30 Ekim 2013 Çarşamba

RUHİ MÜCERRET-MURAT MENTEŞ

Murat Menteş, kitapta 100 yaşını geçmiş İstiklal Harbi Gazisi Ruhi Mücerret'in gözünden günümüz dünyasını, onun 100 yıllık tecrübelerini, hayata bakışını, ölümü (ya da ölümsüzlüğü mü demek lazım) su gibi okunası bir dille bize sunuyor.
 
Bu dünyadadır, cennet ve cehennem derler ya, aşağıdakileri okuyunca bu sözün doğruluğunu anlıyoruz.
 
Ruhi Bey'in arkadaşı Avni Vav'ın cennet ve cehennem yorumuna buyurun;
 
"Dünyada bir cennet inşa edersen, ölümle cennete yatay geçiş yaparsın. Asıl hayat cennettir. Demek ki dünyada mümkün olduğunca yaşatmaya bakmak gerek. Fidan dik, kuş besle, evlat büyüt, umut ve sevinç aşıla... İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumunda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir. Cennetin inşaatında bir mühendis, mimar, usta, kalfa ya da işçi olarak çalışıyorsun demektir."
 
"Yok eğer öldürürsen, yaşatmazsan, beslemezsen, yaşama azmi aşılamazsan; insanlar senin yanında kendilerini cehennemin dumanında boğulur gibi sıkıntılı, üzgün, baskılanmış, boyunduruk altında, kısıtlanmış, suçlu, mahçup, rahatsız, cezalandırılmış, mahrum... hissederlerse, sen cehennem kurmuşsun demektir. Zebanilaşmişsin. Burada kendi ellerinle bina ettiğin cehennemden, öldüğün anda yatay geçisle ahret cehennemini boylarsın."

28 Ekim 2013 Pazartesi

ASİL ARKADAŞIM NESRİN'İN EN MUTLU GÜNÜ

Bazı insanlar vardır,
Herkes o kişi hakkında aynı güzel cümleleri kurar,
Onun, asil, zarif, iyi bir insan olduğu konusunda herkes hemfikirdir,
Nesrin için bu güzel cümleleri kurdu tüm tanıdıkları,
Mutluluğu, güzel bir evliliği sonuna kadar hak eden biridir Nesrin,
Onu tanıyalı çokk uzun yıllar oldu,
Onun sıcaklığı, gülümsemesi, dostluğu her zaman beni mutlu etti,
Çok sık görüşemesek de, Filiz'in ve Nesrin'in bir telefon uzaklığında bulunduğunu bilmem bile yeter,
Perşembe gecesi Neyzen'de kına gecesi yaptık,
O kadar eğlenceliydi ki,
Tüm kurtlarımızı döktük,
Bizim laboratuvarcı kızlar, özellikle Zeliha muhteşemdi,
Döktürdü resmen, her yöreye özgü dans itina ile yapıldı,
Zeliha'dan ve diğer kızlardan hizmetiçi eğitim talep ettim,
Dans konusunda :)


Kınasını da ben yaktım,
Bu görev de çok hoşuma gitti,
Sağ avucuma yaktığım kınayı, tepinmekten ve oynamaktan elimde unuttuğum için,
Şu anda kocaman bir kına ile geziyorum :)
Çok güzel olmuştu arkadaşımız,
Herşey dört dörtlüktü,
Umarım ömür boyu sürer mutluluğu,
Darısı bekarların başına diyerek geceyi sonlandırdık,
Pazar günü  olan nikah töreni de oldukça güzeldi,
Sema'nın da Karstan gelmesi ile uzun zamandan sonra biraraya gelmiş olduk,
Filiz, Nesrin, Sema, sizinle pek çok güzel günde buluşmak üzere,
İyi ki varsınız....

24 Ekim 2013 Perşembe

OYUNCAK BEBEK İPEK'İN DOĞUMGÜNÜ

Ailemizin prensesi 2 yaşını doldurdu bugün,
Bizim tarafta 4 erkek torun var,
Bu maviş İPEK gelince  kızımız da oldu, şükür
Allah nazardan korusun,
Renkli şekerlemeler gibi bir çocuk,
Bahtı da yüzü kadar güzel olur inşallah,
Her zaman gülsün isterim, o güzel maviş gözlerinde hiç yaş olmasın,
Harika bir ömrü olsun,
Sağlıkla ve huzurla geçirsin tüm yıllarını,
Anne ve babasının biriciğini Alah onlara bağışlasın,
İki yakışıklı yeğenim gibi İpek de bana 3. kez HALA ünvanı verdi,
HALA olmak bence ayrıcalık,
Kendinden büyük herkese Teyze dersin ama, HALA'yı herkese söyleyemezsin, (Bu da züğürt tesellisi olsun :))
Kızkardeşim olmadığı için TEYZE olamayacağım,
Abimin 2 oğlu ve kardeşimin bu oyuncak bebeği var ve ben Halayım,
O nedenle Halalara kıyak çekeyim biraz, değil mi ama!
İYİKİ DOĞDUN GÜZELLİK

17 Ekim 2013 Perşembe

MAHOCUM'A (EVLİLİĞİMİZİN 20.YIL DÖNÜMÜ) İMZA:KARIN

Sen alışkınsındır benim sana yazdığım notlara, yazılara. Hatırlıyor musun? Daha yeni nişanlanmıştık ve ben bir kartpostal bırakmıştım masana. O kartpostalda; iki kedi bir pencerenin ardından dışarı bakıyorlardı. Kartpostalın arkasına, “biz de bu kediler gibi seninle, yan yana geleceğe umutla bakalım” yazmıştım. O gün bugündür hep seninle aynı pencereden baktık hayata. Zaman zaman bakış yönlerimiz değişse de, güzel bir 20 yıl geçirdik seninle.
Önemliymiş hayatta yol alacağın arkadaşını bulmak. Bu yolculukta bana eşlik ettiğin için çok şanslıyım. Desteğini, güvenini, hayranlığını hep hissettirdin bana. Bu da beni daha kendine güvenli, daha iyi bir insan yaptı. Sürekli söylenen, birbirinden şikâyetçi olan çiftlerden olmadık biz. Bizimle birlikte olanlar, dostluğumuzdan huzur buldular.

Evimiz, oğlumuzun doğumu ile yuva oldu. O kara gözlü, siyah saçlı bebek senin kopyandı. Bana hiç benzemiyordu. “Keşke senin gibi mavi gözleri olsaydı” demiştin gördüğünde. Oysa ben, Fahir’i kucağıma aldığımda sana ne kadar benzediğini görüp mutlu olmuştum. Üç yıl sonra Ahmet Can’ı aldık kucağımıza “bu sefer de tutturamadık” diye kahkaha attın. Bu boncuk gibi kara gözlü oğlan ile dört kişilik kocaman bir aile olmuştuk.

Bu hayat denilen sahnede artık sevgili rolünden çıkıp, anne baba rolüne büründük. Hayalimde, seninle birlikte yaşlanmak ve nine, dede rollerinde de oynamak var. Kısmet tabi bakalım o günleri görebilecek miyiz? Sanırım bu hayatta en önemli şey şükretmek. Önümüzde daha birçok aydınlık kapıların açılacağına inancım sonsuz. 

En çok senin neyini seviyorum biliyor musun? Her daim espri yapabilmeni, gülmeni, içindeki o çocuğu yaşatmanı. Benim 3 oğlum var diyorum çoğu zaman. Ahmet Can ile alt alta üst üste boğuşmanı, Fahir ile Gümüldür ’de balığa çıkmanı, çocuklara playstation alıp da, başından hiç kalkmadan oyun oynamanı seviyorum. Sen, kocaman bir erkek çocuğusun aslında.
Yaptığım her işin en iyisini yapmayı ben senden öğrendim. Hiçbir zaman aceleye getirip, nasıl olursa olsun demezsin. Bizim evde balık sofraları senden sorulur. Karadenizli olmama rağmen balık kültürünü de senden öğrendim ben. Ankaralı olarak senin balığa düşkünlüğün önce beni şaşırtmıştı. Şimdi ise, senin pişirdiğin o enfes balıklarla dostlarımızı ağırlamak büyük bir şölene dönüşüyor.

İçindeki hayvan sevgisi tüm ailemize bulaştı. Evimiz, aldığımız tüm evcil hayvanlara gerçek bir yuva olmalı ki, neredeyse seri üretime geçtiler. Senin onlara karşı şefkat ve ilgin karşısında akvaryum balıklarımız hızla ürediler. Sultan papağanlarımızın sayısı, iki iken, sekize çıktı. Yavrulamalarını izlemek biz ve çocuklarımız için güzel bir tecrübe oldu.  Evimizin kedi prensesi Mercanı ise zaman zaman kıskanmadan edemiyorum.  

“Evlilik aşkı öldürür” derler. Ben hiç inanmadım bu söze. Evlilikte karşılıklı saygı oldukça o sevgi büyüyor ve aşk devam ediyor. Onu her gördüğünde gözlerin ışıldıyorsa, yüreğin hala pır pır ediyorsa bu aşktır değil mi? Doğru insanı bulunca insan geleceğe daha güvenle bakıyor. Birlikte hayal kurmak ve o hayali gerçekleştirmek, el ele verip yürümek geleceğe, bizi mutlu ediyor.
Birlikte geçirdiğimiz 20 yıla bakınca; özetle bu güzel anıları hatırlıyorum. İyi ki diyorum birbirimizin kaderi olmuşuz. Yaradan bize bu hayatı bahşetmiş. Seninle birlikte daha nice güler yüzlü seneler geçirmeyi umuyorum. Bu geçen yıllar bana şunu öğretti; her şey olabilirsin ama en önemli şey “iyi insan olmaktır”. Umarım her zaman iyi insanlarla karşılaştırır hayat bizi.

Seni Seviyorum.
İMZA:KARIN


(Kitabın kapağında ufak bir değişiklik yaptım,umarım kimse kızmaz :))

14 Ekim 2013 Pazartesi

HER DAİM 25 OLMAK

Doğduğum günü kutlamak hoşuma gidiyor,
Allaha şükür sağlıkla, 44 yılımı doldurdum bu dünyada,
Ömrümün çoğunu harcamışım demek ki,

Bilimkurgu filmi vardı : Zamana Karşı
Kimse yaşlanmıyordu ve 25 yaşına geldiklerinde yaşları sabit kalıyor,
Kollarındaki dijital saatten, kalan zamanlarını yani ömürlerini takip edebiliyorlardı,
Zenginler daha çok zaman satın alabiliyorlardı,
Değişik bir filmdi,
İnsanın ne kadar ömrü kaldığını bilmesi ve 100 yaşında bile 25 gibi görünmesi,
Bu durum; iyi mi kötü mü bilemedim.

25'inde hissetmek ancak 44'ün olgunluğunda olmak,
İşte benim hayat enerjim buradan geliyor sanırım :)
Kutlamaları çok severim,
Neşeli, mutlu insanlarla bir arada olmak, bana iyi gelir,
Enerjimi yükseltir,
Sevildiğimi hissederim,
Doğumgünlerinde nedense, bir yaş daha yaşlandım diye üzülmem,
Ne güzel, bir yaş daha aldım, çok şükür bu yaşları da gördüm derim,

DOĞUMGÜNÜMÜ KUTLAYAN HERKESE ÇOKKK TEŞEKKÜRLER
İYİKİ HAYATIMDASINIZ

11 Ekim 2013 Cuma

DOĞUMGÜNÜ KUTLAMALARIM BAŞLADI

Kız arkadaşlarım benim herşeyim,
Yani hayatımın büyük bir bölümünü paylaştığım,
Dertleştiğim, birlikte gülebildiğim,
Onları çıkarsanız hayatımdan tadı tuzu kalmaz ki, o hayatın,
Bir yemeğe, nasıl baharatlar lezzet katıyorsa,
Kız arkadaşlar da, hayatınızın baharatlarıdır,
Lezzet katar yaşamınıza,
Geçmişinizdir onlar, şanslıysanız geleceğiniz de onlarla olur,
Yeni dostluklar da önemlidir benim hayatımda,
Gerçekten de mutluluk, paylaştıkça çoğalan bir kavram bence,

Tesadüf bu ya, eski dostum Güzin'le karşılaştık Filiz Pastanesinde,
"Sema çok şaşıracak, bu anı ölümsüzleştirelim" dedik,
Semoşum keşke sen de ışınlansaydın bu öğlen Ankara'ya...
Bugün sürpriz bir yemek ve doğumgünü kutlaması yaptılar bana,
Önümüz bayram malum,
Tatile denk geliyor diye, ilk pastamı yemiş oldum yani,
Her doğumgünümde bu mumları söndürmek ne hoş!
Sibel "MUTLU DOĞUM HAFTASI" başladı diyor,
Siz artık anlayın gari!!!!

9 Ekim 2013 Çarşamba

İMZA:BEN

BİR TIK LÜTFEN
 
 
"Kadın Mektupları" 3'lememizin İMZA:KIZIN ve İMZA:KARIN'dan sonraki son ayağını sizlere duyurmanın heyecanı içindeyiz.

Sonuncu kolektif kitabımızın adı: İmza: Ben. Hayatımızda önemli yer işgal etmiş, bir iz bırakmış kime neyi söylemek istiyorsak ona seslenebiliriz; minnetimizi yeterince gösteremediğimizi düşündüğümüz annemize, o doğduktan sonra hayatımızın anlam kazandığını düşündüğümüz yavrumuza, bizim hayata tutunmamızı sağlayan öğretmenimize, kırgın olduğumuz bir dosta, patronumuza, hatta hatta gelecekteki ya da geçmişteki kendimize.... Söyleyemediğimiz, içimizde kalmış ne varsa....
 
 
Bu seferki kitabımız Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı (TÜRGÖK) yararına. Üstelik sonunda sesli kitap haline de getirilecek.
 
Bu yeni projede de yer almayı çok isterim. Şimdiden düşünmeye başlayayım ben, kime ne yazacağıma :)

SOKAK FOTOĞRAFLARI






Mahir'in kadrajından sokaklar,
Boynuz kulağı geçti,
Çok mutluyum,
Fotoğraf aşkını Mahocuma bulaştırdığım ve çok iyi bir fotoğrafçı olduğu için,
En güzel fotoğraflarımı çekecek bu sayede,
Ne menfaatçi kadınım :)))

8 Ekim 2013 Salı

ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIMLA GEÇEN BİR GÜN

Ömür "göz açıp kapama aralığı kadar kısa mı" gerçekten de?
Bizler onu uzun yıllar geçmiş gibi algılıyoruz. Geçmişe dönüp baktığımızda, ne çok şey yaşanmış, kimler girip, kimler çıkmış hayatımızdan. Biz nelerden beslenmişiz, neler bizi büyütmüş. Bir muhasebesini yapıyoruz belki. Ama herkesin ağızında şu cümle; "Nasıl geçti onca yıl, daha dün gibi"
Tüm bir hayat, yanılsama mı?
Dün çocukluk arkadaşlarım geldi bana,
İlk okul, ortaokul ve lisede birlikteydik,
Facebook sağolsun biz birbirimizi bulduk,
Bayan hafıza Sema,
Hayat dolu, neşeli Şule,
Gülünce gözleri gülen Nilgün,
Benim güzel arkadaşlarım,
1986'da mezun olmuşuz liseden,
Sonra herkes başka yönlere savrulmuş,
27 yıl sonra bir araya gelmek, eskileri konuşmak,
Sınıf arkadaşlarımızın akıbetini sormak,
Hafızamızda kalan hayal meyal anıları canlandırmak,
Bizi tekrar çocukluğumuza götürdü,
Güçlü bir hafızam olduğunu söyleyemem,
Çoğu anıyı, arkadaşı Sema'nın yardımı ile hatırlıyorum,
Ömür boyu süren dostluklar kurmak güzel.
 Cheseecake konusunda denemelerime devam etmekteyim,
Bu sefer frambuazlı yaptım,
Fena olmadı,
Yoğun istek üzerine tarifini yayınlıyorum;

100 gr eritilmiş tereyağ ile 1 paket rondodan geçirilmiş burçak bisküviyi karıştırıyoruz. Arzuya göre içine, tarçın, ezilmiş badem de ekleyebilirsiniz. Kelepçeli kek kalıbına bu karışımı elinizle bastırıp yayıyoruz, kalıbın altına yağlı kağıt seriyoruz. ve altına su dolu bir tepsi koyuyoruz fırına sürmeden. Üstü çatlamasın diyeymiş bu.
200 gr labne peynir 1 su bardağı şeker ile mikserlanıyor. 1 paket krema, 3 yumurta, vanilya ve 3 kaşık un düşük devirde karıştırılıyor. (İsterseniz 2 paket labne 2 krema ile yaparsınız üstü daha fazla olur)
Kek kalıbındaki bisküvinin üzerine dökülüyor. 260 derecelik fırında 30-40 dk. veya salladığınızda kenarları sert ortası yumuşak olacak şekilde pişiriyoruz. kapatıp hafif ılıyana kadar fırında bekliyor.
Üzeri için 1-1.5 su bardağı dondurulmuş frambuazı 1 yemek kaşığı tepeleme nişasta bir çay bardağı şeker yarım çay bardağı su ile pişiriyorsunuz. Fırından çıkan cheesecake üzerine döküp dolapta 1 gün bekletip sonra kalıptan çıkarıp servis yapıyorsunuz. Afiyet şeker olsun .

7 Ekim 2013 Pazartesi

"İMZA KARIN" SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜNE DAVETLİSİNİZ


Bu projede yer aldığım için gurur duyuyorum. Ankara'da düzenlenecek olan imza gününü sabırsızlıkla bekliyorum. Haftasonu bedenen  olamayacağım ancak, yüreğim orada olacak. Fotoğrafları, haberleri görünce de üzüleceğim, ben de orada olmalıydım, diyeceğim.
Vefalı arkadaşım Burcu'ya söyleyeyim de benim yerime katılsın etkinliğe :))

3 Ekim 2013 Perşembe

KARABÜK'TE GÖKYÜZÜ

ekim ayı fotoğraf etkinliği 'ne katılayım dedim
Ahu Kader güzel bir blog hazırlıyor,
Tavsiye ederim

 Mahocum'un Karabük göklerini fotoğrafladı,
Ben de blogger arkadaşların etkinliğine katılayım dedim,
İlk hafta; gökyüzü,
2. Hafta; sokak
3. hafta; yemek
4. hafta; O AN
fotoğralanacak diye belirlemişler,



 Ankara yağmurlu ve soğuk diğer şehirler gibi,
Kışa hazırlıksız mı yakalandım yine?
Ya da ben sıcağı ve yazı daha mı çok seviyorum ne :)

1 Ekim 2013 Salı

YAŞASIN EKİM AYI GELDİ !!!

Takipçilerim bilir, en sevdiğim aydır EKİM;
Doğduğum ay,
Nişanlandığım ay,
Evlendiğim ay,
Cumhuriyetimizin ilan edildiği ay,
Daha ne olsun,
Bu yıl bir de Kurban Bayramı denk geldi,
Onunla birlikte 9 gün tatili de hesaba katarsak,
Kaymaklı ekmek kadayıfı diyebiliriz Ekim için,
Bu kadar Ekim Güzellemesi kafidir sanırım,

(Çok sevdiğim blogger arkadaşım Pino'nun çizimini kullanmak istedim)

Kendi minik, yüreği kocaman güzel arkadaşım Buğçe'nin Rüzgar bebeği doğdu,
Bu öğlen, onu görmeye gideceğim,
Buğçe'nin düğününü ve fotoğraflarını yayınlamıştım blogda,
Zaman geçti ve güzel mi güzel bir bebeği oldu ,
Taze anne ve babaya gözaydınlığı veriyorum, bir kez daha buradan,
O mis kokan, bebişi görmek için sabırsızlanıyorum.

"Kendini nasıl algıladığın, başkalarının seni nasıl algıladığı ve senin kendini nasıl sunduğun aynı çizgideyse yaşadın şu hayatta " dün Nil Karaibrahimgil'in yazısında okudum bu cümleyi ve vuruldum!
Çok sevdim,
Devamı da var tabi, diyor ki;
"Çünkü bunlar arasında fark olduğunda insanın frekansı bozuk oluyor. Çekmeyen radyolar gibi cızırdayıp duruyorsun."
Bu cümlelerin altına imzamı rahatlıkla atabilirim,
Yani aynı böyle düşünüyorum,
Bakın çevrenize, siz de fark edeceksiniz,
Bu tür insanları,
Umarım etrafımızda hep ilk cümledeki insanlarla karşılaşırız...
EKİMİNİZ GÜZEL GEÇSİN