28 Nisan 2017 Cuma

BANU İLE "DUT AĞACI" ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Banu Özkan Tozluyurt’un ilk kurgu romanı Dut Ağacı 24 Martta kitapçılarda boy göstermeye başladı. Onun yazdıklarını 2005’ten beri Banu’nun Dünyası bloğundan okuyorum. İmza Kızın, İmza Karın ve İmza Ben kitap üçlemesi sayesinde kendisiyle tanışmıştım. Yıllar içerisinde üretimi hep sürdü, “Kadının Adı Var” gösterisi, “İki Kadın Anadolu’da projesi dahil, ben de onu takip etmeye devam ettim.  Banu’nun yeni kitabını büyük bir heyecanla elime aldım ve merak içerisinde bir nefeste okudum. Eminim sizler de  bu samimi yalın, su gibi akan “Banu’nun Dut Ağacı”nı çok seveceksiniz. web sitesi de var kitabın banunundutagaci na göz atmak isterseniz bir tık lütfen... 

Dut Ağacı’nın bir nevi doğumu olan 24 Marttan bu yana neler değişti hayatında Banu?
Aslında çok fazla şey değişmedi. Biliyorsun zaten çok hareketli, sürekli proje peşinde koşan bir insanım, sadece koşmalarım biraz daha hızlandı. Bir de kitabımı alan, okuyan kişiler Dut Ağacı ile fotoğraf çekip yolluyorlar. Sürekli güzel mesajlar alıyorum bu sayede. Sosyalliğim biraz daha arttı diyebilirim. 

DAHA GÜÇLÜ KIZ ÇOCUKLARI YETİŞTİRMELİYİZ

İclal Aydın’ın kitabı okurken yaptığı instagram paylaşımında;  “Kapağını, dilini, hikayesini çok sevdim, çok beğendim. Banu'yu, "kadın kollayan" kalbini, çalışkanlığını, zarafetini, arkadaşlığını da çok ama çok severim” diyor. Ben de biliyorum kadınlar için yaptıklarını. Kitabı “tüm kız çocuklarına” adamanın hikayesini senden dinleyebilir miyiz?
Evet sevgili İclal Aydın çok değerli bir yorum yaptı. Ben bu ülkede kız çocuklarının hayata 0-1 geride başladığını düşünüyorum. Maalesef mücadele edecekleri çok fazla konu ile geliyorlar hayata. Daha doğdukları anda “niye erkek değil” diye başlayan sorular sonraları kız kısmı okumaz, bir an önce everelim, kadın kısmı çalışmaz, ne işin var elinin hamuruyla erkek işinde ile devam ediyor. Hatta Nihan’ın hikayesinde olduğu gibi anneler de bu çarkın içinde oluyor. İşte benim bu hayattaki misyonum, kadın olarak artık daha çok sesimizi çıkarmamız için daha güçlü kız çocukları yetiştirmek. Bu yüzden de kitabımı tüm kız çocuklarına ithaf ettim.

DUT AĞACI
KİTAPTAKİ AİLEYİ SİMGELİYOR

“Nihan’ın çocukluğuna ve genç kızlığına dair hatırladığı en güzel anılarının başlıca mekânı bu dut bahçesi.” Dut ağacı kara, beyaz, pembe meyvelendiğinde insanlar da bahçe gibi renklenip neşeleniyor. Sami Beyin Ailesinin yaşadığı bahçedeki “Dut Ağacı”nın romanın adı olmasına nasıl karar verdin?
Hem kitapta bahsi geçen ailenin evinin dut ağaçları altında olması, hem benim çocukluğuma dair en güzel anılarımın dut ağacı tepesinde geçmesinin bu kararda büyük rolü var. Ayrıca Dut ağacı kitaptaki aileyi simgeliyor. Her bir dalı da ailedeki karakterler.


Kitapta, Sami Bey'in, Cemile Hanım'ın ve çocuklarının, Kamer, Seval ve özellikle Nihan'ın yaşamını okuyoruz apayrı kişiliklerini, mutluluklarını, hayal kırıklıklarını görüyoruz. Her birinin hayatının ilgi çekici bir hikayesi var. Okurlarında, devam kitabı yazılacak beklentisi var, bu konuda söylemek istediklerin var mı?
Kitabı okuyanlardan aldığım en fazla yorum bu; kitabın devamı gelsin. Aslında her bir karakter başlı başına bir kitap konusu fakat ben henüz devamı için bir karar veremedim. Bakalım ilham gelir belki de… 

Biz okurlar olarak kitabın içine öyle bir girdik ki, bazen Sami Bey'i eleştirdik, atölyesine kapanıp aileyi ihmal etmesine kızdık. Bazen de Cemile Hanım’ın kendini sadece ibadete adayıp ailesini ve çocuklarını ihmal etmesine kızdık. Kitabı yazarken karakterlerin kişilikleri kendiliğinden mi oluştu, nasıl bir hazırlık safhası geçirdin?
Yaklaşık iki yıldır bir gözlem merakı oluştu bende. Bir restoranda otururken, toplu taşıma kullanırken, bir arkadaşımla kafede sohbet ederken hep çevremi gözlüyorum. Oradaki kadın, erkek, çift, anne kız, sevgili artık kimi gözüme kestirirsem onları gözleyip notlar alıyorum. Kitabın karakterlerinde bunları kullandım fakat bazı karakterler yazarken kendiliğinden ortaya çıkıverdi.
İNSTAGRAMDA LALE İÇİN AÇTIĞIMI BİR HASHTAG VAR #birlalecelepogluonerisi


Kitabın arka kapak yazısını yazan Lale Çelepoğlu benim de çok özel ve değer verdiğim bir dostum. On yıl önce “Lale’nin Bahçesi” bloğundaki yazılarıyla başlayıp bu güne kadar süren bir arkadaşlığımız var. Dut Ağacı yazılırken adım adım her safhasına şahit olmuş, sayfaları okumuş, sana desteğini hiç esirgememiş. Bizimle paylaşmak ister misin Lale ile yollarınızın kesişme hikayesini?
Lale benim hayatımda çok önemli olan insanların başında geliyor. Bendeki okuma aşkını coşturan, yeni yazarlar tanımamı sağlayan, çok satan kitaplardan adını ilk defa duyduğum kitaplara geçmemi sağlayan, film izleme alışkanlığı kazandıran adeta bir koç. İmza Kızın kitabı ile tanıştık Lale ile ve beş yıldır da sürekli iletişim halindeyiz. Hatta instagramda Lale için açtığımı bir hashtag var #birlalecelepogluonerisi.
Dut Ağacı’nın her bir sayfasını yazıp Lale’ye yolladım, ondan geri bildirimler aldım. Motivasyonum düştüğü zaman kalkıp koşmaya devam ettiysem Lale’nin payı büyüktür. 

Bu da bitti önümüzdekine bakalım” diyen sürekli üreten bir kadınsın. Ajandana kaydettiğin yeni projelerinden bahsetmek ister misin?
Yaz dönemini dinlenerek geçirmek istiyorum. Zaten biliyorsun Kadının Adı Var, İki Kadın Anadolu’da ve Altı Çizili Satırlar devam ediyor. Onlardan kalan zamanlarda bol bol kitap okuyup, ailemle vakit geçirmeyi planlıyorum. Yeni projeler eylülde gelecek, sürpriz olsun.
Diyalog Kahve:Dut Ağacı'nın ilk söyleşisi

21 Nisan 2017 Cuma

VATANIM SENSİN'DE İZMİR'İN KAVAKLARI İLE GÖZYAŞLARIMIZI TUTAMADIK

Vatanım Sensin'in Son Bölümünde,
Tüm silahlar yardım malzemelerinin arasında, Yunan askerleri anlamadan ve onların trene yüklemesiyle Ali Fuat Paşa'ya ulaşıyor
Haluk Levent'in sesinden İzmir'in Kavakları Türküsü'nü ve Mustafa Kemal'in askerlerinin silahları alma sahnesini mutlaka izleyin,
Tüylerim diken diken olup, gözlerimdeki yaşları engelleyemedim,
Bu vatan ne zorluklarla düşmandan temizlendi,
Milli duyguları hissettiren bir bölüm olmuştu Vatanım Sensin'in 24. Bölümü,
Perşembe geceleri Cesur ve Güzel ile aynı saatte olması benim açımdan kötü tabi,
Birini izliyor diğerini netten daha sonra izliyorum,
İkisinden de vazgeçemiyorum,
Siz hangisini izliyorsunuz?
Laf aramızda Cesur ve Güzel'e öncelik veriyorum ben.....
Cevdet'in bir türlü hain olmadığını ailesine söylememesi ruhumu sıkıyor,
Gayet başarılı oyunculuklar,
Geçmişimizi tarihimizi bilmeyen, unutanlar için de bence bir tarih dersi niteliğinde ,
Tabi kurgu olunca diziler tarihin bire bir olmasını beklemiyoruz...

17 Nisan 2017 Pazartesi

AEDEN'den "YARGILAMAK" Üzerine Alıntılar

Evrende varlıkların kurdukları uygarlık seviyeleri vardı.

Aeden'de ilk seviyede, tükettiğini üretebilen bir seviyede olsalar da, gençlerin düşüncedeki hiperaktifliklerini, meraklarını ehlileştirerek kontrol altına almayı öğrenmeleri şarttı.

Kendi gelişimi için gereksiz olan şeyleri merak etmemek ilk seviyede olmanın şartıydı yoksa sıfır seviyesinde kalıyordu varoluşları.

İnsan olma dersi veriyor Azra Kohen kitabında. İnsansılarla kaplı Dünyamızda tekamül edenlerin insan olabileceğini "insan doğulmaz, insan olunur" inancı çerçevesinde masalla gerçeği ayırt edebilen okurlara adamış kitabını.  

Hayat kaçmaya çalışanlar için ağırdı. Durup yüzleşmek, kendin olmak için için çaba göstermek, gerekirse yeniden doğmak için yaşarken ölmek şarttı.

Hayat bizi zorladığında aslında gelişime çağırıyordur. Tekamülümüz için fırsat veriyordur.

Deneyimi analiz edebilen biri için hata sadece fırsattır, bir hatayı düzeltebilecek güçte olabilmenin fırsatı. Kızmak, kurban gibi hissedip pes etmek ya da karşındakini suçlamak yerine sakince analiz etmek zorundasın.  

Özümüze saygılı olarak çevremizde yaratılan her şeye saygı içerisinde barış ile yaşamamız gerektiği, kendini tanımanın başkalarını yargılamamanın önemine dikkat çekiyor.
Hayat kınadığımız, anlamakta zorlandığımız her şeyi bize yaşatmak için mükemmellikle dizayn edilmişti.

Varlıklar çoğunluğun yargıladığı şeye dönüşebilir zamanla. Biri çevresindekilerin inancıyla deneyimlere açılıp gelişirken -ki buna başarı deriz- diğeriyse çevresindekilerin yargısıyla deneyimlere kapanır, başarısız olur.

İnanılmak iradeye güç veren bir kalkan oluştururken, yargılanmak bir hastalık gibi irademizi zayıflatır.

Yaşamın yanında olmak anlamakla başlar, anlamaksa yargılamamakla.

Çünkü önemli olan bilmek değil anlamaktır. Gerçekten anladığında asla yargılamazsın. Yargılamak varoluşa aykırıdır.

Yargılamak insanlığın en büyük duvarıdır. Anlamak ve kabullenmekse yargılamanın tek ilacı.

Yaşamı korumak için göze alabileceklerimiz kadar yaşamı hak etmiyor muyduk!?

Özgür irade evrendeki en kutsal şeydir, bilincin toprağıdır. Özgür iradeye müdahale edemeyiz. Çünkü bir varlığı asla kendisinden koruyamazsın. 

Yukarıda kitaptan alıntılar yaptığım cümleler haricinde de etkileyici ve düşündürücü dersler vardı. Sevdim ben kitabı. 
Dünyamıza neler yaptığımızı, yaratılan her şeye en küçüğünden en büyüğüne değer vererek yaşamanın gerekli olduğunu, yargılamanın ne kadar zarar verici bir etken olduğunu, tüketmekten vazgeçip üreten olmanın önemini tekrar hatırlattı bana.
Bir gün bu gezegeni birlikte cennete çevirebileceksiniz. (Azra Kohen-Akilah)

14 Nisan 2017 Cuma

"KEDİ"SEL 10 SIR

"Mercannnn gel, seveyim seni"
Kafasını lütfen çevirip bakar canı isterse gelir yoksa hiçbir güç onu yanıma getiremez,
Acaip şahsiyetlidir kediler,
Sahibini kendi seçer,
Sahibinin istediğini sorgusuz sualsiz kabul de etmez ancak o istiyorsa birşey yaptırabilirsin kedi'ye,
Bizim Mercan ile maceramız 6 yıl öncesine dayanıyor,
Evde onun her şeyi ile ilgilenen Ahmet Can ve babasına ayrı bir düşkünlüğü var,
Onlarla birlikte olmaya bayılıyor,
En sevdiği şey ise uzanan birinin üzerine yerleşip kendini sevdirmek,
Bu konuda bile seçici davranıyor,
Evde kimse yok ise benim yanıma gelip yatmayı tercih ediyor,
Seçme şansı varsa asla yaklaşmıyor,
Evde ona sadece Hayır diyen ben olduğum için :)
Özgür ruhlu asi hayvanlar kediler,
Söylenenleri anladıklarını düşünüyorum ben,
Umursamak ve umursamamak seçeneği onlara kalmış !!
Mercanın mutfağa girmesi yasak bizim evde,
Mutfakta biz yemek yerken o, kapıda bekliyor ve bizi izliyor,
Bazen anane "gel kızım" diye onu çağırdığında ise bir adım atıyor sonra benim suratıma bakıyor,
"Hayır kızım" dediğimde geri adım atıp kibar bir miyav sesi çıkarıp oturmaya devam ediyor,

Bizim kızımız çok akıllı ve güzel,
Sokak kediliğinden gelip ev kedisi olmasına rağmen gayet uysal olduğunu düşünüyorum Mercan'ın,

KEDİLER VE SIRLARI

1.  Her çeşit kutuya girmeyi severim
2. Evde kaybolduğumda bilin ki, en kuytu dolap içine veya yemek masasının altındaki sandalyenin üstüne saklanmış olabilirim
3. Mama ve suyumun her zaman taze olmasını isterim
4. Eve yeni biri geldiğinde mutlaka koklarım, ayakkabılar da özel ilgi alanıma girer
5. Sahiplerim başka kedileri veya köpekleri sevdiyse hemen anlarım, üst başlarını koklarım hemen kendilerini ele verirler
6. Beni seveni sevmeyeni şıp diye bilirim
7. İstemediğim hiçbir şeyi yapmam, zorlamayın tırmalarım
8. Okşanmaktan, sıcaktan, yalanmaktan vazgeçemem
9. Dakikalar bazen saatlerce camdan dışarıyı gözlerim, dışarıda uçan kuşlar ilgi alanımdır
10. Hislerim çok güçlüdür ayrıca uyumayı çok severim

10 Nisan 2017 Pazartesi

"ÜRÜN YERLEŞTİRME" DİZİ SENARYOSUNA NASIL DAHİL EDİLDİ?

İçerde dizisinde her bölümde senaryoya dahil edilmiş bir reklam filmiyle karşı karşıya kalıyoruz,
Geçen bölümlerden birinde Bal yanak ve Berke kahvede eski bir gramafon çalıyorlar, 
Nasıl yapsak da bunu satsak diyorlar ve Letgo'da paylaşıp hemen bir satıcı buluyorlar,
Geçen hafta ise Mert sokakta çocukların su tabancası ile ıslattığı tişörtünü reklamını yaptıkları kurutma makinasına  atıp kurutuyor. 
Her zaman reklam olurdu senaryo akardı arkadan bir ürünün ismini görürdük,
Şimdi iyice durumu abartmışlar ve senaristler dizinin akışına eklemişler reklamları...
Reklamlar hayatımızın her yerinde aslında,
Görüyoruz sosyal medyada ne giyiyor, ne yiyor, ne takıyorsa markayı etiketliyor herkes,
Yeni bir iş kapısı oldu popüler instagram sayfaları için bu tür reklamcılık,
İnstagramda  mobilya, tekstil, kozmetik sektörü, restoranlar, takipçisi çok olan sayfalara  reklamlarını yaptırmak için çeşitli teklifler yapıyor. 
Bu teklifler para, ürün hediye etme gibi çeşitli şekillerde olabiliyor. 
Tabi  ürün veya mekan tanıtımı yaparak para kazanmak için belirli bir takipçi sayısına sahip olmanız şart. 
Bunun için de önceliğiniz bu alanda çalışmalar yapmak olmalı. 
Ardından uzman olduğunuz alan üzerine paylaşımlar yaparak, ürün ve mekan tanıtımı yapmak üzerine çalışmaya başlayabilirsiniz.
Çok nadiren bumerang teklifi almak dışında, 
Her ne kadar bu yolla şimdiye kadar kazanç sağlamamış olmasam da paylaşımlarını kazanca çevirenleri takdir ediyorum....

6 Nisan 2017 Perşembe

ZÜLFÜ LİVANELİ'NE "HUZURSUZLUK" ÜZERİNE SORULAR

Zülfü Livaneli’nin üç günde 150 binlik ilk baskısı tükenen “Huzursuzluk” içime işleyen çarpıcı bir kitap oldu. Yüreğimde hissettim kendi ülkenden kaçıp gurbet ellere gitmenin, zulüm görmenin nasıl bir kalp ağrısı yarattığını. Suriyeli mültecilere farklı bir göz ile bakmamızı sağladığı için Zülfü Livaneli’ne teşekkür ediyorum.

Şayet Sevgili Livaneli'ne ulaşabilseydim ona aşağıdaki soruları iletecektim. Huzursuzluk kitabının bir özeti buradaki sorular. İsterseniz sorulara siz yorumlarla yanıt verebilirsiniz. Ne dersiniz değişik bir röportaj olmaz mı ? Okurla yapılan Roman röportajı.

“Şengal Dağı’nın kaçgınları, insanlık ağacının kırılmış dalları, onca soykırımdan kurtulan kılıç artıkları burada. Meleknaz değil ama Meleknazlar burada, Nergisler, Zilanlar burada, Melek Tavus’un masumları burada. Arkalarında IŞİD var, önlerinde Avrupa.” Mültecilerin içinde bulunduğu durumu öyle güzel özetliyor ki bu paragraf. Kitabı yazmadan önce mülteci kamplarına gidip bu insanlarla konuştunuz mu siz de kitaptaki Gazeteci İbrahim gibi ?

“Suriye’de iç savaş olmasaydı, dünya bu savaşı körüklemeseydi, IŞİD’den petrol almasaydı Meleknaz’ın Zilan’ın Nergis’in başına bunlar gelmeyecekti köylerinde evlenip çoluk çocuğa karışarak yaşayıp gideceklerdi. Üç milyon mülteci Türkiye’ye gelmeyecek, Hüseyin Meleknaz ile karşılaşmayacak, Safiye’yle evlenip Mardin’de hayatını sürdürecekti.” Bu tespitler gerçekten de insanın kanını donduruyor. Ülkemizin mültecilere kucak açmasını ve Suriye Politikasını doğru buluyor musunuz?


“Merhamet de zulmün bir parçası; ne bana acıyın ne de çocuğuma. Merhamet zulmün merhemi olamaz. Meleknaz’ın gözleri söylüyordu bunları. Merhamet keskin bir kılıç; merhamet gösterenin kabzasından tuttuğu ama karşı tarafı yaralayan bir kılıç.  Her şeyini yitiren bir insanın son sığınağı insan onurudur, elinde kalan tek şey budur.” Ülkemizde bu insanlara karşı bir tarafta merhamet, bir tarafta nefret olduğunu görüyoruz. Kırıp dökmeden nasıl el uzatacağız yardıma muhtaçlara?

“Ben bir insandım” kitaptaki en etkileyici cümlelerden biri. Ölürken bunu söyleyebilecek birinin halet-i ruhiyesini hayal etmek bile zor değil mi?

“Keşke bu kadar yabancılaşmasaydım, keşke kendimi Batılı yerine koyarak yıllarımı harcamasaydım, keşke Mehmet gibi Mardin’de sırtımı koca bir çınara dayayarak sağlamca yaşayıp gitseydim: hem kendime güvenim daha çok olurdu, hem de Doğuluların Batılı, Batılıların ise kendi halkına yabancılaşmış bir Doğulu olarak gördüğü kimliksizlikten kurtulurdum” diyor. Yurtdışında okumanın, çalışmanın amiyane tabiri ile kapağı atmanın yollarını arayan gençlere bir uyarı mı bu cümleler? 

Sizin yüzünüzden huzur ve dinginlik akıyor. “tam tersi sayılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsasiz de bu sözleri söyleyen roman kahramanınız gibi mi düşünüyorsunuz?


“Hala hayranlıkla bakmakta olduğum badem gözlerini alıp gidiyor” ne güzel bir cümledir bu aşka dair yazılan. Böyle yürekten ve etkileyici yazabilmeyi isteyen yazma sevdalılarına önerileriniz neler olur?

5 Nisan 2017 Çarşamba

İNTERNET DİZİSİ "Fİ" Yİ NASIL İZLERİZ ?

Azra Kohen'in kitapları olan Fi, Pi ve Çi'yi bir solukta okuyan ve beğenen biri olarak dizinin fragmanını gördüğümde "bu kadar da olmaz" demiştim. Karakterler öyle iyi seçilmiş ki, aklımda canlandırdığım roman kahramanlarına birebir aynı sanki. 

Diziyi Nasıl mı izleyeceğiz?

Puhutv'yi Cep Telefonunuza veya Tabletinize  indiriyor ve buradan izliyorsunuz. Şimdilik bu uygulama ücretsiz. Dizinin ilk bölümü 31 Martta yayınlandı 60 dk.'lık 3 bölüm olarak. Birinci sezon 13 bölüm olarak tasarlanmış.

Can Manay'ı Ozan Güven öyle başarılı canlandırıyor ki. Kitaptaki Can Manay'dan daha yakışıklı ve karizmatik bir karakter olmuş.  Can Manay oldukça takıntılı, çocukluğunda akıl hastanesinde yatıp Eti tarafından tedavi görmüş çok ünlü bir psikiyatrist ve aynı zamanda en çok izlenen televizyon programının sunucusu. 

Duru (Serenay Sarıkaya) konservatuar öğrencisi, hırslı, baş dansçı olmak, kendini göstermek için çabalayan  ve Deniz ile sevgilidir. Deniz (Mehmet Günsur) dans gösterileri hazırlayan bir kompozitör olan üniversite hocası.. Duru ve Deniz'in kimyaları tutmuş.

Ozan Güven ise oyunculuğunun zirvesinde diye düşünüyorum. Eti'yi canlandıran Tülay Günal'ı Kördüğüm'de Feyza olarak izlemiştim ve çok beğenmiştim oyunculuğunu. 

Can Manay , Altın Oran yani Fi'yi  Duru'nun dansında ve bedeninde görür ve ona  aşık olur. 
Can Manay ile ilgili gerçekleri ortaya çıkartmaya çalışan bir gazeteci ve aynı zamanda inatçı ve güçlü bir kadın olan Özge'yi Berrak Tüzünataç canlandırıyor. 
Çekingen, başarılı, psikoloji bölümde okuyan ve  Can Manay'ın öğrencisi olan  Bilge'ye Büşra Develi hayat vermiş.

Bir çok iyi oyuncular var dizide; 
Eti (Tülay Günal),  Sadık (Osman Sonant), Saadet Işıl Aksoy, Özge Özpirinçci, Göksel (Armağan Oğuz), Aylin (Defne Kayalar), Ali (Emir Benderlioğlu) 

Açıkçası ben Fi'yi ve oyunculukları, çekimi çok beğendim. İzlemenizi öneririm. 3 bölümün bir arada olmasını da sevdim. Her Cuma benim için Fi gecesi artık....

3 Nisan 2017 Pazartesi

GENDER PARTY NEDİR? BEBEĞİMİZ KIZ MI ERKEK Mİ?

Yemek Fotoğrafçısı LARIEN Dijital Medya Zeynep Işık ile eşi AnkaraSosyete.com'un sahibi Göker Işık'ın bebeklerinin cinsiyetini, aile ve arkadaşlarıyla birlikte, düzenlenen GENDER PARTY ile öğrendiler.

BEBEĞİMİZ KIZ MI ERKEK Mİ?

Zeynep ve eşi geçtiğimiz Aralık ayında bir bebekleri olacağını öğrenince çok heyecanlanıp bebeğin cinsiyeti konusunda aile ve arkadaşlarının tahminlerini almışlar. Daha sonra da Gender Party yani Cinsiyet Açıklama partisi düzenlemeye karar vermişler eşiyle birlikte. Bu organizasyonu Parti Maymunu markası ile tanınan Emine Köran Özmut ile birlikte tasarlamışlar.
Partinin konsepti klasik tasarımlardan uzak, yumurtasından çıkan minik ejderhaların olduğu, mavi ve pembe yerine de mint yeşili ve mercan pembesi gibi sade ve uyumlu renklerin kullanıldığı farklı bir çizgide yaratılmış. 

Partiye katılanların tahminleri için tasarlanan yaka kartları, şeffaf kutucuklarda şeftali ve fıstıklı macaronlar hediyelik olarak hazırlanmış.



Organizasyonu düzenleyen Parti Maymunu bebeğin cinsiyetini doktordan öğrenip, Zeynep ve eşi dahil kimseyle paylaşmadan, Bana Bir Pasta Yap'ın sahibesi İpek Biçer'e iletmiş ve son derece ince bir işçilikle, partinin minik ejderha figürlerini şeker hamurundan birebir kalıbını çıkartarak, üstünde ejderha yumurtası olan beyaz renkte bir pasta tasarlamış. Pasta çok özel çünkü bebeğin cinsiyeti pasta kesilince herkes tarafından öğrenilmiş oluyor.

Pastanın içinde bebeğin cinsiyetini temsil eden renk

PEMBE

Mint yeşili ve mercan pembesi çiçeklerle detaylandırılmış olan Zeynep'in saç tacını Derya Sunter'in markası Gaea Headpieces  tasarlamış.
Çiftin aile dostları Photomuz markasının kurucusu Olenka  bu en özel günün detaylarını tek tek sevgiyle karelemiş. 
Mekan olarak Big Chefs Kavaklıdere seçilmiş.
Kızları Arven'in gelişini Gender Party ile kutlayan Zeynep ve Göker'i Tebrik ediyorum...

 Esin Perisi: Arven HOŞGELDİN

Heyecanlı ve mutlu ana babaya sağlıkla kızlarını kucaklarına almayı diliyorum.
 Zeynep o kadar iyi, güzel ve mütevazi bir insan ki yüreğinin güzelliği yüzüne vuranlardan. Her şey dilediğiniz gibi olsun. Eminim Arven tıpkı annesi gibi çok güzel bir kız olacak....