27 Eylül 2013 Cuma

MUTLULUK HORMONU

Bizler yemek yerken mutluluk hormonu salgılayan canlılarız,
Bu sadece bizim milletimize mi mahsus bilemiyorum,
Yemek planı yaparken keyif alıyoruz,
Öğlen yerken, akşamı planlıyoruz,
Bizim evde eskiden beri çekilmiş olan birçok fotoğraf ve video kayıdının % 90'ı yemek masasında mesela,
Çoğunluk için geçerli sanırım bu durum,
Bizler yemeğin buluşturucu ve kaynaştırıcı gücünü kullanmayı seviyoruz,
Bir de lezzetli bir yemeğin yarattığı güzel duyguları tabi,
Bir öğle yemeği dönüşü bunları yazıyorum,
"O son lokmayı yemeseydim, bu kadar şişkin olmazdı midem"diye düşünürken :)
Diziler ambargo koydu mu akşamlarınıza?
Nehirim Heidim olsaydı yanıbaşımda, biz her sabah dizi yorumları yapardık,
Maçlardan sonra futbol yorumları yapanlara benzetirdim kendimizi o zamanlar,
Ne de güzel ezberlerdi repliklere kadar, izlemediysem bile izlemiş kadar olurdum onun anlatımı ile,
Peşembe akşamı Stardayım, Aramızda Kalsın izliyorum,
Cuma Kanal D'de Yalan Dünya,
Diğerlerine mutfakta iş yapıyorsam bir yan gözle bakıyorum,
Yoksa sıkı sıkıya takip ettiğim bir dizi olmadı,
Olmasın da zaten,
Onları izlemeye dalınca başka birşey yapılamıyor, o durumu sevmiyorum,
Ertesi gün konuşacak, yorum yapacak arkadaşın varsa zevkli dizi izlemek bence,
Mehmet Aslantuğ'lu İstanbul Masalı'nı nasıl da ekrana yapışarak izlemiştik zamanında,
Ahu Türkpençe'nin papatyalar ile fotoğrafı ekran koruyucumuz bile olmuştu,
Semacığımın da kulakları çınlasın...

23 Eylül 2013 Pazartesi

"Cheesecake" yaptım "Aramızda Kalsın"

Son günlerde en keyif alarak izlediğim dizi, "Aramızda Kalsın" oldu,
Binnur Kaya'yı, Uğur Yücel'i, Gökçe Bahadır'ı izlemek güzeldi,
Tek başıma gülerek izledim,
Hele de "Celepoğlu" soyadı olunca dizideki aileninki,
Lale'nin ne kadar şaşırdığını düşünerek çok güldüm,
Renkli bir ailesi var benim kankimin de,
Karadenizli olup, eğlenceli, hareketli bir aile onlarınki,
Dizideki ise, Gaziantepli bir aile,
Demek ki, yöreler farklı olsa da benzerlikler olabiliyor :)
Değil mi kankim? (Günlük konuşma dilimde "kanki"yi hiç kullanmamama rağmen Laleciğim seninle kankim diye yazışmak hoşuma gidiyor)

Haftasonu ilk kez cheese cake denedim,
İlk olma sebebi ile görünüş olarak pek cezbedici değildi ancak, tadı güzeldi,
İkinci denemede daha başarılı olur umudundayım,
Püf noktası nedir bunu yapmanın, önerileriniz olabilir mi?
(Bu fotoğraf Google görsellerden, benimki bu kadar güzel görünmüyordu)
Çocukların okulu açıldığından beri farklı odalarda hayatımızı yaşamaya başladık,
Akşam yemeğinde mutfak masasında bir araya geliyoruz,
Babamız geçici olarak haftaiçi bizden ayrı,
Yemekten sonra odalarına çekiliyorlar, ben de tv karşısında kah kitap okuyorum kah izliyorum,
Tek iş yapamam pek, sıkılırım,
Mutfakta isem, tv ye göz atarak iş yaparım,
Ne yapalım, çalışan kadın olmak böyle birşey sanırım,
Uzanıp TV izlersem, yapacak birşeler var da unuttum sanıyorum,
Boş durmak, dinlenmek, kafa dinlemeyi lüks görüyorum kendime,
Kötü bir huy!
Hemen değiştirmem lazım :)

17 Eylül 2013 Salı

ÇAY DAVETİ TARİFLERİ

Hafatasonu cumartesi ve pazar misafirlerim vardı,
Yeni ofisimden arkadaşım Senem güzel tarifler verdi,
İlk kez yaptığım çıt çıt kurabiye ve kavunlu tavuk göğsü özellikle çok beğenildi,
Hepsinin tarifini istedi arkadaşlar,
O nedenle yayınlamak farz oldu,
Umarım denersiniz ve beğenirsiniz siz de,
Menüde neler mi vardı?
Fellah Köftesi (Annem sağolsun, minik minik şekil vermeyi ve yoğurmayı o yaptı)
Tavuk Salatası (haşlanmış tavuk göğsüne, bol dereotu, ceviz ve turşu ekliyoruz ve süzme yoğurtla karıştırıyoruz)
Meksika Salatası,
Yaz böreği,
Peynirli Yufka Böreği (15 dk. suda beklettim, çıtır çıtır oldu)
Muzlu Rulo Pasta,
Kavunlu Tavuk Göğsü,
Çıt Çıt Kurabiye,
Annem turşu kavurması ve mısır ekmeği yapmış getirdi,

Seviyorum kalabalık sofraları, yaptıklarım da beğenilince çok mutlu oluyorum, Dostlarla olmak şahane, çay-pasta bahane :)))
 

Yaz Böreği
Malzemeler:
  • 1 paket milföy hamuru
  • 1 adet iri havuç
  • 2 adet orta boy patates
  • 1 su bardağı haşlanmış bezelye
  • 2 çorba kaşığı rendelenmiş kaşar
  • 1 adet yumurtanın akı
  • tuz
Hazırlanması:
Havucu ve patatesleri haşlayın. Haşlanmış havucu ve patatesleri rendenin iri tarafıyla rendeleyin. Haşlanmış bezelyeyi, rendelenmiş kaşarı ve tuzu diğer karışıma ekleyin.
  1. 4 adet milföy hamurunu kare olacak şekilde dizip yapıştırın. Hazırladığınız harcı üzerine yayıp rulo şeklinde sarın. Buzlukta yarı yarıya donana kadar bekletin. Yarım cm aralıklarla keserek yağlanmış tepsiye dizin.
  2. Üzerlerine çırpılmış yumurta akını sürerek önceden ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirilir.
Meksika salatası
Malzemeler:
  • 1 kutu Meksika fasulyesi konservesi
  • 1 demet dereotu
  • 1 adet sivribiber (çok acı olmasın)
  • 3 dal yeşil soğan
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • 1 su bardağı kırılmış baharatlı mısır cipsi.
    Yapılışı:
  1. Meksika fasulyesi, kutudan çıkarıldıktan sonra iyice yıkanır ve suyu süzülür.
  2. Yıkanan dereotu, yeşil soğan ve sivribiber ince ince doğranır ve servis yapacağımız kaba koyulur, servise yakın üstüne zeytinyağı gezdirilir.
  3. Tam servisten önce, kırılmış olan mısır cipsi eklenir ve malzemeler iyice karıştırılır. (Dereotu miktarı ne kadar artarsa tadı da o kadar güzelleşir.)
Muzlu Rulo Pasta Pandispanyası:
    -3 yumurta
    -1 su bardağı şeker
    -yarım cay bardağından biraz az ılık su
    -1 su bardağı un
    -1 paket Kabartma tozu
    -Vanilya
    Kreması:
    2 su bardağı süt
    2 yemek kaşığı un+1 yemek kaşığı nişasta
    4 yemek kaşığı şeker
    vanilya
    katı yağ(1 kibrit kutusu büyüklüğünde)
    -kakao (göz kararı olur galiba:))
    kremaya ek olarak 1 paket kakaolu krem şanti+1 su bardağından az süt

    Yapılışı:
    Yumurtalar ve şeker iyice çırpılır, ılık su eklenir.un kabartma tozu,vanilya elenerek eklenir komojen karışım yapılıp yağlı kağıtla kaplanmış fırın tepsisine dökülür.önceden ışıtılmış 180 derece fırında pişirilir.
    Fırından çıktıktan birkaç dakika sonra yağlı kağıdıyla rulo yapılır (soğuyunca yağlı kağıdın çıkması kolay olur ama isterseniz hemen de çıkarabilirsiniz)sonra soğuyunca kreması içine sürülür muz şeftali vs gibi meyveler konularak dolanır.üzeri de aynı kremayla kaplanır.
    kremanın yapılışı:süt un nişasta şeker vanilya sürekli karıştırarak pişirilir,ocaktan alınca katı yağ eklenip mikserle çırpılır (soğuyana kadar bir kaç kez) 1 paket krem şanti ve sütle hazırlanan krem şantiyle pişirilen krema karıştırılır, çırpılır.
    KAVUN SOSLU TAVUK GÖĞSÜ
    125 gr katı yağ
    1 litre süt
    1 su bardağı un 1,5 su bardağı şeker
    vanilya
    tüm malzemeler karıştırılarak pişirilir.piştikten snra mikserle çırpılır
    Borcamın dibine kakaolu petibörbisküvi serilir üzerine pişirilen muhallebi sıcakken dökülür.Sonra buzdolabında jölesi hazır olana kadar bekletilir.
    Jölesi
    1 çay bardağı su
    1 su bardağı toz şeker
    1 ya da 1,5 çorba kaşığı nişasta
    1 küçük kavun (büyükse yarısı)
    kavunlar minik minik doğranıp tencereye diğer malzemeler ilave edilir,pişirilir.kavun miktarına göre nişastayı ve şekeri artırabilirisiniz.yaparken tadına bakın:) pişen sosu buzdolabındaki muhallebinin üstüne hemen dökebilirsiniz.:)
    ÇIT ÇIT KURABİYE:
    -1 Paket margarin
    -1 su bardağı sıvı yağ
    -1 çay bardağı haşhaş
    -3 yemek kaşığı tepeli pudra şekeri
    -1 paket kabartma tozu
    -un aldığı kadar (bu ifadeyi hiç sevmesem de bu kurabiye bayağı un alıyor,macun gibi bir kıvamı olacak sert olacak)
    üzeri için tarçın ve pudra şekeri

    tüm malzemeler yoğrulur hamur sert olacak küçük ceviz büyüklüğünde yuvarlak yapılır.180 derecede önceden ısıtılmış fırında kurabiyeler çatlayıp hafif renk değiştirince fırından alınır.(çok pembeleşince dibi yanabilir dikkat)
    tarçın ve pudra şekeri karıştırılır.miktarları arzuya göre değişir.:)
    kurabiyeler soğuyunca üzerine bu karışım elekle elenir.
    kurabiyeler hazııııır.
    Fellah Köftesi
     Malzemesi:
    • 2 su bardağı kısırlık bulgur(200 gr lık bardak)
    • 1 su bardağı irmik
    • 2 su bardağı sıcak su
    • 2 yumurta
    • 2 yemek kaşığı salça
    • yeterince tuz
    • yarım su bardağı un
    • karabiber,kimyon, yenibahar ve istadiğiniz köfte baharatlarıda olabilir
    • 2 kilo kadar köfteyi haşlamak için su
    Sos malzemesi:
    • 3 tane domates
    • 4 diş sarımsak
    • 1 türk kavesi fincanı zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı domates salçası ,biber salçasıda olabilir
    • 1tatlı kaşığı kuru nane,pul biber,tarifte yoktu sumakta ekledim
    • 2 yemek kaşığı nar ekşisi
    • köftelerin üzerine serpmek için ince kıyılmış maydanoz


9 Eylül 2013 Pazartesi

ÇIKAN HER ATIK ÇÖP DEĞİLDİR


Necati Külahoğlu Ankara doğumlu emekli banka müdürü, lise yıllarında başladığı atık malzemelerden biblo yapımı hobisine, TÜKÇEV (Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı) desteği ile çevrenin ve doğayı korumanın duyarlılığı ve gelecek nesillerin de aynı duyarlılıkla davranmalarına dikkat çekmek için devam ediyor. Gençleri ve çocukları, atık malzemeleri değerlendirmeleri, geri kazanım konusunda eğitmeyi ve bilinçlendirmeyi hedefliyor.  
 Kemençe eşliğinde horon oynayan Karadeniz Uşaklar, simitçiler, Hint Fakiri, oduncu, Mevleviler, köy kahvesinde oturanlar, devekuşu biblolar. Dikkatli baktığımızda devekuşunun gövdesinin cevizden, kanatlarının atık yapay deriden, simitçinin simitlerinin telden, sepetteki ekmeklerin ise kayısı çekirdeğinden olduğunu fark ediyoruz. Bibloların hepsi atık malzemelerden yapılmış. Nereden aklınıza geldi bu bibloları yapmak? İlk yaptığınız biblo neydi? O yıllardan günümüze gelenler var mı?


Bibloların yapımına öğrenim gördüğüm lise yıllarında (Ankara Atatürk Lisesi) başladım. O dönemde yaptıklarımı çeşitli dükkânlara bırakarak satıldığında aldığım ufak-tefek gelirlerle okul harçlığımı çıkarıyordum. İlköğretim yıllarında yaptığım resim, el işi kâğıdından, kâğıt ve kartonların işlenmesiyle ortaya koyduğum maket, figür ve resimlerin beğeniyle karşılanması bana büyük bir şevk verdi. Öğretmenlerimin teşvik ve yönlendirmesiyle sınıf sergilerine katıldım. Bu başlangıç, ileri yıllarda benim atık malzemelerden biblolar üretmeme etken olmuştur. İlk yaptığım insan figürleri, eskiden revaçta olan seyyar yoğurtçu, bozacı, macuncu ve simitçi gibi seyyar satıcılardan oluşmaktaydı. Bu yaptıklarım günümüze kadar gelmese bile, yapılan işlem eski yaşam şeklinin günümüze yansıtılmasıdır.
 
ATIK MALZEMEDEN  BOZACI, MACUNCU, BALONCU

Bibloların yapımında, zil teli, elektrik kablosu, plastik parçalar, şişe mantarları, yapay deri, kayısı çekirdeği, ceviz kabuğu gibi malzemeler kullanıyorsunuz. Bu atık malzemeleri nereden temin ediyorsunuz?

Kullandığım atık malzemeleri doğadan, çevreden ve rastladığım çeşitli atölye ile iş yerlerinden temin etmekteyim. Torunum Ediz, itfaiyeci veya merdiven çıkan adam yapmamı önerdi. Bu talebi gerçekleştirdim. Çocuklarım da bu konuda beni yönlendirici isteklerinden kuran okuyan adam ve kaplumbağa terbiyecisi yaptım. Dostların yönlendirmelerine de dikkat ediyorum.

 
Bizler çöp olmasına içimizin el vermediği ama kendimizin de nasıl değerlendireceğimizi bilmediğimiz atık malzemeleri size ulaştırmamız mümkün mü? Veya bunları ne yapmamızı önerirsiniz?

Değerlendirebileceğim atık malzemelerin elime ulaşması benim açımdan da büyük kolaylık olur. Herkes bu tür atıklarla yaratıcı kabiliyetini ortaya koyabilir.

 
TBMM TARAFINDAN TEŞEKKÜR BELGESİ İLE ONURLANDIRILDIM


5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısı ile düzenlenen sergide TBMM Tören salonunda gördük en son sizin biblolarınızı. Sizin eserlerinizi nerede görebilir meraklılar?

Zaman zaman TÜKÇEV’ in destekleriyle bu tür sergilere katılıyorum. Bu sergi sonrası da TBMM tarafından teşekkür belgesi ile onurlandırıldım. Bundan önce de yine TÜKÇEV’ in katkılarıyla ÇEVSA, 2.Ulusal Çevre ve İnsan Sağlığı sempozyumunda sergilendi. Bundan sonrada konuya ilgi gösteren yerel kuruluşların sponsorluğunda beğenilerinize sunmak istiyorum.
 
Çocuk ve gençleri çevre konusunda bilinçlendirmek, çıkan her atığın çöp olmadığını, bunların bir hammadde olduğu ve değerlendirildiğinde bir ürüne çevrilebileceği konusunda eğitmek için seminerler düzenliyor musunuz?

Bugüne değin bu konuda bir seminerde görev almadım. Çocuklara ve gençlere çevre konusunda bilinçlendirmek amacıyla düzenlenecek seminerler ile her türlü sosyal faaliyetlerde görev almak isterim.
 Peki bu eğitici bibloların satışı yapılıyor mu? Evimize ne şekilde ulaşması mümkün bu bibloların?

Şahıs ve kurumlardan gelen istekler doğrultusunda satışı yapılıyor. Aynı zamanda yaptığım bibloları hediye etmeyi de seviyorum.

 ÇOCUKLAR İÇİN “ÇEVRE” EĞİTİMİ ÇOK ÖNEMLİ

 TÜKÇEV’in desteğinden ve onlarla yaptığınız çalışmalardan söz edebilir misiniz?

Bibloların tanıtımının yapılmasında TÜKÇEV’ in desteği büyüktür. Vakıf, bu konuda beni yüreklendirdi. TÜKÇEV’in çevreye duyarlılığını ve bu konudaki çalışmalarını, ülke çapındaki etkinliklerini takdir ediyorum.
Bu sanatı aktarabileceğiniz çıraklarınız var mı? Atölye çalışmaları yapıyor musunuz? İlköğretim öğrencileri teknoloji tasarım dersinde bu tip yaratıcı projeler yapıyorlar. Onların da sizin biblolardan yapması güzel olur diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Halen bireysel olarak sürdürdüğüm çalışmaları benim dışımda devam ettiren yok. Bu konudaki çabamı gelecek nesillere aktarmak onları bu konuda eğitmek ve bilinçlendirmek en büyük isteğimdir. İlköğretim 6, 7 ve 8 sınıflardaki Teknoloji Tasarım dersinin kendine ait müfredatı olması nedeniyle ancak serbest etkinlikler saatinde ve etüt çalışması olarak yapılabilir diye düşünüyorum. Çevre konusunda duyarlı gençlerin olması ve gün geçtikçe sayılarının artması beni umutlandırıyor. İlköğretim sıralarından itibaren çevre eğitiminin verilmesini çok önemsiyorum.

6 Eylül 2013 Cuma

"MERT'İN GEZEGENİ"Nİ ZİYARET EDİN PİŞMAN OLMAYACAKSINIZ

 
Bir yazıma bıraktığı yorum ile Gezegenini ziyaret ettim Mert'in. Bu müthiş gencin bloglarına bir göz atmanızı isterim. İlkokul 1'den beri hayal gücünün sesini dinleyip yazdığını, çizgi roman yapma ve okuma bağımlısı, şiir ve hikayeler yazan  modern zaman genci olarak tanımlıyor kendisini.
Mert'in tam 3 adet bloğu var: Ters Düz'de Trailer'lerini yayınladığı öyküleriyle sizi farklı bir maceraya davet ediyor.
Kafa Dergi adlı bloğunda ise, sanal dergi dünyasına adım atmış Mert. İçeriğini kendi hazırladığı dergi çok da başarılı, benzer örnekleriyle kıyasladığımda.
 
"Kafa Dergi"de herşey var.
 "Medya, reklam, yazı, çizim, roman, gezi, moda, röportaj, fotoğraf, film için çalışan bir kafadan çıkan sesler"

GİTAR SESİ İLE METROYU ŞENLENDİREN GENÇLER

 Dün gazetede yazıyordu, Batıkent- Kızılay hattında gitar müsade isteyip gitar çalan gençlere , uyarı anonsu yapıldığını okumuştum,
Ne kadar hoşgörüsüz bir millet olduk,
Üzülerek izliyorum,
"Müzik ruhun gıdasıdır"sözünü unuttuk mu?
Kimsenin kimseye tahammülü kalmamış gibi duruyor,
Dün akşam Kızılay-Batıkent hattında bu gençlere rastladım,
Gayet saygılı bir şekilde izin istediler gitar çalmak için,
"Olur çalın" diyen yolculara kısa bir konser verdi güzel sesli genç,
Cep telefonları ile görüntüyenler de vardı benim gibi,
Müzik eşliğinde kitap okuyup yolculuk yapmak benim hoşuma gitti açıkcası,
Metroda müzik çalmanın da neden yasak olduğunu anlayamadım doğrusu.
Yurtdışında örneklerini görüyoruz sokak çalgıcılarının,
Sizin fikriniz nedir bu konuda?

5 Eylül 2013 Perşembe

ÜŞÜDÜM ÜŞÜDÜM DALDAN ELMA DÜŞÜRDÜM

Yaz biter, Sonbahar gelir normalde değil mi? Ilık, hafif esintili bir sonbahar gününde, düşen sarı yaprakların üzerinde, ayaklarından çıkan hoş hışırtılı bir sesle yürüyüş yaparsın. Kışa hazırlıktır Sonbahar, sandaletlere ve kısa kollulara veda zamanıdır. Hazan mevsimi denir,  bu gri, her daim yağmur yağacak gibi kapalı havalar  insanı hüzünlü yapar.
 Malesef Ankara'da, Yazdan sonra sanki Kış gelir oturur Sonbaharın tahtına. Sonbaharı sevmez, onu atlamayı yeğler. Eylülün 1'inden itibaren hava sıcaklığı bir düştü, yine şaşırtmadı bizi Ankara havası. Ne giysek derdine düştük, şallar çıkarıldı, hırkalar, çoraplar. Tamam hava soğuk olsun ama, güneş de pırıldasa, içimize mutluluk katsa fena mı olur? Kapalı havaları hiç sevemedim gitti. Miskinliği, yataktan çıkmamayı çağrıştırıyor. Zor kalkıyor insan yataktan işe gitmek için.
Kış hazırlıklarına başlamış çoğu blogger arkadaşlar. Ellerine sağlık onların. Döktürüyorlar, ben de gıptayla takipteyim. İlk kez bu yıl, bizim Ayaşlı Sütçü Halil'den  bir kasa domates, 5 şer kilo biber, patlıcan, fasulye istedik. Annemle birlikte niyetimiz konserve yapmak. Bakalım başarılı olabilecek miyiz? Aslında ben sadece yemeklik domates ve menemen istiyorum bu yeter bana. Standart kavanozların yarı boyu var mı acaba? Standart şişeleri açınca bitirmek zor oluyor. Fasulyeleri ve patlıcanları ne yapacağız bilemiyorum, sanırım annem biliyordur :))

3 Eylül 2013 Salı

MUTLU TÖNBEKİCİ'NİN "ÇİLEK"İ

Ayşe Arman, benden 1 adım önden gidiyor !!
(heh heh heh :))
Çok da mütevaziyimdir,
Türkiye'nin en iyi röportajcısı ile kıyaslarım kendimi,
Yani ne yapayım,
Ben bu yazıyı cuma günü yazmayı planlayıp taslaklara kayıt etmiştim,
Ama fırsat bulup da istediğim gibi tamamlayamadım,
Pazar günü bir de baktım ki,
Ayşe Arman yapmış röportajını Mutlu Tönbekici ile,
Ben de size tam da bunu anlatmak istiyordum,
EVLAT EDİNME HİKAYESİ
Uzun zamandır Mutlu'nun "Çilek" yazılarını okuyorum,
O kadar hoşuma gidiyor ki,
Öyle güzel annelik yapıyor, bu minik bebeğe,
Takdir ederek okuyorum,
Anne olmak için illaki doğurmak gerekmiyor,
Bazı anneler kendi doğurdukları çocuklarına gerekli sevgiyi, ilgiyi göstermiyor,
Harika anlatıyor bebekle ilişkilerini Mutlu,
Kendi kendimi sınıyorum,
Allah bana evlat vermeseydi, kimsesiz bir bebeği evlat edinir miydim diye,
İsteyip de çocuk sahibi olamayan çok çift var,
Neden acaba böyle bir girişimde bulunup da evlat edinmeyi düşünmezler?
Röportajda bir cümle dikkatimi çekti "erkekler kendi soyu devam etsin diye kendi çocuğunu istiyor" diyor,
Kimsesiz bir çocuğa aile olmak, ona imkan sunmak harika değil mi?
Dışarıdan bir gözle mi böyle görüyorum yoksa?
Kendi başına gelince duygular, düşünceler değişiyor mu acaba?
Çocuğum olmasaydı, kesin bir bebek alırdım, onu kendi evladım gibi büyütürdüm diye düşünüyorum şimdi,
Ama bilemiyorum bu durumda olanların halet-i ruhiyesini,
Allah isteyene evlat versin, o kimsesiz çocuklara da huzurlu ve sevgi dolu bir aile veya anne nasip etsin...

1 Eylül 2013 Pazar

DEREOTU, TERE, ROKA, MAYDONOZ MANZARALI PENCERE


Pencere Önü Bostanları mutfağa neşe katıyor,


Hangi ev hanımı istemez ki, salatasına dalından koparılmış tere, roka koymak.
Hem mutfağıma bir enreji kattı bu pencere önü bostanları, hem de taze taze sebze yemenin zevkine vardım.  
Köyde yaşayanlar ne şanslı diye geçirdim içimden. Tavuğun altından aldıkları yumurtalar, inekten sağılan süt, bahçeden koparılan marul yiyerek büyütüyorlar çocuklarını.Biz kent insanları bunun kıymetini pek de bilmeden yaşıyoruz.
Geçende Mahocum markette rastlamış ve iyi ki de almış bu saksıları. Birazcık da olsa doğal hayatın nasıl olduğunu hatırlattı bize. 
Karadenizin güzel ilçesi Ünye'de geçen çocukluğumda , köylü kadınların pazara getirdiği bu doğal mamüllerden yemişliğim vardır. Kırdığında turuncu bir rengi olan yumurta veya kaynattığında tüm evi mis kokusu ile saran süt.  Kaynatılan sütten yapılan yoğurt. Tüm bu "doğal", asortik ismi ile "organik" ürünleri malesef, şehirde doğup büyümekte olan çocuklarımız için bir masaldan ibaret.
Memlekete gittiğimizde  pazardan aldığım bu doğal yumurta ve sütü çocuklara yedirmekte zorlanıyorum. Farklı geliyor, onlar pastorize sütle büyüyen çocuklar. Köy sütünü ve yumurtasını "kokuyor" diye yemekten imtina ediyorlar.
Kentte bahçe keyfini az da olsa yaşıyorum penceremin önüne ektiğim tere, roka, maydonoz,dereotu ile...
Ne yapalım, züğürt tesellisi....