29 Mayıs 2015 Cuma

ÖFKE PATLAMALARI MI YAŞIYORSUNUZ?

FOTOĞRAFLAR:GOOGLE GÖRSELLER
"İçerik çok şey ancak üslup herşeydir" diye okumuştum bir yerlerde,
Bugün de Yonca Tokbaş 'ın yazısı çıktı karşıma,
Ne kadar da doğru dedim kendi kendime,
Yaşadığım iki olay geldi aklıma hemen,
Bundan kısa bir süre önce,  arkadaşımın arabasıyla bir restaurantın park yerinde arabayı bırakacak yer ararken giriş çıkışı kapatan bir araç ve onun camlarını temizleyen gence, camı açıp kibarca; "geçişi engelliyorsunuz, burada cam silinir mi" diye uyardığımda, onun bağırarak "cam silmek için durmadım, yaşlı annemi bindiriyorum arabaya kör müsün, görmüyor musun" demesiyle arkadaşımın telaşla onun arabasına dokunması bir oldu,
Yani hafifçe arabalar tokuştu,
Ama asıl inanılmaz olan, o gencin avazı çıktığı kadar bağırarak bize hakaret etmesi oldu,
Kapılarımızı açmaya çalışırken, yumruklarını sıkması, "kadın olmasalar bir çarpardım" demesi üzerine biz arabada öyle bir korktuk ki,
Allahtan kapılar kilitliydi, camlarımız kapalıydı,
Hemen restaurantın garsonları ve o an arabasını park eden insanlar geldi ve genci sakinleştirmeye çalıştılar,
Hem suçlu, hem güçlü bu olsa gerek !!!
Sen arabaların geçiş yolunu tıka, onunla yetinmeyip, bağır çağır,
Suçunu biliyor olmalı ki, arabada görünün pek birşey olmamasına rağmen arkadaşımın "masrafınız neyse halledelim telefonumu vereyim" demesini bile duymadan oradan kaçar gibi uzaklaştı,
Şok olduk bu tutum karşısında,
Allah iyilerle karşılaştırsın,
Öfke kontrolü eğitimi verilmeli herkese,
Atalarımız "tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" diye boşuna dememişler,
Karşındaki haksız da olsa, onu güzel bir üslupla sakince, kırmadan dökmeden anlatmayı seçmeli,
ne kaybederiz ki,
İçimizdeki iyilik yeşerdikçe yeşerir,
Asabiyetin, öfkenin bizi ele geçirmesine müsaade etmezsek,
Bir de bakmışız daha ılımlı, daha anlayışlı, güvenilir, sakin oluvermişiz,
İkinci olay ise yine bir park yerinde geçiyor,
Bu sefer direksiyonda ben varım,
AVM'nin kalabalıklığından ve havasızlığından öyle bunalmıştım ki,
Bir an önce kendimi arabaya attım,
Park yerinden çıkıyorum sola dönerken sağdan bir arabanın gelip gelmediğini kontrol etmediğimi fark bile etmedim,
Beyaz bir arabanın dokunması sesiyle irkildim,
Diğer arabadan  genç bir şoför indi, belki biraz ses tonunu yükseltti, farkında bile değilim,
"Niye bakmıyorsunuz yola" gibi birşeyler söyledi,
Arabadan inen eşi ve bebeğini de görünce zaten haksız olan ben,
Çok üzüldüm ve "haklısınız  ne söyleseniz, dikkatsizliğimden, özür dilerim " diyerek ne gerekirse yapacağımı söyledim,
Trafik polisi bile çağırmadan aramızda hallettik,
Akşam o genç beni arayıp özür dilemesin mi, "sesimi size yükselttim kusura bakmayın "diye,
Ben nasıl mahçup oldum, olur mu öyle şey, haklıydınız diye geveledim durdum,
Ama, telefonu kapayınca "Allahıma çok şükür, böyle iyi insanlarla karşılaştır beni her zaman "diye dua ettim...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

ALLAH RUTİNDEN AYIRMASIN !

İlk duyduğumda ; "ne saçma bir söz, ne sıkıcı" dedim,
Daha sonra düşününce altında yatan anlamı, kocaman bir "AMİN" çektim,
Yani, her gün erkenden kalkıyor, hazırlanıyoruz işe gitmek için,
Bazı günler kahvaltı yapıyoruz bazen de iş yerinde bir simit bir çayla geçiştiriyoruz,
Çalışmaya dalıyor öğle tatilinin nasıl geldiğini ve nasıl geçtiğini anlayamıyoruz,
Arada molalarda kahve, çay belki 2 çift laf ile arkadaşlarla sohbet,
Sonra tekrar çalışma, iş, güç,
Akşam 6'da ise mesai bitimi, eve dönüş,
Dönüş yolunda belki bir market alışverişi,
Eve gelip mutfağa girip akşam yemeği hazırlığı,
Yemek sonrası ayaklarını uzatıp TV izleme veya kitabın elinde keyif yapma,
Sonra hoop yatak ve rüyalar...
Hayatın akışında belki de her günümüz aynı geçiyor diye çoğu zaman söyleniyoruz,
Hep başka şeyler istiyoruz, hep daha farklı hayatlara özeniyoruz,
Daha maceralı geçsin günlerimiz istiyoruz,
Herkes emeklilik hayali kuruyor,
Daha çok para kazanma,
Daha keyifli işler yapma hayalindeyiz çoğu zaman,
Ancak bu rutin bozulunca "DANK" ediyor,
Ailede biri hastalandığında veya yolunda gitmeyen bir şey çıktığında hayatında,
Ya diyorsun ne güzelmiş benim hayatım,
Herkes kendi yağında kavruluyormuş,
Herşey yolundaymış,
Yani dönüyorsun bu lafı daha sık söylemeye;
"ALLAH RUTİNDEN AYIRMASIN" Amin

26 Mayıs 2015 Salı

OLİMPİK ANNE OLMAK İSTER MİSİNİZ?



YAŞASIN OLİMPİK ANNEYİM !!!

Oğlumun satranç ile tanışması ilkokul ikinci sınıfta oldu. Okulunda düzenlenen satranç turnuvasına katılmak istemesi bizi mutlu etti. Çok hareketli olan Ahmet Can’ın dakikalarca satranç masasının başında oturup, zihnini çalıştırması bizi şaşırttı. Yıllarca satranç kurslarına götürüp, turnuvalara katılmasına vesile oldum. Satranç turnuvalarının bazen bir gün, bazen de iki gün sürdüğü oluyordu. O içeride ter dökerken ben de bahçede, kafeteryada oturup onun sonucunu bekler olmuştum. Vikipedi’de Satranç:  “iki oyuncu arasında satranç tahtası ve taşları ile oynanan bir masa oyunu Dünya çapında turnuvaları düzenlenir ve bir spor kabul edilir” tanımlanıyor. Çoğumuz spor olarak görmesek de bence zihni güçlendiren, çok yönlü düşünmeyi sağlayan bir spor. Katıldığı turnuvada aldığı madalyalar onun kendine güvenini sağladı. Ayrıca, okulda kurulan satranç takımının bir üyesi olarak katıldıkları turnuvalarda aldıkları sonuçlarla birçok başarıya imza attılar. Oğlumun spor sayesinde, küçük yaşlarda özgüven ve disiplin kazandığını ve daha fazla sosyalleştiğini gördüm.
İlköğretim yıllarında çocuğunuzu herhangi bir spora yönlendirmenin önemi büyük. Hem gelişimine katkısı oluyor hem de takım ruhunu yaşamasını sağlıyor. Spor yaparak hem bedenini hem de ruhunu zenginleştiren çocuklar derslerde de başarıyı yakalıyorlar.  Liseye kayıt yaptırdığımız ilk gün, “spor etkinlikleri nasıldır okulunuzda?” diye sorduğumda müdür yardımcısı şaşkınlıkla yüzüme baktı nedense. Genelde anne babaların, çocuklarının derslerini olumsuz yönde etkileyeceğini düşündükleri için spor etkinliklerine katılmasını istemediklerini açıklamak zorunda kaldı müdür. Ben ise, tam tersine oğlumun bir spor faaliyetinde bulunmasını çok istediğimi söylememle gözleri parladı odada bizi dinleyen, daha sonra beden eğitimi öğretmeni olduğunu öğrendiğim Volkan Öğretmen. Tabi Ahmet Can da spor yapmasını desteklediğimi görünce çok sevindi. Okul açıldığında yanına gelmesini söyledi Ahmet Can’a.
Voleyboldan yana kullandı seçimini, antrenmanlar, oyuncu seçimler derken okulun voleybol takımına girdi. Spor yaptığı için arkadaşlarıyla bir çok şeyi paylaşmayı, sorumluluk almayı öğrendi. Ayrıca beslenmesine dikkat etti bu süreçte. Antrenmanlar ve maçlarla geçen başarılı bir yılın ardından bölge birincisi oldu ve madalya aldılar okul takımı olarak. Bu heyecanı yaşaması annesi olarak beni ve tüm aileyi mutlu etmeye yetti. Oğlumun spor yapması ile, sadece profesyonel olmak için değil hayatı boyunca programlı yaşayıp hem hayatın keyfini çıkaracağını, hem sorumluluklarını yerine getiren bir birey olacağını düşünüyorum.
 ÇOCUĞUNA SPOR YAPTIRAN HER ANNE, OLİMPİK ANNE’DİR.
Kendimi rahatlıkla Olimpik Anne ilan edebilirim değil mi? Sadece çocuğumuzu spora teşvik etmekle yetinmemek gerektiğini, sporu hayatımın bir parçası haline getirirerek sağlıklı ve zinde bir şekilde yaş alacağıma inanıyorum.
Bence sizler de Olimpik Anne olmak için, çocuğunuzu spora yönlendirin ve yaşamlarını iyileştirerek sağlıklı bir nesil oluşturmaya katkı sağlayın #OlimpikAnneyim etiketi ile sosyal medyada çocuklarınız ile spor yaptıkları anları paylaşabilirsiniz, aldığınız her P&G ürünü ile Türkiye’deki tüm çocukların spor yapmasına destek olabilirsiniz.
Belki duymuşsunuzdur, Türkiye’de çocukların sporla büyümesini ve gelişmesini sağlamak amacıyla P&G ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ile birlikte oluşturulmuş, spora önem veren anneler tarafından başlatılan bir sivil toplum hareketine “Olimpik Anneler” deniyor.
Çocuklar düzenli şekilde spor yaptıklarında;
·         Fiziksel Olarak Güçleniyor ve daha sağlıklı oluyorlar.
·         Hayatlarına kattıkları disiplin sayesinde derslerinde
başarıyı yakalıyorlar.
·         Kazandıkları özgüven sayesinde, gelecekleri olumlu yönde etkileniyor.

Olimpik Anneler Kurulu, projenin ülke çapına yayılması için Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve halk ile bir araya gelerek bilinçlendirme aktiviteleri gerçekleştiriyor.  Ayrıca P&G Nisan ayı itibari ile başlayacak 1 paket= 1 destek kampanyası ile alınan her P&G ürününden elde edilen gelirin bir kısmını Türkiye’de çocuklarımızın sporla büyümesi için bağışlıyor.


Proje ile ilgili tüm detayları öğrenmek için www.olimpikanneler.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

21 Mayıs 2015 Perşembe

FOTOĞRAF SERGİSİ DEYİP GEÇMEYİN

10 numara 5 yıldız veriyorum !!!
Son 2 yılımı geçirdiğim,
Güzel dostluklar kurduğum, 2 sergisinde fotoğraflarımın sergilendiği,
Zevkli ve eğlenceli gezilerinde yer aldığım,
Trabzon Vakfı Fotoğrafçılık Kulübü'nün Fotoğraf Sergisi'ni mutlaka ziyaret etmelisiniz,
Kızılay'da Uray Sanat Galerisinde,
 
Çok sevdiğim arkadaşlarımdan Gülten vardı bu öğle arasında sergide görevliydi,
Onunla gezdim sergiyi,
Fotoğraflara BA-YIL-DIM!!
Emek var,
Kadraj var,
Işık var,
Makro var,
Komposizyon var,
Yürek var,
Sevgi var,

Her fotoğraf ayrı güzellikte,
O An'ı fotoğraf kareleriyle  ölümsüzleştiren fotoğraf sanatyçılarını tanıyınca, sergi daha bir anlam kazanıyor,

En önemlisi her birinde ruh var,
O da bize geçiyor,
Her fotoğrafın bir hikayesi var,
Arkadaşlarımın objektifine takılan kişiler için ise, "ne şanslılar" diye düşünmedim değil,
"Sanat" olmuşlar sayelerinde,
Gülten, uzunca bir süredir diş tedavisi görüyor, implant takılacak,
O nedenle maske ile dolaşıyor bir süredir,
Telaşlanacak bir durum yok,
 
Biz Mahocum'la bu yıl katılamadık bu gurubun çalışmalarına,
Keyifli, eğlenceli ve bol fotoğraflı iki yıl geçirdik onlarla,
Yüreğim sizinle dostlar,
Hep takipteyim sosyal mecrada kulübün çalışmalarını,
Harika fotoğraflarını gördükçe kıskanmıyor da değilim hani !

Bu haftasonu ise, Balkan Gezisine gidiyorlar,
Eminim muhteşem fotoğraflarla dönecekler,
Hepsine şimdiden iyi geziler diliyorum,
Işığınız  bol vizörünüz açık olsun, (Emine Hocamdan alıntı)

Bir türlü ayrılamadım sergiden,
Ben oradayken genç bir kız geldi ve "bu sergideki fotoğrafları görünce ben de katılmak istedim sizin kulübe" dedi,
Gülten de memnuniyetle karşıladı tabi bu isteğini genç kızın
" Seneye görmek isteriz sizi de"
Fotoğrafçılığa gönül vermiş bir topluluk ve onlardan daha da tutkuyla bu işi yapan hocamız Zeki Güven,
Sizleri yürekten kutluyorum,
Siz bu güzellikleri fotoğraflamaya devam edin,
Biz de sizlerle bir yolculuğa çıkalım,
Fotoğraf kareleriyle dalalım hikayelere, renklere, ışığa,









Fotoğraf Aşktır....

BİRİ DİNOZOR MU DEDİ?

 Belediyelerin bu Jurassic Park sevgisi nereden geliyor?
1993 yılında ilk olarak tanışmıştık dinozorların hikayesiyle,
Bundan tam 22 yıl sonra bugünlerde Melih Gökçek,  dinozorları Ankara'nın tam ortasına getirdi,
 Meğer geçen sene 23 Nisanda Konya Belediyesi 80 Binde Devr-i Alem adında bir park açmış. Ve bu parkta, 3 ayrı kısım bulunuyor. Trex Parkı olarak adlandırılan bölümde tarih öncesinde yaşayan dev dinozorların hareketli maketli bulunuyor. Trex Parkı içerisinde 50 adet dinozor maketi yer alıyor. 

 Parkın minyatür bölümü, Cihan-ı Türk Abideler Şehri olarak isimlendiriliyor ve içerisinde 120 adet minyatür eser bulunuyor. 

Ç Pamuk Şekeri Masal Dünyası Parkı var bir de burada ise; Şirinler, Hulk, Pembe Panter, Batman, Spiderman, Çakmaktaşlar ve Şirinler gibi masal kahramanları bulunuyor.

 Bu haftasonu Konyadaydım, Rahimeciğim de görmemiş bu parkı bana da değişiklik olsun diye oraya götürdü, 

T-rex parkını gezerken dinozorların sesinden korkup ağlayan çocukları gördüm :) 50 tane kocaman dinozoru görünce ben bile korktum.
 Dinozorlar yeryüzünde ilk kez 230-225 milyon yıl önce görünmüşler, 65 milyon yıl önce ise çok sayıda dinozor türünün nesli tükenmiş ve Dinozorlar 150 milyon yıl kadar yaşamışlar.
 Bilim adamlarının görüşlerine göre; 65 milyon yıl önce yaklaşık 10 km çapında bir göktaşının Dünya'ya çarpmasıyla dinozorların sonu gelmiş. Ancak bu sırada dinozorların tamamen yok olmadığı, bazı küçük türlerinin evrimleşerek bugünkü kuşların atalarını oluşturdukları tahmin edilmekteymiş.

Sağolsun  bizim belediyeler sayesinde yakından tanıma fırsatı bulduk kendilerini !

 
Ankara'nın Robotlarını Karadağ'da görmem ve daha sonra da Konya'da dinozorlarla karşılaşmam bir tesadüf mü sizce?

15 Mayıs 2015 Cuma

PASTA, BÖREK TARİFLERİ

Haftasonuna girerken sizlere pasta börek tarifi vermek istedim,
Her zaman el alışkanlığı ile yaptığım pratik bir kek tarifim var benim,
Kabarma garantili :)
DAMLA ÇİKOLATALI KAKAOLU KEK
4 yumurta
4 çay bardağı şeker
çırpılacak iyice
1 çay bardağı süt ve sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
Portakal kabuğu rendesi
4.5 çay bardağı un
damla çikolata,
kakao
180 derece ısınmış fırında pişirilecek

Bakmayın fazla kabarmadığına,
 Malesef fazla bekleyemedim kabarmasını ve mayam sanırım bayattı,
Siz taze mayayla yaparsanız bunun iki misli poğaçalarınız olur
MAYALI POĞAÇA TARİFİ
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
1 su bardağı maden suyu
1 yumurtanın akı( sarısı dışına sürülüyor)
1 paket maya
1 çorba kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz,
5.5-6 su bardağı un
İçine dilediğiniz malzemeyi koyabilirsiniz,
Şeklini de istediğiniz gibi yapabilirsiniz
Mücver yapayım dedim bir akşam evde kabak, patates, havuz, maydonoz, dereotu vardı,
ama kızartma olmasın diye düşündüm,
Fırında pişireyim börek gibi dedim,
Ancak, orta dereceli fırında uzun uzun pişmasi gerekiyor yoksa içi çiğ kalıyor,
Hepsini rendeledim,
3 yumurta kırdım,
2 kaşık yoğurt, karbonat ekledim, tuz, biber
Üzerine de kaşar rendesi ve FIRIN !!!
Bu muhteşem Yelpaze Patates Tarifini Arda'dan aldım,
Arda da kim? demezsiniz değil mi? Mahocum gibi :)))
Ardanın Mutfağının tariflerini çok beğeniyorum,
Patatesleri kesiyoruz dilimlerin ayrılmamasına dikkat ederek,
Sonra yağlıyor ve fırında 15 dk tutuyoruz,
Daha sonra ise, ocağın üzerinde sıvı yağ, tereyağ, sarımsak ve kekik karıştırıyorsunuz,
Patatesleri çıkarıp fırından tek tek aralara sürüyoruz,
Tekrar fırınlıyoruz,
Nefis bir koku yayılıyor mutfağa,
Tadı da muhteşem öneririm,
Tavuğun, etin yanına harika gidiyor,
Size Mercan Hanımla hoşçakalın diyoruz,
İyi haftasonları diliyorum herkese,
Yaz geldi Ankara'ya haftasonu 30 derece olacakmış,
İlkbaharı es geçip yaz sıcakları ile kavrulacağız desenize
Bu arada, Zülfü Livaneli'nin Konstantiniyye Oteli'ni okumaya başladım,
Çok seviyorum ben onun yazım dilini,
Hikayelerini,
Bakalım nasıl sürprizler bekliyor beni,
Bu kitabını da Mutluluk ve Serenad kadar sevecek miyim?

12 Mayıs 2015 Salı

ANKARA'NIN YÜRÜYÜŞ YOLLARI-EYMİR GÖLÜ


Güneşli bir Ankara pazarında ne yaparsınız?
AVM'lerden sıkılan bir Ankaralı iseniz benim gibi,
Yürüyüş yapacak yerler ararsınız açık havada,
Göl kenarı geliyor tabi Ankara'da ilk akla,
Mogan Gölü, Eymir Gölü, Karagöl, Göksupark,  Ahlatlıbel, bunların başlıcaları,

Göksuparka giderseniz eğer, mangal kokularından fenalaşmamak için sizin de mangal yapmanız şart!!!
Yoksa çekilir yanı yok, o kokular arasında yürüyüş yapmanız veya temiz havayı içinize çekmeniz bayağı zor,
Tabi burada 200 barbekü yer alıyor, aileler haftasonları sabahın erken saatleri buraları tutuyorlar ve mangalın keyfini çıkarıyorlar,
Görülesi çok ilginç manzaralara da çoğu kez sahne oluyor,
Top oynayan, ip atlayan, tavla atan, çok eğlenen insanlar görüyor mutlu oluyorsunuz,
İsterseniz gölün çevresinde yürüyüş yapabilir, kenarlarındaki çay bahçelerinde içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz,
Biz Mahocumla daha çok Eymir'de yürüyüş yapmayı seviyoruz,
Arabanızı dışarıdaki park yerine bırakıyorsunuz,
Sadece ODTÜ'lülere değil herkese açık Eymir,
13 km.olan Eymir gölü çevresini ister bisiklet kiralayarak, ister yürüyerek turlayabilirsiniz,
Harika bir parkur,
Bir yanınız göl, bir yanınız ağaçlar yemyeşil,
Önemli bir ayrıntı mangal yakmak yasak,
Haftasonu çok kalabalık oluyor,
Ring otobüs var göl çevresinde,
Aslında hiç araba girmemesi lazım, özellikle haftasonları,
Ancak kapıdaki güvenliğin arabaları durdurup bazılarına ise izin verdiğini görünce sordum,
Bu nasıl bir uygulama diye?
Engelli kartı olan araçları alıyormuş içeri ve saat 11'e kadar da ODTÜ kimliği olanları,
Bence araç trafiğine kapatılmalı sadece ring olmalı
 Acıkırsanız yürüyüş sonrası seçenekler de sunuyor size çevredeki küçük kır kahveleri
Ekmek arası, balık, köfte, gözleme,
Biz gözleme ve çayı tercih ettik,
Güneşi de özlemişiz Ankara'da,
Çimlerin üzerine çektik sandalyeleri güneşlenerek çaylarımızı yudumladık,
Çayım bitince attım kendimi çimlere gazete okudum, elektriğimi toprağa attım :)
Keyifliydi, öneririm,
8000 küsür adım atmış olmak ise çok mutlu etti bizi,
ODTÜ Bağevine kadar yürüdük sadece,
Arabaların giriş kapısından itibaren,
Gölü tam tur yapamadık,
Terlemiştik, rüzgar yer gibi olduk,
Yanımıza bir mont almadığımıza pişman olduk,
Şapka, şal ve hafif bir sweet almak lazım,
Ankara'nın havasına güven olmaz,
Öğlen yanarken, güneş gittiğinde üşürsün,
 
Bir haftasonu da Mogan'a gidip mangal yapmayı planladık,
Bakalım et kokularıyla göl kenarı nasıl oluyor,
Onu da bir tecrübe etmek lazım ama değil mi?