24 Temmuz 2014 Perşembe

VEE.....ÜNİVERSİTE SONUÇLARI AÇIKLANIR ......


Temmuz sıcağında doğan küçücük bir oğlandı O,
Gaz sancıları nedeniyle o sıcak yaz akşamlarını çığlık atarak ağlayarak geçiren,
Anne babasını dönüşümlü olarak sırtını sıvazlayarak evin içerisinde dolaştırandı,
Kapı pencere açık olduğundan sesi taa karşı apartmandan duyulurdu,
Hatta halasını, bir gece telefon açıp, Fahir'i neden ağlatıyorsunuz, bir sorun  mu var? diye telaşlandırmıştı,
2.5 yaşında ağabeyliğe terfi etti mi desem, pabucu dama atıldı mı?
Her iki tabirden de korumak için O'nu, çok çabaladık,
Doktorların "çocuk haklı, kuma getirdiniz sanki üstüne" demesiyle,
Her mız mız' lığını mazur gördük,
O bizim hep huysuz prensimizdi,
Onu memnun etmek için çok gayret gösterdik,
Kardeşini kıskanmasın, mutlu olsun diye,
Büyüdükçe çok güzel özellikleri olan bir erkek çocuğa dönüşmesine de keyifle şahit olduk,
Mucit, ressam, müzisyen,
Arabaların, teyplerin içini açıp tekrar birleştiren,
Duygusal ama bir o kadar da Cool bir genç olup çıktı,
Duygularını pek de belli etmemesini, çok soğukkanlı olmasını her zaman şaşırtıcı bulmuşumdur,
Az ve öz konuşur,
Arkadaşları arasında esprili ve onlar tarafından sevilen biri olduğunu lisenin ilk yıllarında öğrenince çok mutlu olmuştum,
SBS çocuğu olarak çok sıkıldığı sınavlara hazırlanmayı ve ders çalışmayı lisede bayağı bir kenara bırakınca,
Anne baba olarak moralimiz bozuldu, "ne yapacak bu çocuk Üniversitede " diye kara kara düşünmeye başladık,
Lise son sınıfa geçerken, güzel mi güzel   bir "MELEK" çıkardı karşısına Allah,
O "MELEK" sayesinde çalışma hevesi ve şevki geldi,
Bir yıl boyunca çok güzel hazırlandı sınava, bizi hiç ama hiç üzmedi,
"Oğlum lütfen biraz çalış" cümlesini bana hiç söyletmediği için minnettarım,
Emeklerinin boşa çıkmasıydı tek korkum,
ODTÜ Mühendislikti hedefi,
Meslek seçimini değil de okul seçimini yapmıştı kafasında,
Allahıma şükür sonuçlar açıklandı ve ODTÜ Çevre Mühendisliği'ni kazandı Fahir,
O "GÜZEL MELEK" arkadaşı da "Hacettepe Çevre Mühendisliği"ni kazandı,
Allah yollarını açık etsin,
Mezuniyetlerini de görmeyi nasip etsin, sağlık ve başarı ile,
Darısı sıradaki çocuklarımızın başına,
Yolları açık olsun,
Hep güzel günlerini görelim inşallah...


(Bölümde asılı olan Maho'nun  mezuniyeti)

22 Temmuz 2014 Salı

HÜRREM SULTAN GERÇEĞİ !!!

Magazin okumayı,
Güzel kadını,
Dedikoduyu,
Merak ediyoruz,
O nedenle televizyonlarda en çok paparazzi haberleri ve programları izleniyor,
Kim kiminle ne yapmış,
Herkes başkasının özel hayatının merakında,
Gerçi merakı da kalmıyor artık özel hayatın, herşey sanal ortamda zaten,
Hatta ünlülerin instagram fotoğrafları başlı başına anlı şanlı gazetelerde manşetten haber oluyor,
Meryem Uzelli ise gerçekten de ilgi çekici bir magazin figürü,

Çeşitli platformlarda yazılar yazıyorum biliyorsunuz,
Geçenlerde Milliyet Blog'da bir yazı yazdım,
Bir gün içerisinde 700 küsur kişi tıkladı,
Bir yazının çok okunması için;
Başlığı iyi seçeceksin,
Fotoğraf kaliteli olacak,
İlgi çekici bir konuyu kısa ve yalın anlatacaksın,
İnsanlarda merak ve dedikodu duyusunu harekete geçirdin mi seni okuyanlar birden 700'leri aşar,
Hatta bu ne ki?
Beren Saat'in Kıyafetini Kim Yırtmış başlıklı yazım tam tamına 7059 kez tıklanmış :)))

Yoğun bir hazırlık döneminden sonra yaptığım röportajlar,
Kitap tanıtımı yazıları,
Çok ilgi çekmezken ve en fazla 300-500 tıklanırken, magazin haberleri ne çok okunuyor görüyorsunuz....

21 Temmuz 2014 Pazartesi

BLOGGER YAZARIN ETKİLEYİCİ KİTABII "SADE VE DERİN"

Deep Tone bir süredir blog yazıyor, şimdi de bir kitabı ile karşımızda;


Bloggerlerden Arsuu' kitabı çok güzel irdelediği kitaptan alıntılar ve yorumlar;

Sanat,Aşk ,İnsan,Yaşam,Gelişim,Mevsimler,Tarih ve Denemeler'den oluşan bölümlere ayırmış yazılarını,


Başarının yolu sevmek ve acıdan geçer der babam .


Bu sevgiye ulaşmak isteyen ise kitap okumalı ,belge okumalı ,şehri uzun uzun yürüyerek gezmeli ,fotoğraf çekmeli ,çok kişiyle konuşmalı vs...

Derin dokundu kalbime: pembe cennetler,siyah gökyüzüler,”gelme mavi cenazeme”...

Dertsiz hayatın tercümesi-Boş hayat !

Meleklerin sana mesajı var:mutlu ol,olumlu ol,pozitif olmaya çalış her daim.

Dört mevsim çiçek gibi açabilmek adına ,yaz mevsimlerini enerji dolu geçirmeliyiz. 

Mavi boncuk verelim yaza evet evet benim de gönlüm yaz mevsiminde olsun .

Kelebek ömrüne dönüştü duygularımız.

Olup olanlara gerektiği için oldu demek yerine hep sorguluyoruz.

18 Temmuz 2014 Cuma

ALİ SUNAL'LI FİLM SETİ

Ali Sunal elinde cep telefonu, çevreyle pek ilgilenmiyor.
Biz Ankara'da memurus memurus işimize gücümüze bakarken,
Bir öğlen, dizilerden ve televizyondan tanıdığımız sanatçılar işyerimizin bahçesinde arz-ı endam etmezler mi?
Ne oluyor, niye gelmişler derken,
Kendimizi bir film setinin içinde buluverdik,

Adının "Yusuf ve Yusuf" olduğu iddia edilen filmin minibüsün içerisindeki bir sahnesi çekiliyormuş,
Oya Başar, 
Ali Sunal, 
Fatmagül'ün Suçu Ne” dizisinde Fatmagülün abisini canlandıran Bülent Seyran,
Yabancı Damat dizisindeki Niko'nun babaannesi Eftelya'yı canlandıran Tülin Oral, 
Belki başka tanıdıklarda vardır da ben seçemedim :((
Bizim temizlik görevlileri binanın balkonuna oturmuşlar,
Sabahtan beri defalarca çekildiğini söyledikleri sahneyi izliyorlar,
Sadece onlar mı, çoğumuz işi gücü bırakıp merakla ne olup bitiyor bir göz attık tabi :)
Çok güldüm ama, balkondakilerin ellerine sanki senaryoyu  vermişler,
Herşeyi çözmüşler,
Minibüsün içerisinde şapkalı bir bombacı varmış,
Oyuncuların hepsi de minibüsün içerisinde bu sıcakta,
 Ali Sunal elinde cep telefonu kafasını dahi kaldırmıyor,
Oya Başar'ı çektikleri sahneyi kameradan izlerken bir göz gördüm,
Ankara'da rutin, sıkıcı hayatımıza bir atraksiyon geldi bu sayede!!!!
2 gündür film platosundan işe girmek de insanı film artisti gibi hissettiriyor ,
Heh heh heh
Ama mirim zor iş oyuncu olmak, saatlerce aynı sahneyi çekmek,
İyi sabır işi.....


15 Temmuz 2014 Salı

ONLAR BENİM DE KAHRAMANLARIM !



Kitaptan;
 "Kahraman öyle bir insandır ki, insan ona utanmadan hayranlık duyabilir" (Kitty Kelley)

"Büyük kalpler, büyük binalar gibi daima kendilerini gösterirler.Ben onların yüreğinin inşa ettiği yaşam konağına hayranım." (Cenap Şehabettin)

"Yarın dağların yerini değiştireceğini hayal ediyorsan, bugünden küçük taşları kaldırmaya başlamalısın." (Moritanya atasözü)

"Hayat doğanın bir hediyesidir, ama iyi yaşamak için erdemli olmak gerekir." (Malay atasözü)
Kitabı okuyup bitirdiğimde Gültekin ve Tülay Yazgan'ın sadece Doğan Cüceloğlu'nun  değil, hepimizin kahramanları olduklarını düşündüm,
Ne inanılmaz hayatlar yaşanıyor, biz kendi küçük dünyamızın içerisinde debelenirken,
Belki benim gibi, siz de bir vesile ile o hayatlara şahit oluyor, hayran kalıyorsunuz,
Daha çok kişinin okumasını isterim bu kitabı,
Bu  azim ve başarı hikayesini çocuklarımız okusun diye geçirdim içimden,
Kendi ayakları üzerinde durmanın önemini,
Karşına aşılamayacak gibi görünen engeller dahi çıksa, yılmadan mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunun farkına varmalarını isterim.

Tülay Yazgan Hanımefendi ile İmza:Ben sayesinde tanıştım,
O ve TÜRGÖK ile tanışmamız aynı zamanda oldu,
Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığına bağışlanacak İmza:Ben kitabının gelirleri biliyorsunuz,
Kitabın tanıtım ve imza günü toplantılarına bizzat İzmir'den gelip katılım sağladı Tülay Hanım,
Nasıl alçakgönüllü, güleryüzlü ve hoş bir bayan,
Kitaptan;"... o başarılı, güzel, akıllı, becerikli genç kız,20 Haziran 1957 Perşembe günü kör bir avukatın koluna girdi; beraberce yürümeye başladılar ve bu yolda gönül vardı; insanı insan yapan bir yürek..."



Tülay Hanım, Rahmetli eşi Gültekin Yazgan'ın yazdığı "Kör Uçuş" adlı kitabı ve
Doğan Cüceloğlu'nun röportajlar ile süslediği hayat hikayelerinin yer aldığı "Onlar Benim Kahramanlarım" kitaplarını hediye ettiğinde onunla ilgili hiçbir bilgiye sahip değildim,
Kendimi şu anda kötü hissediyorum, bilseydim şayet ellerinden öperdim, o yürekli kadının,
Kör bir eşin yanında olan ve ona karşı her türlü desteği ve sevgisiyle örnek alınacak bir insan,
Kör bir eş dediğime bakıp da sakın küçümsediğimi sanmayın,
Kitaptan bir alıntı ; "...çevresindeki insanlar onu, çaresiz bir özürlü olarak değil, körlüğünü yenmeyi başarmış biri olarak tanımışlardı"
Gültekin Bey, 10 yaşında geçirdiği bir rahatsızlıkla görme yetisini kaybetmiş,
Ancak yılmadan kendi ayakları üzerinde nasıl duracağını araştıran,
Hemen bu durumuna uyum sağlayan,
İngilizceyi kendi çabaları ile öğrenen,
Müzik konusunda becerikli, Müthiş Güçlü ve mücadeleci biri,
18 yaşında ilkokulu ardından ortaokul ve liseyi dışarıdan bitiren,
Hukuk Fakültesinden başarı ile mezun olan,
Sadece kendi mücadelesini değil, yaktığı mumla  diğer görme özürlülere fener olan,
Yollarını aydınlatan bir öğretmen ve yol gösterici olmuş tüm hayatı boyunca,
Hukuk Fakültesine açılan yeni bir kapıdan adım atarken düşündüklerini şu cümlelerle ifade ediyor; " İlerideki yıllarda bu fakültenin ve başka fakültelerin kapılarından birçok görme özürlünün elinde diplomayla çıkacağını tasarlayarak, dileyerek, umarak yoluma devam ettim"
Bu hayat hikayesinden etkilenmemek mümkün değil,
Keşke  tek bir engelde, tökezlemede isyan eden, vazgeçen herkes okusa bu kitabı,
Doğan Cüceloğlu'na teşekkür ediyorum,
Bu değerli insanları bana tanıttığı için,
Tülay Hanımı tanımış olmaktan da gurur duyuyorum,
Onların hayatından çıkaracağımız o kadar çok ders var ki,
Doğan Cüceloğlu'nun, Gültekin Bey'in anlattığı anılarındaki olayları  yorumlamaları da ders niteliğinde;

- Empati değeri bir kahramanın sahip olması gereken bir özellik mi? Eğer kahraman "ben" demiyor, "biz" diyorsa, empati ve hakkaniyet vazgeçilmez değerlerdir.
- Bob Dylan'ın bir sözünü hatırlatıyor bize; Özgürlüğünün sorumluluğunu alan ve bu sorumluluğun gereğini yapan insan benim gözümde bir kahramandır"
- Özürlüler bizim gerçek insanlığımızın bekçileri. Bir annenin, bir babanın, bir ailenin, bir okulun, bir şirketin, bir kentinbir milletin ve bir uygarlığun insanlığın ölçütü, özürlülerine verdiği anlamda yatıyor.
-Önemli olan bir körün okuyup yazmasına olanak sağlayacağına inanmak ve bunun için niyet etmek. Tabii, bu niyetin arkasında o insana önem vermek, onu sevilecek, yardım edilecek biri olarak umursamak yatıyor.
"Türkiye'nin onları tanıması toplumumuzu zenginleştirecektir. " (Doğan Cüceloğlu)

9 Temmuz 2014 Çarşamba

DİŞ KİRASI

Diş Kirası nedir hiç duydunuz mu?
İlk olarak çocukluğumda,  envai çeşit yiyeceklerin hazılanmış olduğu özel bir iftar sofrasına oturan, benim hiç tanımadığım ancak babamın tanıdığı misafirlerimize iftar sonrası giderlerken "buyurun bu da diş kiranız" deyip verdiği hediyelerle karşılaştım ilk olarak "Diş Kirası" ile,
Daha sonra, ne güzel bir adetmiş dediğim,
Ramazan olsun olmasın benim evime gelen arkadaşlarımın çocuklarına aldığım ufak tefek hediyelerle diş kirası geleneğini yad ettiğim,
Önemli olan birini sevindirmek, gülümsetmek değil mi zaten,
Benim için özellikle bu gülenler çocuklar olunca kendimi çok mutlu hissediyorum, 

Bu adet Osmanlı Döneminden gelen bir gelenekmiş, o zamanlar varlıklı insanlar evlerine gelen misafirlere hediyeler verirlermiş. fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket", "Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlarmış.
“Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olması olarak tanımlanabilir. Tabii işin aslı, bu vesile ile muhtaçlara yardımda bulunmak onları sevindirmektir.
Görseller:Google'dan
Bu adeti uygulayan var mı şimdilerde acaba?
Bu yıl pek tembelim iftar daveti vermek konusunda,
Geçen yıl her haftasonu bir davet veren biri olarak, bu yıl oldukça ağırdan alıyorum sanki :)
Aslında çok severim eşi dostu çağırıp ağırlamayı,
Ama bu Ramazan elim kolum kalkmıyor denir ya o durumdayım,
17 saat gibi uzun bir oruç günü sonunda iftardan sonra, gözüm yatakta,
Dinlenmek istiyorum, çok uykusuz ve halsiz oluyorum,
Gün içerisinde öyle fazlaca açlık hissetmiyorum ama, halsizlik oluyor akşama doğru,
36 dereceleri göreceğimiz bu Ramazan günlerinde Allah kolaylık versin herkese diyorum,
İftar davetlerine gitmek pek keyifli, Her mahallede bir etkinlik var iftardan sonra,
Ben pek gitmesem de sokaklar, parklar çok kalabalık,
Geçende Göksu parka gittik, çok şaşırdım,
Tüm Ankara oradaydı sanki,
Biz genelde evden çıkmadığımız için :)
En sevdiğim Ramazan öğünü sahurdur benim,
Hamur işleri ve yumurta olmazsa olmazıdır sahurun,
Sabah kahvaltısı yapar gibi iştahla da yerim hani!!
Sanki gecenin 3'ünde yemiyorum :)
Her Ramazanda olduğu gibi Çorumlu Nebahat Yenge'nin kulaklarını çınlatmasam olmaz,
Belki sizler de bilirsiniz Çorum'da haşhaşlı çörekler, mayalı hamur işleri pek ünlüdür,
En lezzetlisini yapardı Nebahat Yengem ben çocukken,
Evimizin giriş katında otururdu,
Her sahurda bizim 3.katın balkonundan sarkıttığımızsepetin içerisine, mis kokulu, sımsıcacık mayalıları koyar yukarı gönderirdi,
Çocukluğumun sahurundan ilk aklıma gelen Nebahat Yengemin mayalı hamur işleridir.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

BULAŞICI BİR HASTALIK GİBİ : e-YAŞAM

Her gün mail adresime birkaç alışveriş sitesinin yeni kampanyası geliyor,
İster istemez birine tıklıyorum,
Sonrasında ne mi oluyor?
"aaaa ne çok inmiş" diyor ve dolaşıyorum sayfalarda,
Çok ucuz, göz kamaştırıcı,
Oturduğun yerden alışveriş yapmanın keyfini aldın mı, yok sayamıyorsun,
Bulaşıcı hastalık gibi,
Bir de taksit yapıyorlar peşin fiyatına,
Ooooo iyice cazip hale getiriyorlar,
İnternetten alışverişe hala bulaşmayan var mı merak ediyorum,
Ayakkabı alışverişlerimden memnun kaldım genellikle,
Parfüm olayında hep bir şüphe duydum,
Orjinal garantisi olmasına rağmen,
Teknolojiye HAYIR diyen, uzak duran biri hiçbir zaman olmadım,
Seviyorum ben haşır neşir olmayı sanal dünya ile,
Akıllı cep telefonları ile her an elimizin altında,
Her an online olmadıysam hep birşeyleri kaçırıyorum düşüncesi,
Bence çağımızın hastalığı da bu!
Paylaşıma açtık hayatımızı,
Foursquare uygulaması var biliyorsunuz,
Eskiden dedikoducu teyzeler vardı mahallelerde,
Sen bir yerde olduğunda, koşar eve haber verirdi, "senin kızı şurada gördüm" diye,
Şimdi kendi kendimizi ihbar ediyoruz herkese,
Ne yedik, kiminle yedik, neredeyiz?
Sadece mahalle değil, tüm evren biliyor artık,
Gönüllü olarak istihbarat veriyorsun,
Bazen de herkesin hayatıma burnunu sokmasından rahatsız oluyorum,
Kendime kızıyorum sonrada, ne yazarsın oraya buraya tabi ki başkası da" ooo ne yedin bilmem nerde" deyince de kızmayacaksın,
Yapılacak birşey yok, bu dünyaya böyle artık alıştık ve onsuz yapamıyoruz,
Herkese hayırlı, instagram'lar, foursquare'ler, facebook'lar, twitter'lar, whatsapp'lar.....

1 Temmuz 2014 Salı

ÖSYM LYS TERCİH KLAVUZUNU YAYINLADI

Üniversite sınav sonuçları haftasonu açıklandı biliyorsunuz,
Fahir güzel bir puan aldı,
ODTÜ 'de Mühendislik hedefini tutturuyor,
Mutluyum, gururluyum,
Bundan sonra 7-17 Temmuz arası tercihler yapılacak ve sonuç beklenecek,
Tercih klavuzu 419 sayfacık!
Başım döndü içerisinde,
Sizin de içinde kaybolmamanız için birkaç yardımcı noktaya değinmek istiyorum,
TABLO-4. Merkezi Yerleştirme İle Öğrenci Alan Yükseköğretim Lisans Programları'nın yer aldığı bir tablo,
Alfabetik olarak okullar sıralanıyor ayrıca 2013 ÖSYS Başarı sıralaması yer alıyor,
Bu sıralama dikkate alınarak başvuruları düzenleyeceğiz,

TERCİH KLAVUZU


ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr  internet adresinden TC Kimlik Numaraları ve şifrelerini kullanarak terchlerini yapacak gençler.

Sadece elektronik ortamda yapılacak tercihlerin işleme alınacağı önemle vurgulanmış
Tercih işlemlerinin 17 Temmuz 2014 tarihinde saat 23.59’da sona ereceği de belirtilmiş.
Gençlere hayırlısı olsun,
Umarım yaptıkları meslek tercihlerinden hiç pişmanlık duymazlar,
"Senin hayat yörüngeni belirleyen, hayattaki tercihlerindir" benim düşünceme göre,
Doğru tercihler ve kararlar çok önemli,

Aldığın puanla girebileceğin yerlerin bir listesini çıkarmalısın öncelikle,
Hangi okulda okuduğun mu senin için önemli? Yoksa hangi bölümde okuduğun mu?
Herhangi bir okul ama idealindeki meslek mi olacak tercihin?
Herhangi bir bölüm ancak İsim yapmış, prestijli bir okul mu tercihin?

Ben bu okuldan mezun olduğumda nasıl bir işe girerim?
Yaptığım işin karşılığında kazandığım ücret ne olur?
Yaptığım bu işte mutlu olur muyum?
Biraz bunlara da kafa yormak gerekir diye düşünüyorum...

Ankara'da Mühendislik okumak isteyen gençlere naçizane önerilerim; (Özel okul tercihinden yana kullanmayacaksanız şansınızı)
ODTÜ'de herhangi bir bölümüne puanın tutuyorsa kayıt yaptırıp,
İlk yıl hazırlık okurken tekrar LYS'ye girebilirsin (%50 puanın düşüyor),
Olmadıysa; 1. sınıfta temel mühendislik derslerini alıyorken LYS'ye girebilirsin (Puan kaybı olmuyor bu sefer 3. girişinde)
İstediğin bir bölümü kazanabilirsin veya deli çalışırsan 1. sınıfta yatay geçiş yapabilrisin,

Bir kaç gündür kafa yorduğumuz bu konuları sizlerle de paylaşmak istedim,
Umarım KEŞKE demediğiniz tercihleriniz olur Hayatta.....