27 Şubat 2015 Cuma

ŞOK AÇIKLAMA !!!!

Cinnet geçiren bir toplum olduğumuzun güzel bir anlatımı sanki bu sözler,
Çok güldüm okuyunca,
Biz kadınlar, yerli yersiz bize karışılmasını istemeyiz,
Şunu yap, bunu yap komutlarından hoşlanmayız,
Değer verilmemek en sevmediğimiz şeydir,
Nereye gidiyorsun ? Kim aradı? Neredeydin ? soruları ise can sıkıcıdır çoğu zaman,
Sorumluluğunu bilen bireyler olarak,
Fazla kontrol altında olmayı sevmeyiz,
Özgür bıraksınlar bizi uçalım isteriz,
Kimseye hesap verme zorunluluğumuz olmasın,
Bize güvenilsin isteriz,
Aslında çok da karmaşık değiliz,
Bizim dilimizden nasıl mı anlayabilirsiniz?
Nazik olmalısınız öncelikle,
Güvenmelisiniz,
Rica ederek konuşmalısınız,
Tatlı dil ve güler yüzle yaklaşmalısınız,
O zaman her şey öyle güzel bir hal alır ki,
Kendiniz bile şaşırırsınız,
Huzurlu, mutlu bir hayat için KADIN'lara hak ettikleri muameleyi göstermelisiniz.....

23 Şubat 2015 Pazartesi

2015 OSCAR ÖDÜLLERİ

 En iyi aktrist ödülünü, "Still Alice" filminde Alzheimer teşhisi konmuş bir akademisyeni canlandıran Julienne Moore aldı. 54 yaşındaki Moore oyunculuk kariyerinde ilk kez Oscar alırken, Ocak ayında Altın Küre'ye de layık görülmüştü.
Filmde o kadar gerçekçiydi ki, benim başıma gelse ne yapardım diye düşünmeden edemedim. Hak ettiği ödülü aldı bence de....
 ABD'nin Los Angeles kentinde yapılan 87. Oscar ödül töreninde Birdman, en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerinin de dahil olduğu dört Oscar'ın sahibi oldu.
Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu tarafından çekilen filmde Michael Keaton, zamanında süperkahramanı oynayarak ünlü bir yıldız olan, daha sonra ise Broadway'de ciddi bir tiyatro oyunu sergilemek isteyen yaşlı bir aktörü canlandırıyor.


Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking'in gerçek yaşam öyküsünün anlatıldığı "The Theory of Everything" filminde Hawking'i canlandıran Eddie Redmayne ise en iyi aktör ödülünü aldı.
En iyi yardımcı erkek oyuncu J.K. Simmons, "Whiplash"
Benim Oscar'ım da zaten onaydı filmi izledikten sonra :)
En iyi yardımcı kadın oyuncu Patricia Arquette, "Boyhood"

En iyi uyarlama senaryo Graham Moore, "The Imitation Game"

En iyi orijinal senaryo Alejandro G. Inarritu, Nicolas Giacobone, Alexander Dinelaris Jr., Armando Bo, "Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance)"
En iyi yabancı dilde film "Ida" (Poland)
En iyi animasyon film "Big Hero 6"
En iyi belgesel "CitizenFour"
En iyi müzik "Glory," from "Selma"
En iyi kostüm Milena Canonero, "The Grand Budapest Hotel"
En iyi sinematografi Emmanuel Lubezki, "Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance)"
En iyi saç ve makyaj Frances Hannon, Mark Coulier, "The Grand Budapest Hotel"
En iyi görsel efektler "Interstellar"
Ödüllerden daha çok kırmızı halıdaki starların kıyafetleri konuşuluyor biliyorsunuz...
En şık ve en rüküş kimdi?
Jennifer Aniston çok zarifti bu ışıltılı elbisesi ile...
Marion Cotillard'ın bu poponun altından siyah bir bantla tutturulmuş elbisesi çok komikti 

En sevimli ise; Reese Witherspoon'un çektiği bu selfie (Selfie sever biri olarak ona bu sempatikliğinden dolayı 10 puan veriyorum)

20 Şubat 2015 Cuma

RÖPORTAJ SORULARI

(Fotoğraflar: Google görseller)
Röportaj olunca konu aklıma ilk gelen isim Ayşe Arman oluyor,
Yıllardır müthiş röportajlara, cesur fotoğrafları ile imza atıyor,
Hatta şimdilerde Üniversite'de bu konuda ders veriyor,
Yıllardır takip ediyorum,
Meyve veren ağaç taşlanır misali eleştirilere olgun bir şekilde göğüs germesini takdir ediyorum,
Röportaj Soruları da artık tanıdık geliyor bana,
Samimi, yapmacığı olmayan, aklına estiği gibi merak ettiğini sorabilen bir gazeteci,
Hani bir çocuk çok sahicidir,
Seninle ilgili ilk aklına geleni sorar ya,
Düşünmez o senin o soruyu nasıl algıladığını veya o soruyla seni kızdırıp kızdırmayacağını,
Öyle görüyorum ben de onun sorularını, içinden geldiği gibi soruyor,
Bence röportaj sorularını hazırlarken;
Röportaj yapacağın kişi ve yaptıkları hakkında bilgi derlemek önemli,
Senin onun hakkında merak ettiğin veya merak edileceğini düşündüklerini sormak doğru olan,
Verdiği cevaplar doğrultusunda soru yöneltmeyi de çok önemsiyorum,
Röportajı okutmanın ilk adımı ise, ona koyduğun başlık,
Sarf edilen çarpıcı bir cümle oluyor bu çoğu zaman....
2007 yılından bu yana blogspotta yazıyorum,
Yazılarımın okunma sayısına bakınca en çok okunan yazımın "Röportaj Soruları" olduğunu gördüm 19.000'e yakın sayıda tıklanmış,
Onu "Gün Menüsü" takip ediyor,
Yemek blogları tıklanma konusunda çok şanslılar,
Herkesin her gün Google'a bir yemek ismi yazıp da aramadığı olmuyordur değil mi?
Benim gibi günlük tarzı yazan blogların okunması için ise, yazı başlıklarının önemli olduğunu görüyorum,
Yazar Kafe'de paylaşmak da yazılarımı okur oranını artırdı tabi,
Tabi çok okunmak veya TIK'lanmak önemli blog aleminde,
Bunun için önemli tüyolar veren bloggerler mevcut,
Yemek bloglarından çok  para kazanan bloggerleri duyunca çok şaşırmıştım,
Ayrıca dekorasyon ile öneriler verenler, moda blogları, kozmetik ürün tanıtımı yapan bloglar da azımsanmayacak kadar popüler,
Blog yazmaya başladığımdan bu yana buradan para kazanılabileceği konusunda çok cahilim,
Gönlümce günlük tutmaktı çünkü amacım,
Tabi yazılarım  okunup da yorum aldıkça da mutlu olmak işin en güzel yanı,
Bu sayede tanıdığım bloggerler de hayatımı güzelleştirdiler...

Pegasus'tan Müthiş Doğum Günü Sürprizi

Düşününce biz annelerin hayatta en çok heyecanlandığı ve hiçbir zaman da unutmayacağı (unutmak da istemeyeceği) an, bebeklerimizin doğum anıdır! Doğumda bebeğimin ilk defa ağlarken çıkardığı ses hâlâ kulaklarımda. :)

Doğumdan sonra yüzlerine her baktığımızda bu heyecanın onlarla birlikte hızla büyüdüğünü de hissederiz. Bu yüzdendir ki bebeklerimizin doğum günleri hem onlar hem de bizim için çok önemli! :)

Pegasus bu heyecanımızı görüp yaşadığımız bu mutluluğu daha da artırarak çocuklarımızın doğum günlerini uçaklarında kutlamaya başladı! Hem çocukları hem de bizi çok mutlu ediyor!

Tüm anne babalar bu videoyu izlemeli. :) http://youtu.be/hKi6S_iZxLM


Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Şubat 2015 Perşembe

ÇOÇUKLARA PIRASA YEDİRMENİN YOLU

Bu narlar gibi kızarmış Maho'nun Pırasa Special'i,
Pırasa ile ilgili bizim çocukların tüm önyargılarını kırdı,
Sebze yemekleri konusunda bizim oğlanlar hep çekimser oldular,
Et, makarna, pilav, patates gibi cazip yemeklerin arasına giremedi bizim evde sebze yemekleri hiç bir zaman,
Peki çocuklara sebzeleri nasıl yedirmeli?
Klasik yemek formundan çıkarıp sunmanızı öneririm,
Pırasayı bizim yaptığımız gibi yaparsanız;
Görüntüsü börek,
Tadı kıymalı yumurta,
Öncelikle bu yemeği yapacak bir kocanız varsa çok şanslısınız demektir :))
O yemeği yaparken siz de önden bir çorba sunmak için,
Çorba hazırlığına koyulabilirsiniz,
Bizim dün akşamki yemek menümüz,
Mercimek Çorbası ve Mahonun Özel Pırasasıydı,
Bir de ortaya salata, yanına yoğurt da iyi gidiyor,
Pırasaları ince ince soğan gibi doğruyoruz,
Sıvı yağ ile ocakta kavuruyoruz,
İçine kıyma ekliyoruz, kavurmaya devam ediyoruz,

    Bir kasede 2 yumurta ve 1-1.5 bardak sütü karıştırıyoruz,
 Bir fırın kabına aktarıyoruz kavrulmuş pırasayı,
Üzerine sütlü karışımı döküyoruz,
 Rendelenmiş kaşar peynirini pırasanın üzerine yayıyoruz,
Isıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar tutuyoruz,
    Çocuklar için hem sağlıklı hem de doyurucu bir yemek,
 Bizim evde pırasa yemeği rağbet görmediği için pişirilmezdi,
Bu formulü Mahocum internetten bulup denedi,
Bu ikinci yapışımız,
Başarı ile sonuçlanınca paylaşmak istedim,
Afiyet Olsun.....

Mutfağa girmesi yasak olan evimizin kedisi Mercan da merakla kapıdan tüm bu yapılanları izliyor,
"Belki bana da lezzetli bir mama yapma planları vardır" diye düşündüğüne eminim,
Onun bu beklentisi de karşılandı merak etmeyin,
Her zamanki kuru maması haricinde ciğer ile mükafatlandırıldı,
Tüm uysallığı ile kapıda beklediği için :))

17 Şubat 2015 Salı

10 MADDEDE NAMUS

Namuslu olmayı sadece kız çocuklarına telkin eden ana babalar,
Sözkonusu erkek çocukları olunca "hovarda, elinin kiri kocadır, sever de döver de" sözlerini sarf ederler fütursuzca,
" Aman kızım okuldan dönerken bir erkekle konuşarak tek başına yürüme çarşıda söz olur" bu cümleleri duymadan büyüyen kız çocuğu var mı bizim jenerasyondan?
Erkek çocuklarını yetiştirmede bir sorun var bu ülkede,
Erkeklere "oğlum acıktın mı, susadın mı, canın ne istiyor?" diye soran anne, kızına da "kalk çayı doldur, ortalığı topla, bulaşığı yıka" diye büyütürse,
Kız çocuklarını erkeklere hizmet etmek üzere yetiştirirse,
Oğlanın da elini sıcak sudan soğuk suya sokturmazsa,
Yatağını, odasını bile kızkardeşi veya annesi toplarsa,
Ailede gördüğü ihtimamı karısından isteyen erkek, kendini ne de haklı görür değil mi?
Bir arkadaşım " hizmetçi ruhu var içimde" demişti,
Çocukluğundan beri babasının bir kaş hareketi ile tüm isteklerini yerine getirmeye alışmış çünkü,
Şimdi de ne kadar yorgun olursa olsun, tüm gün işte çalışıp, akşam da aynı saatte eve girdiği kocasının salona TV'nin karşısına kurulması ile, kendisinin yemeğini hazırlamak için mutfağa girmesi üzerine söylemişti yukarıdaki sözleri,
"Aynı zamanlarda eve gelip de sadece benim mutfağa girip, masayı hazırlayıp yemekleri ısıtmam çok gücüme gidiyor, o da gelse yanıma birlikte hazırlasak" demişti,
Yemeğe oturan kocasının tek bir güzel söz söylememesi,
Tüm bunları karısının görevi olarak görmesi çok gücüne gidiyordu,
Çoğu erkek için ne kadar doğal bir sahne değil mi bu çizdiğim?
Kadın ile empati kurabilen erkek anlayışlı olur, karısını mutlu eder...

NAMUSLU İNSANIN 10 ÖZELLİĞİ
1. Dürüst olmak
2. Özü sözü bir olmak
3. Yalan söylememek
4. Dalga geçmemek
5. Dalavere alavere çevirmemek
6. İki yüzlü olmamak
7. Temiz kalpli olmak
8. Kıskanç olmamak
9. Güvenilir olmak
10. Sözünün eri olmak

"ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OLMAK"

16 Şubat 2015 Pazartesi

ERKEKLERİN İKTİDARSIZLIK SORUNU

Bugün tüm kadınlar siyah giyindik,
Bir nebze olsun Özgecan'ın ruhu huzur bulsun diye,
Yastayız, 
Onun acısını yüreğimizde hissediyoruz,
O canilerin öncelikle Hadım edilmesi,
Hayatlarına o çok övündükleri erkeklikleri olmadan yaşaması lazım,
Öldürmek mükafat bu tür Sapıkları ,
İKTİDARSIZ ERKEKLER ŞİDDET UYGULAR 
Kendi kızı, karısı onu namusuyla para kazanıyor diye düşünürken,
O başkasının kızına karısına Kem Gözle bakıyormuş,
Özgecan'ın talihsizliği bu Sapığın minibüsüne bitmek oldu,
O değil, tüm kadınlar potansiyel ÖLÜYÜZ!!!
Hepimiz tehdit altındayız,
Ülkemizde tacize, laf atmaya, şiddete maruz kalmayan kadın yok malesef,
Aile terbiyesi ile midir? 
Devlet, yasa, toplum baskısı ile mi?
Ne şekilde olacaksa olmalı, erkeklerin eğitilmesi şart,
Kadınlara nazik davranmalarından geçtim de,
Kötü gözle bakıp, sapıkça eylemde bulunmasınlar yeter,
Kadınsız bir hayat düşünemeyen erkekler neden kadına karşı bu kadar vahşi?
Hiçbir "ama.... " ile başlayan cümle kurulamaz,
Bu sapıklıkları haklı gösterecek,
NUR İÇİNDE YAT ÖZGECAN 
Hayatının baharını kışa çeviren o sapıkları unutmayacağız, en ağır cezayı almaları için mücadele edeceğiz,
Ailesine sabır diliyorum, çok zor, çokkk.....

14 Şubat 2015 Cumartesi

"AŞK" OLSUN

 
"Aşk Olsun" neden öyle söylüyorsun?
Aaa hiç yakıştıramadım sana "Aşk Olsun"
Buradaki Aşk Olsun alınganlık anlamında,
Neden acaba?

Sevgililer Gününde gerçekten  sadece  AŞK OLSUN,
Maddiyat yerine sevgi, aşk, anlayış kazansın,
Bana ne aldı acaba? Nereye götürecek bu akşam kutlama için? diye düşünmek yerine,
Aşkımızı, sevgimizi nasıl güçlendirebiliriz, sevgilimizin bizim için değerini nasıl ona hissettirebiliriz, diye kafa yoruyor muyuz?
Benim için en kıymetlisi;
Karşılıklı saygı, sevgi ve huzurla,
Aynı zamanda aşkla bir ilişkiyi sürdürebilmek,
Arada yaptığın sürprizlerle ona yıllar geçse de değer verdiğini hissettirmek,
Erkeklerin ve kadınların daha anlayışlı olduğu,
Empati kurabildiği,
Nazik ve kibar olabildiği,
Şiddetten uzak,
Kabalıktan uzak,
AŞK DOLU BİR SEVGİLİLER GÜNÜ DİLİYORUM

9 Şubat 2015 Pazartesi

ÇOCUKLAR KARATAY DİYETİ'Nİ UYGULAYABİLİR Mİ?

 "Elimde olsa şeker ve ekmeği yasaklarım" dedi biliyorsunuz Canan Karatay,
Aşağıdaki Şeker karşıtı cümleler de ona ait,
-Bal da pekmez de şeker deposu. İkisi de çocuklara zararlı.
-Şeker adamın beynini uyuşturur. Çalıştırdığını zannedenler yanılır.
- Şeker morfin gibidir, bağımlılık yapar. Şeker en tatlı zehirdir. 
Benim çocukluğumda Karatay'ın söyledikleri gibi cümleler kurmazdı doktorlar veya büyükler,
Ağlayan bir çocuğu susturmanın en pratik yolu; "sana çikolata alacağım, şeker vereceğim" olurdu,
Biz çocuklar da bir an olsun susar ve rüşvet olarak verilecek şekeri beklerdik,
Ne şanslı çocuklarmışız :) (gerçi şanslı mı, şanssız mıyız Karatay Hocaya sormak lazım)
Her zararlı şeyin Mutlulukla bir ilişkisi olması da ne yaman bir çelilşki değil mi?
Fotoğraf: Kumsalda Elma Şekeri/ Gümüldür
Çocukları sevindirmek, mutlu etmek  dünyanın en güzel işi değil mi?
Elma şekerini elinde tutan çocuğun dudaklarına kocaman bir gülümseme yayılır,
Dilini uzatır önce o kırmızı şekeri yalamak için,
Sadece yalamak kesmez bir süre sonra,
O sert kırmızı şekeri dişleriyle bir ısırır,
Alttaki elmanın ekşi tadı yayılır ağzının içine,
Şekerin tatlılığı ve elmanın ekşiliği öyle güzel bir lezzet bırakır ki ardında,
Gözlerini kapatıp o güzelliğin keyfine bırakır kendini çocuk,
Fotoğraf:Çocukluğumun Pamuk Şekercisi/Ünye
Aynı duyguları pamuk şekerde de yaşar çocuklar,
Pamuk şekerin o  masalsı görünüşü,
Sanki mavi gökyüzündeki bulutları elinde tutuyorsun,
Yüzüne gözüne bulaşa bulaşa yerken yapış yapış olur ellerin,
Dilinde o pamuk şeker erir adeta,
Geriye şekerin o mutlu eden tadı kalır,
Bir avuç şeker atılır, dönerek şekeri ısıyla pamuğa dönüştürür bu araba !!!
Sihir gibidir,
Çocuk olmak ve şaşırmak ne güzeldir....

5 Şubat 2015 Perşembe

AĞAÇLARI KATLEDEN SUÇLU BULUNDU



İnsanı daha az değil, doğayı daha çok severim.
Lord Byron 


Doğayı lafta hepimiz seviyoruz değil mi?


O zaman nereden kaynaklanıyor bu BETON aşkımız?
Ağacı, çimeni, çiçeği Betondan daha az sevme nedenimiz ne acaba?
Bahçeli bir ev alan çoğu kişi hemen toprağa beton döküp veranda yapma telaşına düşmez mi?
Güzelim bahçeyi çimlendirmek yerine, betonla kapatmayı tercih edenlerin sayısı hiç de az değil,
Muhakkak kulağınıza çalınmıştır " aman toz, toprak oluyor, şimdi bak temizlik geldi, yıka süpür miss"
Kentte apartman dairesinde tüm kışı geçirenler bile,
Yazlıklara gittiklerinde oranın kıymetini bilmek, doğasını yaşamak yerine,
Kentin taşına, betonuna çevirmeye çalışıyorlar ya oraları da,
Ona şaşırıyorum,
Verandada otururken kıyısından, kenarında görünen deniz manzarasını kapattığı iddiası ile, bahçedeki ağacı kestiren komşular mı istersin,
Kışlık odununu yazlıkçıların bahçelerinden kestiği ağaçlarla çıkaran, işini bilen bahçıvan mı istersin,
Suçlu aranıyorsa hepimiz suçluyuz!
Ağacı kesen, doğayı katleden bu sorumsuz insanlara kimse öğretmedi mi?
Doğanın kıymetini,  suyun, tabiat varlıklarının sınırsız olmadığını,
Aileden başlıyor Çevre Eğitimi,
Çocuklar büyürken doğa sevgimizi onlara göstermeliyiz, 
Tasarrufu öğretmeliyiz,
Doğal kaynakların kıymetini anlamalarını sağlamalıyız,
Yıllar önce balkonumda otururken bir olaya tanık oldum;
Sokakta oyun oynuyordu çocuklar,
Çocuklardan biri  yemyeşil bir ağacın dalını kopardı, üzerindeki yaprakları ve tomurcukları ile,
Oradan geçen yaşlı bir amca hemen çocuğu tuttu ve saçını çekti hafifçe,
Çocuk ne olduğunu anlamadı ve  amcanın yüzüne bakakaldı,
Hiç unutmadığım ve O çocuğun da eminim hayat boyu unutamayacağı şu cümleler döküldü, görmüş geçirmiş amcanın dudaklarından,
" Çekince saçın acıdı değil mi? İşte bak o zavallı ağacın dalını kopardın, kim bilir ne kadar çok canı yandı onun, bir daha asla yeşil bir yaprağı, dalı koparma " diye uyardı,
Doğayı sevelim,
İnsan sevdiği, kırılmasın, üzülmesin diye özen göstermez mi?
Doğaya da hak ettiği özeni gösterelim, 
Biz onu sever ve korursak o da bize sahip çıkar,
Tüm güzelliklerini, bereketini bize sunar, küçük bir fidan kolayca ağaca dönüşmüyor,
Biyolojik çeşitliliğin korunması doğal kaynaklarımızı korumaktan geçiyor,

Türkiye Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne 1996 yılında taraf olmuştur. 
Biyolojik çeşitlilik bir ülkenin biyolojik zenginliğidir. 
Dünyanın giderek azalan canlı kaynakları ve giderek kirlenen toprak ve su kaynakları dikkate alındığında, ülkelerin sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, stratejik bir güç durumuna gelmektedir. 

Keşke bunları bilerek hareket etsek Dünya daha yaşanılabilir bir yere dönmez mi?

YEMYEŞİL BİR DOĞADA, TERTEMİZ BİR HAVADA YAŞAMAMIZ DİLEĞİMLE...

3 Şubat 2015 Salı

KIRIŞIKLIKLARA DOĞAL ÇÖZÜM, BOTOKS TARİHE Mİ KARIŞIYOR?

(Görseller: google)

Botokstan daha etkili bir yöntem keşfetmiş bizim İngiliz Bilimadamları!
Bu yöntemde; İğne yok, ilaç yok,  krem yok,
Paralar akıtmıyorsunuz çeşitli uygulamalara,
Organik, doğal bir yöntem,
Sonuçta kırışıksız bir surata kavuşuyorsunuz,
Tüm kadınlar 15 yaşındaki gibi gergin ve genç bir surat istiyor,
Cildimiz yerçekimine yenik düşüp, sarksın istemiyoruz,
Nemlendiricilerle başlıyor serüvenimiz, 30'lu yaşlardan sonra daha farklı arayışlara düşüyoruz,
Ameliyatsız yöntemlerden bazıları;
Thermage CPT, ClearLift teknolojisi, ‘Platelet Rich Plazma’, bilinen adıyla ‘PRP’,ClearLift Lazer...
Ancak benim bahsetmek istediğim bunların hiçbiri değil!
Sıkı durum açıklıyorum,

İngiltere'de yaşayan Tess Christian 50 yaşında ve yüzünde tek bir kırışıklık yok.
Neden mi? 
Yüzünde tek bir kırışıklık dahi bulunmayan, suratsız mı suratsız bu kadın, 40 yıldır hiç gülümsememiş! 
Bu nedenle de yüzünde hiç kırışıklık oluşmadığını söylüyormuş.
Psikologların "çocukluğunuza dönelim" diye sordukları o soruyu bizim Tess'e de sormuşlar. Küçük bir kızken Katolik okulundaki rahibelerin " durduk yere sırıtma" dediklerini, o nedenle yüz ifadelerini kontrol etmeyi öğrendiğini söylemiş.
Kırışıksız 15 yaşındaki gibi gergin bir suratla duran Tess, bu yöntemin kırışıklık olmaması için uygulanabilecek, botokstan daha etkili doğal bir yöntem olduğunu söylüyormuş. 
Ama uzmanlar aynı fikirde değilmiş, "gülümsemeden yaşamanın önemli psikolojik sorunlar yaratacağını "ifade etmişler.
(Hürriyetten Birce Bora'ın haberi)
"Mutlu olduğumuz için gülmeyiz, güldüğümüz için mutluyuzdur."
William James
Yüzümün kırışıksızlığı ile övünmek yerine gülerek kendimi ve çevremi mutlu etmeyi tercih ederim, Ya siz? 
"Gülmek bir güneştir, insanın yüzünden hüzün ve keder kışını defeder."
Victor Hugo
(Banunun Dünyası'ndan bu fotoğraf-google görseller)
Fotoğraftaki ton ton, sevimli, güleryüzlü teyze ne kadar da harika gülüyor,
İçim açıldı gerçekten de,
Kırışıklıkları ile ne de güzel görünüyor,
Üzüldüm bizim Tess'e,
Çocukluk travması ile kendini neşesizliğe, suratsızlığa mahkum etmiş gibi görünüyor,

"Gülmesini bilen insanlar; dünya meselelerine sağduyu, sakin kafa, sağlam düşünce ve kültürlü bir gözle bakabilmelerine imkan veren, sihirli anahtarı ellerine geçirmiş olurlar."
Lin Yutang

Ayrıca, Gülmesini bilen insanın Lin Yutang'ın söylediğine göre bir çok anahtarı   eline  geçirmiş olması da harika birşey :)))))
Bizden bir söyleyişle noktalayayım...
ALLAH GÜLMEDEN AYIRMASIN

2 Şubat 2015 Pazartesi

JOHN MALKOVİCH OLMAK-AYŞE ARMAN RÖPORTAJI

Ayşe Arman'ın Pazar günü yayınlanan John Malkovich  Röportajını okudunuz mu?
Dünyaca ünlü, 2 kere Oscar'a aday olmuş bir Hollywood yıldızı kendisi,

"Negatif biri değilim, çünkü kolay olan negatif olmak, her şeyin kötü tarafını görmek"

" ...kontrol edemediğim şeyleri dert etmem"

"Ben bir sürü şeyin şans olduğunu düşünüyorum. Bu kadar basit. Ama tabi ki yetenek ve çalışmak da önemli. Ama bir yere kadar." 

"Benim sıkılma huyum yoktur. Hep kendimi oyalayacak bir şey bulurum. " 
John Malkovich'in bu sözlerini çok sevdim,
Ve hepsine canı gönülden katılıyorum,
Demek ki, bu şekilde düşünen ve hayatına uyarlayan çok kişi varmış,
Ümidimi kaybetmemeliyim !
"Aptal insanlar sıkılır"  derdim çocuklar küçükken onlara,
Hiç dayanamam "canım sıkılıyor, öfff" diye gezen insanlara,
İnsanın kendini oyalayacak bir şeyleri olmalı her daim,
Şans ise önemli ayrıntılardan biri insan hayatında, 
Bazen çok başarılı olsa da insanlar şansı yaver gitmez bir türlü,
Herkese bol şans diliyorum,
Pazartesi sendromsuz bir gün olsun bugün :))
(Laf aramızda iş hayatım boyunca hiç pazartesi sendromuna girmedim (nazar değmesin-Maşallah dediğinizi duyuyorum) 
HAH HAH HAH :)))