27 Ağustos 2014 Çarşamba

6000 KİŞİNİN İÇERİSİNDE OLMAK "ATATÜRK PORTRESİ"


FOTOĞRAFLAR:Fotoğraf Sanatçısı Gülten Yıldız

26 Ağustos Salı günü Anıtkabir'de Başkomutanlık Meydan Muhaberesinin 92. Yıldönümünde fotoğraf sanatçısı Cumhur Aygün'ün liderliğinde 6000 kişi, 10.Yıl Marşı ve İzmir Marşı eşliğinde  Atatürk'ün canlı portresini oluşturdu. 10.200 kişinin geldiği Anıtkabir'de 6000'in içerisinde yer alamayanlar 3 adet büyük ekrandan portreyi izleme imkanı buldular. Guinness yetkililerinin de izlediği organizasyonu, 400 metre yükseklikten Cumhur Aygün tarafından değişik açılardan fotoğrafladı. Bu canlandırmanın "en fazla insan sayısıyla oluşturulmuş portre" olarak Guinness Rekorlar Kitabına girmesi hedefleniyor.
Fotoğrafçılık Klübünden arkadaşlarımın da katılım sağladığı bu etkinlikten çok güzel kareleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kadrajlarına takılanlar;

Dostlarımı bu güzel ortamda görmek bana çok iyi geldi,
Katılamasam da yüreğim oradaydı,
Gönlünüze sağlık,
Fotoğraf: Sermin Güner
Fotoğraf: Sonnur Eser

Ve... 
Gülten, harika bir yürek 6000 yüreği fotoğrafladı,
Nasıl bir enerji ve fotoğraf aşkı var onda bilemezsiniz,
Harika bir arkadaş, dost,
Fotoğraf sanatçısı: Gülten Yıldız'ı takdimimdir,
Işığın bol olsun,
Hep muhteşem  kareler girsin kadrajına....

23 Ağustos 2014 Cumartesi

TEOMAN KONSERİ-ŞİRİNCE-ZEYTİN AĞACI



Sığacık Kaleiçinde Teoman Konseri tatilimin ikramiyesiydi benim için,
Hem Nurdan ve Asuman ile birlikte olmak hem Teoman’ı dinlemek çok ama çok keyifliydi,
Ses her zamanki gibi muhteşem,
Müziği bıraktı diye tekrar sahnede dinleyemeyeceğimi düşünerek üzülmüştüm,
İlk olarak ODTÜ Stadyumunda izlemiştim,
Tarzı, şarkıları ve sesi ile bence 10 numara,
Sahnede  seyirci ile daha fazla diyalog kursa sanki daha memnun olurdum,
Bizler umurunda değilmişiz gibi bir tavrı vardı,
Sahnedeki müzisyenler müthişti, şapka çıkardım, piyano, keman ve  gitar ile şarkılara eşlik ettiler,
Konser bir buçuk saat kadar sürdü,
“Papatya”yı söylemedi maalesef Sibelciğim,
Senin için videoya alıp gönderecektim ama….
 
Sayılı gün de çabuk biter, tatilin son gününe gelmiş bulunuyorum,
Deniz de aksine bugün havuz gibi durgun, tertemizdi, balıklarla yüzdüm,
Deniz altına bakarak yüzdüm ve balık alemini gözlemledim bir süre,
Sanki çok eğleniyorlar, bir oraya bir buraya gidip geliyorlar heyecanlı heyecanlı,
Bazen daireler çiziyorlar, hatta birbirleriyle şakalaşıyorlar J)) 


Her akşam mangal yapmak yazlıkta bir serenomi,
Mahocum ve Ahmet Can bu işi iyice profesyonelleştirdiler,
Beni de bu sayede dinlendirdiler, fazla yemek telaşım olmadı,
Yemekten sonra en büyük zevkimiz civardaki gece pazarlarını gezmek oldu,
Ürkmez pazarı, küçük ama sahilde, bir tur atıp sahilde turlayıp, bir kafede oturabilirsiniz,
Gümüldür pazarı ise, daha büyük, her şey satılıyor,
İster incik boncuk al, ister hediyelik eşya, giyim kuşam, ne ararsan var,
Tabi bu gezilerimde cep ile fotoğraflar çekip instagramda paylaşmak da en büyük zevkim oldu,
Kuşadası ise, her yıl günü birlik gittiğimiz ve sevdiğim bir yer
 




  Oraya giderken Şirince’ye uğramadan geçemezdik,

Şirince nasıl güzel bir yer,
Bu sefer kilisesine de çıktık,
Her sokak farklı bir hikayeye açılıyor orada,
Şarap mahsenleri,
Şarap evleri, içeride tadım yapan turistler,
Esnaf çok samimi,
Hatta bir gelin ve damada bile rastladık, çekim yapmaya gelmişler fotoğrafçıları ile birlikte,
Doğal ürünler satan kadınlar ise her yerde tezgah açmışlar,
Evde yaptıkları takıları ve şile bezi elbiseler satanlar,
Tam kliseye çıkan merdivenlerde fotoğrafladığım teyzeden kendi evinde ekşi mayadan yaptığı ekmekten aldım bir tane,




Zeytin Ağaçlarının altında oturup  kahve içtik, dondurma yedik,
Egenin en sevdiğim yanı mandalina, portakal ağaçları, zeytin ağaçları,
İnsana kendini mutlu hissettiriyor, 
 

Her  gün doğumunun bir gün batımı olduğu gibi her tatilin de bir sonu oluyor,
Yine de Allaha şükür sağlıkla, ağız tadıyla bir tatil, dinlenme, eğlenme yaptık,
Darısı tatile gideceklerin başına...

19 Ağustos 2014 Salı

ZEYTİN DALI-SIĞACIK-KALEİÇİ

Gümüldür'e geldiğimizde Sığacığa en az bir günümüzü ayırmadan edemiyoruz,
Öyle güzel bir yer ki,
Küçük, sakin, huzurlu,
Tatilde de istediğimiz dinlenme ve eğlenme şekli bizim için bu üçlü de saklı :)
Bir de bu güzel beldede yaşayan dostların varsa tadına doyum olmaz değil mi?
Nurdan ve Asuman ile birlikte bu yıl, Sığacık daha da güzelleşti benim için,
Kızçocuklarını tanımış olmak benim için bir şans,
Yüreği güzel, kendi güzel insanların yoluma çıkması ne güzel,
Şükürler olsun,
ZEYTİNDALI Sığacık'ta gidilip de mantısının tadına bakmadan dönemeyeceğiniz bir mekan,
Halide'nin el açma baklavası, yaprak sarması bir harika,
Ayrıca öyle şirin ve iç ferahlatıcı ki dekorasyonu var ki,
Halide mutfakta harikalar yaratırken
İki katlı bir yer Zeytindalı,
Üst katta salondaki avizeyi  mandallardan İhsan Bey yapmış,
İhsan Bey, oranın herşeyine yetişen güleryüzlü, tatlı dilli sakinlerinden,
Üst salon ve İhsan Bey'in avizesi
 
Sığacığa giderseniz eğer, Kaleiçindeki Zeytindalı'na uğramadan dönmeyin,
Pazar günü ise buranın organik pazarı çok ünlü,
Herkes evinde yaptığı yiyecek ve içecekleri satıyor,
Ayrıca evinin bahçesinde doğal ürettiği ürünleri,
Baklava tepsisinin önüne oturup poz vermemek olmazdı,
İhsan Bey sağolsun bizi fotoğrafladı,
Çalışanlar da sizi evinizde hissettiriyorlar zaten,
Samimi ve doğal bir ortamda bir kaç saat geçiriyorsunuz,
 Asuman ve Nurdan'a tekrar buradan teşekkür ediyorum harika ev sahiplikleri için,
Akşama da Kaleiçindeki Teoman Konseri'ne gittik beraber onu da bir sonraki yazıma bırakıyorum....

15 Ağustos 2014 Cuma

MUTLU KADIN VE ÇADIR !!!

Tüm sene yaz tatilini beklerdi tüm aile,
Anne, baba ve çocuklardan ibaret değildi Ali'nin ailesi, dedesi ve babaannesi de onlarla yaşardı,
2 oda bir salon evde sıkış tepiş huzurla yaşarlardı aslında,
Ali severdi kadeşi Elifle birlikte o tonton babaannesinin yanında yatmayı,
Hatta kavga ederlerdi" bu gece ben yatacağım sen yatacaksın" diye,
Ama Ali en çok babasının "hadi bakalım çadıra gidiyoruz" demesini beklerdi yaz gelip de havalar ısınınca,
Özdere'de bir köyde yaşarlardı, babası orada küçük bir dükkanı olan su tesisatçısıydı,, 
Annesi ise çok becerikli, eğlenceli mutlu bir kadındı, kocasını çok severdi, çocukları onun hazinesiydi sanki üzerilerine titrerdi,
O nedenle de Ali ve Elif mutlu çocuklardı,
Dede ve babaanne de hayatlarına renk ve anlam katıyordu, 
Babaannesi  daha 5 yaşında olan Elife okuma yazma bile öğretmişti,
Ali ise ilkokul ikiye geçmişti o yaz,
Dedesinden balıkçı düğümünü atmasını, balık tutmasını, yüzmeyi, dalmayı öğrenmişti geçen yaz çadıra gittiklerinde,
Çadırı Özdere sahilinde kurarlardı,
Çadır denildiğine bakmayın, annesi orayı köydeki evleri gibi şipşirin bir yuvaya çevirirdi,
Evdeki televizyonlarını bile getirirlerdi,
Köydeki küçük bahçelerinde yetiştirdikleri biber ve patlıcanı iplere dizerdi annesi ve kurusunlar diye önlerindeki tele asardı,
En sevdiği arkadaşı Muratlar da tam yanlarındaki çadırda komşuları olurdu,
Her sabah onunla denize koşmak çok eğlenceliydi, Elif ve Murat'ın erkek kardeşi Yasin onlara yetişmeye çalışırlardı........
İşte böyle bir hikaye yaşanıyor olabilir bu çadırlarda,
Belki de apayrı farklı hayatlar yaşanıyor,
Ama ben orada, isterse bir kadının çadırı bile bir saraya çevirebileceğini yuva haline getirebileceğini gördüm,
Seven, mutlu olan kadın sevdiklerini de mutlu etmek için çaba sarf eder,
Ben bu çadırda UMUT gördüm, NEŞE gördüm, Birbirini seven insanlar gördüm.....

13 Ağustos 2014 Çarşamba

TATİLDEN SİYAH-BEYAZ KESITLER

Neredeyse son 20 yıldır Özdere kumsalInda Süüt Mısır diyerek Mısır satar,
sahili bir baştan bir başa ağır Mısır kazanını her 10 adımda bir sağ elinden sol eline aktarararak yürür
Çocuklar ise hayatın neşesi
Onlar olunca eğlence vardır, saflık vardır, doğallık vardır

Kumsalda  günübirlik yazlıkçıların yanısıra çadır hayatı yaşayanlara da rastlarım sabah yürüyüşlerimde
,
Önemli olan, birlikte mutlu ve huzurlu saatler geçirmektir diye düşündürür bana karşıma çıkan bu insanlar
İster çadırda ol, ister villada, mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir tatil geçirmiyorsan bir anlamı yok
Gerçekten de iyi vakit  geçirmek ve yaşamın zevkine varabilmek için mekan önemli değil

8 Ağustos 2014 Cuma

MAVİ SULARA YATMAK

Deniz, Güneş, Kum,
Denizsiz bir yaz tatili düşünemiyorum,
Ankara'da yaşayıp denize özlem duyan bir Karadeniz çocuğu olarak çok doğal değil mi?
Kitaplarımı alayım, güneş kremim, kocaman şapkam ile kumsala gideyim benden mutlusu olmaz,
Denize girmeden önce biraz kitap okuyayım, sıcaktan bunalınca ayaklarım sıcak kumda yanarak denize koşayım,
Denizin soğuk suyu ayaklarıma değdiğinde içim ürperir, soğuk suya atlamak zor gelir,
Tüm cesaretimi toplayıp daldığımda da denizin o tuzlu suyu yakar gözlerimi, kulaç attıkça alışır tüm vücudum denize,
Sanki deniz beni kucaklar,
Hoşgeldin partisine ise ayaklarımın altında özgürce yüzen küçük balıklar eşlik eder,
Denizin üzerinde sırt üstü yatmayı daha çocukken yüzmeyi dahi bilmediğim zamanlar Ünye denizlerinde öğrenmiştim,
Hafifçe yatağa yata gibi bırakacaksın kendini, şişireceksin karnını işte oldu,
Dünyanın en güzel en yumuşak yatağıdır yattığın mavi sular,
Oyumuzu kullanıp, yukarıda anlattıklarımı yapmak için çıkacağız Ege sahillerine doğru yola,
Ankara'nın politik, sosyal, sınavlı, koşturmalı, stresli ve  yoğun temposu bu yıl bizi çok yordu,
Kısmet olursa bol bol dinlenmeyi planlıyoruz,
Bana iyi tatiller,
Sizlere de hoşçakalın diyorum,
Tabi ben buralardan pek uzak duramam bilirsiniz,
Fırsat yaratıp bir şekilde en azından fotoğraf paylaşımları yaparım sanırım,
Görüşmek üzere....

7 Ağustos 2014 Perşembe

YAZ TATİLİNDE DIŞARIYA ADIM ATMAYANLAR!!

Teknoloji seven ve onsuz olmayı aklından bile geçirmeyen bir anne olduğum gerçeği ile okuyun lütfen
yazdıklarımı,
O kadar çok kazanım elde ettik ki,
İnternetin, cep telefonu uygulamalarının ve sosyal medyanın gelişmesi ile,
Bunları zaten herkes biliyor,
Benim özellikle değinmek istediğim,
Günü programlayamayan ve bilgisayar oyunlarının bağımlısı haline gelen çocuklar, gençler ve yetişkinler,
Uyandıktan sonra tüm gününü bilgisayarın önünde geçiren biri sizce çok mu normal?
Tabi  girecek internete, oyun da oynayacak ama, diğer aktivitelere de zaman ayıracak,
Bence sağlıklı bir insan, gün içerisinde, bilgisayarın başında olmaktan başka;
Yürümeli,
Arkadaşları ile birlikte bir aktivitede bulunmalı,
Spor yapmalı,
Kitap okumalı,
Film izlemeli,
Özel zevklerine vakit ayırmalı,
Bu liste uzar gider....
Yanlış mı düşünüyorum?
Lütfen, bu konuda profesyonel çalışma yapan anne, babalar, eğitimciler fikirlerini benimle paylaşsın,
Ne yapmalıyız?
Çocuk bu şekilde mutlu diye, küçücük bir odada tüm gününü bilgisayar başında geçirmesine göz mü yummalıyız?
Yoksa sürekli dürterek çocuklara tüm vaktini bu şekilde geçirmesinin yanlış olduğunu mu söylemeli?
Bence ikinci şık doğru olan,
Tabi, farklı fikirleri olan varsa duymak isterim,
İleride, hareketsizlikten hastalık sahibi olmuş, obez, a sosyal yetişkinler olmaları bizleri mutlu edecek mi?
Ebeveynler olarak bu bağımlılığın önüne nasıl geçmeliyiz?