarak hafiflemiş bir şekilde kendimizle yeniden buluşuyoruz. Masallarla büyümeyenler hayal dünyasından da bu kayboluşlardan da bihaber oluyorlar. Onların hayatında her şey fazlasıyla tekdüze oluyor. Hayal kuramayan bir çocuk aslında tam olarak çocuk da olamamış oluyor.

2 yorum:

  1. Müthiş bir etkinlik olmuş. Masal deyip geçeriz meğer neler barındırıyormuş içinde. Çok yararlı bir paylaşım olmuş teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. masallar değil mi zaten dünyamızı renklendiren
      teşekkürler yorumunuza İlhan Bey

      Sil

Sizlerin düşüncelerini öğrenmek harika,
Yorumlarınız benim için çok değerli
Teşekkür ediyorum yazdığınız için :)