26 Aralık 2017 Salı

ANKARA'DA İMZA GÜNÜ



28 Aralık Perşembe günü saat 16:00'da, Nurşen Güllüoğlu'nun "Mutfağın Hatıra Defteri" kitabının Ayizi Yayınevi ofisinde imza günü olacak

Adres: Ayizi Kitap, Atatürk Bulvarı, Bulvar İşhanı, 223/12 3. Kat TÜBİTAK Binasının hemen yanı
Kitabı almadıysanız oradan da temin edebilirsiniz....

LEYLAK DALI 2009 Haziranında ilk yazısında HOŞGELDİM diyerek

"Dostları özlemle kucaklamayı unutma
Çocuk sevmeyi, çiçek koklamayı unutma
En zorlu anındayken bile kavganın
Gökyüzüne bakmayı unutma..."

Ataol Behramoğlu'nun şiirini paylaşmıştı. 

O günden beri de farkını gösterdi güzel blog yazıları ile,
Mutfağın Hatıra Defteri çıktığında hemen alıp, bir solukta okudum
Şimdi de ilk imza günü var Ankara'da,
Ben orada olacağım sizler de gelirseniz hem tanışırız, hem kitabımızı imzalatırız, sohbet ederiz,
Ne dersiniz?

25 Aralık 2017 Pazartesi

HAYALDİ GERÇEK OLDU

Bu hafta sonu Özgün Atölye’ de çocuklara yeni yıl masalları anlattık ve birlikte seramikten yeni yıl süsleri yaptık. Didem ile daha çiçeği burnunda atölyesi ile ilgili planlarını ve yirmi yıllık profesyonel iş hayatını bırakıp seramik atölyesi açma hikayesini konuştuk.
 Didem Özgün kimdir, nerede doğdu, hayat basamaklarını nasıl çıktı?
Siirt’te doğdum ama babamın görevi sebebiyle çocukluğum çok farklı şehirlerde geçmesine rağmen en fazla Ankara’da yaşadım ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladım.
Üniversitede farklı bir seçim yapmayı ister miydiniz?
Benim okuduğum yıllarda aileler çocuklarını keşfetmek için şimdiki gibi fazla kafa yormazlardı. Ben de kendimi bir şekilde ekonomi okurken buldum. O zaman henüz el sanatlarına ilgim olduğunu kendim de fark edemediğim için doğru tercih gibi geliyordu.
Seramik hayatınıza nasıl girdi?
Üniversite eğitimimi bitirip çalışma hayatına başladığımda ev dekorasyonuna ve dekorasyonda kullanılan objelere ilgi duyduğumu fark ettim. 1997 yılında bir seramik atölyesine devam etmeye başladım. Ancak bir süre sonra evlenip semt değiştirmemiz sebebiyle seramiği bırakmak zorunda kaldım. Bu arada eşimin askere gitmesiyle beraber boş vakitlerimi değerlendirmek amacıyla farklı hobiler edinmeye ve geliştirmeye başladım.
Yirmi yılı aşkın bir süre yoğun bir şekilde çalıştığınız kurumdan ayrılmaya nasıl karar verdiniz, arkadaşlarınızın, ailenizin tepkisi ne oldu? “Mis gibi işin var, sakın ayrılma” mı dediler yoksa cesaretlendirdiler mi sizi?
Her zaman kafamın bir köşesinde yıllarca biriktirdiğim hobilerle ilgili bir şeyler yapma isteği vardı ama doğru zamanlama yapmak istiyordum. Son iki yıldır artık bu istek çok baskın hale gelmeye başlamıştı ve girişimcilikle ilgili çeşitli eğitimlere katılarak ve kitaplar okuyarak kendimi artık bu fikre iyice alıştırmaya başlamıştım. Nihayetinde kendimce doğru olduğuna inandığım bir zamanda işten ayrılmaya karar verdim. Ailem ve arkadaşlarım da bendeki bu hevesi bildikleri için aslında çok da şaşırmadılar ve her zaman desteklediler.
didem ozgun (8)

SEVEREK YAPILAN HER İŞTE BAŞARI YAKALANIR

Özgün Atölye ile “hayallerim gerçek oldu” diyor musun? Birçok bahanelerle hayallerini erteleyenlere neler söylemek istersiniz?
Tabii ki diyorum. Bir gün mutlaka olmasını istediğim şey gerçek oldu. Çünkü hepimiz bir noktada bulunduğumuz durumu kanıksayıp daha farklısının olabileceğini unutuyor ve hayallerimizi sürekli erteliyoruz. Ya da çok fazla üzerinde düşünüp tüm ihtimalleri ortaya koyduğumuzda düzenimizi değiştirmeye cesaret edemiyoruz. Ben severek yapılan her işte atılan her adımda başarının yakalanacağına inanıyorum. Kendim de bu düşünceyle yola çıktım.
İş hayatının koşturmasında yapmayı isteyip de fırsat bulamadığınız neler vardı? Şimdi onları yapabiliyor musunuz?
İş hayatının temposundan özgürce vakit geçirmeyi çok özlemiştim. İşten ayrıldığımda bu özgür anların tadını çıkarmaya çalıştım. Yaz tatilinde çocuklarımı hangi yaz okuluna göndereyim diye düşünmeden onlarla çok güzel bir tatil geçirdim. Tabii şimdi biraz atölyeye bağımlıyım ama zaten atölyeden çıkmak istemediğim için de bundan şikayetçi değilim.
Özgün Atölyede neler yapacak Didem, planlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Özgün Atölyeyi herkesin keyifle geleceği ve ayrılmak istemeyeceği bir atölye olarak düşünüyorum ve yıllarca edindiğim birikimleri aktarmak istiyorum.   Ağırlıklı olarak çini, seramik ve bronz kilinden takı yapımı ve çocuk atölyeleri olacak. Zaman zaman farklı tasarımcıları ve eğitmenleri de atölyemde ağırlamak istiyorum.
didem ozgun (6)

22 Aralık 2017 Cuma

BOMBASTİK BİR TAT: BAL KABAKLI PASTA

Çok pratik, pratik olduğu kadar da lezzetli bir tarif vereceğim sizlere,
Tadı damağında kalıyor yedikten sonra, 
"Bu ne muhteşem bir pasta" demiştim ben ilk kez Selda'da yediğimde,
Bal kabağından pasta nasıl olur ki? diyerek ön yargılı yaklaşmıştım,
Püf noktası ise bir gece buz dolabında beklemesi,
Hemen tarife geçeyim;
Sadece 4 malzemeli bu anlatmalar doyamadığım pasta
1. Hazır pasta tabanı (ben Uno kullandım)
2. Kahvaltılık kaymak,
3. Ceviz 
4. Kabak tatlısı,
Servis için;  Tahin

Güzelce şekerini az tutmamaya özen göstererek kabak tatlısını pişirin ocağın üzerinde,
Soğuyunca miksırlayın, 
Pasta tabanının üzerine oda sıcaklığında yumuşamış olan kaymağı sürün, üzerine püre halindeki kabağı, en üstüne de ezdiğiniz cevizi ekleyin,
Üstüne diğer pasta katını kapatıp, kabağı üzerine krema gibi sürüyoruz,
Cevizle süsleyip buzdolabına koyuyoruz,
Dilimleyince üzerine tahin dökerek servis yapıyoruz,
Bol bol like (beğeni) alacağınızı garanti ediyorum !
Tatlı yemenin insanı mutlu ettiği doğrulanmış bir tespit,
Abartıya kaçmadan dozunda yemenin bir zararı yok diye düşünüyorum,
Siz ne dersiniz?

Gerçi ben 35'e kadar şanslı azınlıkta idim, 
Metabolizmam hızlı çalıştığı için yediğime içtiğime hiççç dikkat etmezdim,
Bunun yanında kilo da almazdım,
Ne zaman ki, yaş kemale erdi yediklerim yaramaya başladı !
Yani kilo olarak bana dönmeye başladı,
O zaman çaya 3 şeker atan ben, şekeri kestim,
Yediğime içtiğime dikkat etmeye başladım,
Pasta börek yapıp yedirmeye  bayılırım,
Kendim de ucundan azıcık tadarım,
Formül bu, dostlar :)))

20 Aralık 2017 Çarşamba

TANRININ KUCAĞINDA UYUYOR VE RÜYA GÖRÜYORUZ

Pınar Eğilmez’in ilk kitabı Uçan Tabut’ta, Bora, Selin, Saadet, Nilay, Hikmet (Arif Dede), Füsun, Didem, Cem, ve Ömer’in birbirlerinin hayatına dokunan sıra dışı hikayesini film izler gibi bir solukta okudum. Yazarın güçlü kalemi bizi, bu dokuz karakterin “kendine uyanış” hikayesine ve inanç dünyasına etkili bir şekilde dahil ediyor.

Son ayların çok satan kitaplarından olan Uçan Tabut’un yazarı Pınar Eğilmez mühendis eşinin işinden dolayı üç yıldır kızı ve eşiyle birlikte Katar’da yaşıyor. Kısa süreliğine geldiği Ankara’da benim söyleşi talebimi kabul etti ve sorularımı içtenlikle yanıtladı. Kitabının bu kadar ilgi çekmesinin, kitaptaki her bir karakterin geçmişlerinin ve geleceklerinin merak edilmesinin kısacası, kitabının bu kadar sevilmesinin mutluluğunu yaşadığına şahit oldum.

“Dış hatlarda cenazeni bekliyorum oğlum. Uçan tabut bekliyorum.

Dostluk bu mudur lan! Dostunun her dediğine her yaptığına “he” demek midir? Dost, dostunu sarmalı, yerden yere vurmalı. Dostluklarının çıkarını ve hatta dostunun çıkarını değil, dostunun göremediği ona lazım geleni gözetmeli.” (Cem’in Akıl Çorbası ve Uçan Tabut)

Siz dostunuzun yanlışını yüzüne söyleyebilenlerden misiniz? Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz bize?

Söyleyebildiğim dostlarım oldu. Söyleyemediğim dostlarım oldu. Bana da söylendiği veya söylenemediği oldu. Sanırım aslolan zamanlama ve ne söylediğinden çok nasıl söylediğin. Nasıl söylediğin bütün kapıları açacak olan sihir bence.

İÇ SESİNİ DİNLE O,  BÜTÜN EVRENDİR

“Ya yaşam, saçma sapan bir rüyaysa? Ya bir b.k değilsek gerçekten? O zaman, rüyada anlam aramanın alemi var mı? Rüya, deyip geçmeli her olan biteni. Bir halt ediyormuşuz gibi analiz edip durmak saçma, her şeyi.” (Cem’in Akıl Çorbası ve Uçan Tabut)

“Başımıza gelenler, gerçek değil. Biz gerçek değiliz. Tek gerçek var, o da Tanrı. Biz gerçekte Tanrı’nın kucağında uyuyor ve yaşamak sandığımız bir rüya görüyoruz. O ise, başımızı okşayarak uyanmamızı bekliyor.” ( Hikmet/Ayyaş)

Size bu sözleri yazdıracak güçlü bir inanç görüyorum satırları okudukça. En çok nelerden etkilendiniz? Mevlana, Tasavvuf, Zen Budizm’i vb. Yoksa sizin “O” hikayeniz mi sizi etkiledi?

Evet inançlıyım. Ama inançtan ne kastettiğinize bağlı. Yoksa, bazıları tanrıya inanmaz ve tanrıya inanmamak da bir inanç biçimidir nihayetinde. Kelimenin temel anlamıyla ‘inanmaktan’ hiçbir türlü kaçamazsın. Evet ben tüm yaşamımızın bir rüya olduğuna inanıyorum. Bu yönde inançlıyım. Beş duyu organlarımıza dayanarak ‘gerçek’ diye addettiğimiz bu yaşamın içinde atomun ve dolayısıyla maddenin yüzde doksan dokuzunun boşluk olduğu çok zaman önce ispat edildi. Bunu sadece göz ardı etmeyi, düşünmemeyi seçiyoruz. Ben ise hatırlamayı. Benim inançlarımın ise  yönünü belirleyen tabi ki kendi hikayem. Ve bence zaten herkesin kendi hikayesi inançlarının yönünü belirler. İçine doğduğun toplum, aile, yaşadıkların ve yaşamadıkların hikayeni belirler. Hikayen de inançlarını.

Ancak gözlerini sımsıkı kaparsan dünyayı gerçekten görebiliyormuşsun meğer. (Didemin Aynaları)

“Beni, iç sesini dinle, iç sesin bütün evrendir. İç sesin yanında, bütün evren yanında. Yalnız değilsin ve hatta zaten daha ne kadar kalabalık olabilirsin? diyordum sana. Duymayı reddettin.” (Didemin Aynaları)

İç sesinizi her zaman dinler misiniz? Şimdiye kadar iç sesinizi dinlediğiniz veya dinlemediğiniz için pişmanlık yaşadınız mı?

İç sesimi her insan gibi ben de ıskalarım. Her zaman dinlemem. Çünkü zihin çok gürültülü, akustiği kötü bir konser salonu. Evet, her pişman oluşumdan sonra içten içe doğrunun ne olduğunu aslında bildiğimi ve iç sesimi duymamayı seçtiğimi hep hissettim.

 TEK BİR YAŞAMIN UNSURLARIYIZ


“Düşündüm ki, kendimizi ayrı, kopuk, tek, çözümsüz ya da yalnız hissettiğimizde hepimiz birer ADA oluyoruz. Oysa önce kızım sonra hepimiz bilelim istedim ki, herhangi bir ADA çevresini kuşatan su kütlesinden mütevellit illüzyonu fark ettiğinde; bir dağın zirvesi, bir dalgalı coğrafyanın engebesi olduğunu görecek. Güçlü, sağlam, büyük yerkürenin o güzel parçası olduğunu. Yalnız değiliz, hiç olmadık, olmayacağız.”

Sosyal medyayı özellikle instagramı faal kullananlardansınız. Kızınız Ada için yazdıklarınız hayata bakışınızı gösteriyor adeta. Bu kadar güçlü mü bakıyorsunuz hayata?

Bu bakış biçiminde güçten çok huzur görüyorum ben. Ayrı, kopuk ve yalnız yaşam formları oluşumuzdan ziyade ‘tek bir yaşam’ın unsurları olduğumuza inanmak bana huzur veriyor. Ve bunu başkalarından önce unuttukça hatırlamak için kendime söylüyorum ben.

YÜZÜMÜZÜ İYİLİĞE, HUZURA DÖNELİM

“İyiler de var bu dünyada. Katıksız iyiler.  Duruyorlar öyle, hiçbir şey yapmadan. Sadece iyi olarak duruyorlar. Kıpırtısız. İşte onların her biri, bir başına, bin kötüye denk geliyor olmalı. Öyle değil mi?” (Hikmet/Ayyaş)

Gazetelerde, televizyonların haber bültenlerinde o kadar çok kötü olay görüyoruz ki. Bunca kötülük içinde içimizdeki iyiliği, huzuru nasıl koruyabiliriz? Sizin bu konuda tavsiyeniz olur mu?

Tavsiyem yüzümüzü iyiliğe, huzura dönmek olur. Neye dikkatimizi verir, ne yöne bakarsak onu çoğaltacağımıza inanıyorum çünkü. Tıpkı kötü davranışları olan bir çocuğu bu yönleriyle yerden yere vurmak yerine, iyi yönlerini vurgulayıp överek onu düze çıkartmak gibi.

“Etiketleme yapmaktan uzak dursa insanlar keşke ve yormasalar birbirlerini. Kategorize edilemeyecek kadar engin bir denizdir insanların ruh çeşitliliği. Kendi müstesnalığı içinde baksak o tek bir insana ve böylece bazı insanlardan hep iyilik, bazılarından da hep kötülük geleceğini düşünmesek keşke.”

İnsanın iç huzuru ve dengesi, dış etkenlere bağlı olarak da değişiklik gösteriyor. İnsanları olduğu gibi kabul etmek hiç de kolay değil. Hangi aşamalardan geçmeli insan ki, bu görüş açıcını yakalasın?

Bir sessiz olur da içine bakarsa insan, karşısındakinde eleştirdiği, yargıladığı her ayrıntıyı kendi dünyasında da barındırdığını görür. ‘O çok kıskanç biri!’ Öyle mi? Bir kez olsun kıskançlık duymadıysan karşındakinde gördüğün kıskançlığı tanıyamazdın, inan.
“Dünyada anlam arayışının sonu gelmez. Hiçbir şeyin bir anlamı olmak zorunda değildir ve her şeyin bir anlamı vardır. Bu, neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine ise, “dünya” denir. Bence öyledir.” (Ömer/ Garip Bir Adamım Ben)

Kitap bu çok etkileyici paragrafla sona eriyor. Kitabınızın çok sevilmesi ve çok okunmasının sırrı nedir sizce?

Komedyen olsaydım ‘güldürürken düşündürdüm’ klişesi ile size espri yapardım. Şaka bir yana, hızla okunup sonra okuru illaki kendisi ile ilgili bir şeyler düşünmeye yönelten bir roman olduğu için sevildiğini düşünüyorum.

Kitabınızı film olarak beyaz perdede görebilecek miyiz?


Sanırım göreceğiz. Biri sinema filmi diğeri internet dizisi olmak üzere iki teklif aldım. Henüz sonuçlandırmadık.

MASALLARLA HAYAL KURMAYA VAR MISIN?


Biz hafta sonu çocuklarla birlikte çok eğlendik; ay dünyayı dönmeye devam etmesi için ikna etti. Kış uykusuna yatan ayı yeni yıl kutlamasına neyse ki katılabildi, küçük çocuk bahçedeki çam ağacını süsleyerek hayaline kavuştu. 

Üç farklı mekanda geçen, üç farklı yeni yıl masalını masal masal içinde interaktif anlattık Kezban ve Gülden ile birlikte. 
Biliyorsunuz Gülden'in sesli masal sitesi olan hikayemasal.com'da yazdığı masalları, gönüllü masal anlatıcılarının sesinden dinliyoruz. 
Biz de oradaki masallarla güzel bir etkinliğe imza attık.
Çok yakında Gülden'in yazdığı  "Geri Dönüşmek İstemeyen Ayı" Masal kitabı D&R'larda olacak

Masalları anlatırken çocuklara sorduğumuz sorulara verdikleri cevaplar ve heyecanları görülmeye değerdi, Anne babalar da ilgiyle dinlediler,
Şimdiki çocuklar ve ebeveynler çok farklı, hafta sonu çocukları ile kaliteli zaman geçirmek için atölye çalışmalarına götürüyorlar onları,
Müthiş bir bakış açısı,
Hem oynuyor, hem eğleniyor hem de birlikte vakit geçiriyorlar,
Masallar bitince de Kezban çocuklarla keçeden  atölyede yeni yıl süsleri yaptırdı ve yaptıkları süsleri çocuklara hediye etti. 

Etkinliğimiz Ankara'da Toprak Baba Yaşam Merkezinde gerçekleşti.
Bir sonraki etkinliğe sizleri de bekleriz çocuklarınızı alıp gelin. Eğlenme garantili :))
Benim ilk tecrübemdi, çok heyecanlıydım. Çocuklarla birlikte olmak onların enerjisi çok iyi geldi. 
Bu hafta sonu da Özgün Atölye'de hem seramikten yeni yıl süsleri yapacak çocuklar hem  de bizim anlattığımız masalları dinleyecekler....

15 Aralık 2017 Cuma

10 Süper Besin

Osman Müftüoğlu süper besinlerden bahsetti geçen gün. Malum kış geleli bir hapşırık, tıksırık herkeste. Çocukların hasta olmasına ise ana baba olarak üzüldüğümüz yetmiyormuş gibi bir de fazla antibiyotik kullanıyorlar diye de üzülüyoruz. Aslında hasta olmadan iyi beslenmek lazım. Vücudu güçlendirelim ki, hasta olmayalım. 
Görseller: Ofisimden
1.       YOĞURT: Probiyotik bakteriler, proteinler, D ve B vitaminleri, kalsiyum ve diğer vitaminlerden zengin yapısı, içindeki omega-3 gibi süper yağlarla birleşince yoğurt otomatik olarak birinci sıraya yerleşiyor.

Her yemek masasında eksik etmediğim yoğurt benim oğlanlar tarafından pek rağbet görmese de ayran yaparak bu soruna çözüm buldum :)

2.       KEFİR: Kefir tam bir “probiyotik bombası”. Bilinen en güçlü, en etkili bağışıklık güçlendirici içecek! Tadı başlangıçta güzel gelmese de ısrar edin, tekrar deneyin, alışacaksınız. Meyveli kefir içeceklerinden de faydalanmayı düşünün.

Ne mutlu bana ki, 3 yıl önce arkadaşım Gül sayesinde bu bakterilerle aşk yaşıyorum. Onlar benim kıymetlim. İtina ile sütümü her hafta mayalıyorlar, onları bebekler gibi süzüp bir sonraki maya için alıyorum kavanoza. Gözüm gibi bakıyorum ve üredikçe eşe dosta dağıtıyorum. Şiddetle öneririm, ben çok ama çok şifasını gördüm.

3.       TURŞULAR: Turşuların hepsi güçlü birer bağışıklık dostu.

Turşu deyince bile dişlerim kamaşıyor canım turşu istiyor. Öyle tutkunum turşuya :)  Hele de kış günlerinde sofradan eksik etmiyorum. 

4.       BALIK: Omega-3 yağlarından zengin yapısı, kaliteli proteinlere sahip oluşu, D vitamini, fosfor ve kalsiyum zenginliği “bağışıklık dostu besinler” sıralamasında balığı üçüncü sıraya yerleştiriyor. Özellikle küçük (bebek değil) ve soğuk sularda yetişen balıkları tercih edin.

Balık sever bir eşim olduğu için şanslıyım. Güya Karadenizli olan benim ama Mahocum sağolsun onun sayesinde öğrendim ben balıkları. Hamsiden başka tanışıklığım yoktu oysa ki :) O nedenle de her hafta en az bir kere balık keyfi yaparız.

5.       SEBZELER: Bağışıklık güçlendirici sebzelerin en önemlileri lahana, karnabahar, turp, sarımsak ve soğandır. Bunları mantar, ıspanak, maydanoz ve kırmızı pancar izler. 

Ne yalan söyleyeyim çocukken sebze yemekten hiç de haz etmezdim. Zeytinyağlı sebzeleri ise yemekten saymaz salata niyetine ucundan yerdim. Ne zaman ki, yaş kemale erdi, sebze yemenin çok önemli ve gerekli olduğunu fark ettim sebzeye verdim kendimi. Kahvaltıda bile maydonoz, dereotu, marulu eksik etmemeye başladım.

6.       MEYVELER: Bağışıklık sistemine güç veren meyvelerin ilk sırasında portakal-limon-greyfurt-mandalina, yani “turunçgiller takımı” var. Bu listenin yeni yıldızı ise “nar”. Bu listede muz da mutlaka olmalı.

Korkarak yemeye başladım meyveyi. İçindeki şekerden dolayı. Muz en sevdiğim meyveler arasındadır. Sıkma portakal greyfurt suyunu da çok severim ancak kontrollü tüketmeye dikkat ediyorum.

7.       KURUYEMİŞLER VE YAĞLI TOHUMLAR: Bağışıklığı güçlendiren kuruyemişlerin birinci sırasında badem var. Listeye fındık ve cevizi de eklemeniz uygun olur. Ancak kalori yüklü olduklarından dikkatli tüketilmelerinde fayda var. Keten tohumu yağlı tohumlar içinde en güçlü olanı. Nedeni de omega-3’ten zengin yapısı. Onu ayçiçeği çekirdeği izliyor. İkisini de salatalarınıza veya yoğurdunuza eklemeyi ihmal etmeyin.

Bayılırım kuruyemişe . Çekirdek çitlemek ise milli sporumuzdur film karşısında. Keten tohumu yok chia tohumu gibi her dakika moda gibi çıkan allengirli ot çöple seviyeli bir ilişkimiz bile olamıyor. Bana göre değiller kendileri :) Karadeniz uşağı olarak fındık başımın tacıdır. Ceviz ise olmazsa olmazım.

8.      ŞALGAM VE BOZA: İkisi de probiyotik ve prebiyotik zengini geleneksel besinler. İkisi de lezzetli mi lezzetli. Yaz kış tüketilebildiği için şalgam biraz daha şanslı. Ayrıca antioksidan gücü de bozadan daha fazla.

Bozayı tarçınlı ve leblebili içmeyi severim.  Şalgam ise hayatımda olmayan bir besin. Benim safram ve midem malesef  çiğ  sarımsak ve soğanı sevmiyorlar, hazmetmekte zorluk çekiyorlar. Şalgam suyunun da rahatsızlık vereceğini düşündüğümden dolayı uzak duruyorum kendisinden.

9. ÇAY: Yeşil veya geleneksel siyah çay, hangisini içerseniz için ikisi de bağışıklık dostudur. Bu listeye ıhlamur, zencefil ve tarçın çayını da ekleyebilirsiniz. Listeniz daha bir havalı olsun istiyorsanız ekinezya ve kuşburnu çayını da deneyin! 

Çay zaten memurusun favori içeceği. Gün içinde bir adet yeşil çay içmeye zorluyorum kendimi. Tarçını ve limonu suyumdan eksik etmiyorum. Ihlamur ise grip olduğumda sarıldığım bir içecek. Bitki çayları ile aramın olmadığından bahsetmiş miydim size?

10.   PREBİYOTİK GIDALAR: Az olgun muz, bamya, pırasa, elma, yer elması, pancar, kereviz bence en önemlileri.

Yer elması ile tanışıklığım evlendikten sonra oldu. Mahocum öyle çok seviyor ki, bir zeytinyağlısını yapıyor parmaklarınızı yersiniz. Kereviz benim kış zeytinyağlıları arasındaki favori yemeğim. Muz desen çocukluğumun kıymetli meyvası. Hatta evde muz olunca bayram eden çocuklardık biz. Ünye'de muz ne gezer. Antalya'dan arada gelen muzun tadını çıkara çıkara yerdik. Elma iyidir hoştur çok da güzel olur Elmalı Pay'ım.....

13 Aralık 2017 Çarşamba

48'lik Ayşe Arman'a 48'lik Mavianne'den Açık Mektup

Diyor ki bugünkü yazısında Ayşe Arman

BEN artık 48 Ayşe’yim. Hoşuma gidiyor yaşımı söylemek.
Çünkü yaş, vız geliyor tırıs gidiyor. Benim için iki şey önemli: 
1) Enerji
2) Eskimemek

Bir başkası ile hem fikir olmak beni mutlu ediyor,
Ayşe Arman'ı Ayşe'nin Gözlüğü köşesini yazdığı 90'lı yıllardan beri okuyorum,
En mahrem duygularını bile çok rahat  sohbet eder gibi çok içten yazması beni çok etkiler her zaman,

Aşklarını, bebeğinin doğumunu, babasının vefatından önce onu rüyasında görmesi ve sonrasında vefatını öğrenmesini, annesinin Adana'daki bale okulunu ve öğrencileri ile iletişimini, bale resitallerini, kocası Ömer için düzenlediği sürpriz doğum günü hediyelerini ve partilerini, Alya'nın Babaçi ile ilişkisini, tüm hayatını köşesinde öyle samimi anlattı ki....

Bana ilham verdi tüm yazıları ve cesareti, 
Yazının gücünü gördüm ben onun köşesini okudukça,
Yaşadığın duyguların yazıya döküldüğünde daha da kuvvetli hissedildiğini gösterdi bana,
Yazmanın tarihe iz bırakmak olduğunu bir kez de onunla fark ettim,
Bu ilham ile 2006'da blog yazmaya başladım,
Bana ilham veren kadın oldu Ayşe Arman,

Yazmanın,  üretmenin ve paylaşmanın güzelliğini yaşadım,
Üretmek, çalışmak her daim enerjik tuttu beni, 
Yaşadığın çağa uyum sağlayabiliyorsan, ayak uydurabiliyorsan eskimiyorsun,
Kendini her daim genç ve enerjik hissediyorsun,
Bu konuda da katılıyorum ona.

"İyilik Bulaşıcıdır" "Dünyayı İyilik Kurtaracak" inancı için de kutluyorum Ayşe'yi,
Yardıma ihtiyaç duyanlara destek olmasını takdir ediyorum,
Her birimiz kendi çapımızda elimizdeki imkanlarla yapmaya çalışıyoruz,

Eleştirmek, yermek, çamur atmak işin kolayı,
Önemli olan güzeli, iyiyi gördüğünde söylemek, destek olmak ve hakkını vermek,
Hiç birimiz mükemmel değiliz, tabi ki hatalarımız olacak, belki de hoşa gitmeyen şeyler yapacağız,
Önemli olan kalbinden kötülük geçirmemek, 
Hoşgörülü ve affedici olmanın erdemini unutmadan yaşamak en güzeli.
İYİKİ DOĞDUN AYŞE ARMAN

9 Aralık 2017 Cumartesi

DÜNYAYA MEYDAN OKUYAN GENÇ

Sizi bugün pırıl pırıl bir gençle tanıştırmak istiyorum. Daha 18 yaşında olmasına rağmen hedeflerinin ve yaptıklarının büyüklüğü ve coşkusu benim içimi umutla doldurdu. Eminim siz de onunla yaptığım söyleşiyi okuyunca “Berfin gibi gençler olduğu sürece ümidimiz hep olacak” diyeceksiniz.

Berfin’in hikâyesi Mardin’in Nusaybin ilçesinde başlıyor. Öğretmen baba ve ev hanımı annenin altı çocuğundan biri. Üniversite öğrencisi Berfin, 2016 yılında girdiği “Moleküler Biyoloji ve Genetik” bölümünde okuyor. Daha lise yıllarında bilim alanında birçok makale çevirmiş,  astronomi, resim, tiyatro,  fotoğrafçılık ve müzikle ilgileniyor. Amaçlarından biri de gençlere ve çocuklara hayal kurmayı ve araştırmayı öğretmek.

“FUTURE SCİENCE TEAM” BİLİMSEVERLERİ BİRARAYA GETİRECEK

Birçok etkinlikte ve projede yer alıyorsun. Bunlardan bize bahsedebilir misin? Berfin’in bir günü nasıl geçiyor? “Her şeye nasıl yetişiyorsun?” diyenlere cevabın ne oluyor?

Öncelikle merhaba Fatma Abla, benimle bu sohbeti gerçekleştirmek istediğiniz için teşekkür ederim.
Vaktimin çoğunu takip edebildiğim etkinliklerde ve gönüllülük projelerinde yer almak için harcıyorum gerçekten. Her ayın başında o ay gerçekleşecek etkinlikleri listeleyip, bana maksimum kazanımı sağlayacak olan etkinlikleri seçiyorum ve ardından hangilerine gidebileceğimi düşünmeye başlıyorum. Tabii burada devreye maddi durum, etkinliğin gerçekleştiği il, etkinliğin tarihi ve sınav tarihlerime yakınlığını iyi değerlendirmem gerekiyor. Genelde Uzay ve Doğa Bilimleri üzerine olan etkinlikleri takip ediyorum çünkü ilgi alanım bu.

Son zamanlarda en fazla duyduğum şey “Sürekli bir yerdesin, bunlara nasıl yetişiyorsun? Yorulmuyor musun?” gibi sorular oluyor kesinlikle. Ben de beni dışarıdan gören biri olsam aklıma “Bu kızın okulu, dersi yok mu? Parası da mı bitmiyor?” gibi sorular gelirdi. Etkinlikler ve dersler dışında, bilim yazarlığı ve çevirmenlik de yapmaya çalıştığımı düşününce her şeye yetişmek gerçekten zor oluyor ve aldığım tepkilerin de haklı olduğunu düşünüyorum çünkü gerçekten bazen işleri vaktinde yetiştiremiyorum. Bu da benim şu an en büyük problemim olabilir.

Etkinliksiz bir haftada bir günüm, derse yetişmeye çalışmakla başlıyor çünkü muhtemelen önceki gece çok geç uyumuşumdur. Ders aralarında bitirmem gereken kitapları okuyorum çünkü bloğuma kitap önerileri yazmayı çok önemsiyorum ve son girdiğim kitap yazısından sonra 4 kitap biriktirdim, fakat henüz blog yazılarını yayınlamadım. Ders çıkışında kütüphanede çevirmem veya yazmam gereken yazılarla ilgileniyorum, ya da ders çalışıyorum.

Koordinatörlerinden biri olduğum Future Science Team ekibi ile son zamanlarda çok ilgilenmem gerekiyor çünkü ciddi bir hızda büyüme döneminde olan bir platform. Web sitesi kurmak ve her ilden bilim severleri bir araya getirip bilimsel aktiviteyi artırmak amacıyla çalışıyoruz ve şu an koordine eden sadece iki-üç kişi olduğumuz için bu yolda çok fazla sorumluk üstleniyoruz. Her akşam onun görüşmelerini yapıp, değerlendirme yapıyorum. Blog yazılarını ve mail yanıtlarını gece yazıyorum çünkü yurtta kaldığım için oda çok sessiz oluyor, daha dingin oluyorum. Hala yayınlanmayı bekleyen etkinlik, kitap yorumu ve öneri blogları var ve bu ay daha fazla etkinliğe katılmayıp tamamen derslerimle, blog yazılarıyla ve hazırlamam gereken konuşmalarla ilgilenmeyi düşünüyorum. Çünkü bir etkinlik için hafta sonumu ayırdığımda, şehir değiştireceğim için tüm hafta heyecanlanıp kendimi oraya hazırlıyorum ve hiçbir işime tam olarak odaklanamıyorum. Derslerim çok yoğun değil, hatta perşembe ve cuma günleri dersim yok diyebilirim. Bu nedenle hafta sonları şehir değiştirmek beni pek zorlamıyor. Eğer gideceğim yerde kalacak yerim varsa bir gün erken gidebiliyorum hatta.

HERŞEYE YETİŞMEK İÇİN ZAMAN YÖNETİMİ ÖNEMLİ

“Her şeye nasıl yetişiyorsun?” diyenlere cevabım; “Hiç uyumuyorum!” oluyor. Hatta dün gece daha az uyusaydım bu röportajı daha erken yayınlamış olabilirdik. Çevremde ben kadar aktif olan arkadaşlarımdan öğrendiğim en önemli şey zaman yönetimi oldu; şu an zamanımı çok iyi kullandığımı iddia edemem fakat nasıl yapacağımı biliyorum ve deniyorum. Artık boş veya uykuda geçirdiğim zaman gerçekten çok çok az. Günün hangi saatinde neyi yapacağımı günün başında belirliyorum ve her gün bu plana daha fazla uyduğumu görebiliyorum. Bu şekilde yazı işlerini vaktinde yetiştirebiliyor, derslerime çalışabiliyor ve bilimsel etkinliklere katılabiliyor veya etkinlik düzenleyebiliyorum. Geçen sene daha az sorumluluğum ve daha fazla vaktim olmasına rağmen bu sene notlarım çok daha iyi. Bu da düzenin önemini gösteriyor bana. Eğer bu şekilde ilerleyebilirsem bu ay sonuna kadar üç okulu ziyaret edip sunum yapma planım da sorunsuz gerçekleşebilir.

GELECEK BLOGDA

Blog yazarları çalıştayında yüz yüze tanışma imkânı bulduk seninle. Daha önce Evrengünlüğü.net’te Gelecek Vadeden Bloglar  Listesinde yer aldın ve Evren Soyuçok ile canlı YouTube sohbeti yaptın. Tüm bu gelişmeler blog yazarlığı konusunda seni nasıl etkiledi?

Sizi tanıma fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Gelecek Vadeden Bloglar Listesinde bulunmak, aslında blog yazarı olmayı düşünmeden başladığım bir yolda iyi bir blog yazarı olma aşkıyla yürümeye başlamamı sağladı çünkü işini bu denli iyi yapan insanlar tarafından takdir edilmek, bana da bu işi en iyi şekilde yapma ilhamı veriyor. Evren Abi ile yaptığımız YouTube sohbeti de benim için ilkti, bu ilkler bana bu işin değerini görme fırsatı verdi. Sizler gibi uzun zamandır blog yazan insanlardan öğrenecek çok şeyim olduğunu düşünüyorum ve elimden geldiğince tanıklık etmeye ve öğrendiklerimi başka gençlere aktarmaya çalışıyorum. “Gelecek Blogda” mottosu bence çok önemli çünkü birilerinin bu meşaleyi işin erlerinden sonra gençlere aktarması gerekiyor. O gençler de kendilerinden sonra gelecek olanlara aynı şekilde…

Çünkü blog yazmak sadece blog yazmak değil. Daha iyi ifade etmem gerekirse, bir şeyler yazmak onu sadece öylece yazmaktan ibaret değil. Kendi içine dönme, özgün bir şeyler oluşturma süreci, onu oluşturmak ve ardından doğru yere ulaştırmak, paylaşmak ve ortak bir kültürü beslemek çok değerli şeyler ve bana çok şey kazandırdığını bu açıdan fazlasıyla hissediyorum.

KENDİNİZİ GELİŞTİRMEK İÇİN ARAŞTIRIN, SORU SORUN

Astrobiyolog  olma hedefine giden yolda Berfin neler yapıyor?

Berfin lise yıllarından beri bu alanda araştırmacı olmak istiyor.
Bunun için hangi noktalarda iyi olmam gerektiğini, bu alanda çalışan bilim insanlarının CV’lerini kurcalayarak öğreniyorum. Her şeye önce yabancı dilimi geliştirerek başladım, böylelikle bu alandaki güncel makaleleri, haberleri ana kaynağından okuyabiliyorum ve notlar çıkararak terimleri öğrenmeye, hakim olmaya çalışıyorum. Bu alanda çalışan okulların, akademisyenlerin ve laboratuvarların duyurularını sürekli takip ediyorum, stajyer veya yüksek lisans-doktora öğrencileri için aradıkları kriterlere bakarak bunları birer kazanım olarak belirliyor ve o noktalarda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Böylelikle ileride hayalini kurduğum bu laboratuvarların birinde çalışma şansım olabilir.

Kendi okul derslerim dışında yabancı okulların açık derslerini online olarak alıyorum. Bu dersleri dinlemek, makaleleri okumak ağır ağır da olsa akademik dilimi geliştiriyor. Bir konu hakkında soru sormanın ve yanıt aramanın o konuyu kavramada çok önemli olduğunu düşündüğüm için güncel çalışmalar hakkında uzun uzun düşünüp çalışma veya makale sahibi hocalara ve öğrencilere mail yoluyla ulaşıp ara sıra darlıyorum. :) Yanıt almak beni çok mutlu ettiği gibi bu insanlarla iletişim halinde olmak bana motivasyon kazandırıyor.

Bunun dışında bu alanla ilgili çok fazla kitap okumaya özen gösteriyorum; sadece biyolojik veya astronomik açıdan değil, konuyu felsefi açıdan ele alan kaynaklar ufkumu genişletiyor. Biyografik okuma yapmak bana bir gün bu insanların ulaştığı yerlere ulaşabilme umudu aşıladığı için bilim insanlarının hayatlarını, kendi yollarını nasıl çizip ilerlediklerini büyük hayranlıkla okuyorum.

Hepsinden öte, bir gün başarılı bir bilim insanı olma yolunun çok çalışmaktan geçtiğini biliyorum ve artık alan derslerime daha büyük bir aşkla çalışıyorum. Lisedeyken bu alanın içine girmek, onu yaşamak en büyük hayalimdi. Şimdi ise bu yola başlamış bulunuyorum ve ne kadar çalışırsam, o kadar ilerleyebileceğimi biliyorum. Aldığım her olumlu sonuç geleceğe dair heyecanımı katlıyor.

BİR İNSANIN BİR ŞEYİ YAPABİLİYOR OLUŞU, SENİN DAHA İYİSİNİ YAPABİLECEĞİNİN KANITIDIR

NASA Astrobiyoloji Enstitüsü’nde çalışma hayalinin bir gün gerçekleşeceğine inanıyorum. Gençlere büyük hayaller kurmak konusunda neler söylemek istersin?

Şu an dünyanın en büyük kurumlarında çalışanlar da, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bizi yörüngeden izleyen astronotlar da bizler gibi insanlar. Onların da bizler gibi eğitim sürecinden geçip, çok çalışıp, başarılı olup diğerlerinden ayrıldıklarını ve sıyrılarak oralara geldiğini unutmamak gerekiyor. Odaklanmamız gereken nokta sadece onların başarısı değil, nasıl başarılı oldukları. Hiçbiri bulundukları konuma “öylesine” veya “rastgele” gelmedi. Büyük olan her iş önce onu hayal edip kurmanızı, ardından onu gerçekleştirmek için çalışmanızı bekliyor.

Hayal kurmayıp küçük düşünmenin geçerli bir bahanesi olamaz. “Ben uzaya çıkacağım.” dediğimde kimse bana “Hayır çıkamazsın.” demedi, demeyecek çünkü diyemez. Birileri bunu yaptı, o halde ben de yapabilirim. Bu söylediklerimi ve düşündüklerimi sadece ben sınırlayabilirim. Çok sevdiğim bir söz var; “Bir insanın bir şeyi yapabiliyor oluşu, senin daha iyisini yapabileceğinin kanıtıdır.”

Şu an Uzay İstasyonunda deney yapan bir mikrobiyolog varsa, ben onun çalıştığının iki katı çalışarak ondan daha büyük deneyler yürütebilirim. Mesele hayalini kurduğumuz hayatları yaşayan insanlar gibi olmak değil, onların daha iyisi olmak. Bu hem kendimize, hem de bu işe meydan okumak gibi. Meydan okumadan herhangi bir alanda gelişim olmaz, var olanın üzerine hiçbir şey ekleyemeyiz ve sürekli tekrar eder, yerimizde sayarız. Bu nedenle öncelikle var olana yetişmek, ardından onu geçmek için kendimize, ardından tüm dünyaya meydan okumak gerekiyor.

Daha büyük düşünebilmek için genç arkadaşlarıma büyük işler yapan insanların hayatlarına, bakış açılarına tanıklık etmelerini öneririm. Hepsinin hayatında aslında umutsuzluk ve başarısızlığın da yer aldığı, ama bunu aşabildiklerini ve bu yüzden başarılı olduklarını görmelerini isterim. Onların bizden farklı olduğunu düşünmemizin tek sebebi hayatlarında her şeyin harika gittiğini ve fırsatların her zaman onları bulduklarını düşünmemiz. Bu ön yargıyı da sadece tanıklık ederek aşabiliriz. Tüm fırsatlar, büyük işler ve başarılar, birilerinin onları kovalamasını ve yakalamasını bekliyor. Aksi halde gerçek olamazlar.

BİLİM, İDEALİST GENÇLER İLE GELİŞECEK

Türkiye’de bilimin gelişmesi için en önemli adım ne olmalı sence? Sana ilham veren, örnek aldığın rol modelin kim veya kimler?

Türkiye’de bilimin eğitimde baş rolü alması şu an biraz uzak görünüyor. Bu noktada tek çare, bilimsel eğitimi okuldan beklemek değil, onu kendimiz almak ve etrafımıza da kazandırmaktır. Tek umudun gençlik olduğunu ve maruz kaldıkları şeylerin ve aldıkları eğitimin bu yolda pek iç açıcı olmadığını düşünürsek iş bize düşüyor. Müfredat derslerini daha verimli veren bir çok platform var ve artmaya da devam ediyorlar. Bu nedenle interneti bilinçli kullanarak kendi eğitimimizi ve gençlerin eğitimini destekleyecek içerikleri takip edip, eğer yapabiliyorsak buna katkıda bulunmamız gerekiyor.

Hala en önemli adım bu verimli eğitimi okullara getirmektir fakat dediğim gibi, şu an bu çok uzak görünüyor ve bekleyecek vaktimiz yok. Daha fazla okumalı, öğrenmeli ve bunu gençlere de aşılamalıyız. Bizim Future Science Team adlı topluluğumuz ile hedeflediğimiz de bu aslında. Bilimsel eğitimi okul dışında kazandırabilecek aktiviteleri ülkemizin her ilinde ve ilçesinde başlatmak. Bunu biz değil, o illerde ve ilçelerde yaşayan hevesli ve idealist gençler gerçekleştirecek. Biz onları bir araya getirip, bu işi gönüllü danışman hocalarımızla ve gönülü genç arkadaşlarımızla birlikte başaracağız. Herkesin bu noktada elini taşın altına koyma vaktinin geldiğini ve çok geç kalındığını düşünüyorum. Bana ilham veren; bu yolda rehberlik eden başarılı bilim insanlarımız ve hevesli yaşıtlarım, arkadaşlarım. Hepimizin hayali ortak, bilimi, araştırmayı ve hep daha iyisini hedeflemeyi yaşadığı yer ve okuduğu okul fark etmeksizin tüm genç zihinlere aşılamak.

EVRENİ KEŞFE ÇIKMAK İÇİN “COSMOS”U İZLEYİN

Başka gezegenleri merak etmenin, araştırmanın ve bilimle iç içe olmanın zihindeki açlığı giderdiğini ama bu açlığın giderildikçe de arttığını söylüyorsun. Bu konuda izlediğin filmler, belgeseller ve okuduğun kitaplarla ilgili hangi tavsiyelerde bulunursun?

Dünyevi boyutları aşıp astronomik boyutlarda düşünmek, insan zihninin zincirlerini kırıp bir süre boşlukta süzülmesine neden oluyor. Bu boşluk insana kendini “hiç” kadar küçük hissettiriyor. Gündelik yaşamda “gündelik” boyutta olan algılarımızın dışına çıkıp evrendeki ihtişamı ve aynı zamanda kaosu, düzensizliği ve düzeni, doğumu ve ölümü tüm evrendeki yansımalarıyla görüp aslında her şeyi küçük bir toz zerresinde büyüttüğümüzü ve evrenin de kalbinin attığını, evrenin yaşadığını hissediyoruz. Hem onun önemli bir parçasıyız, hem de fark edilemeyecek kadar küçüğüz.

Bu konuda kitap, belgesel ve film önerisi isteyen arkadaşlarıma öncelikle neyi izlediklerini veya okuduklarını, nereden başlamak istediklerini sorarım. Fakat şu an benim ilk izlediğim ve ilk okuduğum şeyleri saymam daha mantıklı olacaktır, bunları bilen ve dahasını isteyenler olursa iletişime geçebilir ve daha fazlasını birbirimizle paylaşabiliriz.

Bu konuda ilk okuduğum kitap, Carl Sagan’ın Cosmos’u idi. Henüz hiç bilgim ve birikimim yoktu bu kitabı okuduğumda, fakat başlamam için gereken ilhamı almamı sağlamıştı. Aynı zamanda Cosmos belgeseli de her şeyden önce muhakkak izlenmesi gereken bir belgesel serisi. 13 bölümden oluşup, her bölümde sizi evrenin farklı noktalarına doğru keşfe çıkaran bir belgesel. Bunlardan sonra, Stephen Hawking’in kitaplarını almış ve çok sevmiştim. Ceviz Kabuğundaki Evren, Zamanın Kısa Tarihi, Büyük Tasarım gibi kitaplar zaman ve boyut algımı tamamen değiştirmiş, ufkumu genişletmişti. Aynı zamanda Stephen Hawking’in 3 bölümden oluşan Büyük Tasarım belgeselini de tavsiye ederim.

Carl Sagan’a büyük hayranlık duyuyorum ve kitaplarının, belgesellerinin bugünkü hayal kuran ve çok fazla merak eden insan olmamda katkısının çok büyük olduğunu söyleyebilirim. Soluk Mavi Nokta, Kozmik Bağlantı, Milyarlarca ve Milyarlarca gibi kitaplarını tavsiye ederim.

Gökyüzü gözlemine merak duyduktan sonra ne okuyacağımı bilmiyordum ve sürekli internetten araştırarak öğrendiğim şekilde gökyüzünü tanımaya başlamıştım. Fakat daha sonra bu konuda da çok zevkli kitaplar keşfettim. Özellikle ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisi arkadaşlarımıza gökyüzünü tanımaları için güzel bir başlangıç olabilecek, çok değerli Mehmet Emin Özel ve Talat Saygaç hocalarımın hazırladığı “Gökyüzünü Tanıyalım” kitabını önerebilirim.  Bunun dışında Charles Laird Calia’nın “Yıldızlar Altında Bir Yıl” ve Isaac Asimov’un “Patlayan Güneşler” kitabını çok çok seviyorum ve meraklısına öneriyorum.

Belgesel önerilerine National Geographic’in “Başka Dünyalar”, “Evrenin Ucuna Yolculuk”, “Bilimin ta Kendisi: Derin Uzay Sondaları”, “Evrenin Gizemi; Dünya Dışı Yaşam Formları” belgesellerini ve Discovery Channel’ın “Stephen Hawking Evreni Anlatıyor” belgeselini eklemek istiyorum.
EVRENDE YALNIZ DEĞİLİZ

Evrende yalnız olmadığımızı düşünenlerdenim ben de. Biz dünyalılar uzaylıları hafızamızda sanki görmüş gibi canlandırıyoruz. Tabi bunda Hollywood filmlerinin etkisi büyük. Diğer gezegenlerdeki canlı yaşamına dair ne düşünüyorsun?

Şu an Dünya dışı yaşam araştırmaları filmlerde gördüğümüz canlılara değil, gezegenlerin yaşam olanaklarına odaklanıyor. Yani aradığımız şey sadece şu an değil, yaşamın bizden önce ve gelecekte de var olma ihtimali. Bu doğrultuda kendi Güneş sistemimizdeki gezegenlere ve şartlarına bakınca, beklentiyi düşürüp zeki ve bize benzeyen canlılara değil de mikroorganizma düzeyinde canlı arayışına odaklandık. Bu da çok detaylı deneyler ve araştırmalar gerektiriyor. Benim düşüncemi sorarsanız, ben de yalnız olduğumuzu düşünmüyorum fakat kafamda Hollywood filmlerindeki karakterleri de canlandırmıyorum. Benim de ilk beklentim bir gök cismi üzerinde organik bileşenler ve ardından mikroorganizmalar bulmak yönünde. Bunun yaşatacağı heyecanı hayal bile edemiyorum. Şu an güneş sistemimizde buzul yüzeyin altında okyanuslar barındırdığı Cassini Uzay Sondası ve Hubble Uzay Teleskobu tarafından gösterilen Jüpiter’in uydusu Europa ve Satürn’ün uydusu Enceladus var. Bu okyanusların yüksek derecede yaşam için elverişli olduğu düşünülüyor. Bu suların bileşenlerini, buzul tabakadan yüzeye içteki suyu püskürten gayzerler sayesinde öğrenebiliyoruz. Dünyadaki toplam sudan daha fazla su barındıran bu uydular, bu sularda yaşamını sürdüren canlıların var olma ihtimalini de doğuruyor. Tabii ki şu an kesin bir bulgu sunamayız çünkü bu konuda kesin konuşmak için daha detaylı gözlemlere ve deneylere ihtiyaç vardır; bu gezegenlerin ve uyduların bize olan uzaklıklarını düşününce, biraz daha zamana ve ilerlemeye ihtiyacımız olduğu konusunda hemfikir oluruz.


Görsel: Cassini Uzay Sondasının çektiği Enceladus fotoğrafı ve su püskürten gayzerler.



ÇOCUKLARA ÜRETME İMKANI SUNULMALI

Çoğu genç cep telefonları ile vakit öldürüyorlar. Kendilerine fayda sağlayacak bir sürü şeyi belki de bu yüzden kaçırıyorlar. Onlara neler önerirsin beyinlerinin körelmesine izin vermemeleri için?

Bu noktada ebeveynlere çok iş düştüğünü düşünüyorum. Çocuklar çevrelerindeki insanlardan çok fazla etkilenirler ve onları örnek alırlar. Çünkü onlar için henüz “doğru” ve “yanlış” kavramları yerleşmemiştir. Onları size bakarak tanımlarlar; siz sürekli kitap okursanız çocuğunuz bunun doğru ve iyi bir şey olduğunu düşünür çünkü onun idolü sizsiniz. Sürekli telefonla oynayıp; çocukların kitap okumasını, belgesel izlemesini, sanatla ilgilenmesini, derslerine düzenli olarak çalışmasını bekliyorsanız bu gezegen için fazla hayalperest olduğunuzu söylemeliyim.

Bir çocuk kendine fayda sağlayacak şeyleri (internetteki faydalı platformlar da dahil) okuldan, arkadaş çevresinden veya ailesinden öğrenemezse nereden öğrenecek?

Daha önce söz ettiğim Future Science Team ekibini sosyal medyada kurduk. Bulunduğu ilde, okulda, arkadaş çevresinde ve ailesinde bilime yönelmek için yeterli motivasyonu bulamayan gençleri bir araya getirmekti yola çıkma amacımız. Tüm sosyal ağlara yayıldık, dikkat çekmeye ve bilimi sevdirmeye çalıştık. Fakat bu sadece bizimle olabilecek bir iş değil. Evrim konusunun müfredattan kaldırılmasının ardından YouTube üzerinden evrim dersleri vermeye başlayan Evrim Ağacı ve diğer benzer platformlar da aynı amaçla yola çıktı, sosyal ağları günlük hayatta bulamadığımız fırsatları sunmak için kullanmaya çalışıyorlar ve çok büyük bir kitleye hitap ediyorlar. Fakat yine yetersiz. İnternetteki faydalı platformların, içeriklerin daha fazla eve ve okula ulaşması gerekiyor. Yani demek istediğim; interneti ve akıllı telefonları kullanmak kaçınılmaz fakat nasıl kullanılacağını öğretmemiz gerekiyor ve öğretenleri de desteklemek, daha fazla insana ulaşmaları için yardım etmek gerekiyor.

Çocuklar telefonlarda oynadıkları oyunları kendileri de yapabileceklerini, kodlayabileceklerini görünce ve deneyince, oynadıkları oyundan aldıkları zevkin daha fazlasını alabiliyorlar çünkü hem eğlenceli bir süreç geçiriyor, hem de ortaya kendi eserlerini çıkarıp kendileri ile gurur duyuyorlar. Bu noktada çocuklara sadece tüketme değil üretme imkanı da sunan oluşumları çok büyük hayranlıkla takip ediyor ve destekliyorum. YGA’nın temel bilimi sevdiren ve anlamlı ilişkiler kurarak teknolojiye yatkınlığı sağlayan Twin Bilim Kiti, Turkcell’in “Geleceği Yazanlar”, Vodafone’un “Yarını Kodlayanlar” ve Habitat Derneği’nin “Minik Parmaklar Geleceği Programlıyor” eğitimleri gibi online veya ülkemizin her şehrinde gönüllü gençler tarafından çocuklara verilen eğitimler çok büyük önem arz ediyor ve bu tarz eğitimlerden de haberdar olarak çocukları yönlendirmek gerekiyor. Oyunlara ve sosyal ağlara bağımlı olmak yerine, zihinlerini ve parmaklarını kullanarak üreten ve geliştiren tarafa geçmelerini sağlayabiliriz.

Bu yoğunluğun arasında bana vakit ayırdığın ve bu söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Hedeflerine hayallerine kavuşmanı gönülden diliyorum. Yolun açık olsun.

Asıl ben bu güzel söyleşiyi benimle yapmak istediğiniz için teşekkür ederim. Umarım yararlı olur. Çok teşekkürler.