30 Kasım 2013 Cumartesi

ABİM İYİKİ DOĞDUN


 İlk göz ağrımız İsmail'e,
30 Kasım 1966 tarihi Canbulat Ailesinin en sevinçli, en heyecanlı günlerinden biri. O gün annen sevgili eşim Emine Selma Hanım, Allah'ın lütfuyla bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Sevinçten gözlerimin yaşardığını hatırlıyorum. Doğan oğlumuz bizi dünyanın en mutlu ebeveyni yaptı. Rabbimize sonsuz şükür ve hamdler ettik. O gün çarşıya giderken en şık kıyafetimi giyinip, kıravat taktım. Esnaf arkadaş ve dostlarla selamlaşarak giderken "Hayrola böyle resmi kıyafetle nereye" dediklerinde sevincimi onlarla paylaştım. Arkadaşlarıma kahve ısmarladım birlikte içtik. Allah analı babalı büyütsün diyerek beni tebrik ettiler. Oğlum, o gunlerden bugünlere hatıralar gözümden film şeridi gibi geçiyor. Üniversite mezuniyetin, askerliğin, evlenmen ve çoluk çocuğa karışman bizleri çok mesut etti. Allah sana da torunlarını göstersin. İş hayatında sana başarılar diliyorum.
İsmail, Allah sizlere ailece sağlıklı, mutlu bir ömür nasip etsin. Beraberce nice doğum günleri dilerim.
İMZA:Baban Muharrem Canbulat

28 Kasım 2013 Perşembe

ÜNİVERSİTELİ GENÇLER “BEYAZ BİR SAYFA” AÇIYOR

Elimizde “Beyaz Bir Sayfa” ODTÜ öğrencilerinin arasına karıştık Ankara'lı yazar Bahri ilee. Kitabı okurken öğrencilik günlerime bir yolculuk yapmıştım. Söyleşimizi de o atmosferde gençlerin arasında gerçekleştirdik ve amfilerin kokusunu soluduk. Bakalım siz de röportajımızı okuduğunuzda Üniversite havası soluyabilecek misiniz?
Fotoğraflar:Mahir Erdem
 Ankaralı yazar Bahri Gördebak, yeni kitabı "Beyaz Bir Sayfa" ile bizi, üniversite gençlerinin gelgitli hayatlarına götürüyor. "Olmayan" ve "Aynı Benzersiz Kişiler"'den sonra, yazarın üçüncü kitabı "Beyaz Bir Sayfa" okurları ile buluştu. Akıcı üslubu ve yalın dili ile rahat okunan bu kitapta, hayallerimizin ve dileklerimizin gelecekte gerçekleşebileceğini görüyoruz. Acaba, hayal ettiklerimiz gerçekleştiğinde her zaman mutlu olabiliyor muyuz? Masum gibi görünen bir yalan hayatımızı nasıl değiştiriyor? Bu soruların cevabı, Dilek, Merve ve Burhan'ın hikayesinde. "Beyaz Bir Sayfa" okunmaya değer bir hikaye..."

Üniversiteli gençlerin hayatından kesitler okuyoruz romanlarınızda. Bu konuda yazmanız onları çok iyi ve yakından tanımanızdan mı kaynaklanıyor?
Ben uzun yıllar mühendislikte okudum. Sonra orayı yarıda bırakıp Radyo-TV-Sinema Bölümü'nden mezun oldum. Bütün bunlar sırasında şimdiye kadarki hayatımın önemli bir kısmını üniversiteliler arasında geçirdim.
Bir de tabii insanın bu çağını çok etkileyici bulmamdan kaynaklanıyor bu. Hayalleriniz var, beklentileriniz var, ama gerçekleşmeme ihtimalleri de var. Bir yetişkinsiniz, ama sanki değil gibisiniz de. Bir yola girmişsiniz, doğru mu yaptınız, hayatınız boyunca yapmak istediğiniz bu mu, çoğu zaman bundan bile emin olamıyorsunuz.
Üniversite gençlerinin bazılarında yüksek derecede hayalcilik de görüyorum ve bu benim çok hoşuma gidiyor.
 YAZDIKLARIM BENDEN DAHA ÖNEMLİ
Kitabınızı elime aldığımda daha önceki kitaplarınız ve sizin ile ilgili bir açıklama göremedim. Gizemli bir yanınız var sanki. Özgeçmişiniz özellikle mi kitabın tanıtımında yer almıyor?
Kendimden bahsetmekten çok hoşlanmıyorum. Yani hoşlanıyorum tabii, ama bunu hikayelerimde yapmayı seviyorum. Yalanla karışık bir şekilde yani. Ben önemli değilim diye düşünüyorum. Yazdıklarım benden daha önemli sanki.
Bu kitapta, öğrenci evini paylaşan Dilek ve Merve’nin hikâyesini okurken, 2013 ve 2010 yılları arasında bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Üniversitede hedeflerimiz ve hayallerimizin gelecekteki hayatımızı nasıl yönlendirdiğini açıkça gözler önüne sermişsiniz. Hangi hedef ve hayalleriniz sizi kitap yazmaya yönlendirdi?
Hedefleriniz ve hayalleriniz hayatınızı şekillendiriyor elbette. Benim hayalim zevkle okunan kitaplar yazmaktı. Bunu başarabildim mi, bilmiyorum. Bunun dışında çok fazla hayalim yok bu konuda. Para ya da şöhret için yazmıyorum. Birkaç kişiye ulaşsam bile yeter bana.
Bunu da başardığımı sanıyorum. Birkaç kez, yazdıklarımı okuduktan sonra benimle tanışmak isteyen gençler oldu. Hepsine teşekkür ediyorum. Biraz da olsa hedefime yaklaştığımı gösteriyor bu.
 HAYALLERİME KAVUŞTUM, PEKİ MUTLU OLDUM MU?
2010’da öğrenciyken Dilek; “bir kanepemiz olsun. Bir kedimiz olsun. Simsiyah bir kedi. Adını da… Neyse, bir isim buluruz. Sen, ben evimiz, kanepemiz, kedimiz…”Televizyon izlemek. Evde havluyla dolaşabilmek mesela. İş falan istemiyorum ben. Pijamamla oturup televizyon izlerim ben. Sen akşam işten gelirsin, çok istiyorsan.” Tüm bu hayalleri üç yıl sonra gerçekleşip gerçekleşmediğini kitapta okuyoruz. O yaşlara dönüp baktığınızda sizi çok mutlu edeceğini düşündüğünüz hayaller nelerdi?
Dilek iyi bir öğrenci, ama benim için uzun öğrencilik yıllarından sonra mezun olmak çok önemli bir hayaldi. Oldum elbette. Roman yazmak istiyordum, yazdım. Bunların dışında da çok fazla hayalime ulaştım. Burada soru şu: Mutlu oldum mu?
Benim buradaki tezim şu: Böyle durumlarda mutlu olmak için geçmişi hatırlamak yeterli. Şu an içinde bulunduğunuz durumda olmayı çok istediğiniz zamanlar oldu belki. Onları hatırlayın. Büyümek isteriz, büyürüz, şikayet ederiz. Para kazanmak isteriz, para kazanırız, şikayet ederiz.
Doğru dileklerde bulunmak ne kadar önemli sizce? Hayatımızı ne kadar etkiliyor?
Ne dilediğimize dikkat etmemiz gerekiyor Yapabileceğiniz bir şeyi dilediğinizde, onu gerçekleştirmek için bir yola da giriyorsunuz. Bilinçaltınız istediğiniz şeyi yapacak doğrultuda yönlendiriyor sizi.
Aşk, dürüstlük olmayınca bitiyor mu yoksa herkese göre bu değişiyor mu?
 Aslında belki dürüstlük olmayınca değil de, dürüstlüğün olmadığı anlaşılınca bitiyor. 
YALANLA BİR GELECEK KURABİLİR MİSİNİZ?
“Beni sevsin diye bir sürü yalan söyledim, o ise beni yalan söylediğim için sevmiyor. Sence ironik değil mi?” Bu etkileyici cümleden ders çıkarılması gerek diye düşünüyorum. Yalanın çözüm değil sorun getirdiğini güzel anlatıyor. Yalanla bir gelecek inşa edilebilir mi sizce?

 Edilebilir belki. Ne kadar iyi bir yalancı olduğunuza ve yalanınızın ortaya çıkmaması için ne kadar ileri gidebileceğinize bağlı. Yalan üzerine kuracağınız bir geleceği gerçekten istiyor musunuz? Yoksa asıl istediğiniz yalana ihtiyaç olmadan kurulan bir gelecek de, henüz bulamadınız mı?

Bu hikaye ile gençlere vermek istediğiniz mesaj Üniversite bitince kendilerini görmek istedikleri yeri kurgularken veya dilerken iyi tartıp biçmeli diye düşünüyorum. Türkiye’de pek de hayalleri gerçekleşemiyor gençlerin değil mi? Siz ne söylemek istersiniz bu konuda?
Hayallerinize bağlı doğrusu. Bir arkadaşım İnşaat Mühendisliği'nde okurken, mezun olduktan birkaç yıl sonra üstü açık spor bir arabada güzel bir kızla gezeceğini sanıyordu. Gerçekleşebilirdi belki, ama gerçekten çok mucizevi bir durum olurdu bu.
Hayal kurarken gerçekçi olmak önemli diye düşünüyorum ben. Gerçekçilikte aşırıya gitmek de mümkün, ama bunun adı gerçekçilik değil, ümitsizlik olur.

26 Kasım 2013 Salı

CELİL BOĞAZI-KONYA


Trabzon Vakfı Fotoğrafçılık Klübü sayesinde yaptığımız gezilerimizde, memleketimizin ilginç ve etkileyici doğa olaylarını görmüş oluyoruz.
Ekibimiz uyumlu ve fotoğrafçılık aşkı ile dolu.
Her zaman yardıma hazır ve enerjik  Zeki Hocamızla her seyahatte yeni yerleri keşfedip, kadrajımıza güzel anılar hapsediyoruz.


Bu haftasonu durağımız; Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin Kuşça kasabasının sınırları içinde kalan Celil Boğazı...Kapadokya, Afyon ve Narman’dan sonra ülkemizin dördüncü peribacası bölgesi.

Toprak o kadar yumuşak ki, bata çıka yürüyoruz yukarıdan aşağı doğru. Sanki karda yürüyoruz. Üzerinde yürüdüğümüz toprak erozyon için çok uygun bir yapıda ve bu vadide böylesine harika doğal peribacalarının ortaya çıkmasını sağlamış.




Boğazın bir de efsanesi varmış. Boğazda obası bulunan bir ana kızın öyküsü. Kız bir gün başka obadan birine âşık olmuş. Düğün dernek derken damat kızı alıp gitmek istemiş.Anasından ayrılmak istemeyen kız atın terkisinden atlayarak anasına doğru koşmaya başlamış.İkisi tam birbirlerine kavuşacakken taş olup kalmışlar. Her ikisinin gözlerinden akan yaşlar pınar olup sulamış vadiyi. Vadinin içinde tek bir yerde su var. Burası da “Anakız” denilen yer.


Fotoğraflar: Mahir Erdem
Günü birlik bu fotoğrafçılık seyahatimizi yorucu da olsa Kulu (Düden) Gölü Sulak Alanında gün batımını çekerek noktaladık.
Yaban kazları, ördek, angut, karabatak, dikkuyruk gibi kuşların barınma yeri olan Düden Gölü'nde, flamingo kolonilerine de evsahipliği yapıyormuş.
Fazla vakit geçirmediğimiz için orada sanırım, bu kuşları görmedik malesef.

20 Kasım 2013 Çarşamba

NEJAT UYGUR VE SAMSUN FUARI

Hatırladığım kadarıyla,  "Cibali Karakolu"nu izledim ilk olarak Samsun Fuarı Açık Hava Sahnesinde,
Babam çok meraklıdır tiyatroya, konsere,
Bizler çocukken her yıl birkaç kez Samsun Fuarına giderdik,
Muhakkak Nejat Uygur Tiyatrosuna götürürdü bizi,
Çok güldükleri esprileri çoğu kez anlayamasam da hoşuma giderdi,
Nejat Uygur ve ailesini sahnede izlemek, müthişti,
Bir kaç oyununu izlemiştik ailece,
Enerji dolu, komik bu küçük adamı çok severdim ben,
Eşi ve oğullarıyla sahneye çıkması ise, beni şaşırtmıştı,
Ne güzeldi ailece tiyatro yapmak,
Allah rahmet eylesin,
 6 yıldır yatağa bağlı olmak da çok zor birşey olsa gerek, hayatını sahnelerde enerji dolu, hareketli geçiren bir sanatçı için,
Yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum....

19 Kasım 2013 Salı

ANKARA'DA İMZA GÜNÜ VE SÖYLEŞİMİZ VAR

Tüm Ankaralılar davetlimizsiniz,
Kitapta mektubu yer alan kadın yazarlarla, bloggerlerle tanışmak, sohbet etmek ve kitaplarınızı imzalatmak isterseniz biz orada olacağız,
Tanışalım, kaynaşalım, kocalarımızı çekiştirelim :)
Bir kitapta yer almanın güzelliğini paylaşalım sizlerle,
Banu Tozluyurt'un ve arkadaşlarının hazırlığında olduğu, İmza Kızın ve İmza Karın'dan sonra üçlemenin son kitabı olan, İmza Ben'den bahsedelim,
Ben de oradayım,
Malum benim de bir mektubum yer alıyor kitapta,
20 yıllık hayat arkadaşım Mahocum'a yazığım ve evlilik yıldönümü hediyesi olarak verdiğim bir kitap İmza:Karın,
128 yazarlı bir kitap olmak gerçekten çok ilginç, her yazarın kendi mektubunun olduğu sayfaya imza atması ise, çok orjinal yapıyor imza gününü,
İstanbul ve İzmir'den sonra Ankara'da buluşmak güzel olacak okurlarla, (Gerçi ben sadece lansmanına katılabildim, İstanbul ve İzmir'de yoktum)
30 Kasım'da Homer Kitabevinde görüşmek üzere...

18 Kasım 2013 Pazartesi

CONTEMPORARY İSTANBUL

3 bin sanat eserini bir arada görmek etkileciydi.
Dijital sanat eserlerini izlemek ise farklı bir deneyimdi,
Birbirine bağıran iki erkek,
Mavi ışıklı silüetli bir çiftin öpüşmesi,
Ünlü ressamların orjinal eserlerine bakmak, incelemek,
Tek kelime ile etkileyiciydi





 









 





(Fotoğraflar için Müjgan'a teşekkürler)
Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı Contemporary Dünyadan ve Türkiye'den galerileri, koleksiyonerleri, sanatseverleri ve sanat profesyonellerini İstanbul'da sekizinci kez bir araya getiren etkinlik, 7-10 Kasım arasında İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlendi. 17 bin 500 metrekarelik alanda gerçekleşen fuarı 67 bin sanatsever ziyaret etti. Fuarda yer alan eserlerin toplam değeri 180 milyon TL iken yüzde 67'si sahiplerini buldu.

14 Kasım 2013 Perşembe

İSTANBUL KAFASI

Ayağımızın tozu ile Beyoğlu'na indik ve Ankaralı arkadaşımız Fatih'i "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" ilan ettik,
Sağolsun biz kadınların her nazını çekti Fatih ve bu ünvanı hak etti,
Tabi bilemiyorum romanı okumadığım için daha,
Ahmet Ümit nasıl bir ABİ tanımlıyor kitapta,
Ama bizim Abimiz! yani arkadaşımız gerçekten abiliği ile bize güzel İstanbul günleri yaşattı,
Bir de buradan teşekkür ediyoruz kendisine ...

Taksimde koreli turist kafilesine rastladık ve onların kalabalık grubu ile tramvaya bindik,
Her zaman dışarıdan fotoğrafladığım tramvaydan dışarıya bakmak da güzeldi,

Galata ve kuledibi muhteşemdi,
Daha önce nasıl gitmemişim buraya,
Çok etkileyici bir atmosfer, tarih kokan sokaklar,
Tekrar gelip bol bol fotoğraf çekmek üzere ayrıldım o güzel mekandan,

Sosyal paylaşım her an her dakika ellerdeki cep telefonları ile yapıldı,
Aşağıdaki fotoğraftan ayaküstü instagram, face, twitter muhabbeti görülüyor :)
Banucum için Hayko Cepkin'den Melek,
Müjgan için Mehmet Erdem'den Ben Ölmeden Önce'yi Asmalı Mescitteki  gitarcı arkadaşlara bir türlü söyletemediğimden dolayı gayet üzgünüm, bu böyle biline :)))
ÇED 20. Yıl Kongresi çok yoğun ve güzeldi,
Gündüzlerimiz kongrede geçti,
Son gün ise, "-5" inci kattaki "Contemporary İstanbul"u kaçırmadık,
Onun için ayrı bir yazı yazacağım,
Fotoğraflarla birlikte.
Son akşam İpek böceğimi de sevdim tabi ki,
Ama doyamadım koklamaya, onu izlemeye, oyuncak bebeğim benim...
Arkadaşım, Arzu ve Müjgan'a teşekkürler ediyorum,
Benim cep telefonum çağ dışı kaldığından ötürü, onların telefonlarını kendi telefonummuş hatta fotoğraf makinammış gibi kullanmama canı gönülden! izin verdikleri için,

Cezayir Sokağı ise ayrı bir atmosfer,
Sokağın girişinde sizi Cemil İpekçi'nin atölyesi karşılıyor,
Vitrininden gözünüzü alamıyorsunuz,
İçeri girip bir dolaşmak istedik ancak, kapıdan çevrildik,
Ne diktirmek istediğimizi sordu içerideki çalışan kadınlar,
"Cemil'e bir Tuvalet diktirmek fena olmazdı aslında" deyip yolumuza devam ettik,
Sağlı sollu cafe ve barların yer aldığı merdivenlerden aşağı indik,
Canlı müzik eşliğinde Türk Kahvelerimizi içtik,
Keyifli sohbetler ettik,
Tabi, sosyal alemlere dalmadığımız zamanlarda,
İstanbul'un bu sokaklarında gezince kendimi Avrupa'da bir şehirde gibi hissettim,
Binbir Direk Sarnıcında'ki akşam yemeğinde mekanın büyüsüne kapıldık,
Bu kadar güzel ve tarih kokan bir memlekette yaşadığım için gurur duydum,

Heidimi güzel kızı Nazlı'yı gördüğüm için de çok mutlu oldum,
Keşke daha fazla vakit olsaydı da uzun uzun birlikte olsaydık,
Onların güzel misafirperverliği için de çok teşekkür ediyorum,
İş ve eğlenceyi birarada yapabildiğimiz için arkamızda güzel anılar bırakarak istanbul'u terk-i diyar ettik,
Ama, gönlümüz orada kaldı,
Hatta "bir geç" tramvay kartım cebimde Ankara'ya döndüm,
Müjgan'ın dediği gibi "yarım kalan birşeyler olsun ki, tekrar gidip onları tamamlayalım"

4 Kasım 2013 Pazartesi

RUHU VE BEDENİ HER DAİM GENÇ TUTMAK

İnsanın yaşı kaç olursa olsun,
Hayat enerjisi varsa içinde her daim genç oluyor,
Bu gençlerle birlikte olmak da ruha iyi geliyor,
Harekette bereket vardır derler ya,
Doğrusu bu,
Ne kadar hareketli bir yaşamın varsa o denli genç kalıyorsun,
Hayat enerjisi ise, bulaşıcı :)
Yatıp, uyumak tembelliği, tembellikse hareketsizliğe yol açıyor,
Hızla yaşlanmak ve içi geçmek tabirine uyum sağlanmak istiyorsanız bunları uygulayabilirsiniz pekala!
 
Bu yıl Ankara güzel bahar yaptı :)
Yaz biter bitmez, Ankara'ya kış gelirdi tepeden inme ne olduğumuzu bilemezdik,
Harika bir hava var şu anda dışarıda,
Güneşli olunca hava insanın da içine güneş doğuyor,
İşlerim çok yoğun bu aralar, bir de hava kapalı olsaydı depresyon kaçınılmaz olurdu...
"Soru Bankası" almayan veli yoktur sanırım. Olgunlarda Pelikan Kitapevi kredi kartı ve peşin alışverişe %40 indirim yapıyor. Az buz değil fiyatlar çünkü. Büyük üniversiteye hazırlanıyor bizim evde, küçük ise 9. sınıf. Allah yardımcısı olsun çocukların ve ailelerin. O kadar çok tutuyor ki, bu soru bankaları. Yeter ki, çocuklar başarılı olsun diyoruz ama, alamayanlar ne yapıyor?
 
Blogları ziyaret edemiyorum bu ara. Kusura bakmayın, kaçamak bazen bakıyorum ama yorum bırakamıyorum. Evde ve işte yoğun günler yaşıyorum. Bu hafta İstanbul'da kongremiz var, cuma ve haftasonu dahil. O nedenle işler bu ara biraz daha fazla. İstanbul'daki dostlar geliyorum, ama çalışmaya  :(( Olsun, aynı havayı soluyacak olmak bile güzel.
 
GÜNEŞLİ VE BOL ENERJİLİ GÜNLER DİLİYORUM