29 Ocak 2015 Perşembe

DİŞİNİ ELİNDE FIRÇALAYANLAR !


Dişlerimize ne kadar önem veriyoruz?
Gerekli özeni gösteriyor muyuz?
Bu soruların cevabının EVET olmasını diliyorum :)
Bugün bir arkadaşım, dişçi maceralarını anlatırken bir diğeri de;
"Normalde dişini fırçalamayanlar, daha sonra ellerinde fırçalamaya başlıyor" dedi,
Çok hoşuma gitti bu cümle,
Öyle değil mi?
Yaşlı anne babalarımız veya nenelerimiz, dedelerimiz,
Dişlerini kaybettikten sonra takma dişlerine özel bakımlar uygulamaya başlıyor, 
Gözü gibi bakıyor o inci dişlerine!
Uzmanlar da dişlerimizi korumanın en etkili yolunun düzenli  fırçalamak olduğunu söylüyorlar. Diş fırçalamanın ilk adımının doğru fırça seçimi olduğuna, en uygun fırçanın naylon ve orta sertlikteki fırça olduğuna dikkat çekiyorlar. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmamasını tercih etmemiz gerektiği ve uygun fırça seçildikten sonra dişlerin en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanması gerektiğini vurguluyorlar.
Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini  kalıcı dişlere bırakıyor bildiğimiz gibi. 
Çocuklar büyürken az mı sallanan dişlerini ya peçete ile ya da bağladığım bir iple çektim.
Küçük yaşta eline verdiğimiz diş fırçasının çok faydasını gördük. 
Bir alışkanlık oluştu onlarda. Dişlerinin kıymetini bilmeleri gerektiği konusunda arada konuşmalı. 
Tabi örnek olacak davranışları önce biz göstermeliyiz. 
Düzenli dişimizi fırçalayarak onlara örnek olmalıyız büyürken çocuklarımız.
Yoksa ileride "tek dişi kalmış canavar"a dönüşebilirler ona göre :)
Nasıl olduğunu anlamadan çürüyor dişler. İhmale gelmiyor. Başka bir çok hastalığa da davet çıkarıyor diş hastalıkları.
Birçoğumuzun diş macerası var, zor ve zahmetli bir süreç tedavisi.
Aman yol yakınken önlemini alalım, çocuklarımızı da bilinçlendirelim.

27 Ocak 2015 Salı

WHIPLASH ,OSCAR VE J.K. SIMMONS

Terence Fletcher rolü ile harikalar yaratıyor J.K.Simmons Whiplash'ta....
And the oscar goes to  J.K.Simmons...
Filmden çıkışta bir çok genç bateri çalmak için yanıp tutuşmuş mudur? Yoksa vaz mı geçmiştir? bilemiyorum,
Shcarffer Konservatuarı'nda birinci sınıf öğrencisi olan ve küçüklüğünden beri bateri çalan Andrew'in  öğretmeni Terence Fletcher arasındaki yüksek gerilimli ve hırslı ilişkisine şahit oluyorsunuz film boyunca. 

Caz üstadı Fletcher, okulun en parlak öğrencileriyle kurduğu orkestrası "studio band"e seçtiği Andrew'in sınırlarını zorlamasını filmin yüksek temposuyla izliyoruz. Andrew, kan revan içerisinde kalan elleri ve insanüstü bir hırs ve güç  ile bateri çalıyor ancak hocasının aşağılamalarının önünü alamıyor.
Başarı için, dahi olmak için, olmazsa olmazların;
"Hırs, Azim, Sağlam İrade ve Çok Çalışmak" olduğunu vurguluyor, 
Gerçek hayata dönersek;
Bu şekilde hırslı olmanın,
Başarıya ulaşmak için özel hayatını sıfırlamayı çok da doğru bulduğumu söyleyemem,
Kendi çocuğumun Andrew gibi bir dahi olmasını mı?
Yoksa mutlu ve huzurlu bir hayatı olmasını mı?
Tercih edeceğimi sorarsanız ikincisini yeğlediğimi söylemeliyim....

23 Ocak 2015 Cuma

İŞ HAYATINDA BAŞARILI OLMANIN 15 SIRRI

Üniversitede Öğrendikleri ile Yetinmemeli Gençler

Geçenlerde Hürriyet Gazetesinde Nuran Çakmakçı yazdı,
Gençlerin geleceği için 15 beceri başlığı altında,
Gerçekten de söylediği noktalar çok önemli,
Yıllardır çalışma hayatında olduğum için,
Yeni mezun gençleri analiz etme şansım oluyor,
Her birinin tabi ki kendine has birikimi, eğitimi var,
Ancak, bazı konularda kendini geliştirebilen gençler birkaç adım önde başlıyorlar çalışma hayatına,

 15 Beceri

1. Gelecek Zekası: Bugünü yaşarken geleceği de hesaba katmak,
2. İşbirliği ve ekip çalışması: Farklı gruplarla çalışabilmek
3. Liderlik: Hitabet gücü, bilgi ve vizyonu ile etkilemek
4. Yaratıcılık ve Yenilikçilik: Yeni birşeyleri ortaya çıkarabilmek
5. Dünya Vatandaşlığı: Yabancı dille kendini ifade edebilmek
6. Eleştiriyel Düşünebilmek: Olaylara her yönüyle bakabilmek
7. Hibrit Olabilmek ; Düşse de kalkabilen, ilerleyebilen karakterdeki insanlar öne çıkacak.
8. Etkili İletişim: Hem yazılı hem sözlü fikirlerini ifade edebilmek
9. Alçakgönüllülük: Daima öğrenmek dersler çıkarmak
10. Birçok Alanda Uzmanlık ve Merak: Birkaç alanda becerikli ve çok bilen olmak
11. Sorumluluk Üstlenmek: İkna yeteneği, sorunları çözebilmek
12. Girişimcilik: Yenilikçi, yaratıcı olabilmek, risk alabilmek
13. Öğrenmeyi Öğrenmek: Gelişmek, değişmek
14. Dijital Kültür: Teknolojiyi kullanarak üretim yapabilmek
15. Duygusal Zeka: Empati kurabilmek
Nuran Çakmakçı'ya katılıyorum ve
Ben de bir liste yaptım, iş hayatında başarılı olmak için;
 15 SIR

1. Güleryüzlü olmak
2. Sivri dilli olmamak
3. Dedikodu yapmamak
4. Uyumlu olmak
5. Saygılı olmak
6. Verilen işi baştan savmadan ve zamanında yapmak
7. Mesai saatlerine riayet göstermek
8. İş arkadaşlarınla ve amirlerinle  iyi ilişkiler kurmak
9. Temiz ve bakımlı görünmek
10.Yardımsever olmak
11.Sorun yaratmak değil çözüm üretmek
12.Zamanı iyi kullanmak
13.Planlı, programlı olmak
14. Çevrende ne olup bitiyor farkında olmak
15. Sosyal, kültürlü, dünyadan haberdar olmak

21 Ocak 2015 Çarşamba

"MERT TURAK" MUCİZE'DEKİ ROLÜ İLE OSCAR'A ADAY

Mucize'yi şimdiye kadar izleyen 2000 küsür kişinin içindeyim,
Son iki haftadır izlemeye teşebbüs edip de salonların dolu olmasından dolayı izleyememiştik,
Salonda kalan son iki koltuğu alıp filme girdik,
1960'larda kız çocuklarının özgürce dolaştığı, kadınların şık şapkaları ile çok modern göründüğü bir Ege kasabasında açıldı sahne,
Bizden hikayelere bayılıyoruz,
Doğal oyunculuklara, tarihten kesitlere,
Bir de gerçek hikayeden uyarlandığını görünce etkilenmemek elde değil,
Ağlamadım ancak, traji komik bulduğum, eğlendiğim, üzüldüğüm, mutluluktan gözlerimin dolduğuı sahneler oldu,
Tek bir başrol yoktu  filmde, at bile başrollerden birindeydi,
Tabi Mert Turak  "Aziz" rolü ile Oscar olsaydı memlekette aday olurdu ve o heykelciği alırdı,
Benim Oscar Adayım Mert Turak,
Bu film biraz da bize, kendimize çocukluğumuza dönmemizi,
Mahallemizdeki meczup diye adlandırıp geçtiğimiz kişilere bile önyargılı yaklaşmamamız gereğini sorgulattı,
Her mahallede veya her ilçede "mahallenin delisi" dediğimiz,
Çocukların dalga geçtiği biri vardır,
Hiç merak etmeyiz onun geçmişini, neden böyle olduğunu,
Önyargılarımız bizi mahkum eder çoğu zaman,
Bunları yıkan bir Öğretmen var filmde,
Talat Bulut, öyle güzel bir ege şivesi ile konuşuyor ve öyle iyi yürekli bir öğretmeni canlandırıyor ki,
Hayran kalmamak, böyle bir öğretmene denk gelsin çocuklarımız dememek elde değil,
Her nasıl olursa olsun bir insandan vazgeçilmemesi gerektiğini görüyoruz,
Mahsun Kırmızıgül'ü kutluyorum,
"Arabeskçiden yönetmen mi olur?"diyen eleştirmenleri ters köşeye yatırıyor çektiği kaliteli filmlerle,
Görüntü Yönetmeni de harika bir iş çıkarmış,
Ayrıca, Mahsun Kırmızıgül'ün şaşı olarak filmde yer alması da çok ama çok iyiydi,
Kız isteme ritüelleri filmin en komik yanıydı,
Kaynananın gelin adaylarına Kuran-ı Kerimden  sorular sorması,
Yemeklerle ilgili bilgisini sınaması,
Gelin adayının yere atılan dümdüz beyaz ipte yürümesini istemesi,
Güzel sahnelerdi,
"Türk Filmine gitmem, sonra TV'de izlerim" diyenleri bile sinemaya çeken bu tür filmlerin olması gerçekten güzel.....

16 Ocak 2015 Cuma

AHMET CAN İYİ Kİ DOĞDUN

(Bu harika konsept pasta için Mişo's Pasta Evi'ne teşekkürler)
 

 
Ahmet Can, 1999 yılının karlı bir gününde dünyaya gözlerini açtığında,
O kadar mutlu olduk ki,
Kelimelere sığmaz,
Fahir ise 2.5 yaşında abiliğe terfi etti sayende  :))
 Şimdilerde ise Mercan'ın en kıymetlisisin,
Seninle yatıp seninle kalkıyor,
Sana aşkını nasıl güzel belli ediyor,
Kıskanmıyor da değilim hani :))
Evimizin neşesi, güler yüzü, 
Senin annen olduğum için kendimi çok şanslı görüyorum,
Allah bahtını açık etsin,
 O güzel gözlerin hep öyle boncuk boncuk baksın,
Hayata gülerek ve pozitif bakışın hiç bitmesin,
 Sen benim bir sürü şeyim oldun 16 yılda, saymakla bitmez;
Projektör, can can, öpücük balığı,...
Senin mutlu, başarılı ve huzurlu bir hayatın olsun isterim,
Sen herşeyin en güzeline layıksın,
İyi huylu yakışıklı oğlum,
Nasıl da büyüdün,
Seninle geçirdiğim her gün bana bir ödül,
 İsmini sürekli "Fa...Ahmet Can " desem de
Seni çok ama çok seviyorum....
DOĞUMGÜNÜN KUTLU OLSUN 

VESTEL ÇAMAŞIR MAKİNASI GİREN EVE ALERJİ GİRMEZ

"Senin Annen evde ne işler yapar?" diye bir çocuğa sorarsanız cevabı hazırdır. "
Yemek yapar, çamaşır yıkar, ev temizler" Çocukların gözünde anneler, evin her işini kolayca yapan sihirbazlardır.









Evde hem kediniz hem de alerjik çocuklarınız varsa Vestel Çamaşır Makinasında yıkadığınız çamaşırlarınız Alerji Uzmanı Programına emanet.




Anneler "Tatlı Cadı" filmindeki Semanta gibi burnunu oynatıp da tüm işleri yapamaz ancak, onların müthiş teknolojik yardımcıları vardır. Bunlardan en önemlisi de Vestel Çamaşır Makinasıdır. Neden mi? Pyrojet teknolojisi ile A+++ çamaşır makinelerinden %70 daha az enerji harcıyor ve benzer kapasiteli ürünlere kıyasla da %28 su tasarrufu sağlaması sayesinde ev ekonomisine katkı sağlar anneler.

Bu programnın anlamı şu oluyor; 7 alerjen ve 4 bakteri üzerinde etkili olan Türkiye’deki ilkprogram.*Polen, kedi, köpek tüyü, toz gibi en yaygın alerji rahatsızlıklarına neden olan 7 alerjen ve deri, bağırsak enfeksiyonu gibi hastalıklara sebep olabilen 4 bakteri türüne karşı koruma sağlıyor. En etkili alerji programının Allergy UK firması onaylı olması da cabası..

Daha ne olsun, gönül rahatlığı ile Vestel Çamaşır Makinasından çıkan mis kokulu kıyafetleri çocuklarınıza giydirebilirsiniz.

Ürünle ilgili detaylı bilgiyi buraya tıklayarak bulabilirsiniz.


14 Ocak 2015 Çarşamba

SENİ GİDİ MİŞO

YENİ BİR HAZİNE keşfettim,
 (yazının üzerine bir tık lütfen)

 Onun anlatacak çok hikayesi var,
Öyle güzel bir yürek ki onun ki,
Eminim yazdıklarını okuyunca benimle aynı fikri paylaşacaksınız,
Arkadaşım, kızkardeşim diye söylemiyorum güzel yazıyor,
Yolu açık olsun,
"İyiki blogger olmuşum" diyeceği günlerin yakın olduğunu düşünüyorum,
Mişo'ya ve annesine sevgilerimi gönderiyorum,
HOŞGELDİN

13 Ocak 2015 Salı

FINDIK SOBASI YANAR ÇITIR ÇITIR; ÜNYE'DE

 
(Fotoğraf; Geçen haftasonu sitelere bir ustanın atölyesine gitmiştik,
 bu sobayı orada görünce geçmişe yolculuk yaşadım ve bu kareleri çektim)
Doğalgazlı evlere doğan çocuklarımız için "soba" dediğimizde hafızalarında canlanan herhangi bir hatıra olamaz değil mi?
Oysa biz öyle miyiz 70-80'lerin çocukları,
Hele de Karadeniz'de geçmişse çocukluğunuz,
Kış gelmeden kabuk alınıp, kabukluğa konulacağını bilirdiniz,
Kabuk ne mi?
Fındık kabuğu ve odun alınırdı sobada yakacak olarak en fazla,
Çok soğuk günler için de kömür yedeklenirdi,
Odunluk ve kömürlük denilmezdi ÜNYE'de Kabukluk vardı evlerimizde,
Kışlık yakacaklarımızın konulduğu,
Fındığı tutuşturmak için önce "çıra"  yakılırdı, belki bir miktar da gazete kağıdı,
Sonra o fındık kabukları öyle bir çıtırtıyla yanardı ki,
Sesini dinlemek onun ısısını hissetmek aynı anda bir keyif olurdu,
Hemen geçerdi alevi güzel közü olurdu kabuğun,
O közde neler pişirilmezdi ki,
Örneğin; ekmek kızartılır, şişe taktığın sucuk közlenir,
Sobanın üzerinde ise muhakkak bir çaydanlık, güğüm veya bir tencere olurdu,
Borusunda da tabi ki, çamaşırlık asılı olur, orada ufak tefek el beziymiş, çorapmış, ıslak hafif kurutulacaklar asılırdı,
Yani diyeceğim o ki, çok amaçlı kullanımı olurdu sobanın,
Maşayla arada közü karıştırılıp üzerine tekrar soba geçmesin diye kabuk  veya odun takviyesi yapılırdı,
Bazen de yanlışlıkla maşaya elimizi ayağımızı değdirip yakardık,
Yüzümüz kıpkırmızı olana kadar arkasında oturur iliklerimize kadar ısındığımızı hissederdik,
Sobalı odadan çıkarsın diğer odalar buz!
Yataklarımızın içerisine elektrikli battaniye sererdik,
Yatarken dışarısı buz gibi soğuk, içerisi sıcak :)
Uykuya dalardık,
Kış gelmeden yapılan soba kurma seranomisi ise bir başka alemdir,
İlk baharda kabukluğa veya depoya kaldırılan soba ve boruları çıkarılır,
Borular temizlenir,
Soba odanın başköşesine kurulur,
Sonra boruları ev ahalisinin ortaklaşa mahareti ile bacaya kadar döşenir,
Bu arada bacanın bakımı da daha önce yapılmıştır zaten,
Soba kurulmasının heyecanını yaşadığımı hatırlıyorum,
Büyüklerden sık sık "Kapıyı Kapat" sözünü duyardık,
Odadan çıkınca muhakkak "kapıyı kapat" uyarısı da almadı bizim çocuklarımız,
Hatta şimdi evlerimizde kapı kapatma adetimiz de yok değil mi?
Kaloriferler çıktı bu adetler bir bir unutuldu....

12 Ocak 2015 Pazartesi

RUSSELL CROWE'UN "SON UMUDU" YILMAZ ERDOĞAN!!!!

Karlı buzlu havalarda yapılacak en güzel etkinliklerden biri de sinema izlemek malumunuz,
Biz de Mahocum'la Mahsun'un  "Mucize"sini izlemek üzere gittiğimiz sinemada, Mucize'nin gösterildiği salonun dolu olması nedeniyle "Son Umut"a girelim dedik,
Filmin başında,  Gelibolu Yarımadasının her karış toprağında şehitlerimizin kanlarının döküldüğü o sahnelerde,
Çanakkale Savaşının son anlarının verildiği o karelerde vatansever duygularım kapardı, gözlerim yaşardı.
Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan'ı görünce de Türk Filmi izleyecekmişim hissine kapıldım.
Film bir "Kelebeğin Rüyası" bir "Pek Yakında" değil!!!
Bizim sinemamız çok kaliteli filmlere imza atıyor son zamanlarda,
Oyunculuklar da çekimler de bu Hollywood filmlerini gölgede bırakır,
Bu kadar reklam olmasaydı, bizim sevdiğimiz sanatçılar bu filmde oynamasaydı bence bu kadar izlenmezdi,
Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz doğru seçim Russell'i tebrik etmek lazım,
Türkiye'de izleyiciyi sinema salonuna çekecek formulü bulmuş,
Kötü diyemem film için ancak, iyi de değildi,
İkinci yarı daha hareketli idi ancak, ilk yarı sıkıcı bile sayılırdı,
İşin gerçeği şu ki, bizimkiler olmasaydı bu filmi sinemada 15 TL verip de izlemezdim,
Ayrıca, Russell bayağı genişlemiş, bazı erkekler yaşlanınca enine gidiyorlar,
Akıl Oyunlarındaki ve Gladyatördeki yakışıklı, çakı gibi aktörün yerinde yeller esiyor malesef,
Cem Yılmaz'ın "Hey 15'li" türküsü filmin en güzel sahnelerindendi,
Nehirciğim bu yazıdan sonra filme gitme kararın nasıl olur bilemem,
İyi seyirler....

9 Ocak 2015 Cuma

METRO'DA İNGİLİZCE ; NEKST STEYŞIN OSTİM !!!!

 NEXT SATATİON OSTİM


Ankara Metrosuna bindiniz mi hiç?
Kızılay- Batıkent Metro Hattı 1997'nin Aralık ayında açılmıştı hizmete.  Batıkentte oturduğum için büyük kolaylık olmuştu bana. Otobüsle  40-45 dakikada indiğimiz Kızılay'a 20 dakikada ulaşmanın keyfini sürdük sayesinde. Ayrıca kışın sıcak, yazın da klimalar sayesinde püfür püfür seyahat etme imkanı bulduk.
Bir de Ankaray açılmıştı o yıllarda, o da Dikimevi ve AŞTİ (Ankara Terminali) arasında hayatı kolaylaştırıyordu. Kızılay'dan aktarma yaparak her iki yöne de ulaşabiliyordun, yukarı çıkmadan.
2014'te de  Kızılay-Çayyolu Metrosu ve Batıkent-Sincan Metrosu faaliyete geçti. 

Geçen yıl hayata geçen hatlar sayesinde ingilizce anonslar duymaya başladık. Sadece uçaklarda duyduğumuz hem Türkçe hem İngilizce anonslar Metrolarda da kulağımıza çalınmaya başladı.
Geçen akşam Kızılay'dan bindiğim Metro'da her yaklaştığımız istasyon için "Nekt Steyşın Sıhhıye" vb. söylendikçe aklıma çok dahiyane fikirler geldi !

Bizim jenerasyon eğitim öğretim yılları boyunca,  3 yıl ortaokul, 3 yıl lise, 4 yıl üniversitede toplam 10 yıl  ingilizce dersi almış olup hala "vat is yor neym ve vat taym is it" den başka cümle kuramayan gençlerden oluşur. Cem Yılmaz'ın stand up'larında da ti'ye aldığı üzere ingilizceyi gramer kuralları ile konuşacağız diye kırk dereden su getirip, sonra da "biri bizle dalga mı geçer" diye vazgeçmez miydik konuşmaya? Tabi sonra, kendi gayretleriyle veya yurtdışı imkanları ile kendini kurtaranları dahil etmiyorum "ingilizce anlayıp da  konuşamayanlar" kategorisine :)


Melih Gökçek'e buradan bir çağrı yapmak istedim,
Kızılay Ankara arası 12 adet istasyon var ve ingilizce anons tam 12 kez tekrar ediliyor.
(Kızılay-Çayyolu , Batıkent-Sican,  Aşti-Dikimevi 11 adet istasyon bulunuyor)

Genelde Metro'da seyahat sırasında kitap okuyanların, müzik dinleyenlerin sayısı fazla olsa da diğer yolcular için  bir önerim var,
İstasyonların ingilizce anonsları gibi,  günlük kullanımda yardımcı olacak  bir kaç ingilizce cümle, türkçe anlamıyla tekrar edilse,
Harika bir eğitim hizmeti sunulmuş olmaz mı?
Milli Eğitimin bir türlü halledemediği Türklerin İngilizce konuşma sorununun çözümüne bir nebze katkı sağlanacağını düşünüyorum.
Siz ne dersiniz?

8 Ocak 2015 Perşembe

TÜRKİYE'NİN EN GÜZEL KAR MANZARASI

(Fotoğraflar için Serap Ersöz'e teşekkürler-Ünye'de Mutfak'ın güzel evsahibi)

ÜNYE SAHİLİ Karadenizin İncisi olmayı hak eden bir manzaraya sahiptir,
Memleket havasını soluyamasam da bugünlerde manzarasını paylaşmak bile bana iyi geldi,
Gitmesek de gelmesek de Ünye bizim Ünyemizdir,
Orada güzel insanlar yaşıyor,
Orada hatıralar duruyor,
Kar en çok Ünye'ye yakışıyor,
Karadenizin o çılgın dalgaları vururken kayalara,
Sen sahildeki o bankta oturmuş, bu deli denizin hırçınlığını izlersin sakince,
Karadeniz insanı da denizi gibidir aslında,
Birden bu dalgalar gibi efelenir, sonra sakin bir deniz gibi durulur,
Deniz gibi tertemiz ve durudur içleri,
Hayat dolu, neşeli, dostcanlısıdır,
Hemşehrisi için o azgın dalgaları bile aşabilir,
Fedakardır,
Becerikli, pratik zekalı ve programlıdır....
ÜNYE'li dostlara selam olsun,
Ankara'dan kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum....

7 Ocak 2015 Çarşamba

FOTOĞRAFÇILIĞA AŞIK MISINIZ?

Fotoğraf sanatçıcı hocamız Zeki Bey o kadar tutkuyla yapıyor ki işini,
Zevkle, heyecanla, hiç usanmadan aynı şeyleri kaç kez anlatarak,
Sanırım bu bir Aşk diye düşündüm,
Hiç mi Yeterrrr!!! demez insan, her soruyu sabırla cevaplamak, ilk günkü heyecanla fotoğrafçılığın inceliklerini anlatmak,
Böyle bir şey sanırım bir işi severek yapmak,
Başkalarına bilgilerini aktarmaya çalışmak,
Heyecanları hiç bitmeyen, enerjik, hayat dolu tüm öğretmenleri kutluyorum....
Akıllı cep telefonları çıktı mertlik bozuldu!
Fotoğraf makinamı aldatmaya başladım, cep telefonu ile,
Canon bu işe üzüldü mü bilmiyorum,
Emek vererek, doğru ışık ayarı, kadraj yapıp en iyi kareyi yakalamaya uğraşmak varken,
Telefondaki fotoğraf çekme programları ile renk, ışık ayarı yapmadan, anında fotoshoplu çekiyorsun,
Anında paylaşma imkanı olduğu için de bu durum pratik ve zevkli geliyor,
Tabi fotoğrafın çözünülürlüğünü, kalitesini hiç sorgulamaya girmemek lazım,
Fotoğraf makinasının yerini tutmaz cep telefonları o ayrı,
Fotoğrafçılık klübü ile yaptığımız geziler, çektiğimiz fotoğraflar unutulmazdı,
Keyfi hiçbir yerde yok, fotoğrafçılık aşkı ile, dağ, bayır, yayla, ova, şelale gezdik,
Karda, yağmurda, çamurda :)))
Fotoğrafçılık tutkunu bir grupla gittiğimiz gezilerde, 
Herkes en güzel kareyi yakalamak için uğraşır,
Çimenlerin içine yatarsınız,
Ağacın üzerindeki bir mantarı makro çekim yapmak için dakikalarca orada sabırla durabilirsiniz,
Tripodunuzu kurup, saniyeleri beklersiniz gece çekiminde en güzel yansımayı yakalamak için,
Uçurumun kenarında durup da hiç korkmadan kanyon çekimi yapabilirsiniz,
Çılgınlıktır bir nevi fotoğrafçılık,
Fark yaratmak için her fotoğraf karesine uğraş vermektir...
Gülten gibi fotoğrafçılık aşkınız o kadar fazladır ki, sürekli objektiften bakarsınız dünyaya,
Çılgın, müthiş, çalışkan fotoğrafçı arkadaşım Gülten'e Selamlar....

Karın üzerine serilip bu kardeleni çekmek için bayağı emek vermiştim....

5 Ocak 2015 Pazartesi

KADINLARIN RENGARENK KANATLARI VAR

"Biz  çok daha fazlayız. Biz on parmağında on marifeti olanız. Korkmayın bizden. Bizi kafeslere kapatmaya çalışmayın." 
Nil Karaibrahimgil öyle güzel yazmış ki...
Bir zamanlar bir büyüğüm şöyle demişti; " Eşin çok para kazansaydı da sen de evinde oturup çocuklarına baksaydın, çalışmasaydın."
O kırılmasın, gücenmesin diye sesimi çıkarmamıştım o zamanlar. Ancak içimden şunları söylediğimi an gibi hatırlıyorum."Kocam Karun kadar zengin olsa da, ben mesleğimi yapmak, para kazanmak, kariyer yapmak isterdim".  
Çalışan bir anne olmak bana çok şey kazandırdı.
Bazen çocuklarla fazla ilgilenemediğim hissine kapılmıyor değildim ancak, 8-9 yaşlarındayken oğlumun söylediği şu sözlerle içim bayağı rahatlamıştı.
"Anne Tolga'nın annesi ev hanımı, biz gittiğimizde hep evde oluyor, bu güzel birşey. Ama sürekli iş yapıyor, Tolga birşey sorduğunda cevap vermiyor, etrafı dağıtmayın diye bizi uyarıyor. Sen bizimle daha fazla ilgileniyorsun." 
Sürekli ev işleri ve çocuklarla ilgilenmek durumunda kalan kadınlar, bunalıp, sıkılmaz mı?
Üniversite eğitimi alan bir kadın neden çalışma hayatına girmesin ki?
Çalışan bir anne topluma karışıyor, farklı bir hayatı oluyor dışarıda, hayatı planlı programlı oluyor, eve geldiğinde ise bedenen yorgun olsa da ruhen tatmin olmuş bir şekilde daha farklı davranıyor çocuklarına.
Sadece ev ve çocuklar olsa  hayatım, ne çekilmez bir kadın olacağımın farkındayım çünkü.
Akşam eve gelen kocamdan bir sürü beklentim olacak, hem ben, hem çocuklarım hem de kocam mutsuz olacaktı.
23 yıldır Nil'in şarkısındaki gibi "çocuk da yaparım kariyerde" diyen Mavianne söylüyor bunları...
Çalışmayan anneler alınmasın bana. Ben çalışan bir anne olarak deneyimimi paylaşmak istedim. Tabi çalışmayan ancak, huzurlu, mutlu bir hayatı olan, çocuklarına da mükemmel anne olanlar vardır. Sizler de ev hanımı anne olarak yazıp paylaşabilirsiniz. Ev kadınlığı daha ağır bir çalışma hayatı sunuyor kadına bence. Onların haklarının da yeterinde verilmediğini düşünüyorum. Ev kadını ve anne olsam çok daha yorucu bir hayatımın olacağını düşünüyorum ayrıca ben. (Deli Anne'nin yorumundan sonra ekleme ihtiyacı duydum bu cümleleri)
Kadın ve erkek olarak bakmak yerine insan olarak bakmaya ne dersiniz?
Kadınlar şunları yapmalı, yapmamalı diyerek ayar vermek kimin haddine.
Çok şükür Tanrı bana 2 evlat verdi, ancak çocuk sahibi olamayan veya olmamayı tercih eden kadınları nereye koyacağız. 
Herkesin hayatı kalıplarla, klişelerle sınırlandırılamayacak kadar farklı.
Annelik  bir kadın için yaşayacağı deneyimlerden sadece biri. 
İsterse insan bir sürü konuyla aynı anda ilgilenebilir. Zenginleştirmek kendini, sana bağlı. 
Ev kadını olup da el emeği göz nuru yaptıkları ile para kazanan kadınları çok takdir etmişimdir. Aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla çabalamaları ne kadar güzel. "Erkek eline bakmak"tabiri vardır bilirsiniz. Kazandığı para ile itibar gören erkek, kadının neden kazanmasını istemez acaba? Bu soruya verilecek o kadar çok cevap var ki....
"Kadınları Rahat Bırakın" 
Özgür bırakılan her kadının kanatları çıkar, rengarenk bir kelebek olur. Hem çevresini güzelleştirir, hem faydalı bir birey olup topluma katkı sağlar.
Rengarenk kadınlardan korkmayın, sadece anlamaya çalışın onları. 
Bu sadece sizin yararınıza olur.....
KANATLARIM VAR RUHUMDA
(Nil'e selam olsun)