17 Ekim 2017 Salı

BİR YASTIKTA 24 YIL

20. Evlilik yıldönümü hediyem İmza:Karın  kitabında yer alan mektubum olmuştu. Şimdi 24. yılımızı kutluyoruz. Daha nice yıllara...Birlikte yaşlanalım torunlarımızı okşayalım inşallah Mahocum ..


MAHOCUM

Ahmet Mahir ERDEM’e
Sen alışkınsındır benim sana yazdığım notlara, yazılara. Hatırlıyor musun? Daha yeni nişanlanmıştık ve ben bir kartpostal bırakmıştım masana. O kartpostalda; iki kedi bir pencerenin ardından dışarı bakıyorlardı. Kartpostalın arkasına, “biz de bu kediler gibi seninle, yan yana geleceğe umutla bakalım” yazmıştım. O gün bugündür hep seninle aynı pencereden baktık hayata. Zaman zaman bakış yönlerimiz değişse de, güzel bir 20 yıl geçirdik seninle.

Önemliymiş hayatta yol alacağın arkadaşını bulmak. Bu yolculukta bana eşlik ettiğin için çok şanslıyım. Desteğini, güvenini, hayranlığını hep hissettirdin bana. Bu da beni daha kendine güvenli, daha iyi bir insan yaptı. Sürekli söylenen, birbirinden şikâyetçi olan çiftlerden olmadık biz. Bizimle birlikte olanlar, dostluğumuzdan huzur buldular.

Evimiz, oğlumuzun doğumu ile yuva oldu. O kara gözlü, siyah saçlı bebek senin kopyandı. Bana hiç benzemiyordu. “Keşke senin gibi mavi gözleri olsaydı” demiştin gördüğünde. Oysa ben, Fahir’i kucağıma aldığımda sana ne kadar benzediğini görüp mutlu olmuştum. Üç yıl sonra Ahmet Can’ı aldık kucağımıza “bu sefer de tutturamadık” diye kahkaha attın. Bu boncuk gibi kara gözlü oğlan ile dört kişilik kocaman bir aile olmuştuk.

Bu hayat denilen sahnede artık sevgili rolünden çıkıp, anne baba rolüne büründük. Hayalimde, seninle birlikte yaşlanmak ve nine, dede rollerinde de oynamak var. Kısmet tabi bakalım o günleri görebilecek miyiz? Sanırım bu hayatta en önemli şey şükretmek. Önümüzde daha birçok aydınlık kapıların açılacağına inancım sonsuz.

En çok senin neyini seviyorum biliyor musun? Her daim espri yapabilmeni, gülmeni, içindeki o çocuğu yaşatmanı. Benim 3 oğlum var diyorum çoğu zaman. Ahmet Can ile alt alta üst üste boğuşmanı, Fahir ile Gümüldür ’de balığa çıkmanı, çocuklara playstation alıp da, başından hiç kalkmadan oyun oynamanı seviyorum. Sen, kocaman bir erkek çocuğusun aslında.

Yaptığım her işin en iyisini yapmayı ben senden öğrendim. Hiçbir zaman aceleye getirip, nasıl olursa olsun demezsin. Bizim evde balık sofraları senden sorulur. Karadenizli olmama rağmen balık kültürünü de senden öğrendim ben. Ankaralı olarak senin balığa düşkünlüğün önce beni şaşırtmıştı. Şimdi ise, senin pişirdiğin o enfes balıklarla dostlarımızı ağırlamak büyük bir şölene dönüşüyor.

İçindeki hayvan sevgisi tüm ailemize bulaştı. Evimiz, aldığımız tüm evcil hayvanlara gerçek bir yuva olmalı ki, neredeyse seri üretime geçtiler. Senin onlara karşı şefkat ve ilgin karşısında akvaryum balıklarımız hızla ürediler. Sultan papağanlarımızın sayısı, iki iken, sekize çıktı. Yavrulamalarını izlemek biz ve çocuklarımız için güzel bir tecrübe oldu.  Evimizin kedi prensesi Mercanı ise zaman zaman kıskanmadan edemiyorum.

“Evlilik aşkı öldürür” derler. Ben hiç inanmadım bu söze. Evlilikte karşılıklı saygı oldukça o sevgi büyüyor ve aşk devam ediyor. Onu her gördüğünde gözlerin ışıldıyorsa, yüreğin hala pır pır ediyorsa bu aşktır değil mi? Doğru insanı bulunca insan geleceğe daha güvenle bakıyor. Birlikte hayal kurmak ve o hayali gerçekleştirmek, el ele verip yürümek geleceğe, bizi mutlu ediyor.

Birlikte geçirdiğimiz 20 yıla bakınca; özetle bu güzel anıları hatırlıyorum. İyi ki diyorum birbirimizin kaderi olmuşuz. Yaradan bize bu hayatı bahşetmiş. Seninle birlikte daha nice güler yüzlü seneler geçirmeyi umuyorum. Bu geçen yıllar bana şunu öğretti; her şey olabilirsin ama en önemli şey “iyi insan olmaktır”. Umarım her zaman iyi insanlarla karşılaştırır hayat bizi.


Seni Seviyorum.
"İMZA KARIN  2013"

SÖYLEŞİMİZ YEREL BASINDA


Söyleşimiz Ünye'nin günlük  gazetesinde yayınlandı 

16 Ekim 2017 Pazartesi

"ÇOCUK KONGRESİ HAYALİMDİ GERÇEK OLDU" Prof.Dr. Ayşe Haznedar Yalın Söyleşisi

“3. ULUSLARARASI ÇOCUK KORUMA KONGRESİ”
2018’DE ‘ÇOCUK  SAVUNUCULUĞU’
TEMASI İLE  ÜNYE’DE DÜZENLENECEK


Prof. Dr. Ayşe Haznedar Yalın, uzun yıllar eğitim aldığı ve çalışma hayatını geçirdiği Ankara’dan 2008 yılında çocukluğunu geçirdiği Ünye’ye geliyor,  Paşabahçe’de bulunan baba evini restore edip 3-6 yaş çocukları için Haznedar Çocuk Yuvasını kuruyor. Orada geçirdiği zamanları öyle güzel anlatıyor ki, benim de Ünye’de geçirdiğim çocukluğum gözlerimde canlanıyor.

“Musa dayımın anneme diktiği manolya ağacının dalları arasından denize bakmayı, ceviz ağacının yaprakları içinden meydanı izlemeyi, oradaki bitip tükenmek bilmeyen enerjiyi ve coşkuyu yudumlamayı seviyorum… İşin aslı ben Ünye’de yeniden kurduğum yaşamın her şeyini seviyorum” diyor.

2018 yılında Ünye’de gerçekleştirilecek olan “3. Uluslararası Çocuk Koruma Kongresi” için çalışmaların devam ettiği bu dönemde, Ünye’de Haznedar Çocuk Yuvasının bahçesinde bulunan o muhteşem manolya ağacının altında Prof. Dr. Ayşe Haznedar Yalın ile söyleşi yapma imkânı buldum. 

ÇOCUK KONGRESİ HAYALİMDİ GERÇEK OLDU

Ayşe Hanım, Kongrenin Ordu Üniversitesi Çocuk Koruma Merkezi, Çocuk Koruma Merkezlerini Destekleme Derneği ve Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği olmak üzere üçayağının olduğunu biliyorum. Bu Kongrenin Ünye’de yapılması fikri nasıl doğdu?

2014 Yılında İstanbul’da  I.Uluslararası Çocuk Koruma Kongresi yapılmıştı ve kongre her açıdan çok başarılı geçmişti. Benim Ünye için hayallerim kendine göre hep büyük olmuştur O gün böyle bir kongreyi Ünye’de yapabilir miyiz? diye düş kurmaya başladım. Çocuk Koruma kongresi yapabilmek için ön koşulları öğrendim. Bölgede çocuk Koruma Merkezinin olduğu bir Üniversite ön koşullardan biriydi. Ordu Üniversitesinde merkezin kurulması için ön ayak oldum ve 25 Kasım 2015 tarihli resmi gazetede yönetmeliği yayımlanarak merkez kurulmuş oldu. 2016 Kasım ayında yapılacak II. Uluslararası Kongre’ye   III. Uluslararası Kongrenin  Ünye’de yapılmasını önermek üzere hazırlıklı gittim ve  her iki derneğin Yönetim Kurullarının kararıyla genel kurulda oy birliğiyle önerim kabul gördü. Bu benim bir hayalimdi ve oldu.

BU KONGRE SADECE ÜNYE İÇİN DEĞİL
TÜM KARADENİZ BÖLGESİ İÇİN ÖNEMLİ

Ülkemizde ve dünyada  çocukların haklarının gözetilmesi, sağlıklı yaşam koşullarına  kavuşturulması gibi önemli konuların ele alınacağı kongrenin hangi tarihler arasında olacağı kesinleşti mi? Ünye’de böyle bir kongrenin yapılacak olması Ünye için ne anlam ifade ediyor?
Kongre 30 Eylül/3 Ekim 2018 tarihleri arasında yapılacak . Bu kongre sadece Ünye için değil tüm Karadeniz Bölgesi için önemli. İlk defa bir çocuk ihmal ve istismarı ve çocuğun tüm yaşam hakları bağlamında uluslararası bir kongreyi gerçekleştireceğiz. Çocuk koruma kongrelerinin temel amacı, çocukların ‘yüksek menfaatlerini’ zedelemeden, herhangi bir nedenle engellemeden gelişip büyümeleri için özen gösterilmesi konusunda toplum bilincini arttırmak ve çocuğun ihmali ve istismarı konusunda duyarlılık geliştirmektir ki bu nedenle tüm toplumlar adına bu içerikli kongreler önemlidir.




  
KONGRENİN ANA SPONSORU ÜNYE BELEDİYESİ

Çocukların aile içi şiddete maruz olması, eğitim alamaması, erken yaşta evlendirilmesi, ağır işlerde çalıştırılması konularında Ünye’de yaşayan çocuklar ne durumda herhangi bir araştırma yapıldı mı, sunulabilecek bir envanter var mı?

Benim bildiğim kadarıyla, bu konuda bir araştırma ya da envanter yok... Tabii ben rastlamamış olabilirim ancak bir yıl sonra yapılacak olan kongreye meslektaşlarımız tarafından bu bağlamda çalışmalar gelebilir.
   
Kongreye hangi kurum, kuruluşlar ve uzmanların katılmasını öngörüyorsunuz? Kongre sonunda alınan kararların hayata geçirilebilmesi için maddi ve manevi destek nereden sağlanacak?

Kongreye, çocukla ilgilenen tüm kurum ve kuruluşlar katılmalı çünkü içerik çocuk tema çocuk savunuculuğu…. Ben III Uluslararası Kongreyi  Ünye’ye almak için hazırlık yaparken önce Ünye Belediyesi Başkanı Sayın Ahmet Çamyar’ı ziyaret ettim ve amacımı ilettim. Bana ‘Ayşe Hoca eğer kongreyi Ünye’ye alırsan ana sponsoru Ünye Belediyesi’dir’ dedi . Gerçekten beni yüreklendirdi. Ünye Odalar Birliği ve Ünye Ticaret Odası sayın başkanlarıyla ve Ünye’mizin çok değerli iş adamlarıyla konuştum. Her biri maddi manevi  yürekten benim arkamda olduğunu söylediler bir başka deyişle Ünye benim bu konuda arkamdaydı ve ben zengin ,dolu ve güçlü bir yürekle kongreye gittim.    

DOKUNMAYA KIYAMADIĞIMIZ ÇOCUKLARIMIZIN
HAKLARINI KORUMALIYIZ
   
Söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Bizler çocuklarımızı özenle büyütüyoruz. Onları büyütüp geliştirirken bedensel, ruhsal ve sosyal olarak  güçlü, sağlam, güvenli olmaları temel amacımız ancak bir gün biri geliyor bizim dokunmaya kıyamadığımız çocuğumuzun tüm yaşamını etkileyecek bir davranışta bulunuyor.. Onun yaşama, dünyaya incinmesine, öfkelenmesine, temel güvenin sarsılmasına kurmuş olduğunu geleceğini elinden almasına neden oluyor... Bu hak mıdır?


İşte kongrenin temel amacı, çocuğun yüksek menfaatlerini koruyarak yaşam hakkını gözeterek onunla onun için çocuk savunuculuğudur. Çocuklarımız adına herkesi kongreye davet diyor ve size bu söyleşi için teşekkür ediyorum.

9 Ekim 2017 Pazartesi

3. Blog Yazarları Çalıştayı ve Blog Yazarlığı Üzerine Evren Soyuçok ile Söyleşi



17​ ​Kasım​ ​2017 tarihinde​ ​gerçekleştirilecek
e-vren günlüğü” adını verdiği bloğunu 2005 yılından beri güncel tutan Evren Soyuçok, kendisini tanıtırken ​ ​“blog yazarı”​ olduğunu söylüyor. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni (ki aktif olarak görev yapmıyor) ve bir şirkette içerik editörü olmasına rağmen onu var eden uğraşın blog yazarlığı olmasından dolayı kendisini hep bu şekilde tanımladığını söylüyor. Haksız da sayılmaz çünkü sadece kendi bloğunda içerik üretmekle yetinmiyor Evren, etiketlere, popülariteye ve unvanlara takılmadan bütün blog yazarlarına eşit mesafede durarak onlarla hem yazılı hem YouTube üzerinden canlı söyleşiler düzenliyor; blog yazarları çalıştayının bağımsız bir şekilde akademik bir çatı altında yapılması için girişimlerde bulunuyor. Öyle ki ilki Aralık 2015’te İstanbul Üniversitesi, ikincisi Aralık 2016’da İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ev sahipliğinde yapılan Blog Yazarları Çalıştayının üçüncüsü 17 Kasım 2017 tarihinde Kadir Hasi Üniversitesinde düzenlenecek. Ben de bu vesileyle Evren’le​ ​bloglar,​ ​blog​ ​yazarlığı​ ​ve​ ​çalıştay​ ​üzerine​ ​bir​ ​söyleşi​ ​gerçekleştirdim.

BLOGLAR İNTERNETİN ÖZGÜR KALELERİ

Türkiye’de ortak blog kültürünü oluşturabilmek amacıyla 2015 - 2016 yıllarında düzenlenen Blog Yazarları Çalıştayına onlarca blog yazarı katkı sağladı. Her iki çalıştay sonrasında da sonuç bildirileri yayımlandı. 17 Kasım 2017 tarihinde yapılacak 3. Blog Yazarları Çalıştayının geçen yıldan​ ​en​ ​önemli​ ​farkı​ ​ne​ ​olacak?
Aslında her çalıştay düzenlendiği yıl ve şartlar itibarıyla çok özeldi ve birbirinden farklıydı. 3. Blog Yazarları Çalıştayı da iki açıdan geçen yıllara göre farklı olacak. Öncelikli olarak Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümünün çalıştaya ev sahipliği yapacak olması büyük bir farkındalık. İnternetin akademik -bilimsel alanı Yeni Medya Bölümünün İnternetin özgür kaleleri bloglarla ilgili böylesi bir etkinliğe sahip çıkması heyecan verici.
Diğer bir fark da bu yıl ki çalıştayın, çalıştay formatına daha uygun olması. İlk iki çalıştayı deneyimsizliğimiz ve bazı şartlardan dolayı aslında panel havasında gerçekleştirmiştik ve masada 2015 yılında 6 blog yazarı, 2016’da da 5 blog yazarı yer almıştı. Dinleyiciler arasında bulunan blog yazarlarının ve konuya ilgi duyanların sorularını kısıtlı zamandan dolayı pek de cevaplayamamıştık. Ancak bu yıl, Kadir Has Üniversitesinin bize birden fazla salon ve öğleden önce - öğleden sonra bu salonları kullanma imkanı sunması sayesinde gerçek anlamda bir çalıştay deneyimi yaşayabileceğiz.
Bu özelliklerinden dolayı 3. Blog Yazarları Çalıştayı bu zamana kadarki en kapsamlı çalıştay olacak.

KADIN BLOGLARININ SORUNLARI MASAYA YATIRILACAK

Çalıştayın eş zamanlı üç oturum ve bir sempozyumdan oluşacağını açıkladın bloğunda. Senin de oturum başkanı olduğun öğleden önceki eş zamanlı 3 oturumun içeriğinden, diğer oturum başkanlarından ve katılımcılardan​ ​bahsedebilir​ ​misin​ ​bize?
Çalıştaylar öğleden önce olacak. Atıf Ünaldı, Funda Güleç Yalçın ve ben, eş zamanlı üç oturum düzenleyeceğiz. Atıf ağabey ve Funda, başkanlık edecekleri oturumlarına davet edecekleri blog yazarlarını kendileri belirliyor. İsimleri henüz netleştirmedikleri için ben de kimler olduklarını bilmiyorum. Ama Funda’nın kendi oturumuna sadece kadın blog yazarlarını davet edeceğini ve kadın bloglarının sorunlarını masaya yatıracaklarını biliyorum. Ben de yeni blog yazarlarıyla baş başa bir oturum düzenleyeceğim çünkü onları çalıştayın ana parçası yapmak iki yıldır hayalimdi. Gelecek Vadeden Bloglar projemiz var, o listede yer alan blog yazarları bu oturumda ana aktör olacak. Zaten çalıştayın ana amacı blogların geleceğe nasıl kalabileceği konusuna evrilmiş durumda. Böylece geçen yıllarda 5-6 kişinin dahil olabildiği sisteme bu defa otuza yakın blog yazarı doğrudan katkı sağlayabilecek.
Öğleden sonra herkesin katılımına açık olacak programın da şekli, konuşmacıları henüz kesinleştirilmedi. Amaç, bütün katılımcıların görüş bildirebileceği bir içerik ortaya koyabilmek.
Yeri gelmişken şunun da altını çizmek istiyorum. Geçen yıllarda da olduğu gibi Blog Yazarları Çalıştayında seyirci odaklı hareket etmiyoruz. Çok popüler konuşmacılar olsun, çok seyirci gelsin gibi bir amacımız yok. Blogların sorunlarına ve bu sorunların çözümüne nasıl odaklanırız, konuları en verimli bir şekilde nasıl ele alırız onun çabasındayız. Çalıştayı dinlemeye gelecek kişilere de seyirci gözüyle bakmıyorum. Blog yazan herkes çalıştaya gelse keşke ve görüşlerini paylaşsa, notlar alsa, analizlerini - değerlendirmelerini bloğunda paylaşsa ve ortak blog kültürü adına oluşturmaya çalıştığımız halkanın genişlemesine katkı sunsa harika olur.

“İLK TÜRKÇE BLOGLAR LİSTESİ” 2016 YILINDA  YAYIMLANDI

2010 ve daha öncesinde açılmış, güncelliğini hâlâ koruyan “İlk Türkçe Bloglar” listesini ilk kez 30 Mayıs 2016 tarihinde yayımladın. Bir de "Gelecek Vadeden Bloglar" listesini oluşturdun ve bu yayın sonrasında blog yazarlarında gözle görülür bir hareketlenme oldu. Eleştiriler, övgüler, yergiler birbiri ardına yağdı sana. Bu durumu nasıl yorumluyorsun?
İlk Türkçe Bloglar listesini sanki daha eskiden yayımlamışım sanıyordum, sen tarihi söyleyince şaşırdım ;) Her iki listenin yayımlanması, sonrasında benim söyleşiler için onlara ulaşmam, blog yazarları çalıştayı vesaire derken şunu fark ettim: Bazı blog yazarları, asıl mesleklerine ve uğraşlarına o kadar kapılmışlar (ki onlara kesinlikle hak veriyorum.) ve bloglarını hobi düzeyinde tutmuşlar ki bu bahsettiğimiz girişimler sayesinde blog yazarı ve bir blog sahibi olduklarını hatırladılar. Övgüleri, yergileri bir kenara koyuyorum; her ikisi de beni ne bloglarla ilgili yapacaklarımdan alıkoyar ne de daha fazlasını yapmamı sağlar. Benim motivasyonlarım diğer blog yazarlarından gelecek iyi ya da kötü sözlere bağlı değil çünkü.


Burada önemsediğim nokta bloğunu neredeyse unutmuş, blog yazarlığını önemseyenlerin bir anda bu gerçeği sorgulamaya başlaması. Düşünsene ilk Blog Yazarları Çalıştayını Aralık 2015’te gerçekleştirmiş, İlk Türkçe Bloglar listesini Mayıs 2016’da yayımlamışız. Yani internetin 20. yılında, Türkiye’de blogların görülmeye başlamasının 10. yılında. On yıl! Bütün bu canlanma, hareketlenme için çok geç değil mi?

“ KENDİNE MÜSLÜMAN” BLOG YAZARI OLAMADIM

Türkiye’de blog yazarlığı üzerine yazılı ve görsel bir arşiv oluşturmak için İlk Türkçe Blogl​ar​ listesinde yer alan blog yazarlarıyla söyleşiler yapıyorsun hatta birlikte YouTube Canlı Blog Sohbetlerinin 11.sini büyük bir keyifle yaptık seninle. Daha sonra bu bir saatlik söyleşilerin 10 dk’lık bir kolajını yayımlıyorsun ve söyleşiden çıkarımlar yapıyorsun. Çok fazla emek ve zaman harcadığın tüm bu söyleşiler senin için ne anlam ifade ediyor?
Senin canlı yayındaki enerjini unutamam, sayende harika bir saat geçirdim bilgisayarımın başında ;) Bunca uğraşın devam etmesinin en büyük sebebi de senin gibi kıymetli blog yazarlarıyla girdiğim etkileşim sanırım. Söyleşilerin ön hazırlığı var, söyleşi sırasında harcanan zaman var, söyleşilerden sonra yapılan çalışmalar var ve bunlara saatler yetmiyor; günler, haftalar gerekiyor. Baktığında akıl kârı değil bunca zaman ve emek harcamak. Ben de her seferinde gidip işin beni en çok yoracak tarafından başlıyorum ;) En zorundan, YouTube canlı yayınından giriyorum olaya. Oysa kapalı yayın yap, sonra canın istediğinde kurgusunu montajını yap, öyle ver yayına değil mi? Bütün mesele, benim blog yazarlığına bakış açımla alakalı. “Sadece kendine Müslüman” diye dilimizde bir deyim vardır ya, ben sadece kendine blog yazarı olup diğerlerini yok sayabilenlerden olamıyorum galiba. ​Tek bir köşe yazarından oluşan bir Hürriyet, Milliyet gazetesi olduğunu düşünsenize. Koskoca internetin blogsuz olduğunu düşünün bir de. Hatta daha da kötüsü, tek blog benim bloğummuş, herkes bloğunu kapatmış, ne fena! Biz birlikte varız ve değerliyiz. Bu anlamda girdiğim hiçbir zahmet beni yormuyor, aksine senden ve diğerlerinden çok şey öğreniyorum. Bu etkileşimler sayesinde yaptığım uğraşın, bloğumun kıymetini daha iyi anlıyorum.

EN GÜVENİLİR BİLGİ, BİRİNCİ ELDEN ALINAN BİLGİDİR

Çok okumanın, araştırma ve gözlem yapmanın ​ortak blog kültürüne katkı sağlayacak nitelikli ve özgün içerikler üreten iyi blog yazmak için gerekli olduğunu düşünenlerdenim. Blog dünyasında yeni olanlar için kendi dijital dünyamızı / mirasımızı oluşturmanın neden önemli olduğunu bize açıklar​ ​mısın?
Birini merak ettiğimizde, birisi hakkında bilgi almak istediğimizde onu Google’da aratıyoruz değil mi? Hakkımızda bilgi sahibi olmak isteyen birine kendimizi en iyi yine biz anlatırız. Bunu da Facebook, Instagram vs profillerimizle değil bloğumuzla, hatta bloğumuzda ayrıca oluşturacağımız Hakkımda sayfasıyla yapabiliriz. En güvenilir bilgi, birinci elden alınan bilgidir. Kendini iyi ifade edebilmek, kim olduğunu ortaya koyabilmek ve farkındalık yaratabilmek çok önemli. İnternet sınırları içinde bize bu imkanları en iyi sunan sistemin blog olduğuna inanıyorum.

BLOGDAN NASIL PARA KAZANILIR?

Söyleşimizde de bahsettiğim üzere blog yazmak benim de 12 yıldır vazgeçemediğim bir tutku. Bunun karşılığında maddi açıdan bir kazancım olmadı ancak, manevi kazançlarımı yazmakla bitiremem. Ancak bana en çok sorulan bir soruyu sana da sormak istiyorum. Blogdan para kazanıyor musun? Ya da şöyle sorayım blog yazarlığından para kazanmak​ ​için​ ​ne​ ​yapmalı?
Açıkçası hâlâ aylık maaşla bir yerde çalışıyorum, blogdan para kazanıp bütün mesaimi bu blog işlerine ayırabilmeyi isterdim. O zaman da bazı değerler başka değerlerin önüne geçer miydi bilmiyorum. Bu sebeple “blog” ile “para kazanma”nın ilişkilendirilmesine ben hep soğuk baktım. Blogda başlangıç noktası para kazanma, popülerlik olmadı. Dünyadaki her iş, her uğraş iyi yapıldığı takdirde doğal süreç içinde bir kazanç getirecektir mutlaka. Blog, bana doğrudan para kazandırmasa da dolaylı yollardan maddi - manevi kazançlar elde etmemi elbette sağlıyor. İstanbul’dan iş teklifi almam bloğum sayesindedir. Şu an çalıştığım şirkette sorumlusu olduğum proje, blog yazarlığındaki deneyimimden dolayı bana teklif edildi. Bu sebeple her seferinde bu para konuları açıldığında şunu söylüyorum: Blogdan geçimimi sağlayacak doğrudan bir para kazanmıyorum ama şu an aldığım maaşı bloğuma borçluyum. O yüzden benden hiçbir zaman blogdan nasıl para kazanılacağına dair bir cümle duyamazsınız.

TÜM BLOG YAZARLARI ÇALIŞTAYA DAVETLİ

Çok teşekkür ediyorum bu yoğunluğunun arasında bana vakit ayırdığın için.​ ​Eklemek​ ​istediğin​ ​bir​ ​şey​ ​var​ ​mı?
Fatma, değer verip bu söyleşiyi benimle yaptığın için asıl ben çok teşekkür ederim. Seninle 3. Blog Yazarları Çalıştayında yüz yüze tanışacağım için de çok mutluyum.

Blog yazarlığı özünde bireysel ve keyfi bir iş olsa da blog yazarlarının birbirleriyle çekişmelere, tartışmalara girişmeden dayanışma içinde olmaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü bizi zengin kılan, bizi geliştiren yine diğer bloglar ve blog yazarları. Her blog yazarı, takipçi sayısına, popülariteye, unvana bakılmaksızın değerlidir benim gözümde. Hiçbir blog yazarı diğerinden üstün değildir. Her blog, kendi yazarının en kıymetlisi, en iyisidir. 3. Blog Yazarları Çalıştayına da bu inanca, bu görüşlere sahip arkadaşların davet beklemeden gelmesini ve sahip çıkmasını diliyorum.

4 Ekim 2017 Çarşamba

"KAHVALTIYA MİSAFİRİM VAR EYVAH NE YAPACAĞIM!" DİYORSANIZ BU YAZIYI OKUYUN :)


Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı!!!
En sevdiğim öğün, Hem yemeyi hem de hazırlamayı sevenlerdenim ben,
Kahvaltıya misafirlerim vardı haftasonu,
Bu fotoğrafları misafirlerim gelmeden çektim,

Aslında kahvaltının kraliçesini fotoğraflamayı unutmuşum,
Herkese ayrı bakır sahanda sucuklu yumurta!!
Neyse ben söyledim siz hayal edin :))
8 kişiydik bu sofrada,
İnsanın sevdiklerine kahvaltı sofrası hazırlaması büyük zevk,
Aslına bakarsanız akşam yemeği davetinden daha zahmetlidir kahvaltı,
Neden mi?
Herşeyi incik cincik tek tek küçük tabaklar ile sunuyorsun ya,
Kahvaltı sonrası onları toplayıp buzdolabına kaldırmak biraz zahmetli,
Ama olsun bu sofrada birlikte olmak ve memnuniyet herşeye değiyor,


Gelelim Kahvaltıda neler yapsam? kısmına;
Malum kahvaltının olmazsa olmazları;
Reçel çeşitleri,
Bal-kaymak,
Siyah ve yeşil zeytin,
Peynir tabağı,
Yeşillik, domates, salatalık, biber


Patlıcanlı börek yaptım,
Tereyağlı muska börek,
Tarifi için You Tube kanalıma bakabilirsiniz :))
Aslında bu videoları ben instagram için hazırlamıştım,
Oğlumun Vodafone Liselerarası Müzik Yarışması Videosunu paylaşmak için yıllar önce açtığım You Tube Kanalıma neden eklemiyorum bunları? diye düşündüm geçenlerde ve hazırladığım videoları oraya yükledim,
Bakalım beğenecek misiniz?
Ben Blog Yazarı olmayı seviyorum,
Yani benden Youtuber olmaz!
Neyse yine de büyük konuşmayayım....

Starbucks Browni sevenler için doğaçlama bir browni yaptım,
Beğeni aldı sizinle paylaşayayım tarifini,
Tadı daha önce defalarca denediğim sufleye benzedi,
3 yumurta ve 1.5 brd. şekeri iyice miksırlıyoruz,
diğer tarafta 100 gr tereyağı bir paket bitter çikolata ile benmari usulü eritip içine döküyoruz, vanilya özütü, yarım paket kabartma tozu ve 1.5 su brd. un
kare borcama döküp 180 derece ısıtılmış fırına sürüyoruz

Evinize misafir çağırdığınızda asıl olan çok basit tek şey var aslında,
O da HUZUR
Tatlı dil, güler yüz, ve huzurlu bir ortam,
Öyle olunca yediğin yemek de, ettiğin sohbet de bir başka oluyor,
Güzel sofralarda bir arada olmak dileğimle....



27 Eylül 2017 Çarşamba

NE OKUSAM DİYORSANIZ BU YAZIYA BİR GÖZ ATIN

AEDEN, Fi, Pi ve Çi'den sonra okuduğum Azra Kohen kitabını ben sevdim,
AEDEN gezegeninde yaşayan Sonje ve Numi Dünya gezegenine gelip de biz insansıların Dünyaya, hayvanlara ve doğaya saygısızca yaşadığını görüyor. Çevreye verdiğimiz zararları öyle güzel anlatıyor ki kitap, Dünyayı kurtarmak için gerçek insanların nasıl savaştığına tanık oluyoruz. 
"İnsan doğulmaz, insan olunurdu."
Mor bilimkurgu diyebileceğimiz bir roman. Olaylar Asitan'da yani eski adı ile İstanbul'da geçiyor. 200 yaşının üstünde insanlar var. Hem teknoloji hem tıp öyle ilerlemiş ki, MOR yani yapay zeka ile her beyne gönderilen sinyallerle iktidara karşı itaat edenler ferah içinde yaşıyorlar. Etmeyenler ise barbarlar, yerin bin kat altında sıkıntılar içinde savaşmak zorunda kalarak, ecelleri geldiğinde normal yaşta ölüyorlar. Enteresan bir kitaptı ilk okuduğum Kahraman Terzioğlu  kitabı oldu bu benim.
Anneannemin Tenceresi Adıyaman ve Hatay Mutfağında lezzetli yemek tarifleri olan bir kitap. Çok sevdiğim ve takdir ettiğim Asuman'ın bu kitabı her evde bulunmalı bence. Kitap ile ilgili gözlemlerimi okumak isterseniz bir TIK lütfen...
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım, İtalya'da bir kenar mahallede yetişen iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla örülü dostluklarını, zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenlerini anlatıyor."Napoli Romanları"nın ilki. Tatilde zevkle okuduğum bir kitap oldu. Devam eden diğer 3 kitabı daha okuma fırsatım olmadı , merak ediyorum. Herkesten çok olumlu yorumlar duyuyorum.
Başıbozuk Sevdalar , Canan Tan'ı okumayı her zaman çok sevmişimdir. Bu kitap da bir solukta okuduklarım arasına girdi. Şiir' ve hayatına giren üç erkek Ezel, Baran ve Recep.  Küçük yaşta anne baba ayrılığı yaşayan Şiir'in ayakları üzerinde durmaya çalışırken  "Onunla bir ömür değil onun için bir ömürdür sevda" dedirtecek bir aşk  yaşıyor Şiir. 
Geliştiren Anne- Baba Doğan Cüceloğlu'nun bu çok eğitici kitabı muhakkak okunmalı. Altını çizerek ders çıkararak okudum ve tüm çocuğu küçük ana babalara önerdim. Ayrıntılı kitap yorumum için bir TIK lütfen.
Dut Ağacı Sevgili Banu'nun Banu Tozluyurt'un ilk kurgu romanı. Öyle güzel bir hikaye anlatıyor ki Banu bize devamını merak ediyorsun. Ayrıntılı olarak kitap ile ilgili Banuyla yaptığımız söyleşiye bir göz atmaya ne dersiniz. DUT AĞACI
Kitabı her koşulda okuyabilirim, metroda, otobüste, yatakta ama en çok kumsalda okumayı severim.
Dalga sesleri eşliğinde gölgede kitap okumak gibisi yok sanırım....
Hamdi Koç'un "Çıplak ve Yalnız" kitabı aslında 2013 te yayınlanmış ancak, ben bu sene okudum.
Ünye'de geçmesi hikayenin, benim çocukluğumun geçtiği sokakları dükkanları anlatması ile beni kitap içine aldı bir anda,
Romandaki sahneleri Ünye'de bildiğim yerleri gözümde canlandırarak okumak gerçekten de farklı bir deneyimdi,
Hatta "Avukat Hasan" benim çok sevdiğim arkadaşlarım Sıla ve Özlem'in babasının romanda yer alması, babamın gazoz fabrikasının yanındaki matbaa ve sahibinin kitabın önemli kahramanı olması ve Hamdi Koç'un olağan dışı kurgusu ile sürükleyici bir kitap. 

Her akşam uyumadan önce bir saat kitap okumayı çok seviyorum,
Tabi başucumdaki radyoda hafif bir müzik açık olacak,
Bazen de yanıma uzanan Mercanı okşayarak terapi gibi bir saat geçiriyorum
Sırtımı dayayıp bir ağaca, ya da karşıma alıp denizi okumak okumak okumak,
Beni bıraksalar saatlerce okurum,
Çantasında kitapsız gezemeyen kaç kişiyiz?

18 Eylül 2017 Pazartesi

EN İYİ 10 YABANCI DİZİ LİSTEM

80'li yıllarda TRT'de Ziyaretçiler ile başlayan yabancı dizi izleme sevdam hala devam etmekte,
Ziyaretçiler, içimizde yaşayan uzaylılardı bizden farklı görünmüyorlardı ancak, derileri soyulduğunda alttan yeşil bir beden çıkıyordu ve çıtır çıtır kuyruklarından tuttukları beyaz kobay fareyi bayram şekeri gibi yiyorlardı. Sanırım en etkileyici sahne de bu fare yeme sahnesiydi.


85'te ise  Alacakaranlık Kuşağı'nı izlemek için gece geç saatlere kadar beklemek gerekirdi. Fantastik, bilimkurgu, korku ve gerilim ne istersen vardı onda. 


Her bölümünde bir monolog ile açılıp kapanışı başka bir monolog ile yapılan dizi her bölümde farklı bir konu işlemesi ve her bölümde farklı oyuncuların canlandırdığı farklı karakterlerin yer alıyordu. Dizi bilim kurgu, fantastik, gerilim ve korku türlerinin hepsini bir arada barındıran çok sevdiğim bir diziydi.


1990'da Twin Peaks, İkiz Tepeler en sevdiğim dizilerdendi yine;
Twin Peaks adlı dizi  lise öğrencisi Laura Palmer’in öldürülmesi ve sonrasında gelişen olayları konu alıyordu. Bu cinayeti çözmek için görevlendirilen FBI ajanı Dale Cooper’in  (Kyle MaçLachlan’ın) kasabaya gelmesiyle sessiz ve sakin görünen kasabada olaylar başlıyordu.


1. Lost




Deli gibi 6 sezonu soluksuz izlemiş biri olarak ilk sezonları şahaneydi.Senaryo muhteşem kurgulanmıştı, bu nasıl düşünülebilir? diyerek izlediğimi hatırlıyorum.  Sonlara doğru çok sapıttı. Ancak sonunu merak ettiğim için izledim. Konusuna gelince;  
LOST Sydney’den Los Angeles’a yapılan bir uçuşun hikayesini anlatarak yola çıktı. Güney Pasifik Okyanusu’nda tropik bir adaya düşen uçaktan kurtulanların yaşadıklarını konu alan bir dizi iken, dünyanın en fazla tanınan bilim kurgu ve fantastik dizisi haline geldi.

Dizinin ilk bölümü 22 Eylül 2004’te yayınlandı. Yaklaşık 18 milyon kişi tarafından izlendi. Kanalın geçirdiği son 4 yılda aldığı en iyi reytinglerdi. Pilot bölümü televizyon tarihinin en pahalı yapımlarından biriydi. 10 milyon $’a mal olmuştu.  İlk sezonun çekimleri için 50 milyon$ harcandı. 23 Mayıs 2010’da sona erdiğinde 6 sezon ve 121 bölüm oynamıştı.

2. Homeland

Homeland'da nefesimi tutup peş peşe birkaç bölüm izlediğim bir diziydi.Özellikle Carrie bir çok ekz altın küre ödülü aldı bu rolüyle.

Nicholas Brody 2003'ten beri kayıp bir deniz çavuşudur ve öldü diye biliniyordur. Fakat Brody, 8 yıl sonra bir tatbikatta terorist sığınma evinde bulunur ve devlet tarafından "kahraman" olarak nitelendirilir. Carrie Anderson bir CIA memurudur ve Brody'nin El Kaide'ye çalıştığını, onlarla iş birliği yaptığını ve ABD'ye saldırı gerçekleştirme planları olduğunu düşünmektedir.


3. Fringe


FBI dünya çapında açıklanamayan olayları aydınlatmak için Boston, Massachusett merkezli Fringe adında bir ekip kurmuştur. Bu açıklanamayan esrarengiz olaylara örnek vermek gerekirse yeni doğan bir bebeğin inanılmaz derecede hızlı büyüyerek (5 dakika gibi bir sürede) yaşlanarak ölmesi verilebilir. FBI’da özel ajan olarak görev alan Olivia Dunham, metafizik üzerine araştırmalarda bulunan bilim adamı Walter Bishop ve bilim adamının oğlu Peter Bishop’ın esrarengiz olayları araştırması konu edilen dizinin yapımcıları diziyi The X-Files’dan ilham alarak tasarladıklarını ancak çok farklı bir tarza döndüğünü belirtmiştir. Fringe dizisinde esrarengiz olaylar, hastalıklar, paralel evren gibi bir çok konu işlenmektedir.

4. Once Upon A Time


Cindrella'dan Pinokyo'ya, Pamuk Prenses'e birçok masal kahramanını iç içe geçmiş hikayesiyle barındıran fantastik bir dizi, Once Upon A Time.
28 yaşındaki Emma Swan terkedildiğinde bebekti. Laneti kırması için dünyaya gönderilen Emma'nın bu sihirli dünyadan haberi olmasa da, 10 yaşındaki oğlu Henry her şeyi biliyor. Geri kalan tek şey ise Emma'yı ikna etmek..



5. Flash Forward

Dünyada tüm insanlar birdenbire bayılır. 2 dakika 17 saniye boyunca baygın kalırlar. Baygınlıkları boyunca bulundukları zamandan 6 ay sonraki hayatlarında 29 Nisan 2010 günü saat 10:00’da (amerikan saati ile) ne yaşadıklarını görürler (daha çok gelecekte geçen bir anılarını hatırlar gibidirler). Kendilerine geldiklerinde dünyada birçok kaza ve patlama olmuştur. Zira, işleri başındaki ya da direksiyon arkasındaki birçok insanın bir anda bilincini yitirmesi çeşitli kazalara yol açmıştır. Başta FBI ajanlarımız Mark Benford ile Demetri Noh olmak üzere, dünya üzerinde birçok kişi bu olayın neden olduğunu anlamaya ve 29 Nisan’da ne olacağını, birbirlerinin gelecekteki hikayelerini birleştirerek bulmaya çalışmaktadır.


6. Stranger Things


 Stranger Things; Will adında 12 yaşında hayat dolu bir çocuğun, bir anda ortadan kaybolmasıyla başlıyor.Farklı kollardan aramalar başlatılmasına rağmen, Will’in kayboluşuyla ilgili belirgin bir iz bulunamıyor. Fakat tam arama ekipleri vazgeçtiği sırada gizemli bir kız ortaya çıkıyor ve olaylar tamamıyla farklı bir boyut kazanıyor.
Will gibi bir anda ortadan kaybolan ve yıllar sonra geri dönen bu kız, küçük çocuğun bulunabilmesi için bir umut ışığı haline geliyor. Ancak daha sonra devlet eliyle yapılan gizli deneylerden korkutucu doğaüstü güçlere uzanan bu gizem dolu hikaye, git gide daha da karmaşık bir hal alıyor.

7. Dr. House


New Jersey eyaletindeki bir hastanede bulaşıcı hastalıklar konusunda uzman doktor Gregory House ve üç kişilik ekibinin hastanede başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır.Tanı koyma bölümünde Nefroloji ve Enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan doktorumuz ağrı kesici bağımlısı, zeki ve böbürlenmeyi seven biridir. Piano çalmayı, beyzbol izlemeyi sevmenin yanında game boy oynamaya da bayılır.

8. Sense 8

Bu dizide dünyanın 8 farklı noktasında yaşayan ve gizemli bir şekilde birbirleriyle  zihinsel ve duygusal bağlantıları olan 8 ayrı kişinin (Capheus, Sun, Nomi, Kala, Riley, Wolfgang, Lito ve Will) hikayesini anlatan bilim kurgu, drama türünde bir dizi.
Konusu Birleşik Krallık, Mexico City, Seoul, Mumbai, Berlin, Nairobi, San Francisco ve Chicago’da geçen dizi her bölümde buralarda yaşayan karakterleri yakından tanıtacak. Bu 8 kişiden bazıları bir araya gelmek için uğraşırken, bazıları ise birbirini öldürmeye çalışacak.

9. Under The Dome

Güzel, güneşli ve tamamen sakin bir bahar gününde, Maine’deki Chester’s Mills isimli küçük kasabanın dünyayla olan bütün bağlantısı, açıklanamayan görünmez bir güç alanı tarafından aniden kesilir. Uçaklar görünmez bir kalkana çarpar, şiddetli bir yağmur önüne geleni yıkıp yerle bir eder. Havadan kasabaya düşen, yanan uçak parçaları vardır. Kubbe yavaş yavaş alçalırken bahçevanın eli kopar. Arabalar infilak eder. Aileler birbirinden kaçar, herkes panik içindedir. Hiç kimse bu kalkanın nedenini, neden, ne zaman geldiğini ve ne zaman ortadan kalkacağını bilemez. 


10. Person of Interest

Zengin bir adam olan Mr. Finch, suçları önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. Ancak programı hayata geçirebilmesi için, bir başkasına ihtiyaç duyar. Kayıtlara göre ölü görünen eski CIA ajanı Reese, tam Mr. Finch'in aradığı adamdır. İlginç bir ikili oluşturan Mr. Finch ve Resee, suçları önlemek adına güçlerini birleştirir.