13 Ocak 2015 Salı

FINDIK SOBASI YANAR ÇITIR ÇITIR; ÜNYE'DE

 
(Fotoğraf; Geçen haftasonu sitelere bir ustanın atölyesine gitmiştik,
 bu sobayı orada görünce geçmişe yolculuk yaşadım ve bu kareleri çektim)
Doğalgazlı evlere doğan çocuklarımız için "soba" dediğimizde hafızalarında canlanan herhangi bir hatıra olamaz değil mi?
Oysa biz öyle miyiz 70-80'lerin çocukları,
Hele de Karadeniz'de geçmişse çocukluğunuz,
Kış gelmeden kabuk alınıp, kabukluğa konulacağını bilirdiniz,
Kabuk ne mi?
Fındık kabuğu ve odun alınırdı sobada yakacak olarak en fazla,
Çok soğuk günler için de kömür yedeklenirdi,
Odunluk ve kömürlük denilmezdi ÜNYE'de Kabukluk vardı evlerimizde,
Kışlık yakacaklarımızın konulduğu,
Fındığı tutuşturmak için önce "çıra"  yakılırdı, belki bir miktar da gazete kağıdı,
Sonra o fındık kabukları öyle bir çıtırtıyla yanardı ki,
Sesini dinlemek onun ısısını hissetmek aynı anda bir keyif olurdu,
Hemen geçerdi alevi güzel közü olurdu kabuğun,
O közde neler pişirilmezdi ki,
Örneğin; ekmek kızartılır, şişe taktığın sucuk közlenir,
Sobanın üzerinde ise muhakkak bir çaydanlık, güğüm veya bir tencere olurdu,
Borusunda da tabi ki, çamaşırlık asılı olur, orada ufak tefek el beziymiş, çorapmış, ıslak hafif kurutulacaklar asılırdı,
Yani diyeceğim o ki, çok amaçlı kullanımı olurdu sobanın,
Maşayla arada közü karıştırılıp üzerine tekrar soba geçmesin diye kabuk  veya odun takviyesi yapılırdı,
Bazen de yanlışlıkla maşaya elimizi ayağımızı değdirip yakardık,
Yüzümüz kıpkırmızı olana kadar arkasında oturur iliklerimize kadar ısındığımızı hissederdik,
Sobalı odadan çıkarsın diğer odalar buz!
Yataklarımızın içerisine elektrikli battaniye sererdik,
Yatarken dışarısı buz gibi soğuk, içerisi sıcak :)
Uykuya dalardık,
Kış gelmeden yapılan soba kurma seranomisi ise bir başka alemdir,
İlk baharda kabukluğa veya depoya kaldırılan soba ve boruları çıkarılır,
Borular temizlenir,
Soba odanın başköşesine kurulur,
Sonra boruları ev ahalisinin ortaklaşa mahareti ile bacaya kadar döşenir,
Bu arada bacanın bakımı da daha önce yapılmıştır zaten,
Soba kurulmasının heyecanını yaşadığımı hatırlıyorum,
Büyüklerden sık sık "Kapıyı Kapat" sözünü duyardık,
Odadan çıkınca muhakkak "kapıyı kapat" uyarısı da almadı bizim çocuklarımız,
Hatta şimdi evlerimizde kapı kapatma adetimiz de yok değil mi?
Kaloriferler çıktı bu adetler bir bir unutuldu....

6 yorum:

Merve Sevim dedi ki...

aynen katılıyorum, ben de trabzonlu olarak kabukluğumuz vardı bizimde :) fındığın kabuğundan, kuru dallarından, talaşından herşeyinden faydalanır karadenizliler..

masal dedi ki...

çok güzel anlatmışsın. okurken o zamana bi gidip geldim. ben sobalı evde hiç yaşamadım. nasıl olduğunu bilmiyorum ama yaşamayı çok isterdim, bu anlattıklarından sonra :)

baskaturlu yasamak dedi ki...

Komşu sayiliriz ben de çarşambalıyım. Bir de o sobanın üstünde ekmek kızartıp kestane yapmak lazım yoksa eksik kalır :) babaannem kuzine sobada ızgarada hamsi yapardı ki o tadı bir daha hiç bir yerde şeyde yakalayamadım:( sevgiler

Gulsah Onen dedi ki...

daha başkaydı herşey ozamanlar daha tadı vardı sanki yaşadıklarımızın daha bir huzurluydu.Soba üzerindeki ekmek kokusu kestane kokusu bile huzur verirdi insana.cok güzel yazı olmus sevgiler..

Kelimelerle Dans dedi ki...

çocukluğuma götürdün beni,yazınla... ne güzel günlerdi.Şimdiki çocuklar bilmezler sobanın sıcaklığını... bilenler ise ne kadar şanslı olduğunu farketmez diğerlerinden...

Adsız dedi ki...

Seninle ayni seyleri yasayip, o gunler kendini şanssız görüp, bugün o gunleri mumla arayan biri daha var senin de iyi tanıdığın.
Ya sobanın üzerinde kavrulan kabuklu fındıklar, ya sobasız odadan getırilmesi zorunlu şeylerin "sen getir ben getir" kavgaları! Güzel günlerdi değerini o zaman bilemesek de.

Geçenlerde Unye'nin 29 yıl önceki halinin videosunu seyrettim, o da beni aldı götürdü o günlere tıpkı senin yazın gibi canım arkadaşım.
Her gittiğimde hayli değiştiğini görüp hayal kırıklığı yaşadığım Ünye'mi, sayende o eski haliyle canlandırabiliyorum.Yazmaya devam Mavianne
ÖZGÜL