31 Aralık 2014 Çarşamba

"2015 RESİMLİ TÜRKÇE EDEBİYAT TAKVİMİ"Nİ TAKDİMİMDİR


Levent Cantek’in editörlüğünde yayınlanan “2015 Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi” İletişim Yayınlarından çıktı.

Edebiyat tarihinden seçme bilgilerle yepyeni öyküleri bir arada sunan bir Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi tüm edebiyat severlerin masasında bulunmasından keyif alacağı bir takvim.

Beni kırmayıp sorularıma cevap veren Levent Cantek'e teşekkür ediyorum.....
O ARA NABZIM YÜKSELDİ, GÜP GÜP ATIYOR KALBİM...

FATMA ERDEM (F.E.) : Refik Halit Karay’dan Murat Menteş’e, Peyami Safa’dan Barış Bıçakçı’ya, Yaşar Kemal’den Murathan Mungan’a edebiyat tarihinin değerli yazarlarının kitaplarından alıntıların yer aldığı, belki de isimlerini ilk kez bu takvim sayesinde duyduğumuz yazarların kısa öykülerinin yer aldığı,18 farklı çizerin çizgileri ile de renklenen bu edebiyat takvimini yayınlamaya nasıl karar verdiniz?

LEVENT CANTEK (L.C.): On yılı geçmiştir, o zamanlar, meşhur Maarif Takvimi'ni fikir olarak izleyen epeyce hınzır ve eğlenceli Saatli Arif Takvimi vardı, onu yapan arkadaşlardan biri olan Tolga Arvas, bizim yayınevinin Ankara irtibat bürosuna gelip giderdi. Biraz onu gaza getirmek, yeni bir şeyler yapmaya teşvik etmek istedim. Eylül ayının başıydı, takvim yapmak için geç bir tarihti. Önce onu ikna ettim, sonra içeriği daha özgün klılacak fikirler geliştirdim. Yayınevindekilere söyledim, daha önce konuşulmuş bir şey değildi. Ne yapacağımı anlattım. Türkçe edebiyatın konuşulması gerekiyor, bir vesile olsun istiyordum. Tefrikaları çok severim, 1980'lerin ortasına kadar her büyük yazar, romanını kitap olmadan önce gazetelere tefrika olarak verirdi. Kesip sakladığım onlarca tefrika var elimde. Yazar arkadaşlarla konuştum, fikrimi anlattım, o süreç biraz karışıktır, kimi yazar uzun uzun konuşmak, konuşurken fikir geliştirmek ister. Uzuun uzun konuştum çoğuyla. Etrafımda zaten epeyce genç çizer var, onlara söyledim. Seyhan Argun'la her gün yayınlanan bir bant hazırlamaya başladık. Berat'la (Pekmezci) Kulağı Büyüyen Adam'ı yaptık filan. Takvim kadar günlük gazete, günlük tefrika bülteni gibi davrandığım da oldu. Ayrıca reklamlarda filan öyle duyurduk ama yanlış saymışız, 15 değil 18 çizer olmalıydı, atlamışım...51 yazar dedik ama 51'den fazla yazardan özgün katkı aldık...Doğrusu en az 6 ayda tamamlanması normal olan bir şeyi 45 günde tamamladık. İnatçı bir adamımdır, o ara nabzım yükseldi, güp güp atıyor kalbim... Tefrika için yazarları beklemek, yetiştiremeyenlerin yerlerine yeni şeyler ikmal etmek çok stresliydi. İş bittiğinde vücudum da normale döndü...Çok şükür, doktordu, check-up'tı, geçici stresmiş...
 
YAZILI VE ÇİZGİLİ TEFRİKALAR VAR İÇERİSİNDE

F.E.: Bizler çocukken Saatli Maarif Takvimi asılı olurdu duvarlarımızda. Her takvim yaprağının ön yüzünde, o gün doğacak bebeklere verilebilecek kız ve erkek çocuk isimleri, ezan vakitleri, atasözleri, tarihte o gün yaşanan  önemli olaylar, arka yüzünde  ise, günün yemek menüsü, şiir, fıkra veya özlü sözler yer alırdı. Her sabah takvim yaprağını yırtarak yeni bir güne başlardık ve yeni bilgiler bizi karşılardı. Takvimin yaratılma fikrinde geçmişe özlem mi var?

L.C.: Evet, takvim kadar tefrika da nostaljik gelecekti insanlara... Gençlerin bilebileceği bir şey değildi, ebeveynlerinden duydukları bir şey...Nostaljiye odaklanırsanız, kendinizi de yaptığınız işi de sınırlarsınız...Genç işi olsun istedim, nostalji olabilirdi, ama bu hissiyatın içeriğin önüne geçmesi doğru olmazdı. Yazılı ve çizgili tefrikalar bu bakımdan işlevsel oldular, insanlar takvimi gördükçe birbirlerine bunu anlatacaklar.
 
ENFORMATİK VE EMEK VERİLMİŞ BİR İŞ

F.E.: Takvimin tanıtım yazısında; “farklı farklı kitaplardan seçilen alıntılar, size okumadığınız birçok eser hakkında fikir vererek “edebî keşifler” yapmanızı sağlarken; çizerlerin öykülere eşlik eden illüstrasyonları, yaratılan tiplemeler, karikatürler ise okuma zevkinizi artıracak” deniliyor. Bu Resimli Edebiyat Takvimine gösterilen ilgiyi nasıl buluyorsunuz?

L.C.: İlgi göreceğini biliyordum, o bakımdan normal karşılıyorum. Türkiye'de editörlük pek çok şeyi birarada yapmayı ve planlamayı gerektiriyor, tahminde bulunuyor, içerik oluşturuyor, okur ilgisini takip ediyorsunuz. Yeni, farklı, eğlenceli, enformatik ve emek verilmiş bir iş olduğunu okur görecekti, biliyordum dediğim buydu.
   
Kitap kurdu okurlara 2015 yılı hediyesi bu takvim. Onların elinden düşmeyecek, hem okumak hem de saklamak isteyecekleri bir hazine olmuş. Onlar adına sizlere teşekkür ediyorum.


Blogger arkadaşım, dostum, çok sevdiğim, entellektüel, kitap kurdu arkadaşım LEYLAĞIM ve
Kızkardeşi MADENİ CESARET'in güçlü kalemi Funda'nın da hikayesi yer alıyor takvim sayfalarında...
Harika bir Yeni Yıl Hediyesi olacak dostlarınıza....

30 Aralık 2014 Salı

YENİ YILA GİRMENİN EN İYİ YOLU

Saatler tam 12'yi vurduğunda usulca kaçıp kimselere çaktırmadan "kırmızı don" giymeli!! Tüm sene donanacağına inananlar her yıl bu ritüeli yapmaya devam ediyorlar. Kim söylemiş, nereden çıkmış bilen var mı ? Bir gerçek var ki, yılbaşı yaklaşırken iç çamaşırı sektörü kırmızı ile coşuyor, kadınlara da onları satın almak düşüyor tabi.

Nesrin Topkapı ile birlikte göbek atarak girerdik yeni yıla. O zamanlar her yer "Dansöz" dolu değildi. Dürüst insanların, saf ve temiz duyguların arasındaydık biz çocuklar. Ya da biz öyle olduğumuz için çevremizi de öyle görürdük. Bizim için dansöz 31 Aralık gecesi çıkması dört gözle beklenen Nesrin Topkapı idi.

Saatler 12'yi gösterdiğinde Zeki Müren görünürdü ekranda ve  " yeni yıla, mutlu, huzurlu, kıvancla girelim. gülün evet sizde gülün, sen de gül" benzeri yeni yıl mesajı verirdi; Sonrasında o buğulu bakışları, rujlu dudakları ile gülümser, ojeli elleri ile şarkının içine girerdi adeta.

Her seferinde anneme "anne Zeki Müren kadın mı? erkek mi?" diye sorardım, çocuk aklımla şöyle düşünürdüm ;  ojeyi ve ruju kadınlar kullanırdı, ama saçı ve giysileri erkek gibiydi. Kafamdaki bu karmaşayı bir türlü çözemezdim. Annem de büyük ihtimal kaçamak geçiştirici cevaplar verirdi diye hatırlıyorum.

Bu şekilde kabul etmiştik Zeki Müren'i biz severdik  o kıyafetleri, makyajı,  İstanbul Türkçesi ile kibar ve saygılı konuşmasıyla.   Zaten şarkıları yorumlaması ve sanatkarlığını ölçmek bizim harcımız değildi.

Yeni yılın gelişini kutlardık coşkuyla. Noel veya Christmas değildi bizim kutlamamız. 70 li yıllardan bahsediyorum. Kimse de "gavur adeti, ne diye yeni yılı kutluyoruz" demezdi. 

O gece amcamlar gelirdi bize, ailece özenerek kurulan sofrada yeni yıl yemeği yenir. Tombala, fır döndü gibi masa oyunları oynanır. "Fır döndü" yü şimdiki çocuklar pek bilmez sanırım. Altıgen prizma biçiminde, fındık büyüklüğünde bir oyun aletiydi ve ortaya herkes 50 kuruş veya 1 lira gibi sembolik paralar koyardı. Sonra herkes sırayla fırdöndüyü döndürürdü ve dönmesi durup yere yatan fırdöndünün yukarıya gelen yüzündeki yazıya göre ( 1 er koyunuz, hepsini al, 3 koy gibi)  o döndüren kişi bir şeyle kazanır ya da kaybederdi.
Bolca çerez, meşrubat tüketilirdi. TRT'nin eğlenceli yılbaşı programı seyredilirdi televizyon karşısında. Saat tam 12'de herkes birbirini kucaklayıp yeni yılını kutlardı.












Okulda da yeni yıl çekilişi yapardık sınıfça. Kim kime çıktı söylemezdik, sürpriz olmalıydı hediyeleşme. Öğretmene kimin hediye alacağı ve öğretmenin hangimize hediye alacağı en önemli ve merak edilen konuydu. 
YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL BİZLERE KUTLU OLSUN
YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL HERKESE KUTLU OLSUNNNNN

26 Aralık 2014 Cuma

MUTLU OLMANIN 10 KÜÇÜK SIRRI

1. Işıklandırılmış bir pencere gördüğünde gülümsüyorsan,
2. 2014 masa takvimini çöpe attığında 2015 için yeni planlar kuruyorsan,
3. Yeni yılın güzellikler getireceğine inanıyorsan,
4. Çevrende kurduğun güçlü dostluklar varsa,
5. Şükredebiliyorsan her güne uyandığında Yaradanın sana verdiklerine,
6. Geride kalan kötü anıları yük etmiyorsan ruhunda, kafanda,
7. Kız arkadaşlarınla bir fincan kahve içtiğinde mest oluyorsan,
8. Sağlıkla uyandığın bir günü kimseyi kırmadan, üzmeden bitirebiliyorsan,
9. Seni gördüklerinde gözlerinin içi parlıyor ve kocaman sarılıyorsa sana sevdiklerin,
10. Hiç ummadığın bir anda, sürpriz bir hediye paketi uzatıyorsa biri sana...
 MUTLU OLMAK HİÇ DE ZOR OLMAMALI DEĞİL Mİ?

24 Aralık 2014 Çarşamba

FATOOOO HERKES SENİ SEVMEK ZORUNDA MI?

(Bu kulaklıklar kokoş arkadaşlar için hediye alternatifi olabilir. Karanfil sokakta rastladım)

Kulakları çınlasın Semacım, güzel gözlü arkadaşım,
Şimdi kimdi, ne demişti, neden kırılmıştım, hiç bir şekilde hatırlamadığım bir olay sonrası,
Çok üzüldüğümü gördüğünde,
Bana bu sözleri sarf etmişti; "Fato herkes seni sevmek zorunda mı?" diyerek beni kendime getirmişti,
Yetişme tarzı mı dersiniz, doğuştan gelen bir huy mu? bilemiyorum,
Çevremdeki herkes ile iyi olayım, kimse bana surat asmasın, kırılmasın, ben kimseyi kırmayayım, hep mutlu, huzurlu olalım isterim,
Bu şekilde de yaşama gayreti içerisinde oldum her zaman,
Ama, bazen karşınıza birileri çıkıyor ve seni hiç olmadığın gibi görüyor,
Seni üzmek kırmak için zaman kolluyor,
Ya da elinde değil, her söylediğini başka yana çekip, yanlış anlıyor,
Sen kötülük yapmasan da O, seni kötü olarak kafasına nakşediyor,
Bu tür insanları gördükçe çok ama çok üzülürdüm,
Ama niye? diye sorguladığım bir gün Sema'nın bu sözleri söylemesi ile, kendime geldim,
Evet ya, ben doğru bildiğimi yapayım,
Karşımdaki anlamıyor veya farklı yorumluyorsa onun bileceği bir iş,
Neden üzülüp de kendimi anlatma ihtiyacı duyuyorum ki,
Nasıl istiyorsa öyle düşünsün , bana zarar vermediği sürece, herkes kendi yoluna gitsin,
O tür insanların çevremde olmaması için ancak, dua edebilirim....
Nergislerin mis kokuları arasında Güvenparktaki çiçekçilerin önünden geçtim geçen gün,
Müjgancığıma geçmiş olsuna giderken götüreyim diye aldım,
Nasıl güzeller değil mi?
Siz de Nergis sevenlerden misiniz?
Sümbül denirdi Ünye'de nergise,
Her çarşamba kurulan kadınlar pazarından eve gelirken anneme getirirdi babam,
Evimizin içini nergis kokuları sarardı,
O günleri hatırlatıyor kokusu....

19 Aralık 2014 Cuma

YENİ YIL SÜSLEMELERİ

Yılın sonunda bir hesaplaşma yapılır ya,
Bu yıl benim için nasıl bir yıl olmuş?
Güzel günler mi, yoksa sıkıntılar mı fazlaymış,
Ya da yeni yıl hedefleri sıralanılır,
Bu tip listeler pek yapmam ben,
Hayata hep umutla ve gülerek baktığımda güzel şeylerin olacağına dair umudumu hiç yitirmedim (çok şükür)
Yeni yılda sağlığımız, huzurumuz yerinde olsun,
Gerisi nasıl olsa gelir,
Geçen yılbaşı gecesi ev ahalisine yeni yıl dileklerini yazdırmıştım,
Bir bakalım bu yıl hangileri gerçekleşmiş :)))
Yeni yılın yaklaşması insana,
Heyecan, mutluluk, enerji veriyor,
Her yer ışıl ışıl olsun,
Gülen suratlar görelim çevremizde,
Dostlarımızla hediyeleşelim,
Hediye bahane hatırlanmak, hatırlamak, mutlu olmak ŞAHANE!!!!
Aşağıdaki dörtlü yeni yılda da hiççç ayrılmasın,
Heppp dost kalalım,
İyiki doğmuşsunuz Burcu ve Hale,
Sizi seviyorum,
Siboşum senin poza bayıldımmmmm.....

Ankara'da bu yıl caddeler, sokaklar o kadar ışıksız ki,
Kızılay'da bile hiçbir özel süsleme, ışıltı yok malesef,
Sadece AVM'lere gidince yeni yılın geldiğini anlıyorsunuz...

17 Aralık 2014 Çarşamba

ELMALI KURABİYE

Ayşegül'ün elmalı kurabiye tarifi
1 paket margarini ocağın üstünde eritiyorsun
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı yoğurt
1 yumurta
1 paket kabarma tozu
Alabildiği kadar un
İÇ MALZEME İÇİN
4 adet elmayı rendeliyorsunuz rendelenen elmaların üzerine 1 su bardağı şeker koyup 2 çay kaşığı tarçın ve 1su bardağı ceviz içi hepsini suyu çekene kadar kavuruyorsunuz.
YAPILIŞI
Hamur çok çıkıyor az olmasını isterseniz yarım ölçek yapabilirsiniz. Bütün malzemelerin hepsini karıştırıp kulak memesi yumuşaklığında hamur yapıyorsunuz. Küçük hamurlar alıp açıp içine harcı koyup kapatıp tepsiye dizip 180 C fırında pişiriyorsunuz. Fırın tepsisinin içine yağlı kağıt veya un serpip kurabiyeleri diziyorsunuz. Piştikten sonra Pudra şekerine bulayıp servis tabağına alıp ikram ediyorsunuz. Afiyet olsun
 Bu tarifi 2. deneyişim,
Bu sefer şeklini farklı yapmak istedim,
Google'a elmalı kurabiye yazınca çıkan görsellerden aldım bu yaratıcı şekilleri,
Çok da güzel oldular,
Tavsiye ederim,
Hamurdan bardak yardımı ile kestiğim 2 yuvarlağı üst üste koyarak şekil vermek daha kolay oldu gerçi,
Diğeri de görsel açıdan daha güzeldi,
Tercih size kalmış,
Beğeniyle yenildi,

12 Aralık 2014 Cuma

MİSS KOKULU "ÖRGÜLÜ PİZZA POĞAÇA"

Haftasonu sabah kahvaltısına enfes bir poğaça kokusu ile uyanmak ister misiniz?
Çok isterim!!!!
O zaman bu tarifi annenize verin sabah sabah kalkıp pişirsin :))
Benim gibi "Anne" iseniz bir zahmet siz yapacaksınız,
O "sınıf sınıf" kokuyu takip ederek gelenleri görünce emeğinize değdiğini anlayacaksınız.....
Tarif: MUTFAKDİLİ  Bloğundan alınmıştır
Malzemeler:
  • yarım su bardağı ılık süt
  • yarım su bardağı ılık su
  • yarım su bardağı sıvı yağ
  • 1 yumurta akı ( sarısı üzerine sürmek için ayrılır)
  • 1 yemek kaşığı dolusu kuru maya
  •  1 yemek kaşığı dolusu toz şeker 
  • 1 tatlı kaşığı tuz ( silme) 
  • Aldığı kadar un ( yaklaşık 3 su bardağı kadar. az gelirse ilave edilir)
 İç malzemesi
  • sucuk
  • domates
  • yeşil biber
  • kırmızı biber
  • beyaz peynir
  • kaşar peynir rendesi
  • yeşil konserve zeytin
 Hazırlanması ;
  • Yarım su bardağı ılık suya maya ve şekeri ilave ediyoruz. derin bir karıştırma kabının içine koyuyoruz üzerini kapatıyoruz hafif mayalanıp kabarması için.
  • Kabaran mayayı karıştırma kabına boşaltıyoruz, ılık sütü, sıvı yağını, 1 yumurta akını, tuzu da ilave edip karıştırıyoruz.
  • Unu azar azar ilave edip yumuşak hamur elde ediyoruz. Üzerini poşetle kapatıp en az 45 dakika kabarmasını bekliyoruz.
  • İç malzemesi  için gerekli olan domates, sucuk, biberleri, yeşil zeytini küçük küçük doğruyoruz. Beyaz peyniri, rendelenmiş kaşar peyniri ilave edip karıştırıyoruz.
  • Kabaran hamuru ister ikiye ister üç parçaya bölüyoruz.
  • Bir parçayı alıp tezgahın üzerinde dikdörtgen acıyoruz.
  • Resimdeki gibi sağ ve soldan eşit şekilde çizikler kesiyoruz. orta kısmı boş kalıyor.
  • Ortada kalan kesilmemiş boş kalan kısma iç malzeme koyup örgü yapıyoruz. 15 dakika mayalanmasını bekliyoruz.
  • Geri kalan hamura da aynı işlemi yapıyoruz. 
  • Daha sonra üzerine yumurta sarısı sürüp yağlı kağıt serilmiş tepsiye koyup 200 C (380F) ısınmış  fırında kızarıncaya kadar pişiriyoruz.
  • Fırından çıkarıp sıcaklığı biraz geçince dilimleyip afiyetle yiyoruz.
  • Afiyetler olsun !!
Ben bu ölçünün 2 katı yaptım ve büyük fırın tepsisine 3 adet poğaça oldu,
Pişince dilimliyorsunuz, o şekilde servis yapıyorsunuz,
Miss gibi poğaça kokusu sarıyor evinizi,
Sakın benim gibi gece 11'de fırından çıkarmayın,
Tüm ev ahalisi yatma hazırlığı yaparken mutfağa koşup,
Poğaçadan sıcak sıcak yediler :))

İRFAN DEĞİRMENCİ Mİ? İSMAİL KÜÇÜKKAYA MI?

Her sabah yataktan kalkmadan yaptığım ilk eylem kumandayı elime alıp sabah haberlerini izlemek oluyor,

Kanal D'yi açtığımda karşıma çıkan İrfan Değirmenci, yüzündeki hiç bitmeyen gülümsemesi, temiz aile çocuğu görüntüsü, alçak gönüllü duruşu ile izlettiriyor kendini,

Fox'u açtığımda ise, İsmail Küçükkaya hareketli, enerjik, çok heyecanlı halleri ile sevdiğim ancak; yukarıdan bakan sürekli "BEN BEN"diyen duruşu ile de hiç hoşlanmadığım bir hali var,
Bugünlerde reyting kavgasına tutuşmuş bu iki başarılı haber sunucusu,

Benim birincim, İrfan Değirmenci....
Çünkü O,  en güzel ben sunarım, en iyi haberci benim, benim sayemde siz bunlardan haberdar oluyorsunuz  alt metniyle vermiyor sunduğu haberi,
İtici de gelmiyor bu nedenle, 
İsmail Küçükkaya'nın ise bu şekilde sunması benim onu ZAP'lamama neden oluyor....
Fatih Portakal'ı ayrı bir yeri var tabi,
Onun kadar samimi bizden biri gibi haber sunan, güvenilir ve objektif bulduğum  Mehmet Ali Birand vardı (Allah Rahmet Eylesin)
Cüneyt Özdemir'in de haberciliğini ve sunumunu sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim,
O'nu da çok entellektüel bulurum.....

8 Aralık 2014 Pazartesi

ANTİKA PAZARI

Her ayın ilk pazar günü Ankara'da Ayrancı Semt Pazarının kurulduğu yerde "Antika Pazarı" kuruluyor,
Ne zamandır gitmek istediğim pazara bu hafta sonu Ahmet sayesinde gittik,
Çocukluğumun 70'li yıllarına dönüş yaptım sanki,
Hayat ve Ses Dergileri o dönemin magazin haberlerini, 
Sinemada izlediğimiz yıldızların fotoğraflarının yer aldığı dergilerdi,
Müjde Ar'lı bir Hayat'a rastladım tezgahlarda,
Şu aşağıdaki ayakkabı çekeceği o zamanlar adı;  "Kerata"idi ve  her evde vardı,
Sanırım bizimki Ünye'deki evde,
Yaz tatilinde gidince bir araştıracağım,
Antika pazarında görünce eski bir dostu görmüş gibi oldum,
Bu lükens ayaklı masa da bizi 60 lı 70 li yıllara götürüyor,
Gerçi bu yıllarda da çok moda,
Eskiye özlem mi,
Yoksa moda diye, sürekli eskinin dönüp dolaşıp yeni gibi sunulması mı bilemem,
Şu soldaki pirinç mangalın bir benzeri hala benim baba evimin baş köşesindedir,
Kimbilir kimin evinden çıkıp gelmiş buralara,
Zamanında kimleri ısıtmış,
Şimdi ise, 1000 Tl verenin evine gidecek,


 Zamanda yolculuk devam ederken,
En çok da çocukluğumda bizim evde de olan objelere takılıp kalıyorum,
Eskilere gitmek bana iyi geliyor,

 Plakları itina ile inceleyen bu beyefendi,evindeki gramafonunda veya pikapında dinlemek için plak seçiyor,
Belki de;
Gençliğinde bu plakları dinlerken sevdiğine ilan-ı aşk etmiş,
En güzel  anlarının fon müziği olan plakları arıyor,
Kimbilir....


Çeyizlerimize annelerimizin yaptırdığı patiskaya işlenmiş kanaviçe yatak çarşafları, yastıklar,
Sandık lekeli örtüler,
Kimbilir hangi evden hangi sandıktan çıkıp da gelmiş,

 "Yansıdım" Ayci'nin söylediği gibi,
Antika bir aynada gördüm kendimi,
Gümüşler, seramikler,
Evlerimizin başköşesindeki vitrinlerden çıkıp gelmişler,


 Eski el yazması kitapların arasındaki bu kır sakallı dede, çok anlamlıydı,
 Siyah-beyaz fotoğraflar....
Stüdyoya gidilip poz verilir sonra da 1-2 hafta beklenirdi tab edilmesi için,
Aşağıdaki dekolteli bu hafif kilolu genç kız çok hoşuma gitti benim,

Ahmet Hamdi Tanpınarın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" kitabı geldi aklıma bu saatleri görünce,
Nuri Efendi (Saat Ustası), Mübarek (Ayaklı ve yaşlı bir İngiliz yapımı duvar saati), Halit Ayarcı ve saat-zaman-insan ilişkilerini anlatan bir kitaptır ve okunması gerekenler listesinde olmalıdır.
Çayyolunda da 21 Aralıkta kurulacakmış,
O gün oralara yolunuz düşerse, siz de benim gibi zaman tüneline girip eskiye bir dönüş yaparsınız,
Güzel bir hafta diliyorum....