29 Nisan 2014 Salı

SINAV VE ÇOCUKLAR (TEOG Sınavı ve Düşündürdükleri)

Sınav,stres ve Çocuk,
Oyun, neşe ve Çocuk,
Bu iki seçenekten hangisini tercih edersiniz?
Eminim 2. seçeneği tercih ederdiniz, böyle bir tercih hakkınız olsaydı,
Sanırım bu ikinciyi hatırlayanlar benim yaşımdakilerdir,
Şimdiki çocuklar daha okuma yazma öğrenmelerinden itibaren test kitapları çözmeye başlıyorlar,
Aileler de buna öylesine alışmışlar ki,
Elinde bebek veya araba gibi oyuncaklarla değil de, test kitabıyla gördüğümüz çocuklar bize hiç de şaşırtıcı gelmiyor,
Çok mu gerekli çocuklarımızı böylesine yormamız,
Gerekli!!
Çünkü, iyi bir okula gitmeli, iyi bir eğitim almalı,
Neden mi?
Mezun olunca iyi bir işe girip, güzel paralar kazansın,
Ama o çocuk ne zaman çocuk gibi olacak,
Oyun oynayacak, koşacak, gülecek, eğlenecek?

Arkadaşlarımın 2. sınıfa giden kızları ofise gelmişlerdi geçen gün,
Bir baktım ellerinde test kitabı, yarışa test çözüyorlar,
"Aferin" dedim ama, bir taraftan da ellerinde bebek görmeyi yeğlerdim diye de düşündüm,

Ortaokul yıllarımda bile evcilik oynardım ben,
Test kitabı çözme zamanım üniversite sınavına hazırlanma zamanıma denk düşer !!
(Çok mu tembelmişim acaba :))
5. sınıfta Kolej sınavına girilirdi, ancak ona da öğretmenin seçtiği çok başarılı çocuklar girerdi,
İlkokulda orta seviyede bir öğrenci olduğumdan ben girememiştim,
Öyle bir hak sunulmamıştı dahi!!!

Günümüzde sistem böyle malesef, veriyoruz ellerine test kitaplarını çocuklarımızın elinde oyuncak görünce de içimiz burkuluyor sanki, keşke bir iki soru daha çözse de başarısını artırsa diye,

Gerçi bu yıl 8. sınıf sınavı TEOG (Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş) Sınavına giren çocukların ebeveynleri bu sistemin çok daha iyi olduğu görüşündeler,
Artılarına gelirsek;
Çocuk kendi okulunda ve sınıfında sınava giriyor,
Her dersin sınavından sonra yarım saat teneffüs var,
Çocuklar daha az stres altında,
Umarım anne-babalar ve çocuklarını daha da mutlu edecek bir şekilde iyileşir Eğitim Sistemimiz...

25 Nisan 2014 Cuma

İMZA:BEN, KENDİME....

İmza:Ben'de yer alan 154 kadının yaklaşık 35'i kendine yazmış mektubu,
Düşündüm ben kendime yazsam nasıl birşey yazardım diye,
Fatma, Fatoş, Fatma Nur, Fato, Mavianne;

Genç Kızlığında Müşfik Kenter'den tiyatro dersleri almayı ve tiyatrocu olmayı hayal etmiştin. Gerçekleşmeyeceğini bilmene rağmen kurmuştun bu hayali. Müşfik Kenter'e hayranlığındandı sanırım bu boş hayale kapılman. Profesyonel anlamda tiyatro sahnesine çıkamadın ama, hayat sahnesinde sana yazılan rolleri oynadın. Bu oyunlarda canlandırdığın karakterlerle Oscar'a aday olabilir misin bilinmez. Seyircilerinden ve ya rol arkadaşlarından rolünü başarılı bir şekilde oynadığının söylenmesi senin için en güzel ödül.

Karadenizin İncisi Ünye'de geçen çocukluğunu her zaman bir ayrıcalık nişanı olarak ğöğsünde taşıdın.
Kız çocuk, kız kardeş rollerinde; naif, çekingen, utangaç, sessiz bir karakteri canlandırdın. Hep içinden " keşke ben de hiç utanmasam, aklımdan geçeni bir çırpıda söylesem, rahatça sosyal ilişkiler kurabilsem insanlarla diye" hayal ettin. Anne ve babanın, akrabalarının arasında samimi ve sevgi dolu bir ortamda yetişmenin keyfini sürdün. Abi İsmail ve Kardeş Hüseyin senin ilk oyun arkadaşların oldu.

Zayıf, uzun boylu, sarışın, mavi gözlü Genç Kız rolleri için biçilmiş kaftandın. Bu rolü ise, uyumlu, cana yakın, eğlenceli, utangaç, güvenilir bir genç kız olarak canlandırdın. Lise, Üniversite dönemin diğer kız arkadaşlarınla birlikte gayet de eğlenceli ve güzel anılarla dolu geçti. Samsun'da tanıdığın Dilek, Simiber ve Semra üniversite hayatının  vazgeçilmez dostlarıydı. Hümeyra Ablan ise kendine güvenin ve kişiliğinin oluşmasına çok katkı sağladı. Mualla Teyzenin yemekleri, her zaman tüten ocağı ise ev kadınlığına hazırladı seni.

İş kadını rolüne Ankara'da uyum sağlamaya çalıştın. Tek başına geldiğin bu şehir seni sen yapan önemli bir sahneydi. Kendi ayakların üzerinde durmayı, yeni bir sahnede kendini kabul ettirmeyi, apayrı dünyaların insanlarını tanımayı öğretti sana  Türkiye'nin Başkenti.  Çocukluğunda hayal ettiğin o sosyal, kendine güvenen genç kızı keşfetmiştin. Zorlandığın, ağladığın, üzüldüğün, kırdığın, kırıldığın birçok olay da yaşadın. Hepsini bir hayat tecrübesi, seni olgunlaştıran basamaklar olarak benimsedin.

Aşık oldun sonra, hayatının Beyaz Atlı Prensi ile karşılaştın. Eş rolüne geçiş yaptın bir anda. Aynı anda hem ev kadını, hem elti, hem gelin, hem görümce rolleri sana yazıldı. Bu rollerdeki başarın veya başarısızlığını seyircilerin alkışlarına göre değerlendirdin. Hayat sahnesinde bazen az alkış aldın bazen de salon alkıştan yıkıldı.

Anne rolü ise, en sevdiğin rollerden biri oldu. İki yakışıklı erkek çocuğunun annesi olmayı çok sevdin. Onları Allahın hediyesi olarak gördün. Hiçbir repliği unutmadan oynamak ve yüz akı ile rolü başarabilmek için çok gayret ettin.  İki yakışıklı delikanlının ve bir dünya güzeli kızın Hala'sı olmak da ayrıcalıktı senin için.Kız kardeşin olmadığı için teyze olamayacağını düşünüp üzülüyordun ama, hiç de öyle olmadı. Kızkardeş kadar sevdiğin dostların oldu hep yanında, sen onlara "Meleklerin" dedin. Onların çocukları sana "Fato Teyze" dediklerinde mutlu oldun.

Sahneden inmek istemiyordun, sana bu roller yetmiyordu. Daha oynayacağın pek çok rol vardı; muhabiri, bloggerı, yazarı da oynamak istedin, güzel kapılar açıldı önünde bunları da oynamak kısmet oldu.

Hala da karşına çıkan fırsatları değerlendirip, azmedersen ve çalışırsan daha bir çok hikayede çeşitli rollerde yer alacağına  inancın ve umudun var.

Hayattan beklentini soracak olursak; seni mutlu ve başarılı kılacak her rolü oynamak. oynamak ...

Tabi bana bu hayat sahnesinde hep güzel roller yazana "Yaradana" şükürler olsun!

Son'a gelip de hayat sahnesinden alkışlarla, hayır dualarıyla, iyi bilirdik sözleriyle uğurlanmaktan başka ne ister ki insan.

24 Nisan 2014 Perşembe

BİR BEN KUSURSUZUM, HERKES KUSURLU !!!

"Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun. Kusuru örtmeyi marifet edin! İşte o zaman kusursuz olursun." Hz.Mevlana
Sabah çayımı içerken sizinle epeydir çok rahatsız olduğum bir konuyu paylaşmak istiyorum;
Sohbetlerde çoğu kez sizin de karşılaştığınız bir durumdur bu, bazısının çok da hoşuna gider böyle sohbetler,
Sanki, kendi ile ilgili tüm defolar temizlenmiş, mükemmel bir insan olmuş gibi karşısındakini ha bire eleştiren hizaya çekmeye çalışan insanları görünce dehşete düşüyorum.
Önce insan, kendine çeki düzen vermeli, gerçi çeki düzen vermesinin gerektiğini düşünen insan sayısı ne kadardır ki,
Çoğu kişi, kendini mükemmel, diğerlerini kusurlu veya yanlış gördükleri için,
Sürekli çevresindekileri eleştirme, hizaya sokma, kusur bulma yolunda bakıyorlar çevrelerine,
Ya kardeşim sen çok mu iyisin, senin yok mu yanlışların, önce insan kendi ile uğraşıp, en iyiye ulaşmaya çabalamalı,
O seviyeye geldin mi ki sen, başkalarının ha bire açıklarını bulup, mahçup etme çabasındasın,
Yok mu sizinde çevrenizde böyle tipler?
Ne düşünüyorsunuz?
Konuşma olsun diye hiç tanımadığı bir kişi hakkında yargıda bulunmak ne kadar doğru?
Ben çıkamıyorum işin içinden,
Bu tip sohbetlerde bulunmak beni acaip rahatsız ediyor,
Herkesin doğrusu kendine ayrıca,
Benim doğru bulduğumu başkası tasvip etmeyebilir,
Başkaları için kafa yormak yerine kendimiz için yorsak o kafayı daha iyi bir insan olmaz mıyız?

18 Nisan 2014 Cuma

SELFİECİ GELDİ HANIMMMM!!!! İMZA:BEN LANSMANI





Benim için hayal gibi bir gündü,
Neden mi?
İmza:Karın'da tanıştığım, daha önce blogger olarak tanıdığım, tüm muhteşem, güçlü, başarılı ve güzel kadınla aynı havayı solumak muhteşemdi,
Keşke daha çok vakit olsaydı, hepsi ile ayrı ayrı konuşabilseydim,
Bir sürü kadınla da görüşemedim,
İmza atmaktan, bulutların üzerinde dolaşıp, oradan oraya uçmaktan !
Nurdan ve Nursel ile Karaköy iskelesinde inip Galata Salt'a doğru yol aldık,
Armağan ile salonda görüşme şansımız oldu,
Tarihi binalar ve Kamondo Merdivenlerinin önünden geçerken "ne güzel bir şehir şu İstanbul" diye geçirdim aklımdan,
Her sokakta bir tarih ve yaşanmışlık yatıyor,
Banu o kadar emek vermiş ki Esra ile birlikte, bu güzel kadınlara bir kez daha teşekkür ediyorum,
Benim selfie isteklerimi hiç geri çevirmediler !!!
(Ahmet Can ve Fahir'in kulaklarını çınlattım)
Anneeee...yine mi selfieee....
Kapıdan girer girmez karşımda Yonca'yı görmek benim ayağımı yerden kesti,
Ve kollarımı açıp sımsıkı sarıldım,
Yıllardır takip ettiğim "Koş Yonca Koş"
Çılgın başarılı  neşeli hayat dolu bir kadın,
Sanki eski bir tanıdık,
Teşekkürler samimiyetine Yonca, 
Kimler kimler yoktu ki,
Herkes ama herkesi görmek çok çok iyi geldi,
Tüm blogger dostlar,
Lale, Ece, Asuman, Nur, Zeya, Zehra, Hafize, Berfu, Zuz, Renan,
Hafizenin Minik Mucizesi,, (ayyy unuttuğum varsa lütfen ekleyin yorumda)
İmza:karın vesilesi ile tanıyıp, facebookta takip ettiğim muhteşem kadınlar;
Funda, Zeynep, Sabriye, Dilek, Aydan, Ayşen, Serpil, 
Teyzemin gelini Filiz Ablam, imza karında da birlikteydik,
Doğan Cüceloğlu, Yankı Yazgan,
İlkim Karaca ile görüşemediğim için çok üzgünüm,
Kalabalıkta yüzyüze gelmeyi başaramamışız,
İnşallah Ankara'ya gelir de görüşürüz,
Cemre Birand, Ece Pirim,Esra Harmanda, Ayşegül Çıdamlı gibi tanıdık isimler de vardı,
En büyük teşekkürü ise, 22 yıllık arkadaşım Burcu'ya ediyorum,
Her zaman yanımda olacağını bildiğim eskimeyen dostum,
Kızkardeşim, birlikte çok şey paylaştığım arkadaşım,
İyi ki hayatımdasın,
Neşeli Küçük Kız Senemciğim,
Hayat tesadüflerle şekilleniyor belki,
Ama ben tesadüflere inanmıyorum,
Muhakkak bir sebebi var,
Ve hayat benim karşıma seni çıkardı, daha birlikte gerçekleştirecek çok hayalimiz var,
Bu ilkiydi :))

17 Nisan 2014 Perşembe

OYUNCAK MÜZESİNDE BİR GÜZEL KİTAPLA SOHBET

 Benim güzel arkadaşım Nurdan, nam-ı diğer kızçocukları bana hayal gibi bir gün geçirtti İstanbul'da
Nurdancığıma buradan teşekkür ediyorum,
Mükellef bir kahvaltının ardından Oyuncak Müzesine Yasemin Sungurla Kitap ile Sohbete katıldık,
Ayşe Erbulak konuk yazardı,
Öyle keyifli ve harika bir grupla birlikte olmaktan çok ama çok mutluluk duydum,

Oyuncak Müzesine hep gitmek gezmek istemiştim,
Bu sayede bunu da gerçekleştirmiş oldum,
Tesadüf bu ya Sunay Akın da oradaydı,

 Tavsiye Evi 'nin güzel ev sahibesi Renan Tan Tavukçuoğlu ile de tanışma şansım oldu,
Bir dahaki gelişimde mutlaka Tavsiye Melekleri'ni ve tavsiye evini görmek istiyorum,
Renanı kısacık görüşmemizde çok sevdim,
Lütfen sayfasına girip inceleyin eminim sizin için de ilginç gelecek anlattıkları
Banu'nun Renan ile yaptığı Röportajı ise BURADAN okuyabilirsiniz,

Ayşe Erbulak nasıl tatlı, konuşkan, enerji dolu ve hoşsohbet,
O konuşurken hem dinledik hem izledik,
Tiyatro sahnesinde gibi anlattı,
Kendini hayatını, kitaplarını, oğlu Dağhan'ı

Bu güzel günün akşamı İmza:Ben'in Lansmanına (Tanıtım Toplantısına, böyle deyince daha havalı oluyor) gittik Nurdan'la,
İstanbul Metrosu Ankara'nınkinden farklı,
Bostancıdan bindik metroya, yerin 7 kat altına inerek :) (klostrofobisi olan mümkün değil binemez metroya)
Kadıköy iskeleden çıktık,
Bizi orada güzel mi güzel, güleryüzlü, kıvırcık, harika bir genç kız bekliyordu,
Nurdanın kızı,
Nasıl müthiş bir enerjisi var, gülünce gözleri gülüyor,
İyiki sizleri tanıdım,
Kızçocukları sizi çok sevdim,
Bir de ZIPÇIKTI Meze Restaurant açıyorlar ki,
Seferihisar Sığacıkta gidilmeli, görülmeli,
Türkiyenin Yavaş Şehri,

Kadıköyden motorla ver elini Galata Salt....
(bir sonraki postta)

10 Nisan 2014 Perşembe

İPEK ONGUN İMZA:BEN'DE


154 Mektup var biliyorsunuz kitapta,
Her biri ayrı bir dünyanın kapılarını açıyor bize,
Okudukça o kadınlardan biri oluyorsunuz,
Bazen de keşke bu mektup bana yazılsaydı diyorsunuz,
Bazen de acıları, korkuları, isyanı okuyorsunuz,
Beni etkileyen bir çok yazı oldu onlardan birini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum,
Öyle güzel tesbitlerde bulunmuş ki, ünlü yazar İpek Ongun,
Keşke Milli Eğitim bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu bu yazıdaki hayalleri uygulamaya geçirse,
Benim iki hayalim var diyor yazar,

İlki;
"Keşke...İlkokul, ortaokul, lise yıllarında resim ve müzik dersleri birer kültür dersine dönüştürülse..."

Öyle güzel mantıklı ve olası açıklamış ki, keşke dedim çocuklarımız bu şekilde eğitim alsa, gelecekte sanatsever bir topluma dönüşürüz.

İkincisi;
"Her konuda eğitim görüyoruz. Oysa...Bir "insan" yetiştirme konusunda "kurumsallaşmış" bir eğitim yok! "

"Tüm üniversitelerimizde not kaygısı olmadan, haftada ya da onbeş günde bir, bir saat ayrılsa bu konuya" diye önerilerini de sıralıyor.

Kitabın geliri TÜRGÖK'e (Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı) bağışlanacağı için bir tane almanızı ve tüm yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum...

8 Nisan 2014 Salı

İMZA:BEN

 KOLEKTİF KADIN MEKTUPLARI SERİSİ NOKTAYI KOYUYOR:
“İMZA: BEN”
Kadınlara son bir söz söyleme fırsatı sunulursa…
Babalara yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Kızın”la başlayan serüven, geçen sene bu zamanlar kocalara, eski eşlere, hayali prenslere yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Karın” ile devam etmişti. Seri, kadınların “İmza Ben” diyerek imzaladıkları ve “son bir söz” söylemek istedikleri kişilere yazdıkları mektuplarla sona eriyor. Canan Tan, Cemre Birand, Çiçek Dilligil, Derya Baykal, Ece Vahapoğlu, Esra Harmanda, Nazlıcan Özkan, Sevinç Erbulak, Şafak Pavey, Yonca Tokbaş  gibi 154 kadının geçmişleriyle, gelecekleriyle, kendileriyle, sevdikleriyle, sevmedikleriyle hesaplaştıkları mektupların  bir araya gelmesiyle ortaya çıkan “İmza: Ben”, kitapseverler ile buluşuyor.
 Kitaptaki 154 kadından biri olmak müthiş bir duygu,
Arkadaşım Senem'in de yazısı var kitapta,
Ve birçok dostumla aynı kitapta yer almak ne güzelmiş,
Tek başıma kitap çıkarsam bu kadar mutlu ve gururlu olur muydum bilemedim şimdi :)))
İdefix 'den buraya tıklayıp kitabı alabilirsiniz,
İndirimli alma fırsatı sunuyor,
.  
İmza: Ben kitabının telif geliri, görmeyenlerin dünyasında da minik de olsa bir ışık yakabilmek hedefiyle, bu yıl 10. Yılını kutlayan Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’na (TÜRGÖK) bağışlanıyor. Kitabın ayrıca sesli kitap versiyonu da görme engelliler için TÜRGÖK tarafından oluşturuldu.

2 Nisan 2014 Çarşamba

PİRİNÇ HAN-SAMAN PAZARI-ÇIKRIKÇILAR YOKUŞU ( ANKARA'NIN NEFES ALMA DURAKLARI)

 Kedi dir Kedi!!!!!
Şüpheli oldu kediler bir anda,
Her kediye manidar manidar bakmaktayım,
Sen de mi onlardansın diye :)
 Benim kadrajıma giren kedilerin pek de umrunda değildi,
Trafoymuş, oymuş, sandıkmış,
Keyiftelerdi Samanpazarında,
Zaman yetmedi tabi gezmeye, bakmaya,
Yine de güzel bir kaçamaktı bizimkisi öğle tatilinde yapılan,
Gözlemelerimizi yedik, çayımızı içtik
Çok şükür Selfie'mizi de yaptık,
Daha ne isterim Allahtan  :)))

 Bu güzel gün için arkadaşlarıma çokkk teşekkürler,
Nurşenim, Lalem, Gamzem gelin de tekrar sizinle de yapalım bir Pirinç Han gezisi,
Tadı damağımda kalmış,
Dostlarla güzel heryer,
İyiki varsınız,
Enerji kaynaklarım... 

1 Nisan 2014 Salı

EYMİR'DE SABAH YÜRÜYÜŞÜ

Kötümser olamıyorum. Beynimde kötümser düşünceleri oluşturacak ağlar, doğuştan kurulmamış. Hiç su vermemişim o dikenli düşünce bitkilerine. (Nil Karaibrahimgil)

Çok çok hoşuma gitti bu cümle.
Altına imzamı atmayı istedim.
Umuda, güzel düşüncelere en ihtiyacımız olan günlerdeyiz...
Haftasonu sabah arkadaşlarımızla Eymir'de yürüyüşteydik,
Çok keyifli geçti,
Benim selfie çekimlerim güne damgasını vurdu :))


İsterseniz bisiklet de kiralayabiliyorsunuz,
Yürüyüşe başladığımızda hava gayet güzeldi,
Dönüşte dolu yağdı resmen üzerimize,
Göl kenarında ODTÜ'nün kürek takımının kayıkhanesi bulunuyor,
Gençler kürek çekiyorlardı, köpekler  güneşleniyorlardı yatmış,
Kediler ise, ziyaretçilere yanaşıp, hatta kafa atıp yiyecek birşeyler istiyorlardı,


Mahocum fotoğra makinası ile,
Ben ise cep telefonumla bu güzel manzaraları kaydetme peşindeydik, yürüyüşün yanısıra,
3 saatlik yürüyüşün sonunda muhteşem bir kahvaltı bizi bekliyordu Zehraların  evinde,
Yaktığımız tüm kalorileri fazlasıyla aldık çok şükür !

Yürüyüş sırasında göl kenarındaki gözlemecilerde soluklanabilirsiniz,
Balık ekmek de yemek mümkün,
Bence ODTÜ kartı olsa da arabaların Göl yoluna girmesi yasaklanmalı,
Tatil köylerindeki gibi ring yapan trenlerin olması en güzeli,
Çünkü bu lokantaların, çay bahçelerinin park yerleri, önleri araçlarla dolu oluyor,
Yürüyüşü bile zor yapıyorsunuz özellikle güzel güneşli günlerde,
Spor salonlarında kapalı alanda cardio yapmak yerine Ankara'nın bu güzel gölünde yürüyüş yapmayı tercih ediyorum,
Keşke miskinlik yapmasak da her haftasonu gidebilsek yürüyüşe,
Bol güneşli günlerin gelmesi umudumla....