30 Ağustos 2013 Cuma

GÖKSU PARKI FOTOĞRAF ÇEKİMİ

 30 Ağustos bayram malum, evdeyiz,
Anne babayla birlikte bir hava alalım dedik,
Bize en yakın parka gittik,
Göksu Parkı,
Kimse evde oturmayı tercih etmemiş anlaşılan,
Kapmışlar etleri, çocuk çoluğu mangala koşmuşlar,
Mangal kokularına bir saat dayanabildik,
Benim midem kazınmaya başladı,
Biz gazete okuyalım, çekirdek çitleyelim modundaydık,
Mangal aklımızda yoktu yani,
 Ama fazla dayanamadık kokulara,
Göl kenarındaki cafelere zor attık kendimizi,
Çay ve gözleme ile nefsimizi bastıralım bari dedik,
Gelin damat  fotoğraf çekimleri meğerse buralarda yapılırmış,
Bir kaç süslü gelin arabası gördük,
Bir gelin damat da benim kadrajıma takıldı,
Bayramımız kutlu olsun,
Bayrağımızı sabah erkenden balkonumuza astık gururla,
Mustafa Kemal Atatürk'ün de ruha şad olsun,
Bu cennet vatanda güvenli bir şekilde mangal yakabiliyorsak,
Bilin ki onun sayesindedir,
Mangal dediysem sembolik olarak,
Yani özgür bir ülkede, medeni bir şekilde yaşamamızı ona borçlu değil miyiz?

28 Ağustos 2013 Çarşamba

NEHİR VE SEMA'YA

Nehirle 4,  Sema ile 5 yıldır farklı şehirlerde hayatımıza devam ediyoruz.
İş arkadaşım deyip geçemem ikisine de.
Aynı iş yerinde çalışmamız vasıtası ile tanıştık.
Ancak, yıllar geçtikçe kızkardeşten öte olduk birbirimize.
Hayat serüvenimizde bize eşlik edenler, her zaman yanı başımızda olmuyorlar,
Bazen de uzaklara gidiyorlar,
Bedenen yanınızda olmayan  ama,  yüreğiyle hep yanında olduğunu hissettiklerin ise ayrıcalıklı yerlerini her zaman korurlar,
"Kızkardeşim olsa bu kadar severdim"  dediğim çok kız arkadaşım oldu benim,
O nedenle kendimi çok şanslı addediyorum,
Birlikte gülebilmenin değerini bildik biz,
Her anımızı güzel geçirebilmek için uğraştık, çabaladık,
Her küçük kutlamayı bir şölene dönüştürdük,
Birbirimize verdiğimiz değeri her fırsatta gösterdik,
Mesafeler geçemedi dostluğumuzun önüne,
Eskiden mektup yazılırdı uzaktakine,
Şimdi yerini e-mail aldı, msn, facebook, twitter,
Sesini duymak istediğinde ise cep telefonu koştu hizmetimize,
İlişkinin her çeşidini, emek vermek, el üstünde tutmak, bir çiçeği sular gibi beslemek gerekir,
Bu bağlantıyı koparmadığın sürece dostluk her zaman baki kalıyor,
Kızlar sizi özledim,
Tabi özlem, tüm duyguların üzerine çıktığında da yapılacak tek iş, teknolojinin nimetlerinden faydalanmak,
Bugün Nehir'den aldığım maille yüzümde güller açtı,
Sema, Nehir ve ben  filmlerdeki mektup okuyan karakterler gibi,
Yazarın sesiyle okuduğumuz e- maillere, yüzümüzde kocaman bir gülücükle karşılık verdik,
İyi ki varsınız...

27 Ağustos 2013 Salı

KİTABINI ÖDÜNÇ ALABİLİR MİYİM?

Bu cümleyi duyduğunuzda tüyleriniz diken diken oluyorsa şayet,
Hızla şu düşünceler geçiyor olabilir aklınızdan; "Acaba ne zaman geri verecek, kitabın başına bir iş gelir mi" diye korkulara kapıldığınız hiç mi olmadı?
O zaman aşağıdaki yazı sizi rahatlatacaktır. Ödünç kitap alabilecek bir yer var.

En son en zaman kütüphaneye gittiniz ?
Üniversitede ders çalışmak için mi ?
Ankara'da Kumrular sokaktaki "Adnan Ötüken Kütüphanesi"nin önünden belki de her gün geçiyorsunuz benim gibi,. Aklınızdan içeri girmek gelmiyor. Bir gün arkadaşımın teşviki ile girdiğim kütüphanede zaman tüneline girmiş gibi oldum. Yüksek tavanlı, gösterişli avizeli okuma salonu gençlerle doluydu. "Ödünç Kitap" oklarını takip ederek, kitap dolu rafların yer aldığı salonda bulduk kendimizi.  Bir bankonun arkasında görevli memur kimliğimizi istedi, hemen oracıkta bizi kütüphaneye kayıt etti. Bu kadar basit iki dakika süren işlemden sonra, 15 günlüğüne istediğiniz kitabı ödünç alabiliyorsunuz. Bugün ilk kez kitap ödünç aldım ve mutlu oldum. Kitabevine gidip, para verip de istediğin kitabı almaktan daha başka, manevi bir durum söz konusu bu ortamda.
Bu değişik deneyim için size de öneririm. Yolunuzun üzarinde varsa böyle bir kütüphane içeri girmeyi deneyin. Pişman olmayacaksınız.
Bu öğlen Kumrulara başka bir iş için gitmiştim ama kendimi kütüphanede buldum ve ne zamandır okumayı istediğim kitabı orada görünce hemen Ödünç aldım,
Nermin Bezmen- Kurt Seyt ve Shura
Belki takip etmişsinizdir, Kıvanç Tatlıtuğ canlandıracak Kurt Seyt'i çekilecek dizide,
Bir de Hamdi Koç'un Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası
Hamdi Koç'un kitaplarını daha önce okumamıştım,
Son kitabının röportajını Ayşe Arman'da okudum,
Ünye'de yazdığı bu kitap için ben de onunla söyleşi yapmak isterim açıkçası,
Çok kalın kitabını bitirmeyi ne zaman başarırsam tabi :)

SAHTE ALTINI NASIL ANLARIZ?

Sahte altın nasıl anlaşılır diye test yapıyordu geçen akşam, haberlerde bir kuyumcu,
Altının cam tezgaha atıldığında, çıkardığı tınlama sesi sahte ve gerçeğini ayırt ediyormuş,
Malum düğünlerde, doğumlarda genelde çeyrek altın takıyor bizim milletimiz,
O nedenle de çeyrek altın çok satılıyormuş,
Onun da sahtesini çıkarmış bazı uyanıklar,
Düğünlerde artık yakaya takma adeti kalktı, gelinin süslü bir çantası oluyor ona kutusu ile atılıyor,
O kutuda ne olduğu ise görülmüyor,
Kim ne takmış muhabbeti yapılamıyor bu nedenle,
Düğün sahipleri için de biraz karmaşık bir durum,
Bizde karşılığını yapma adeti vardır ya genelde,
Tam tersinin yapıldığı bir düğüne katıldım geçen yıl,
Takı takacak olanlar, sahne gibi bir yere çıktılar önce,
Gelinin ve damadın ailesinin elinde bir kalem kağıt sıraya girenlere ne takıyorsunuz soruyor ve yazıyorlardı,
Takı merasiminden sonra ise bu liste okundu,
Halasından bir altın bilezik, 5 numaralı komşudan  çeyrek altın gibi :)))
Bu da çok enteresandı gerçekten de,
Birkaç yıldır hayatımıza  Gram Altın girdi,
Çeyrek altın 1.75 gr.
Gram altın, fiyat olarak da daha ucuz,
Karadenizde gelinlere çifte hasır takılırdı,
Trabzon'da yapılan telkari işi dört parmak kalınlığında bir bilezik,
Hasır olarak adlandırılır,
Şimdilerde bir araba parasını kolunda gezdiren gelin var mı bilemiyorum gerçi,
Komşumuz gelin alacaktı,
Ben çocuktum,
Bavul hazırlıyorlar, gelin evine götürülecek,
Bavulda gelin için alınanlar var,
Kıyafetlerin yanı sıra,
Takılar da,
Altın, inci ve pırlanta takılar,
Ben çok şaşırmıştım bu kadar çeşitli takıyı görünce,
O kadar da varlıklı bir aile değildi söylediğim,
Çevrenin "millet ne der? aaa alamamış mı br pırlanta küpe?" gibi konuşmalarını önlemek için gösteriş için yani, borç harç alınırdı o takılar.
Neyse ki şimdi herkes kendi durumu neyse, o imkanda yapmaya gayret ediyor, gençler de daha akıllı, aileler de,
Bir de geçim sıkıntısı var herkeste, gösterişe aktaracak para kalmadı değil mi?

23 Ağustos 2013 Cuma

BU SEFER DE LEYLAK DALI İLE AYLAK MADAM

Sevdiğim bu mekanla ilgili yazdığım ve fotoğrafları eklediğimde,
Gelen yorumlar çok hoştu,
Ne çok bilen varmış meğer burayı,
İsmini ilk kez duyanlar ve Kızılaya inip de oraya yolunu düşürecek olanlar çıktı,
Çok sevdikleri bu mekanda buluşma ayarladığım dostlarım oldu,
Leylak Dalımla bu öğlen orada kahve keyfi yaşadık,
Lale'nin de kulaklarını çınlattık,
(Ankara'ya geldiğinde seninle de gideriz Lalem)
Sohbet muhabbet zaman nasıl geçti anlayamadık,
Daldan dala konduk, ne çok konuşacak mevzu var daha,
Yarım kaldı ama olsun, yine bu sefer Leylağım ve kardeşi ile buluşmak için sözleştik,
Ayrılmadan önce ise, kırmızı saçlı güzel garsonla fotoğraf çektirmeyi ve bloğun adresini ona bırakmayı ihmal etmedik,
Aylak Madam da zarif bir Leylak, şapkası da çok yakıştı ona :)
Her duvarı, her köşesi fotoğraflanmayı hak eden bu mekanı seviyoruz biz,
Hayatı güzelleştiren bu molalar olmasa çekilir olmaz iş hayatı,
Bir yerlerde okumuştum "mutsuzluğu veya mutluluğu seçmek bizim elimizde, kolaycılar mutsuzluğu seçer" diye,
Her olaydan iyi, mutlu ve güzel şeyler çıkarabilmek becerisine sahip olsak,
Hayat bizi fazla hırpalamaz,
Biz mutluluk kalkanımızla karşısında dururuz gibi geliyor,
Sağlığımız yerinde olduktan sonra,
Tüm dert ve sıkıntılar bir şekilde çözülüyor,
Küçük mutluluklardan büyük şölenler çıkaranlardan olabilmemiz dileğimle....

22 Ağustos 2013 Perşembe

ÖLÜM HİÇ BU KADAR ÇEŞİTLİ GÖRÜNMEMİŞTİ GÖZÜME: PERİ GAZOZU

Ercan Kesal "babam Gazozcu Mevlüt'ün hatırasına"diyor "Peri Gazozu"kitabında,
Ben de sandım ki, bir gazozcu hikayesi okuyacağım,
Malumunuz babam da gazozcu Muharrem olunca, bir alaka kurmuştum kendimce,
Hatta abime masaj atıp, babama ithaf ettiğin "Çataltepe Gazozu" diye bir kitap yazarsın dedim,
Bambaşka, farklı  hikayeler yumağıydı okuduğum, insani, siyasi,gerçek, acı hayattan kesitlerdi,
Lale ve Leylağım tavsiye etmişti, zevkle okuduklarını pardon, seyrettiklerini söylemişlerdi,
Dili çok güzel ve akıcıydı,
Tıp doktoru olan yazarın, mecburi hizmet yıllarında Anadolu'nun farklı yerlerinde geçen hayat hikayesini hiç sıkılmadan okuyorsunuz,
Çocukluğuna, ilk gençlik yıllarına, doktorluk günlerine dönüşler var, anlattığı tüm olaylar ölümlerle sonuçlanıyor,
Hikayelerde "ÖLÜM"ün her çeşidi vardı,
Bu kadar çok gerçek ve acı hikaye okuyunca ister istemez karamsarlığa kapılıyor insan,
Yüreğime dokunan olaylar anlatıyor herbiri ders niteliğinde;

"Dedemden öğrendiğim "insan olmak" kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediği herhangi bir şeyi bir başkası için de aynı şiddette isteyebiliyorsa "insanım" diyebiliyor.

Farkında mısınız, sahip olduklarınızın, başkalarının da işine yarayabileceği bir büyük sofradır yeryüzü? Sonuna kadar tüketip, bitirmek yerine, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kadarını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat..Gerçekten, çok mu zor?
 
Acı bir çiğköfte yerken dilin, boğazın yanar ama, bir o kadar da lezzetlidir ya öyle hissettim kitap bitince...

20 Ağustos 2013 Salı

KIZILAY'DA BİR HOŞ MEKAN:AYLAK MADAM

Aylak Madam; mavi duvarları ve rengarenk dekorasyonu, dünyanın en güzel kadınlarından oluşan duvar posterleri ile sizi hemen etkisi altına alıyor,
Öğle tatillerinde birşeyler atıştıran veya bir kahve molası  veren iş adamları ve iş kadınları oluyor genelde müşterilerinin arasında,
Kırmızı saçları ve gülünce gözleri de gülen genç kız menüyü uzatıyor,
Aslında ne yediğim değil, o mekanda kiminle yediğim önemli,
Benim kızlarla, orada olmak zaten bir keyif,
Bu güzel atmosferde, zevkli ayrıntılarla memnuniyetimiz artıyor,
Servisler önümüze konulduğunda, hayranlıkla önümüzdeki kadın yüzlerine bakıyoruz,
"Yaz Kokulu Kız" yazıyor benim servisimde, mavi saçlı, mavi gözlü, gözlüklü bu kadını ben çok seviyorum,
Kimin elinden çıkmış bu güzel çizimler diye düşünüp sordum bizim kırmızı saçlı garsona,
Tesadüf bu ya, çizeri de tam karşımızdaki masada oturuyormuş,
Bunların çizeri  Zafer Bey'e yukarıdaki kağıt servisi imzalattım,
Belki de ilk kez böyle bir taleple karşılaştı,
İnternet sitesini inceleyeceğimi söyledim,
Çizdiği bu güzel kadınlar için onu tebrik ettim,
Kendisi biraz mahçup, biraz şaşkındı...

17 Ağustos 2013 Cumartesi

KEDİ MAMASI

Mercan "cıt cıt cıt" yemeğini yiyor,
Sütsüz cornflakes yer gibi,
Bir de iştahlı çıtırdatıyor ki,
Hayatta, kuru mama dışında bir şey yemiyor,
Hanımefendi çok seçici,
Alıştığı marka kum olmazsa tuvaletini bile yapmıyor,
"Aklı var fikri yok" derim ya ben kediler için,
İstediği herşeyi anlatmaktaki ustalığı karşısında çok şaşırıyorum,
Konuşmadan anlaşabilmek, yüzünde bir mimik olmadan sevgisini gösterebilmek hayvanlara özgü,
Gülmeyi becerebilselerdi nasıl olurdu diye düşündüm dün,
O kadar mutluydu ki,
Ben o yumuşacık, uzun tüylerini okşadığımda,
Memnuniyetini, kendini bana teslim ederek belli ediyordu,
Bir oraya bir buraya dönüp, kendini sevdiriyor,
Sevgiden besleneniyor resmen,
Bu da, tüylerinin parlamasına ve daha da güzelleşmesine yol açıyor,
Hele de o, patilerini kıvırıp ayaklarının altına alması ve kukuman kuşu gibi durması,
Fotoğraf makinasını eline aldığında, hiç hareket etmeden sana poz vermesi,
Oyuncak minik bir faresi var Mercan'ın,
Onunla oynamasını izlemelisiniz,
Bir bebek nasıl anne ve babasının yanında oynamaktan zevk alır, kendi odasında tek başına oynamaz,
Bu da, aynı bebekler gibi, muhakkak sizin yanınızda oynamaktan hoşlanıyor,
Nerede bulursa o fareyi ağzıyla tutup getiriyor, sizin olduğunuz yerde oynamaya başlıyor,
Patileri ile onu şöyle bir yoklayıp, fırlatıyor, peşinden zıplıyor,
Koltuk veya yatak altına gittiğinde de kafasını yere yapıştırıp onu gözlüyor,
Patilerini uzatıp almaya çalışıyor,
Becemeyince de sizden yardım istiyor,
Buradan itiraf ediyorum,
Mercanla yaşamaya alıştım ve onu seviyorum,
Mutfağa girmediği, koltuklara ve halıya tırnaklarını geçirmediği sürece sorun yok,
Benden korkuyor ve HAYIR dediğimde adımını atmıyor geldiğinden beri mutfağa,
Umarım böyle devam eder,
Kediden korkan misafirlerim geldiğinde de odasından çıkmasına izin yok,
Kurallar dahilinde yaşamaya alıştı mecburrr....

15 Ağustos 2013 Perşembe

ANKARA'DA YİYECEK İÇECEK MEVZU

Ramazan, bayram derken Ağustosun 15'ine geldik,
Neredeyse yaz bitecek,
Lalenin de dediği gibi, bu yaz sıcaktan ayılıp bayılmadık çok şükür,
Yazın başında yaptığımız tatilin tadı damağımızda kaldı,
Neyse ki, kurban bayramında uzun bir tatil var,
Memur değil miyiz hemen yıl içerisindeki tatilleri hesap ederiz :))
Öğle tatillerinde bazen arkadaşlarla dışarıda yemeğe gideriz,
İş yerinin yemekhanesinde yemeyeli uzun zaman oldu,
Evden getirdiğim salata, zeytinyağlı, börek, çörek yemeyi genelde tercih ederim,
Hem ne yediğini biliyorsun,
Hem de sağlıksız olma riski yok,
Nerden mi geldim mevzuya?
Bu öğlen gittiğimiz yerde arkadaşım bir sandviç istedi, gelen sandviçin içindeki jambon kokuyor ve rengi de değişmişti,
Basbayağı bozulmuş jambonu koymuşlar sandviçe,
Ne bir özür ne başka bir şey,
Sadece alıp yerine ne istediğini sordular,
Göz hizamda olduğu için dikkatimi çekti,
Limonata hazırlıyordu bir başkası,
Bardakların içerisine yarım limon yerleştiriyor,
O limonu elleri ile ittirdi bardağa,
Elinde eldiven yoktu,
Sonra o elleri ile tezgahta başka yerlere de dokundu, öncesinde de yapmıştı kesin,
Dün de simit düyasında yediğim patatesli böreğin içinden küçük bir taş çıktı,
Bu ayrıntıları görünce de, insan hayatta dışarıda birşey yiyemez oluyor...
Böyle durumlarda sizler ne yaparsınız?

Yaniiii,
Titiz olmak mı lazım?
Görmemezlikten mi gelmek lazım?

13 Ağustos 2013 Salı

"KALP ÇÖREK" Lİ BAYRAM

Bayram için öyle baklavalar açamadım ama, nette gördüğüm ve şeklini beğendiğim bir çörek yaptım,
Sizlere de öneririm,
Çok süslü oldu,
Ve de lezzetli,
Bayram sabahı kahvaltıya gelen Müberra Ablalara ve Zeyneplere de ikram ettim,
Az şekerli olduğu için üzerine pudra şekeri serptim,
Görüntüsü daha güzel oldu...

 Sizin için her adımı fotoğrafladık....




Bayram harika geçti,
Bayram gezmeleri, bolca dinlenme hem ruha hem bedene iyi geldi,
Umarım herkes de dinlenip enerji toplamıştır,

İş  yerinde bayramlaşmalar bayram sonrası olduğu için
"Geçmiş Bayramınızı Kutlu Olsun" denir,
Ben buna çok takılırım nedense,
Sen de, ben de geçtiğini biliyoruz zaten bayramın, bu tanımlamaya gerek var mı?
Sinem çok hoş, aşağıdaki yazıda bu şekilde yorum bırakmış :))
Hem de memur işi oldu diyerek,
Bilmeyenlere anlatayım dedim...

6 Ağustos 2013 Salı

BAYRAMIN ŞEKER TOPLAYAN ÇOCUKLARI

Bayramın en mutluları onlar sanırım,
Bir de şekerin yanında harçlık da alırlarsa keyiflerine diyecek olmaz,
Şu boncuk boncuk bakan gözlere bakın,
2010 yılında kapıma geldiklerinde çekmiştim bu fotoğrafı,
Ellerinde torbaları, aldıkları şekerleri çikolataları koymuşlar,
Kapıyı kapattığımda ise, birbirlerinin torbasının içerisindeki şekerleri kıyaslıyorlardı,
Çocuk olmak bu nedenle güzel,
Küçük şeylerden mutlu olabilme lüksleri var,
Biz yetişkinler "armutun sapı, kirazın çöpü" diyerek herşeyden binbir kusur bulmaya çalışırız,
Mutlu olmayı, sevinmeyi erteleriz sürekli,
Bu bayramda çocuk gözleriyle bakalım dünyaya,
Küçük de olsa mutlu olacak bahaneler yaratalım, kendimize ve çevremize...

Yarın arife;
Kabristana gidilecek,
Evde temizlik yapılacak,
Börek, tatlı, artık elimizden ne gelirse misafirlere ikram edilecek birşeyler hazırlanacak,
Bayram sabahı bir aydır yapılmayan kahvaltıya özenilecek,
Kahvaltıdan sonra bayramlaşmak için büyüklere el öpmeye gidilecek,
"İncili Yorgan"ın da bir ara üzerimize serilmesine müsade edilecek!
Büyüklerimiz bize "Ramazan Bayramında uyuyan insanın üzerine incili yorgan serilirmiş" derlerdi,
Bu mecazi anlamdan çıkardığımız ise, oruçtan yorgun düşen bünyenin bayramda uyumasının fena bir fikir olmaması...
GÖNLÜNÜZE GÖRE GEÇSİN BAYRAM
 BAYRAM ÇOCUĞU OLALIM
YÜZÜMÜZDE GÜLÜCÜK EKSİK OLMASIN

SBS LİSE YERLEŞTİRME SONUÇLARI AÇIKLANDI


Dün kendimi çok yorgun ve bitkin hissediyordum,
Erkenden yattım, gece yarısı lise sonuçları açıklanması haberine uyandım,
Ahmet Can, Süleyman Demirel Anadolu Lisesi'ni kazandı,
TOKİ Anadolu Lisesinde de yedekte,
Tam da tahmin ettiğim gibi oldu,
Kısmet bakalım yedek kazandığı yere mi gidecek, yoksa ilk kazandığı yerde mi kalacak?
29'una kadar takip edeceğiz kontenjanları, özel okullara gidip de kayıdını yaptırmayanlar olursa, yedek kazandığına da gidebilir,
Hakkında hayırlısı olsun,
Çok şükür bir yükü daha atlattık,
Liseli oldu bizim yakışıklı :)
SBS ailelerine geçmiş olsun diyorum, gözünüz aydın,
Darısı diğer çocukların başına..

2 Ağustos 2013 Cuma

"LİNKED in" acaba benimle ne yapar?

Yeni ofisimde, Atakule manzarası ile çalışıyorum,
Penceremden baktığımda Ankara'nın simgelerinden olan Atakule'yi görüyorum ve Ankara'ya ilk geldiğim yılları hatırlıyorum,
AVM'ler sarmamıştı o zamanlar heryeri,
Kızılay, Tunalı ve Bahçeli hala açık havada gezerek alışveriş yaptığımız yerlerdi,
Atakule vardı sadece Ankara'da, büyük ve kapalı AVM olarak 90'lı yıllarda,
Bu modern ve güzel Atakule dolar taşardı o zamanlar, 
Şimdi diğer devasa AVM'ler arasında sadece bir sembol olarak kaldı Ankara'da...
Mailime gelen davet maillerine sonunda yenik düşerek kendime bir "Linked in" üyeliği yaptım,

Ne olduğuna dair açıklamalar şunlar;

"İş ağı (Business Network) olarak kurmak amacı ile oluşturulmuş bir ağ. Sizi tanıyan birisi sizin hakkınızda sizi tanımlayan bir yorum yazarsa herkes bu yorumu okuyabilir. İş dünyasından ve rakip şirketlerden yeni arkadaşlar bulmanızı ve bu platform sayesinde kariyeriniz için yatırım yapma şansı sağlar."

Çok ciddi görünen bu paylaşım sitesini, bir facebook bir twetter gibi kullanmamı tembih etti Sibel,
Gidip orayı da gayri ciddi bir platforma çeviririm diye korktu sanırım :))
Aslında bu saatten sonra mesleğimle ilgili bir beklenti içerisinde değilim o platformda,

Gazetecilik alanında teklifler gelir diye umudum var :)))
Bir dergi için;  röportajcı muhabir olarak  aranmak çok hoşuma gider mesela !!!!
Buradan da duyurulur,
Yeni ofis, yeni platform bakalım hayatımda daha başka ne yenilikler olacak....