26 Nisan 2016 Salı

46-YOKOLAN Dr.Jeykl ve Mr. Hyde'dan mı esinlenmiş?

Bir anti-kahramanımız daha oldu Behzat Ç'den sonra,
Erdal Beşikçioğlu bu tür roller için biçilmiş kaftan adeta,
Nam-ı diğer Behzat Ç, Ankara'da Gogol'un ünlü eseri Bir Delinin Hatıra Defterini 2008 yılından beri kapalı gişe oynuyor,
Oyuna bilet bulan şanslı sayılıyor,
Buradaki "deli" tecrübesi ile de 46 da döktürüyor,
Bitkisel hayattaki kız kardeşini hayata döndürmek için kimyasal deneyler yapan genetik profesörü Murat Güney'i öyle gerçekçi oynuyor ki seyretmeye doyum olmuyor,
Aynı zamanda gözünün önünde öldürülen babasının katillerini bulmaya çalışıyor ve peşlerine düşüyor,
Şamanizm ayininde kullanılan Ayahuasca  adlı bir içkiden yaptığı bir karışımı kendine de enjekte ediyor ve o andan itibaren değişiyor, ilacın etkisinde iken yaptıklarını sonradan hiç hatırlamıyor,

İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson'ın 1886 yılında yayımladığı romanını "Dr. Jekyll ve Mr. Hyde" hatırlarsanız,
Romanda, nazik bir insan olan saygın yaşlı hekim Dr. Henry Jekyll'in zaman zaman şehvet düşkünü bir canavara, yani Mr. Edward Hyde'a dönüşmesi anlatılıyordu, 
Prod. Murat Güney bana Dr. Jekyll'ı hatırlattı,
Akıllı uslu bir profesörken kendi yaptığı ilaçla değişiyor, gözü kara birine bir katile dönüşüyor,
Biraz da bana çok sıkı takipçisi olduğum ve bitince üzüldüğüm, House dizisinin ünlü Dr. House'nı hatırlattı,
Star Tv'de 23:30'da yayınlanan dizi  diğer dizilerin aksine kısa sayılacak bir süresi var sadece: 60 dakika,
Bu kadar geç yayınlanmasa daha iyi olur diye düşünüyorum.
Daha önce dizilerde izlediğimiz başarılı oyuncular yer alıyor 46'da
Yasemin Allen ve Melis Birkan
Behzat Ç'den tanıdığımız; Berkan Şal, Ayça Eren
Kara Para Aşk'tan tanıdığımız Saygın Soysal
Dr. Murat'ın abisini canlandıran Metin Belgin,
İyi oyunculuklar izliyoruz  sayelerinde,
Yabancı dizi kalitesinde farklı bir senaryo,
Hep aynı tarz dizileri izlemekten sıkılan dizi izleyicilerine ilaç gibi gelecek,
Pazar günü geç saatte izleyemediğim bölümleri internetten izliyorum,
Siz de hiç izlemediyseniz peş peşe yayınlanan 5 bölümü izleyin derim,
Toplu izlemek daha da şahane oluyor,
Benim tercihim o yönde....

16 Nisan 2016 Cumartesi

Sizin Hic Maviniz Var Mı?


 #sizinhiçmavinizvarmı bir solukta okudum. 

Gercekten de Özge Uzun'un söylediği gibi; normal sıradan basit bir hayatın en büyük hazine oldunu, hayattaki asıl mucizenin sağlıklı gelişen bir bebek olduğunu ve ne kadar şükretsek az oldugunu tekrar fark ettim. 


"Özge sen özel bir kadinsin, özel bir annesin sen güçlü bir kadinsin o yüzden evladin seni seçti" "Dağhan bir melek tıpkı diğer evlatlar gibi" 


Dağhan harika mavi gözlü çok özel bir çocuk Özge'nin yasadiklari belki de onun gibi özel çocuğu olanlara ışık tutacak. O nedenle mutlaka okunmalı.


@ozge_uzun #ozgeuzun #kitap


Özge güçlü duruşu ile tüm kadınlara örnek olmalı bence,
Tabi evladı böyle özel bir çok sorunla dünyaya gelen tüm anneler gibi o da yılmamış,
Sürekli daha iyiye götürmek için çabalamış,
Hiç vazgeçmemiş,
Zor günler yaşamış  en dipten yine yukarılara çıkmayı başarmış bir kadın O,
Biz kadınlar gücümüzün farkına varmalıyız,
Kendimize verdiğimiz değer ne kadar fazla olursa o kadar güçlüyüz,
Özge tanınan bilinen bir kadın,
Onun duruşunu, hayata bakışını çok sevdim ben,
Bu kitabı okumadan tanışmıştım kendisi ile,
"Kadının Adı Var" vesilesi ile,
Kitabı okuyunca da ona saygım, sevgim ve hayranlığım arttı,
Dağhan'ın annesi olmak çok özel bir durum,
O mavi gözleri olan bir melek 
Diğer tüm evlatlar gibi,
Özel çocukları olanlar bu kitabı okumalı ve bir annenin psikolojik durumunu,
Evladı için mücadelesini,
Nasıl ayakta durmayı başardığını,
Diğer kişilerin yaklaşımlarına nasıl göğüs gerdiğini,
İkinci bir çocuğun hayatına gelişiyle neler hissettiğini,
Allahın verdiği bu armağanlar karşısındaki tavrını, şükranını,
İç dünyasını, gel-gitlerini,
Okudukça belki de benim gibi gözyaşlarınızı tutamayacaksınız,
Kitaptan;

Ben battım... Ta en dibe... Ayaklarımın altındaki o soğuk toprağı saçlarımın her bir teline dek hissettim. Bu batış bir anda olmuyor. Yavaş yavaş, hissetmeden oluyor, dibe düştüğünde bile ayamıyorsun. Bir olay, bir kişi... Belki bu hayatın içinde bir anlığına buluştuğun, yüzünü bile hatırlamadığın biri. Bir tokat yiyorsun ve bir bakmışsın en diptesin... Ben battım... Ta en dibe... 


Batışın nasıl yavaş oluyorsa, çıkman bazen daha ağır oluyor. Bir kere oradan çıkmak istiyor musun, işte en mühim konu o. Ben çıkmak istedim, hem de çok... Bazen düşebilirim, bazen dinlenmek isteyebilirim, hatta biraz da gidebilirim. Gitmek iyidir, dönmek için sebeptir... Seçilmiş, tercih edilmiş bir yalnızlığın kıymetini anlayabiliyorum. 


Yalnızlık da bazen bir ihtiyaç ve üstelik önemli, karşılanması gereken bir ihtiyaç. Yalnızlık; sadece kendimle olmak, sessiz ve huzurlu… 

Sen varsan her şey ve herkes var bu hayatta. Ben varsam evlatlarım var, sevgi var, aşk var. Yükler çok. Hep olacak. O zaman ne yapmalı, sırtı güçlendirmeli ki yük taşırken eğilmesin, bükülmesin belimiz... Ben battım... Ta en dibe... 



26 Nisan'da yepyeni bir kanalda lifetime'da
 yeni bir programa başlıyor Özge adı: Hayat Başlasın

8 Nisan 2016 Cuma

ANKARA'DA KADIN DAYANIŞMASI

Bir baktım gözlerimden yaşlar süzülüyor,
Ebru erkek çocuklarının sünnet olayını, erkekliğe geçiş ritüelini, toplumumuz tarafından ne kadar da abartılıp düğünle kutladığımızı anlattı önce,
Daha sonra da ilk regl olduğunda anne ve babasının o şefkat dolu yaklaşımını anlattı,
Kızının genç kız olduğunu öğrenen bir babanın onu sarıp sarmalayarak saçlarını okşayarak sevgisini göstermesini öyle içten paylaştı ki, gözyaşlarımı tutamadım,
Maalesef toplumumuzda çok sık görünen bir durum değil bu güzel tablo,
Anadolu'da belki çoğunuz yemişsinizdir o tokatı,
Genç kızlığa ilk geçişi tokat ile hatırlayanlar el kaldırsın!!
Eminim çoğunuz bu gruptasınız,
Ebru şanslı bir kız çocuğuymuş,
Bugün bu gösteride "Kadının Adı Var" diyen Banu, Özge ve Ebru,
Her birimizin ne kadar değerli olduğunu bize hatırlattılar,

"Sen üzgün bakışlı olan, cesaretin kırılmasın,
Gerçek renklerini görüyorum,
İşte seni bu yüzden seviyorum,
Hadi gerçek renklerini göster bana" diye seslendi Özge  salondaki kalabalığa,
O anda gösteri hepimizi sanki sarıp sarmaladı,
Yer yer tiyatral yer yer içimizden başarı hikayeleri ile,
Dopdolu bir sahne gösterisi izledik biz,
Kadininadıvar.com'a tıklamanızı tavsiye ediyorum,
 
Cezmi Ersöz'ün  "Ancak bir benzerim öldürebilir beni" sözü ile güzel anekdotlar anlattılar, Kadının kadına düşman değil en büyük yardımcısı olması gerektiğinin altını çizdi Banu,
Zaten içimizde var olan yardımlaşma becerisinin büyüyüp yayılması gerekiyor,
Birlikte mutlu olabilmeyi bilen kadınlar olduğu sürece dünyanın harika bir yer olabileceğini
bizlere hatırlattılar,
Sahnedeki duruşları, seyirciyi içine alan hikayeleri ile gösterinin nasıl bittiğini anlayamadık,
Çok çok keyifli bilgi dolu,ibret dolu,  eğlenceli saatler geçirdik,
Ankara'ya tekrar gelecekler,
Mutlaka siz de gelin bu güzel, mütevazi, donanımlı, samimi kadınları izleyin,
Çok memnun kalacaksınız,
Kadınların yanı sıra erkeklerin de izlemesi  gerekiyor yüzümüze çarpan bu gerçekleri,
Çünkü bizler "erkekleri seviyoruz"
Onlar bilinçlense, eğitilse kadın erkek eşitliğine inansa zaten Kadın Sorunları diye bir kavram olmaz,
1+0 hiçtir
1+1 herşeydir dedi Ebru
Yani sen kadını "0" olarak görüyorsan hiç bir yere varamazsın,
Yanındaki kadını birey olarak görüyorsan siz birlikte varsınız,
Gösterinin yıldızı ise; ÜMMİYE KOÇAK tı,
2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kuran, 32 yıllık evli ve 3 çocuk annesi olan 57 yaşındaki Ümmiye Koçak bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı.
Ümmiye Koçak bir kadının aklına koyduğunda neleri başaracağının harika bir örneği,
Kadın isterse her şeyi başarır,
Şikayet etmek yerine üretmeye odaklanmalıyız,
Kendimize inanalım ve hedefimizi belirleyelim,
O hedef için çalışınca başaramayacağımız hiç bir şey olamaz....
Yaptıkları bu gösteri alkışa değer,
Ankara'ya hoşgeldiniz,
Doyamadık sizlere,
Sosyal sorumluluk hissederek insanlara faydalı olabilecek bu tür projeler üreten tüm kadınları kutluyorum...
#Ankarakadınınadıvar; Hafize, Senem, Gülden, Bahar ve Mavianne sizlere öpücükler gönderiyoruz...

7 Nisan 2016 Perşembe

HIKING NEDİR? NASIL YAPILIR?

Hayatım boyunca böyle bir deneyim yaşamamıştım,
"Şule'nin hadi gençleri alıp yürüyüşe gidelim eğlenceli vakit geçiririz" demesiyle yola çıktım,
Fotoğrafçılık kulübüyle yaptığımız seyahatler gibi olacağı hayali vardı aklımda,
Boynumuzda makinalar hem yürüyüş yapıp hem dakikalarca durup bir çiğdemi fotoğraflıyorduk,
Hem eğleniyor hem yürüyor hem de dinleniyorduk,
Bu yürüyüş hiç de umduğum gibi olmadı malesef ,
Sadece öğle yemeği için dağın zirvesinde 10-15 dk. oturduk,
Neredeyse 15 km. parkur boyunca hiç dinlenemedik,
 Ankara'dan sabah 8 gibi çıktık yola çıktık,
11:30 gibi  gibi Nallıhan Çulhalar Köyündeydik,
Ohh mis gibi hava, ne de güzel doğa, aman da şurada fotoğraf çekilelim derken,
Bir de baktık herkes bir gayret hızlı hızlı dağa doğru yürümeye başlamış,
Tam olarak başımıza ne geleceğini o an tam olarak idrak edemedik,
Meğerse, Nallıhan bölgesinin en yüksek dağı olan Sarıçalı Dağı'na tırmanacakmışız !!!
Rakımının yani deniz seviyesinden yüksekliğinin 1724 metre olduğunu bize kimse söylememişti !

Yapılacak tek şey gurubu takip etmekti artık, 
50 kişilik ekipte ilk kez bu deneyimi yaşayacak 10 kişi kadardık,
Diğerleri her hafta Çetin Beyin başkanlığında bu tür yürüyüşlere katılan profesyonellerdi,
Dağ tırmanışı için tüm malzemeleri vardı,
Çift yürüyüş batonları, tozluk, trekking ayakkabısı,
Herkes tam teçhizatlıydı yani,
Ben ise yoldan bulduğum bir değneği baton yaptım kendime, yoksa mümkün değildi dayanmadan çıkabilmem, 

Doğa mükemmeldi,
Çam kokuları, kuş cıvıltıları, çiğdemler,
Herşey doğa harikası gibiydi,
Bol oksijen aldık orası kesin, 
Ayrıca kendi dayanıklılığımızı test etmemizi sağladı bu yürüyüş,
Zirveye tırmanmak çok zorlu oldu,
Ağaçların arasında, otların kaygan orman zeminin üzerinde zikzaklar çizerek tırmandık,
Düşe kalka başardık,
Çağla, Şule, Ahmet Can ve ben yarı zirvede bu başarımızı fotoğraflandırdık,
Daha sonra kayalık alana geldik tırmanışımız kayalarla devam etti,
Anıt ağaçları gördük yürürken,
Yıldırım düşüp yanan ağaçlar ilginçti,
Zirve taşına çıkıp bayrak sallamayı da ihmal etmedik tabi,
Kolay mı ilk yürüyüş deneyiminde zirve yapmak!!!
İlk ve son doğa yürüyüşü hatıram hayırlı uğurlu olsun :)))
 Hadi çıktık çıkmasına da bunun bir de inişi vardı,
İniş daha tehlikeli ve dikti, 
Oraya buraya tutuınarak, dikkatli bir şekilde inmeye çalıştım,
Bir an önce bitişe varmayı hayal ederek gayrete geldim ve hem video çekip hem de inmeyi başardım :)
Trekking  dağ veya doğa yürüyüşü olarak kullanılmasına karşılık dağ ve doğa yürüyüşünün tam karşılığı HIKING’ dir. Günü birlik olarak yapılır ve kamplı konaklama içermez. Önceden belirlenmiş bir parkurdan yürünür. Eğer bu aktivite kamplı olacaksa adı Trekking olur.
Dağı inmemizle bitmemişti malesef yürüyüş,
Uyuz Şelalesine gidecektik,
Bu kadar yürümüş mücadele etmişken orayı görmeden dönmeyi kendime yediremedim,
Şule "gitmeyelim istersen "demesine rağmen buraya kadar gelip de şelaleyi görmeden olmaz dedim,
web'de araştırınca Uyuz Şelalesinin; Uyuz hastalığına yakalanmış hayvanların bu suya girince iyileştiklerini, suyunun 36 derece sıcaklıkta ve kükürtlü bir termal su olduğunu ve yılın belli bir döneminde aktığını, yeraltı su seviyesi düşünce su kaybolduğunu, Uyuzsuyu şelalesinin bir diğer adının da Ilıca şelalesi olduğunu ve  cilt hastalıklarına faydalı olduğunun söylendiği bilgisine ulaştım.
Şelaleyi gördükten sonra bir müddet yemyeşil çimene uzanıp ayakkabıları çıkarıp nefeslendik,
Doğa mükemmeldi,
Oradan sonra ilk durağımız otobüsün olduğu Çulhalar köyüne 2 saat yürüdük sanırım,
Ayaklarımı hissedemez olmuştum, 
Yürüdükçe bacaklarıma ve kalçama bıçaklar saplanıyordu,
Utanmasam ağlayacak duruma gelmiştim,
Otobüsü gördüğümde kendimi çimenlere attım,
Yediğim sucuk ekmeğin tadını bile alamadım,
Ben hiç spor yapmayan biri olarak "Ortanın Üzerinde" diye tabir edilen  15 km'lik bir Parkuru yürüdüğüme inanamadım,
Gerçi inanmam için bir sebebim vardı o da 4 gündür devam eden ağrılar :(
Şule de bu kadar ağır bir parkur olduğunu bilmiyordu,
Doğru ayakkabı ve malzemeler olmayınca bana bu yürüyüş çok zorlayıcı geldi,
63 yaşında seke seke dağları çıkan ve inen doğa aşığı beyefendiyi görünce takdir ettim onu,
Antrenmanlı olunca kesin keyifli olur,
Ancak benim gibi "ohh kuşlar, böcekler lay lay lomm" diye gezme yürüme hayaliyle gelip de dağ tırmanınca pek de keyifli olmuyor,
Bir deneyimi de bu şekilde yaşamış oldum....

5 Nisan 2016 Salı

ANKARA'YA GELİYORLAR



Kadın dayanışmasına inanan biriyim,
Güzel bir şeyler için çabalayan herkesin yanında olmayı isterim,
Şayet birinin yüzünde görürsem sevincini mutluluğunu bu  beni manevi açıdan zenginleştirir,
Kadınlara farklı bakış açıları verecek olan bir gösteri olduğunu düşünüyorum,
Sahnede bu üç renkli kadını izlemek keyifli olacak,
Bir kaçamak yapıp saat 16:30'da Kızılay'da olalım ne dersiniz?
Onlar İstanbul'dan bizler için geliyor,
Ankaralı Kadınların desteğini hissettirelim,
Gösteri ÜCRETSİZ dir,
Ben orada olacağım sizleri de bekliyoruz,
Görüşmek üzere....


4 Nisan 2016 Pazartesi

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.

Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.

Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.

Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.

Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.

Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!



P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.
http://www.agizbakimuzmani.com/

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU


Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Nisan 2016 Cuma

ORTAKÖY'DEKİ HALİL SEZAİ MİYDİ?

İstanbul'a giden Ankaralı ne yapar?
İlk fırsatta deniz kenarına koşar!
İstanbulluların kanıksadığı,
Nasıl olsa orada deniz kaçmıyor ya? dedikleri manzara bizim için muhteşemdir,
Vapurların denizde süzülüşünü izlemek bile bana müthiş bir mutluluk veriyor,
 İstanbul'u fotoğraflamaya doyamıyorum,
Doğal bir film platformu sanki İstanbul,
Ortaköyde birkaç saat geçirdim,
Üşümeseydim eğer bu banklarda saatlerce oturup boş boş bakabilirdim,
Asumanla karşılaştık selfie yapmadan ayrılmadık,
Yıldızımla güzel sohbet eşliğinde kahve keyfi yaptık,
Doyamadık yine birbirimize,
Keyifle vakit geçirebildiğiniz dostlar biriktirmenin hayattaki en güzel şey olduğunu öğrendim,
Birlikte çekildiğimiz fotoğraflara daha sonra gülerek bakıyorsak ve özlemle anıyorsak ne mutlu bize,
Güzel anılar biriktirmek oldu hayat misyonum,
Hayata gülerek bakınca hayat da sana gülümsüyor...
Asrın icadı selfie çıbığı'nı  :) çok seviyorum,
Onunla fotoğraflayınca güzellikleri bir çocuk mutluluğu oluyor bende
Ergenler gibi bir durumum var sanırsam :)
En çok kalabalık gruplarla selfieyi seviyorum, 
 Şu aşağıdaki fotoğraf da selfie çubuğu ile çektim mecburen,
Garsona rica ettim önce köprü de görünse dedim,
Dışarısı aydınlık olduğu için patladı, ben ise  karanlık çıktım, fotoğraf demeye bin şahit lazım,
Eeee tekim de, ben de çubuğu ayarladım "haberim yokmuş gibi çek pampa" dedim,
O da çekti !!
Sokak hayvanları bence zenginleştiriyor manzarayı,
Kedilerin, köpeklerin insanlarla dostça birarada olmalarını çok seviyorum,
Yediğiniz kumpire ortak çıkıyorlar,
Onlara da bir parça düşer mi diye etrafında dolaşıyor,
Ya da bir köpek dakikalarca kıvrılıp uyuyor yanınızda sakince,
Başlıktaki sorunun yanıtını siz verin,
İlk fotoğraftaki köpekli kişiyi Halil Sezai'ye benzetti arkadaşlar,
Ben hiç o gözle bakmamıştım,
Bilmiyorum O mu?
İstanbul'da yaşayınca trafik stresi, iş yoğunluğu derken denizin ve İstanbul'un keyfi çıkarılmıyor gibi geliyor benim tarafımdan bakılınca,
Nehir'le Beşiktaş sahile inip deniz kenarında kahve içtik,
Heidimle yıllarca aynı ofiste çalıştık Ankara'da,
Unutulmaz anılarımız oldu hala onları konuşup güleriz,
Semacığımın da kulaklarını çınlattık,
"Ben burada çalışsam her öğlen inerdim buraya" dedim,
Nehir ise bu keyfi pek de sık yapmadığını itiraf etti :)
Belki de haklı ,
Biz denizi olmayan kentte yaşayanlar denizi terapi gibi görürüz,
Denize gidebileceğimiz yaz tatili hayalleri kurarız,
Ya da benim gibi İstanbul'a, Samsun'a, Ünye'ye kaçma hayalleri kurarız,
Bu hava bana iyi geliyor, yenileniyorum, ciğerime deniz havası girince mutlu oluyorum,
Bu arada unutmadan söyleyeyim; Annemin Yarası filmini çok beğendim,
Oyuncular, hikaye, çekimler yabancı bir film izliyormuş gibi hissettiriyor,
Oyuncuların performansı çok başarılı,
Film bitince mideme bir yumruk yemiş gibi oldum ama etkileyiciydi



Bu İstanbul iş seyahatim çok kısa süreliydi, 
Kardeşlerimi yeğenlerimi göremedim,
Arkadaşlarımın çoğunu da,
Bir daha ki sefere artık diyorum,
İnşallah daha uzun gezmeye giderim İstanbul'a....