7 Kasım 2014 Cuma

YEDİGÖLLER GEZİSİ : DÜNYANIN SEKİZİNCİ HARİKASI

Ahmet GÖKTAŞ'ın kaleminden;
Gezmeyi çok seven arkadaşımız Senem’in organizasyonuyla Yedigöller gezimizi ayarladık. Sonbaharın tüm güzelliklerini bir arada görebilmek için Yedigöllere Ekim sonu Kasım başı gibi gidilmesi gerektiğinden 1 Kasım tarihinde sabah 8’de  AŞTİ’den (Ankara'dan) yolculuğumuz başladı.  İki buçuk saat civarı süren yolculuğumuz boyunca haftasonu erken kalkmanın mahmurluğu olsa da otobüste iki kez yapılan çay 
kahve servisi ve muhabbetle yolculuğun nasıl geçtiğini hiç anlayamadık.
Mengen terminalinde bizi karşılayan Harun Bey, pikabıyla güzel bir off road yolculuğu sunarak Yedigöller Aile Pansiyonuna ulaştık. Yedigöller Aile Pansiyonu, orman köylüsünü kalkındırma projesi kapsamında devlet desteği ile kurulmuş bir pansiyon olmakla beraber Yedigöllere en yakın konaklama olma yeri özelliğine de sahip. 
Vakit kaybetmemek için hızlıca çantalarımızı odalarımıza bırakıp Yedigöllere doğru yola koyulduk. Yol boyunca kışı karşılamaya hazırlanan ağaçlar sonbaharın tüm güzelliklerini barındıran bir biçimde sarıdan kahverengine aralarında yeşillikler serpiştirilmiş şekilde bize renk cümbüşü sunuyorlardı. 

Ve nihayet Yedigöllere ulaşmıştık. Hava kapalı ve puslu olmasına rağmen yağmurun yağmaması sevindirici bir durumdu ve sanki biz sonbaharın o sevdiğimiz hüznünü barındıran bir tablo içerisindeydik. Ancak çok acıkmış olduğumuz için Büyükgölün kenarındaki masalardan birinde arkadaşlarımızın evlerinde hazırlayıp getirdiği dolma, börek ve keki Harun Bey’in kahve servisi eşliğinde midemize indirdik. Artık muhteşem Yedigöller doğa yürüyüşü ve fotoğraf turu başlayabilirdi. 
İki ahşap köprüsü ve seyirlik terasları bulunan ve isminden de anlaşılacağı üzere Yedigöllerin en büyüğü Büyükgöl’ün kenarından yürüyerek araçla yanından geçtiğimiz Seringöl’e doğru ilerlemeye başladık. Ekipteki fotoğraf meraklısı arkadaşlarımız bizi ve muhteşem sonbahar manzaralarından hatıra kareleri oluşturmakla meşgullerdi. 
En derin yeri 2 metre olan Seringöl bu civarda kurulmuş olan bir Alabalık çiftliğinin suyunu da sağlıyormuş. Seringöl’ün etrafındaki patika yola girdik ve artık ayaklarımızın altında dökülmüş sarı yapraklar ve bu yapraklara karışmış çamurumsu toprakta tertemiz havanın ve manzaranın tadını çıkara çıkara ilerlemeye devam ediyorduk.
Deringöl’e ulaştığımızda bayağı yürümüş olmamıza rağmen hiçbirimizde yorgunluktan eser yoktu. Senemin sarı çizmeleri ve benim kırmızı pantolonum sayesinde grupta arada kopmalar olsa da birbirimizi rahatlıkla bulabiliyorduk. 
Sonrasında şelalelin yanındaki Dilek Çeşmesindeki yedi çeşmeden su içerek yedi dilek dilemeye gelmişti sıra. Hepimiz olmasını istediğimiz dileklerimizi dilerken çeşmenin buz gibi suyundan da faydalanmış oluyorduk. 
Bayağı yorucu bir tırmanıştan sonra biraz dinlenmek için Nazlıgöl’ün insana dinginlik ve huzur veren manzarasında durakladık. Bizim duraklamamız Harun Bey için fırsat oldu ve annesi Sevim Hanımı (pansiyon sahibi ve bir kadın girişimci olan) mutlu edecek olan sakallı mantarları bulmasını sağladı. 
Sabah Sevim Abla’nın muhteşem ve kendi deyimiyle organik köy kahvaltısı ve kısa bir köy turundan sonra gönlümüzü Yedigöllerde bırakarak ve bahar aylarında da yine ziyaret etme planlarıyla Ankara’ya dönüyoruz. 

Henüz Yedigölleri görmeyenleriniz için mutlaka Ekimin son haftaları ya da Kasımın ilk iki haftasında gezinizi gerçekleştirmeniz ve günübirlik turlar yerine bir gece konaklayarak tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum.

Not: Yazının adı gezi sırasında organizatörümüz Senem’in manzaraya bakarak burası sekinizci harika olmalı sözünden etkilendiğim için bu şekilde oldu.

7 yorum:

Havva Peynirci dedi ki...

aman Allahım
bu ne güzellik
teşekkürler şahane yayın için
musmutluhaftasonu

rana sultan dedi ki...

Suan orda olmayi dilerdimm

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Her şey ne kadar da güzel iyi ki paylaştın Maviannem :)

Emel Sevren Pınar dedi ki...

Doğa yürüyüşlerini tutku halinde sürdüren bir arkadaşım var, her haftasonu soluğu istanbul a yakın mesafelerdeki, yerlerde, şelalerde, termallerde, göllerde alıyor. Yüzündeki renk ve canlılık hiç bir kozmetik harikasının harcı olamaz:)Geçen haftasonu yedigöllerdeydi, bunca yıldır seyahat ederim böyle bir yer yok, görmedim şimdiye kadar diye anlata anlata bitiremedi. Fotoğraflarda bize bonusu oldu, tek kelime ile aşık oldum bende, şimdi sende anlatınca bu güzelliği, ölmeden gidilecek, görülecek yerler listesinin tepesine aldım.
Çok sağol bu güzellikleri yeniden hissettirdiğin için.
sevgiler

Kafa Dergi dedi ki...

Evet, benim de gitmek istediğim bir rota... :)

bilge dedi ki...

Görmediğim yerlerden anlatım ve resimlerle görmüş kadar oldum teşekkürler...

deeptone dedi ki...

bizim ülkede en sevdiğim üç yerden biri ki. kemer yedigöller olimpos :)