26 Şubat 2014 Çarşamba

ANKARA'DA FOTOĞRAFÇI GİBİ DOLAŞMAK


 Bir haftasonu, kaleye arabayı park edip,
Boynumuzda fotoğraf makinaları Hacı Bayram Camiine kadar yürdük,
Çektiğim fotoğrafları paylaşmak istedim,



 Çok zevkliymiş,
Turist gibi yürümek ve fotoğraf çekmek yaşadığın şehirde,
Hangisini daha çok sevdiniz?












ŞÜKÜRLER OLSUN !

Dost biriktirmek ve arkadaşlarının kıymetini bilmek,
Allahıma bin şükür bu şekilde geçti yıllarım,
Küçük bir terfi olayım oldu iş yerinde geçen hafta,
Dostlarımın kutlamaları hediyeleri beni hem sevindirdi hem mahçup etti,
Sağolun var olun, gerçekten de iyiki tanımışım onları,
22 yıl dile kolay,
Bir ömür ailenden fazla vakit geçirdiğin iş arkadaşların,
Çok önemli insanın hayatında,
Tabi çıkıyor insanın karşısına anlaşamadığın, frekansının tutmadıkları,
Benden uzak dursun da diyorum ben onlar için,
Allah selamet versin, bana değmesin, nasıl istiyorlarsa öyle olsunlar,
İş ortamında binbir çeşit insanla muhatap ola ola,
Güzel analiz yapabiliyorsun,
En azından çeşitli ruh hallerini ve kişiliklerini tecrübe ediyorsun,
Bazen bu tecrübeler, yıpratıcı olmakla birlikte,
Her karşıma çıkan insanın  hayatıma bir şey kattığını düşünüyorum ben,
"Bir nedeni vardır muhakkak" diye bakınca olaylara, daha pozitif, daha kendinle barışık oluyorsun,
Tavsiye ederim sizlere de...
Bu aralar blogları bu nedenle ihmal ettim,
Röportaj için yaptığınız güzel yorumlarınıza teşekkür ediyorum,
Herşey gönlünüzce olsun...

20 Şubat 2014 Perşembe

AYŞE KULİN İLE YENİ ROMANI "HAYAL" RÖPORTAJI

Sorularımı yanıtlama inceliğini gösteren Ayşe Kulin “Hayal”ini anlattı;


Son kitabınız “Hayal” içinizi döktüğünüz bir kitap olmuş. Biz okurlara ulaşana kadar bir kitabın katettiği yolları görmek, yaşadığınız tecrübeler benim gibi yazarlık hevesinde olanlara büyük bir öğreti tarzında. Genç yazarlara vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Tek bir mesajım var; yazmak istiyorlarsa gerçekten,  asla vaz geçmesinler. Zaman tüm olumsuzlukları yeniyor, yeterli azimli olsunlar.
İlk kitabınız “Güneşe Dön Yüzünü”, ilk basımı yanlışlarla dolu olması ve bu şekilde yayınlanması sizin açınızdan tam bir hüsran olmuş. Ancak, yılmamışsınız, bir müddet ara verseniz de her zaman yazmaya devam etmişsiniz. Azminizi ve çalışkanlığınızı örnek almamız gerektiğini düşünüyorum. Bu inancınızı neye borçlusunuz?
Yazmak için yaratılmış olduğuma dair inancıma. Geç de olsa bir gün başaracağımdan hiç şüphe etmedim. Yazdıklarımı beğeniyordum demek ki!
Öykülerinizin yayınlanması için yayınevlerine gittiğinizdeyaşadığınız olayları da tüm açıklığı ile anlatıyorsunuz. “Ünlü olmak değil, sadece yazar olmak istiyorum” diyorsunuz. Günümüzde çoğu insan ünlü olmak için yazar oluyor, oyuncu oluyor. Bu inanç farkına ne diyorsunuz?

Gerçekten yazar olmak isteyen biri  geç ve güç de olsa, yazar olur. Ün peşinde olanın işi çok daha kolaydır. Ünlü olmanın çeşitli yolları var. Bir ünlünün peşine takılarak dahi ünü yakalamak mümkün.

HAYALLERİNİZİN PEŞİNDEN GİDİN
Kitabınızın basılacağı müjdesini verdiğinizde anneanneniz size “hayal kızım hayal, hani birşeyler yazıyordu ya, yine hayal, yine hayal” dediğini ve o anda 42 yaşında olan Ayşe Kulin’in, “bu evrende varoluş nedenim olduğuna inandığım tek becerimin adı oldu hayal” diye düşündüğünü söylüyorsunuz. Son kitabınızın adını da bu diyoloğu hiç unutamadığınızdan “Hayal” koyuyorsunuz. Hayallerin de bir gün gerçekleşebileceğini görüyoruz sayenizde. Neler söyleyeceksiniz bu konuda?
Sizin zaten sorunuzda bizzat ifade ettiğinizi... Hayallerinizin peşinden gidin!
Hayatta aldığı tüm darbelere cesurca göğüs germiş, ekmeğini taştan çıkarmış, yere sağlam basan, Türk Kadınına rol model kadınlar biri olduğunuzu görüyoruz kitabın sayfalarını çevirdikçe. Koca parasına muhtaç olmadan da kendi becerileri ile her zorluğun üstesinden gelinebileceğini gösteriyorsunuz kadınlara. Ülkemizde koca şiddetine ve baskısına maruz kalan kadınlara neler söylemek istersiniz?
Cesur olmalarını, kendilerine güvenmelerini, ezilmeye, dövülmeye razı gelmemelerini. Bu dünyaya bir kere geliyoruz, mutlu olmak, sevmek ve sevilmek hepimizin hakkı.  Sevmeyi, saymayı bilmeyen bir kocanın sağlayacağı lokmayla doyacak karınlarımızı biraz gayretle kendimiz de doyurabiliriz. Ve bakarsınız, bir başkasında aradığımız sevgiyi buluvermişiz.
EN ÇOK İSTEDİĞİM ŞEYİ BAŞARDIM : YAZAR OLDUM
“Hatırlamak geçmişi yeniden yaşamak gibidir bazen” diyorsunuz. Bu kitabı yazarken siz de tekrar yaşadınız tüm bu yılları sanırım. Kitap bitince kocaman bir rahatlama mı doldu yüreğinize yoksa, hüzün mü duydunuz?
Hiç biri! Rahatlama hissetmedim çünkü bu bir iç dökme değil, hatırlamaydı hem de sadece başımdan geçen komik olayları. Hüzün duymadım çünkü onca çabalama boşa gitmemişti. Eğitimlerini tamamlamış,  iş, güç sahibi olmuş, iyi evlilikler yapmış,  iyi çocuklar yetiştiren, ailelerine düşkün dört evladım vardı ve en çok istediğim şeyi başarmıştım; yazar olmuştum.  
Ayşe Kulin’in 28 yıl önce kendine verdiği söze sadık kalması, kendi özgür irade ve isteğiyle sevdiğiyle birlikte olması, hiç bir makamın onayına gerek duymadan. Bu hayat gerçeğinizi biz okurlarınızla tüm samimiyetinizle paylaşmanız beni çok etkiledi açıkçası.  Bu konuda eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Eğer birlikte dünyaya çocuk getirilmeyecekse, hele de çiftler daha önce evliliği denemişlerse, evliliğin hiç gerekmediği kanısındayım. Nikah memurunun veya hangi dinden olursa olsun, bir din adamının kıydığı nikah, sevginin, saygının ve sadakatin ne zaman garantisi olmuş ki? Mutluluğu birlikte olmak isteyen iki kişi yaratıyor, bunun için de imzalanmış bir kağıda ihtiyaç yok.
ÖN PLANDA VE GÖZ ÖNÜNDE OLMAYI HİÇ SEVMEDİM
“Bu ülkede aynı anda iyi ve çok satan yazar olmak neredeyse mümkün değildir. Ya iyi bir yazar olunacak, ya da çok satan. En baba eleştirmen bile karizmayı çizdirmemek için çok satan yazara iyi yazar demiyordu.” Hayal’de çarpıcı bulduğum bölümlerden biri. Sanırım bu konuda da sizi çok üzdüler. Ne söylemek istersiniz size tüm bu burun bükenlere?
Yok, beni çok üzmediler. Biraz şaşırttılar, biraz düşündürdüler ve insan karakterine dair bir şeyler daha öğrettiler bana. Tek diyeceğim, canları sağ olsun!
Burcunuz Başak ve burcunuzun özelliği olarak kendinizi “pısırıklığa yakın bir arka plan merakı vardır bende babamdan geçme” diyorsunuz. Atabildiniz mi bu huyunuzu?
Huyları atmak pek mümkün değildir. Ön planda ve göz önünde olmayı hiç sevmedim, hala sevmiyorum. Hatta yeni bir kitap yazarsam, tanıtımının sadece imza ile sınırlanmasını talep edeceğim ki, yayıncı yatırımını çıkarabilsin. Bu yıl sonu itibariyle de her türlü konuşma teklifini geri çevirme kararı aldım. Gerçekten çok sıkıntı çekiyorum kalabalıkların önünde ve bana kalan ömrümde, istemediklerimi yapmama hakkım olduğunu düşünüyorum.

15 Şubat 2014 Cumartesi

"HAYAL" GİBİ BİR İMZA GÜNÜ

(Fotoğraflar:Ahmet Can)
Maviş Ayşe Kulin'e mavi akik kolye hediye ettim,
Çok beğendi, elinde sallayarak poz verdi :))
Hemen boyuna taktı,
Malumunuz, en sadık okuru ve takipçisiyim,
Adı:Aylin'den beri,
2007'deki ilk röportajımdan sonra ise imza günlerini kaçırmaz ,
Kitapları ile ilgili röportajlar yapar oldum, büyük bir zevkle,
O kadar sahici ve samimi ki,
Seviyorum ben onu,
Sohbet etmek bir zevk,
Son kitabı Hayal'i çok sevdim,
Onu daha yakından tanıdım,
Kitaplarının yazılış hikayeleri ve hayatından önemli kesitleri anlatıyor,

 86 yaşındaki Saadet Teyze 1 saat imza için kuyrukta bekledi,
Ayşe Kulin çok üzüldü duyunca bu kadar beklediğini,
"Yanımda otursaydınız keşke, neden hemen gelmediniz dedi"
O kadar zarif ve hanımefendi ki Saadet Teyze, "çok kalabalıktı onların önüne geçemezdim "dedi,
Tüm kitaplarını okuduğunu ve ona hayran olduğunu ifade etti,
Konuşmalarından çok etkilenen Kulin'in gözleri doldu,
Kitabını imzaladıktan sonra,elinden öptü ve saygıyla uğurladı onu,



Röportajımız da yakın zamanda hazır olacak,
Ama ben sabırsızlandım,
Fotoğrafları ve bugünü sizinle paylaşmak istedim,
Bu unutulmaz "Hayal" gibi bir gün için teşekkürler Ayşe Hanım...

10 Şubat 2014 Pazartesi

“İĞNELER” DOKTOR SELGİN GB’DEN


Selgin GB’nin 2011 yılında yayımladığı ilk kitabı “Lezzetli Öyküler” den sonra "Yitik Ülke Yayınları"ndan çıkan ikinci kitabı “İĞNELER” raflardaki yerini aldı.

Selgin GB, 08 Şubat Cumartesi günü, İstanbul'da Cafe Kafka'da İmza Günün'de okur dostlarıyla buluştu.

"İğne" deyip geçtiğimiz basit nesne bazen hayatımızı kurtarır, bazen kumaş parçalarını üstümüzde elbise olarak taşıyalım diye birleştirir, bazen yönümüzü gösterir, bazense bir pikabın üstünde sonsuzca dönerek etrafa yayılan nağmelerle kulağımızın pasını siler. Bir arının elimize batırdığı iğnesi çocukluğun uzak anılarından biri olarak kalırken iğneli bir sözün bıraktığı yara uzun yıllar sonra bile acıtmaya devam eder.
-          Selgin GB’yi bize kısaca tanıtmanızı istesem. Bir gizemli yan var sanki bu GB kısaltması ile.

Kitabın künyesinde belirtildiği gibi kırk yaşımı sürüyorum. Doktorum, yaklaşık dört yıldır mesleğimi yapmıyorum. Diplomamla ama başka bir işten para kazanıyorum. GB, evlenmeden önceki ve sonraki soyadlarımın, Gökdere Biber’in, baş harfleri olmakla birlikte çağrışımlara açık. Bu çağrışımlara örnek verecek olursam Gökteki Bulut, Geçerken Baktım, Gotik Butik, Güllü Bohça, Güya Böyle, Giga Byte, Great Britain bir zamanlar arkadaşlarımla üzerinde konuşurken ilk aklımıza gelenler olmuştu. Benim favorimse GeBe…

 -          İkinci kitabınızı raflarda gördüğünüzde ilk kitabın heyecanından farklı mıydı duygularınız?

İlki çok daha başkaydı. Yıllardır devam eden yazma serüveninde cesareti toplayıp gün yüzüne çıkarma durumuydu. Öncelikle ilkinin yayınlanması çok öğretici bir süreçti. Birincisi yayınevlerinden gönderdiğim dosyaya yorum bile yapılmaksızın red cevabı almanın çok da kötü bir şey olmadığını, olağan bir süreçten geçtiğimi gördüm. Elbette kabul edilmiş olsaydı, mutluluk kesinlikle daha fazla olurdu. Sonuçta ilk kitabı kendi imkanlarımla yayımladım. Bu dönemde hiç bilmediği dinamikleri öğreniyor insan.  Sonrasında ikinci kitapta gerçek bir yayınevi tarafından kabul görmüş olarak rafta yerini almaksa ayrı bir heyecandı ama ilki bana daha sabırlı ve temkinli olmayı öğretti.

OTUZ ALTI İĞNE BULDUK

-          İğneler içinde on dört adet öykünün ve on dört iğne çeşidinin yer aldığı bir kitap. Nereden esinlendiniz bu farklı kurguyu şekillendirirken?

İlk kitabım Lezzetli Öyküler de çok spontan ortaya çıkmıştı, İğneler de öyle oldu. İki bin on ikinin ilk günü ailece kahvaltıya gidiyorduk, eşim arabayı kullanıyordu, ben yolda Aslı Erdoğan’ın Mucizevi Mandarin’ini okuyordum. O sırada bana esin veren neydi hatırlamıyorum ama nereden geçtiğimizi hatırlıyorum. Harem’i arkamızda kalmıştı, Salacak’a doğru gidiyorduk, yağmur yağıyordu. Ben kitabın arka kapağına aklıma gelen iğne çeşitlerini yazdım. Sonrasında arkadaşlarıma anlattığımda herkes aklına geleni söyledi ve toplamda otuz altı iğne bulduk.

-          Beni en çok etkileyen ve empati kurmamı sağlayan hikaye “Kar” oldu. Sanırım iki erkek çocuk annesi olmamın etkisiyle. Çocuğuna acı vereceğini bildiğin ama gerekli olduğu için vurulan iğne benim de canımı acıttı. Hikayedeki duyguyu çok güzel aktarıyorsunuz okura, bu hikayeler nasıl yazıldı?

Hepsinin ayrı bir hikayesi var elbette. Mesela “Ziyaret” benim kendi kulak delinme hikayemin gerçeğine çok yakındır. Elbet hafıza anıları kaydederken bazı değişiklikler yapıyor, ekliyor ya da çıkartıyor.

 “Kar” aslında benim asistanlığım zamanından kalma bir hasta hikayesidir. Birebir aynı olmamakla birlikte o anneyi anlatabilmişsem… telaffuzu zor ama “yapabilmişim” demektir.

EN ÇOK DİLİN BATIRDIĞI İĞNE ACITIR

-          Sizce anlattığınız bu 14 çeşit iğneden hangisi insanın canını en fazla acıtır?

İnsanı bence en çok dilin batırdığı iğne acıtır, hele ki bu iğne kişinin kendine yakın hissettiği birisindense galiba yara olur, kapanmaz.

-          Komşu Teyzenin bir çocuğun kulağını delerken kullandığı yorgan iğnesi, müziği dinlemek  için gerekli gramafon iğnesi, bazen de dekoltemizi kapatmaya yarayan toplu iğne. Bu hikayeleri okurken ne kadar çok çeşit iğne var diye düşündüm. İğnenin kaç çeşidi var hikayesi yazılmamış olan?

Bende yirmi dört tane kaldı. Var mı artıran?

-          Hikayelerden biri, Macide Hanım ve ona can yoldaşı üniversiteli gencin hayatının bir şekilde kesişmesi ve tesadüfler zincirini anlatan “O Şarkı”, hayatta da bu gibi tesadüflere inanır mısınız?

Kesinlikle… Kaderden çok kişinin yaptığı seçimlere inanıyorum. Seçimleri yapmak kolay olabilir ama sorumluluğunu almak daha zordur. Her gün olmasa bile yaşantımız boyunca çeşitli tesadüfleri farkında olarak veya olmayarak yaşarız ve sonuçta bir seçim yaparız. Sonrasında yaşadıklarımızı kaderin bize verdikleri olarak ya da kendi seçimimizin sonuçları olarak kabul eder veya değerlendiririz. İlker kendisine önerilen işi kabul etmese Ceren, cinsel ilişki yaşadığı sürekliliğini çok da sorgulamadığı biri olacakken her şey Macide Hanım’ın ölümü ile bambaşka bir çehreye bürünüyor.

-         Ufukta başka bir kitap var mı? Okurlarınıza ne söylemek istersiniz gelecek planlarınız hakkında?

Bence bu bir hastalık… her okurun kafasında bir süre sonra kendi hikayeleri dolaşır mı bilmiyorum ama eğer bir şekilde bu hikayeler kağıda dökülmeye başlarsa galiba sonrasında iflah olunmuyor. Kim okur, biri okursa neden okur umursamıyor insan… Vücutta beliren ve kurtulması gereken bir doku gibi… doktor olmaktan mustarip, bunu şöyle ifade edeyim: bazı kanserler vardır beş yılda bazıları bir ayda öldürür insanı. Hikayeler de öyle… bazıları kolay kendini ortaya koyuyor, bazıları ise daha ağır… ( Ben böyleyimdir J direkt sorulana cevap veremem). Aklımda net üç proje var, birinin miladı 2003 diğerinin 2013… 2003 doğumlunun en az beş yıl daha beklemesi gerek. Üçüncüsü aklımda ne zaman belirdi bilmiyorum ama vakit bulduğumda en çok onunla olmayı seviyorum… hangisi önce çıkar, bilemem…

Çok teşekkür ederim…

7 Şubat 2014 Cuma

FBI'YA İŞ KALMADI

90'lı yıllarda, FBI ajanlarının gizemli dosyaları çözdükleri The X Flies dizisini zevkle izlerdim.
Doğaüstü olayları çözerlerdi ajanlar. Amerikan dizileri sayesinde ajanlığın rajonlarını, bilgisayarı nasıl kullandıklarının tüyolarını alırdık.
2014 yılına geldiğimizde ise, herkesin elinde akıllı telefonlar, her bilgimiz kamuoyunun hizmetinde,
Bu uygulamaların bir numaralı takipçilerinden oldum son zamanlarda,
"Foursquare" uygulamasına dün itibarı ile adım atmış bulunuyorum. Herkes gönüllü FBI muhbiri olmuş. Şu anda neredeyiz, kim kiminle ne yapıyor, herkes öğreniyor anında. Bizim muzip ve zeki arkadaşlarımız bulundukları mekanın bilgilerini İtalyanca kelimelerle süsleyerek öyle güzel konum bilgisi veriyorlar ki, gülmemek elde değil :))
Örneğin; "Mi'Casa Seconde Flores Sesion Camara"
"Chef De L'Cusine by MoEU  Kitchenette No:13"
Kutluyorum Ahmet'i buradan yaratıcı yer bildirimlerinden dolayı,
Son günlerdeki eğlencemiz oldu bizim de bu yer bildirimleri,
Sizin de var mı böyle, telefon uygulamalarını ti'ye aldığınız yaratıcılıklarınız?

3 Şubat 2014 Pazartesi

ÇİRKİN KADIN YOKTUR, PHOTOSHOPSUZ KADIN VARDIR!!!

Ahmet Can telefonuma PowerCam diye bir program yükledi.
Süper birşey, fotoğraf için farklı çekim modları var,
Holiday, Exposure, Freshness, Whitening,
Çirkin görünmen mümkün değil bu programda fotoğrafın çekilince .))
Solgun ve halsiz mi hissediyorsun kendini,
Ya da bugün çirkin misin?
Hemen Holiday'a ayarla telefonundaki çekim modunu ve bronz bir ten kusursuz güzellikle bulursun kendini :)))
Hah hah hah
Bu modları yukarıda masamdaki objelerle size göstermek istedim,
Selfie fotoğraflarda çok işe yarıyor tavsiye ederim :))
Hatta bir örneği aşağıda;
İnstagramda paylaştım ve çok güzel yorumlar aldım,
Bunun üzerine; "çirkin kadın yoktur, photoshopsuz kadın vardır" dedim :))
Haklı değil miyim?
Bir gün gelin sizin de fotoğrafınızı çekeyim,
Bakın kendinizi nasıl Dünyanın En Güzel Kadını gibi hissedeceksiniz?
Bu kıyağımı da unutmazsanız sanırım,
Ya da çok çok akıllı telefonunuza bu programı ücretsiz indirebilirsiniz...
Saygılar efenimmm,
Size çok güzel photoshoplu bir hafta diliyorum ....