29 Nisan 2013 Pazartesi

ÖZGÜR RUH-MÜGE SANDIKÇIOĞLU ROPORTAJ

 Müge Sandıkçıoğlu, kendisi İzmirli, Ortodonti Doktoralı bir Diş Hekimi.  “Göçmen Ruh” onun ikinci kitabı. Olaylara karşı eleştirisini ve özeleştirisini yaptığı, içinde sevgi, üzüntü, vuslat, hasret, endişe olan tecrübelerini, mizahi bir dille anlattığı, bir çırpıda okunan bir kitap. Okudukça ben çok sevdim, sadece kitaplarını değil insan olarak onu sevdim. Siz de Müge’yi tanıyın istedim.

 2013 Nisan ayında yayınlanan kitabınız “Göçmen Ruh” sizin dördüncü çocuğunuz değil mi? 2012’de ilk kitabınız “Diş ile Düş Arasında” yı oğlunuz ve kızınızdan sonra olan 3. çocuğum olarak tanımlıyorsunuz. Dördüncü doğumu yapmaya nasıl karar verdiniz?
İkinci bir kitaba (yani dördüncü çocuğuma) niyetlenmemiştim açıkçası, çünkü birincinin ardından gelen hareket beni çok meşgul ediyordu. Geri dönüşlere ve tanıtıma öyle çok vakit harcıyordum ki, yeni bir kitabı düşünecek zamanım olmuyordu. İnternet dünyasının, yazara ulaşılabilirliği böylesine kolay kılması sayesinde, okuyanlar ve bulunduğu coğrafyada kitaba ulaşamayanların kitap istekleri epey mesai yaptırdı bana. İki televizyon çekimine katıldım ve bolca yazılı basın tanıtımları ile ilgilenmek durumunda kaldım. Hiç de şikâyetçi olmadım; harika bir deneyim yaşıyordum. Oysa yeni kitabı yazmaya birinci kitabın tesliminden itibaren başlamışım da haberim yokmuş.  Yazmadan duramayacak hale gelmiştim; bir yandan sürekli yazıyordum. Birinci kitaba gelen güzel tepkiler ve yayınevimin verdiği motivasyonla Ocak ayında bir anda düğmeye bastım ve dosyamı teslim ettim.  Bunda bir etken de, Nisan ayında İzmir Kitap Fuarı’nın olması idi; bu sayede yeni kitabımı ilk kez direkt kendi memleketimdeki imza günleriyle tanıtacaktım. Sonuçta dördüncü çocuğum dediğim bu kitap da doğmuş oldu. 

HER İZMİRLİ ÖZGÜR RUHLU BİR SANATÇI
Kitabınızın önsözünde, “İzmirli yazarken, fazladan harf ekler çünkü coşkusunu ancak öyle yansıtabilir. Ne satırı, ne dizesi, ne notası ne de fırçası tükenir İzmir’in” diyorsunuz. İzmirli olmanın ayrıcalığını bize biraz anlatabilir misiniz?
İzmir, son yıllarda duruşuyla ve kendine özgü halleri/âdetleri/havası/insanlarıyla çok dikkat ve ilgi çeken bir şehir haline geldi. Nereye gitsem, İzmir dışından kimle konuşsam İzmir’in güzel yanlarından söz eder oldu. Aslında bir anlamda, İzmirliler olarak bizim de kendimize bir dönüp bakmamızı sağladı. Gerçekten de ilginç özellikleri olan bir şehir. Bunu en çok da, İzmir dışına çıkıp, oraya dışarıdan bakınca fark ediyor insan. Öte yandan internet yazışmalarına bakıyorum; İzmirlilerden ciddi bir coşku ve pozitiflik yansıyor. İzmirli kurallara pek aldırmıyor, çok fazla koşturmuyor, yarın yapabileceği işi bugünden yapmıyor, yapsa da keyif çatmayı ihmal etmiyor, iş çıkışı Kordon’da bira, çay ya da kahve keyfini düşünerek gününü geçiriyor, sözünü sakınmıyor, özgürlüğüne el sürdürtmüyor/laf ettirtmiyor, demokrat ruhunu kaybetmiyor, şehir deniz kıyısında olmasına rağmen hafta sonunu bir sahilde geçirme planlarından vazgeçmiyor. Sanki her İzmirli özgür ruhlu bir sanatçı gibi yaşıyor; satır, dize, nota ve fırçayı kalbiyle kullanıyor. İzmir'in ve İzmirlilerin hiç mi derdi tasası yok? Tabii ki var; ama bize miras bu pozitif duygu belleği, coşku tarihimiz var ve bu bizi daha dışadönük bir ifade tarzına yönlendiriyor. 
Ruhunuz en çok nereye göçmek istiyor? Başarılı bir diş hekimi olarak yoğun bir iş hayatınız olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan da bir annesiniz. Ruhunuzun bu şartlar altında göçmesi zor olmuyor mu?
      Ruhumun özel olarak göçmek istediği bir yer yok; çünkü o, o kadar değişken ki ona rota çizmeme imkân yok. Ruhumun göçlerine de, işim/evim/yaşamım engel olmuyor açıkçası. Yirmi beş yıldır aktif olarak diş hekimliği yapıyorum. Yirmi bir yıldır da anneyim. Eskiden, çocuklarım küçükken daha zor zaman bulabiliyordum tabii ki. Ama en azından not almalarım vardı o zaman da. İçimde bir sürü insan yaşıyor sanki ve ben onları ancak yazarak susturabiliyorum. Onlar konuştukça, ki bu aslında her yerden ve herkesten aldığım görünen/görünmeyen sinyallerdir, bünyemden çıkmak isterler. Kişisel ve çevresel uyarılar, beni yazmaya iter. Fark ettiklerim, ruhumun göçebeliğine çanak tutar. Bu yüzden de gün içinde yazamazsam, gece evde herkes uyuduktan mutlaka sonra yazarım.
YAZILARIM BİR RUH MR’I
      “İnsanların ruhunun MR’ını çeker gibiyim” sözü benim çok hoşuma gitti. Gözlem yapmak ve bunu yazıya aktarabilmek gerçekten de güzel bir özellik. Ne zaman keşfettiniz bu özelliğinizi?
Benim eşim radyolog; o nedenle insan bedeninin içini farklı yöntemlerle görmüşlüğüm çok oldu. MR da onlardan biri tabii ki. Eşim, bedenlerin içine bakıp raporlar yazdıkça, kendi yazdıklarımın da ruh MR'ı gibi bir şey olduğunu düşündüm. İnsanın sakladığı/saklamadığı/saklamak istediği halde deşifre olduğu bazı hallerini fark ettim. Bunu hepimiz farklı oranlarda zaten yapıyoruzdur. Birinin bir göz hareketi, tek bir kelimesi, bir bakışı, bir beden hareketi ya da tepkisi, onunla ilgili birçok veriyi açık eder. Aynı zamanda amatör bir tiyatro oyuncusu olduğum için gözlem yapmak benim bir parçam. Bunları kendi görüş, deneyim ve fikirlerimle birleştirince yazılarım da bana bir ruh MR'ı gibi gelmeye başladı.
      Siz daha çok mutlu olmak için mi yazıyorsunuz? Yazmak önce bireysel sonra toplu terapi diyorsunuz. Yazarken ruhunuzun ve beyninizin çırılçıplak ortada olası sizi korkutmuyor mu? Şeffaf olmak bazen insana zarar vermez mi?
Yazma yolculuğuna başlama nedenim mutlu olmak çıkışlı değildi; en azından ben öyle bir farkındalık içinde değildim. Zaman geçtikçe, yazmanın bana nasıl da iyi geldiğini ve yaz(a)madığım zamanlarda nasıl bir sıkışmışlık hissine girdiğimi fark ettim. İlacını aksatan bir hasta gibiydim. Kendini sözel olarak, sohbetlerde de kasan biri olmamama rağmen, yazmanın verdiği özgürlüğü hep daha çok sevdim. Kim bilir belki de, ne yazık ki dinlemeyi çok da iyi beceremeyen bir toplum oluşumuz, beni yazarak konuşmaya itti. Yazarken ne onay bekliyorsunuz ne de sözünüz kesiliyor. Ortamın tek hatibi kendiniz oluyorsunuz. İçimde konuşanların da seslerini çıkarmak istemelerine kulak verince, yazmak gerçekten bir terapi oldu benim için. Sonuç olarak da çırılçıplak ve şeffaf olmanın kaçınılmazlığı ortaya çıktı. İlle de öyle olayım diye değil, içimden öylesi doğal olarak geldiği için... Şimdilik zararını görmedim, ya da henüz kimse sesini çıkarmıyor, bilmiyorum. Ama geri dönüşler diyor ki: "Hislerimize tercüman oluyorsun." Bu bir cesaret ise, bundan rahatsız değilim.
SERTLİK VE GÜÇ ÖLÜMÜN ARKADAŞLARIDIR
Güçlü kadınlara da bazı nasihatler var kitabınızda. Bir “Hürrem Sultan “ olmak zorunda değilsiniz diyorsunuz. Gerçekten de zayıflık bazen bir meziyet mi?
Hayatın çeşitli dönemlerinde farklı rollere ve duruşlara bürünmemiz gerekiyor. Zamanlar da artık "kadınlar"ın daha güçlü olmasını gerektiren zamanlar oldu. Yine de her bireyin gücünün azaldığı ya da tükendiği dönemler olduğunda, bunu bir zayıflık olarak değil de, insanlık hali olarak kabullenmek bir kayıp değildir diye düşünüyorum.  Her daim kelle koltukta, elde bayrak, kahramanlık türküleriyle yaşamak mümkün mü? O anlardaki takatsizliğe izin vermek, bir sonraki probleme daha bir azim ve güçle sahip çıkmaya da yarar. Filozof  Lao Tzu der ki: “Zayıflık harika bir şeydir, güç hiçbir şey. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğü zaman ise sert, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken zayıf, esnek ve tazedir. Kuru ve sert hâle geldiğinde ölür. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık ise var oluş tazeliğinin ifadeleridir." (Tarkovsky'nin "Stalker" isimli filminden Stalker’ın ifadeleri ). Bunların tümüne katılmasam da, ihtiyaç anında esneklik ve zayıflığın da bir erdem olduğuna inanıyorum. 
Hayata pozitif ve sevgi dolu bakmak insanı güzel yaşlandırıyor. Kuafördeki o mavi gözlü teyzeyi o kadar güzel anlatmışsınız ki. Öyle yaşlanmak istedim ben de. Sanırım sizin de hayalinizde öyle bir yaşlılık var?
Kesinlikle aynen öyle bir yaşlılık hayal ediyorum. Çünkü ben, kitabımda da yazdığım gibi, yaşlılıktan korkmaya başladım. Derdim buruşmak falan değil; benim derdim muhtaç olmamak, elden ayaktan düşmemek, sevdiklerime yük olmamak, mızmız olacağıma o yaşlarda bile hâlâ üretken ve hayat dolu olabilmek. Benim anneannem doksan dokuz yaşında vefat etti; son yıllarına kadar çok dinamik bir yaşlıydı, ama geçirdiği kırık ameliyatlarından sonra onu muhtaç ve unutkan görmek beni çok etkiledi, üzdü. Şu an annem yetmiş beş yaşında ve maşallahı var. Ben hem anneannemin o güzel zamanlarındaki gibi hem annem gibi hem de kuafördeki o teyze gibi olmayı diliyor ve dua ediyorum.
TİYATRO BİR TERAPİ
İzmir’de Ali Poyrazoğlu’nun gençlik tiyatrosunda 2001 yılında sahneye çıkmışsınız. Elinizdeki palette kaç çeşit renk var böyle. Başarılı bir diş hekimi, yazar, anne, oyuncu. Daha sayamadığım neler var?  Tiyatro sahnesine çıkmak sizin hayatınıza neler kattı?
Tiyatro, çocukluğumdan beri hayalimdi ama fırsat olamamıştı.
 O da yazma serüvenim gibi, içimdeki insanların kendilerini ortaya çıkarma çığlıklarının sonucudur.
 Size verilen rolün insanını anlamaya çalışmak, geçmişini bile kurgulamak, ona bir beden duruşu vermeye çabalamak ve onun gibi konuşabilmek, insanın kendini ifade etmesinin en güzel yöntemlerinden biri; 
yani bana öyle geliyor. 
Sahneden inince, yeniden kendim olduğumda, ben “ben”i çok daha arınmış hissediyorum. 
Bu da bir terapi.
Oğlunuzun İstanbul’a üniversiteye okumaya gitmesi 
ve o zamanki duygularınız beni çok etkiledi. 
Hem güven duyup, hem de endişe duyması oğlu için bir annenin, sizi çok iyi anlıyorum. 
Benim de seneye sınava girecek bir oğlum var. 
Bu çelişkiler gel-gitler sanırım her annenin başına gelecek bir süreç. 
Tecrübelerinizin bize yol gösterici olmasını diliyorum. 
Şu anda nasıl idare ediyorsunuz durumu?
Oğlumun gidişine ve evdeki yokluğuna alıştık diyebilirim
. Ama bu özlem duymadığımız anlamına gelmiyor kesinlikle. 
Bu noktada şunu söyleyebilirim: 
Evladınız sağlıklı ve mutlu ise ve bunu size samimiyetle fark ettirebiliyorsa,
 ona hayatını kurması için tüm yolları açabiliyorsunuz. 
O kendi bizi bu sayede çok rahatlattı.
 Hâlâ her gidiş gelişinde içim hamur gibi oluyor ama hayat onun hayatı. 
Saygım, sevgi ve özlemimin önünde…
İÇİM DIŞIMA FIŞKIRIYOR
 “İÇ ’imde duramayanların 
DIŞ’ıma çıkmasına yardımcı olanlara 
teşekkür ediyorum diyorsunuz.
 Sizin içinizdekileri Dış’ınıza çıkaranlar kimler? 
En çok nelerden ve kimlerden besleniyorsunuz?
İç’imin dış’a çıkmasına yardımcı olanlar 
sadece iyi örnekler değil. 
Beni yaralayanlar da içimi dışarı fışkırtıyor. 
Bu demek değil ki, gidip çatışıyorum; yazdırıyorlar bana.
Güzellikler de, kötülükler de besliyor beni. 
Kitapta her ikisini de ifade ettiğim yazılarım var.
Sonuç olarak duygularımı ve mantığımı olumlu
ya da olumsuz olarak kaşıyan
her şey ve herkes yazmama yol açabiliyor.
Yazmaya devam mı? 
Bu kitabınız “Deneme” türünde. Roman yazmayı düşünüyor musunuz?
Yazmaya devam… 
Ancak son aylarda daha çok gazete ve dergi yazılarıyla meşgul olabildim. 
Bana ilaç gibi gelen “deneme-anlatı” türünden kopabileceğimi sanmıyorum
 ama roman ve senaryo yazma konusunda çalışmalarım var.
 Acelem yok; sırayla hepsini yapabilmeyi diliyorum sadece.
Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum.
Bu incelikli ve duyarlı sorular için ben de çok teşekkür ederim.

26 Nisan 2013 Cuma

SİGARA VE SAĞLIKLI BESLENME ÇELİŞKİSİ

Sağlıklı beslenmeye takmış, sağlıklı ve organik ürün peşine nerelere gitmiş,
Ne paralar ödemiş, herkese bilmiş bilmiş önerilerde bulunan, bizim yediğimiz, sağlıksız olduğunu düşündüğü yiyeceklere burun kıvıran,
En sağlıklıyı, en doğalını, en vitaminliyi kendi yediğini düşünen,
Bir tanıdığım var,
Ne güzel değil mi,
Siz düşünüyorsunuz ki,
O en iyisini yapıyor,
Yok, o iş öyle değil, neden mi?
Günde bir paket sigara içiyor,
Ben ne anladım onun sağlıklı beslenmesinden,
Sen ciğerini ziftle doldur, nikotinle besle bünyeyi,
Sonra da millete sağlıklı gıda ahkamı kes,
Nasıl bir mantık bu anlayamadım gitti,
Anlayan varsa lütfen açıklasın bana,
Yanlış mı düşünüyorum acaba?
Arada şöyle;
Bol tereyağlı iskender,
Mis gibi kırmızı biber ve nane kokulu bir mantı,
Ya da acılı bir adana,
İçtiğiniz 1 paket sigaradan daha mı zararlı?

25 Nisan 2013 Perşembe

KADINLARI ANLAMAK ZOR ZANAAT MİRİM!!!!!

Dün akşam eve girerken birkaç komşum ile karşılaştım,
Biri benden yaşça büyük, kısa boylu topluca bir bayan,
Merhaba nasılsınız? selamımı tam vermiştim ki,
"aaa siz çok zayıflamışsınız, hemen 1-2 kilo alın" demez mi?
Ben de gülümseyerek "çok teşekkür ediyorum, iltifat ediyorsunuz, ben isteyerek zayıfladım" dedim,
Bu cümleden sonra ona söylemek istediğim cümle şuydu, "bence siz de en az 5 kilo vermelisiniz, daha sağlıklı yaşamak için kendinize bunu yapın"
Ama bu düşüncelerimi kendime sakladım,
Çünkü ben, insanları incitmeyi hiç sevmem, bilerek veya bilmeyerek,
İstisnalar kaideyi bozmaz ama, şu tesbitimi dile getirmeden de duramayacağım;
Kadınlar, karşılarındaki kadının kendilerinden hoş ve güzel görünmesini, zayıf olmasını asla istemiyorlar,
Birkaç kilo fazlan olsa ve sen desen ki, "canım,   bu günlerde kilo aldım sanki bir 5 kilo vermeliyim,"
Hemen bu sözünün üstüne atlarlar ve "evet evet ben de fark ettim, sen bu aralar kilo mu aldın ne, rejim yap, bildiğim bir diyetisyen var" derler,
İçten içe de sevinirler,
Napacağız bu kadın hallerine acaba a dostlar,
Çok değil ben de sadece 5-6 kilo verdim ve verdiğim günden beri o kadar çok duydum ki, bu yukarıdaki gibi sözleri,
Bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyor,
Gülüp geçin siz de, tecrübe ile sabit iyi geliyor :)))))
BOL GÜLÜCÜKLÜ BİR GÜN DİLİYORUM SİZLERE

24 Nisan 2013 Çarşamba

EV DEKORASYONU-TADİLATI İŞLERİ

Fotoğraflar:Cep Aynası Bloğundan
Ne zor işmiş ev tadilatı ile uğraşmak,
Neredeyse 4 aydır bizi çok yordu bu iş,
Şimdilerin modasına uyduk biz de bir mimarlık bürosu ile anlaştık,
Tek tek ustaları bulmakla ve inşaat işiyle uğraşmak zor olur ve yoruluruz diye,
Mimarın evin tadilatı için öngördüğü süre 2 aydı, 4 aya uzadı,
Bu uzama da beni fazlası ile gerdi, strese soktu,
Her ustanın işini yarım yapıp evi terk etmesi, ( sonra da ara bulasın)
Günlerin boşa geçmesi, bu şekilde evde haftalarca yarım kalan işleri görüp sinirinin bozulması,
Örneğin, mutfak dolabı takılır, dolap kapaklarının ayarı yapılmaz, tezgah gelmez, musluk takılmaz,
Benim gibi tez canlı biri için oldukça zor bir süreç yani,
Başladığı işi tamamlayarak giden bir usta daha tanımadım malesef,
Bir de bunları koordine eden mimar var ortada!!!
Bazı öneriler vermek isterim;
Ankara’daysanız eğer, Rüzgarlı’dan ; duvar kağıdı, k lozet,  lavabo, armatür, seramik alabilirsiniz,
Hem çeşit açısından bol, hem de pazarlık yapabiliyorsunuz,
Oraya gitmişken; Kanka Cafe'nin sabah simidini ve öğlen için pidesini öneririm (SSK Hastanesinin karşısında)
Mobilya için ise,  Sitelere Karacakaya Caddesine gidip de başınızın bir dönmesi gerekiyor,
O mağaza senin bu mağaza benim dolaşıp, kat kat çık in yaptıktan sonra, aklınız karışıyor,
Birkaç gününüzü ayırmak gerekiyor,
Bir seferde mobilya alabileceğinizi, karar vereceğinizi düşünmek hayal  olarak kalıyor çoğu kez,
Biz Coşkunoğlundan aldık mobilyaları,
Tavsiye ederim, Sahibi Tahsin Bey çok ilgilendi bizlerle, kalitesinden emin olarak mobilya almak önemli çünkü,
Beğendiğiniz aynı model kanepe 2.5'a da var 6'ya da,
Bu konuda güven çok önemli,
Sağlamlık, kullanılan malzemenin kalitesi,
O nedenle çok gezmek, çok düşünmek lazım,
Perde, avize, halı hepsini ayrı ayrı seçmek de başlıbaşına bir iş tabi,
Muhakkak mobilyacının bunları alabileceğinşz bir tanıdığı vardır size önerecek,
Danışmak istediğiniz bir husus varsa sorabilirsiniz,
Bu konuda 4 ayda bayağı bir tecrübe kazandım :)))
Huzurla ve sağlıkla oturmak nasip olur inşallah.

22 Nisan 2013 Pazartesi

23 NİSAN KUTLU OLSUN

Sevinin küçükler, övünün büyükler,
23 Nisan Kutlu olsun,
Çocuk Bayramınız kutlu olsun,
Çocuklarımıza husurlu, mutlu bir çocukluk yaşatalım,
Onlar için en güzelini verelim,
Millete faydalı çocuklar yetiştirmek bizlerin görevi,
Umarım gelecek onlar için güzelliklere gebedir,
Tüm yatırımımızı çocuklarımıza yapmalı ve onların sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlamalıyız,
Zor bir iş, ebeveyn olmak kolay değil,
Onların iyiliğini düşünmek ve öyle hareket etmek bizim görevimiz olmalı,
Çocuklar, biz anne-babalar, sizi çokkk seviyoruz,
GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

17 Nisan 2013 Çarşamba

16.VODAFONE FREEZONE LİSELERARASI MÜZİK YARIŞMASINDA FİNALE GİDECEK LİSELER AÇIKLANDI !! ANKARA NEDEN YOK??

Eskişehirden bir Ailenin yarışma ile ilgili düşünceleri ve gerçekleştirdikleri;

AdsızEskişehir dedi ki...
Sevgili mavianne... ben de ankara elemelerine katılıp, son derece üzgün olan bir genç müzisyen annesiyim... biz de eskişehirden katılmıştık... 83 okuldan hiçbirinin yer almaması çok şaşırtıcı...ben de çok üzgün ve kızgınım... bu işi araştıracağım. bizce kayıtların başına bir şey geldi ve hiç jürinin önüne çıkmadı...
 Eskişehir dedi ki...
biz eskişehirden faks çekiyoruz prodüksiyona... jüriye ulaştıracaklarını söylüyorlar... faks no: 0 216 4183135 ayrıca jüriyi öğrendik... olcayto ahmet tuğsuz, melis sökmen ve serhat hacıpaşalıoğlu... onlara da mesaj atıyoruz... bir şey beklemiyoruz ama bu saçmalık nedeniyle biraz rahatsız olsunlar ve bir daha düzgün bir organizasyon yapsınlar.....ilk aradığımızda görüntülerde montajda bir sıkıntı olduğunu ve paramızı iade edebileceklerini söylerken şimdi hiçbir sıkıntı yok jüri adil seçim yaptı filan diyorlar ama artık inanasım gelmiyor maalesef...yanlış anlaşılmasın derdimiz finale kalmak ya da paramızı almak filan değil... ortada bir sıkıntı var ve biz bunu öğrenmek istiyoruz... çocuklarımızın emeklerini ne yaptılar onu merak ediyoruz... çünkü tv reklamlarında da hiç göstermiyorlar siteye de video koymuyorlar hep ropörtaj videoları var nedense!



Ankara'da hiç mi iyi müzik yapan liseli yoktu?
Esefle kınıyorum Vodafone Freezone jüri üyelerini,
Elvankent Bilgi Anadolu Lisesi'ni temsilen oğlumun müzik grubu da finale malesef gidemiyor,
12 İstanbul Lisesi gidiyor aşağıda gördüğünüz üzere!!!!!!!
Ankara'nın renkli Liselilerini O sahnede göremeyecek olmak büyük eksiklik,
İstanbul'da Bostancı Gösteri Merkezinde sahne almayı hak eden Ankara'lı Grupların olduğunu düşünüyorum,
Ankara'daki Liseliler adına üzüldüm....

İcra dalında finale kalan liseler

1. KKTC-Gazi Mağusa Namık Kemal Lisesi - KKTC Telsim FreeZone 1. Liselerarası Müzik Yarışması 1.si
2. Bursa-Bursa Anadolu Kız Lisesi
3. Bursa-Zeki Müren Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi
4. Gaziantep-Gaziantep Kolej Vakfı Özel Lisesi
5. İstanbul-Bostancı Doğa Koleji
6. İstanbul-Cengizhan Anadolu Lisesi
7. İstanbul-Hasan Şadoğlu Lisesi
8. İstanbul-Kartal Süleyman Demirel Lisesi
9. İstanbul-Özel Alman Lisesi
10. İstanbul-Özel Irmak Okulları
11. İstanbul-Özel Moda Mimar Sinan Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi
12. İstanbul-Tuna Anadolu Sağlık Meslek Lisesi
13. İstanbul-Büyükçekmece Atatürk Anadolu Lisesi
14.İstanbul-Galileo Galilei İtalyan Lisesi
15. İstanbul-Özel Sankt Georg Avusturya Lisesi
16. İstanbul-Özel Saint - Benoit Fransız Lisesi
17. İzmir-Nevvar Salih İşgören Denizcilik Anadolu ve Teknik Lisesi
18. İzmir-Övgü Terzibaşıoğlu Anadolu Lisesi
19. İzmir-Şehit Erkan Özcan Anadolu Lisesi
20. Kocaeli-Kocaeli Hayrettin Gürsoy Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi
21. Manisa-Salihli Anadolu Lisesi
22. Mersin-Tarsus Amerikan Koleji
23. Samsun-Ted Samsun Koleji

16 Nisan 2013 Salı

GÜNEŞ BÖREK TARİFİ


Akşam eve giderken yufka almak için, evin oradaki yufkacıya uğradım,
Bir de ne göreyim, kapı duvar,
Ofisteki kızlara da söz vermiştim,
Ispanaklı börek yapıp öğlen yemeği için getirecektim,
Yufka bulamayınca, aşağıdaki tarifi denemek istedim,

Güneş Börek Tarifi

 Malzemeler

  • 1 su bardağı süt
  • 1/2 su bardağı yoğurt
  • 1/2 su bardağı zeytinyağı
  • 2 adet yumurta (birinin sarısı ayrılacak)
  • 1 paket instant maya
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • Aldığı kadar un (yumuşak kıvamlı hamur elde edecek kadar)
Arasına sürmek için:
  • tereyağı veya margarin
iç malzeme için:
  • 2 adet haşlanmış patates
  • 1 adet soğan
  • Maydanoz
  • Karabiber, kimyon, kırmızı biber,tuz
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • Sıvı yağ
Üzeri için:
  • Hamurda kullanılan yumurtanın sarısı
  • Susam
  • Çörek otu

Yapılışı

Hamur malzemeleriyle yumuk bir hamur yoğurun.
Üzerini örtüp mayalanmaya bırakın.
Hamur mayalanırken patatesli harcı hazırlayalım,haşlanmış patatesleri doğrayalım.
Sıvı yağda soğanı kavuralım 1 tatlı kaşığı salça, maydanoz ve baharatları ekleyelim. Doğradığımız patatesleri de ekleyip karıştıralım.
Mayalanan hamuru çok ince olmayacak şekilde açın.
Üzerine erimiş tereyağından bolca sürün ve zarf gibi katlayın.
Hamuru buzlukta bekletin. Az toparlandıktan sonra çıkarın ve yine çok ince olmayacak şekilde açın.
Açtığınız hamurun altına ve üzerine hafif un serperek merdaneyle dikdörtgen şekline getirin.
Üzerine erimiş tereyağından veya margarinden sürüp patatesli içten her yerine gelecek şekilde yayın.
Uzun kenarından başlayarak rulo yapın ve yağlı kağıt üzerinde rulonun uçlarını birleştirerek simit şekli verin.
Kağıdın üzerinde simit şeklini bozmadan ve tam koparmadan dilim dilim kesin. Kağıtla beraber tepsinin içine alın ki şekli bozulmasın.(kesme işlemini kağıtsız olarak yağlanmış tepside yaparsanız hamuru yağlı tepsiye alıp kesiniz)
Üzerine yumurta sarısı sürüp çörekotu serpin. Bu şekilde mayalanması için 1 saat kadar bekletin.
170 derece ısınmış fırında üzeri kızarana kadar pişirin.(kısık derecede pişirin ki içini iyi çeksin).

Daha fazla mayalanmasına müsaade edebilseydim, eminim daha güzel olurdu,
Mutfaktan 22:30'da çıkabildiğim düşünülürse fena bir iş çıkarmadım diyebilirim :)
Evin içi mis gibi mayalı çörek kokup da, dişlerimizi fırçalayıp yatma hazırlığını tamamlamış ev ahalisi, tek bir dilim bile yemedi,
Bu öğlen, Fatma Hanımın patates salatası ile birlikte, turşu, kahvaltılıklar ve güneş börekle güzel bir yemek yedik,
Arkadaşlarım beğendi, size de tavsiye ederim,
İki tane büyük halka çıkıyor,
Bolca bir hamur,
Şık bir sunum oluyor,
Sıcak sıcak yemek daha güzel olur,
Demli bir çay eşliğinde hepinize afiyet şeker olsun!!!!

15 Nisan 2013 Pazartesi

BEYAZ SAÇLARININ KEYFİNİ ÇIKARMAK!!

Yüzüncü yaşını kutlayan kişi, "insanın soluğu azaldıkça üflenecek mumların sayısı artıyor" diye içini çeker.

İnsan ihtiyarladığının nasıl farkına varır biliyor musunuz? Bronzlaştığında bile güzelleşemez.
 
Ben on yaşında iken bir ihtiyar otuz yaşında idi. Ben otuz yaşında iken bir ihtiyar elli yaşında idi. Ben elli yaşıma girdiğim zaman bir ihtiyar yetmiş yaşında idi. Ona ne zaman yetişeceğim?
 
Yaşlılar kolayca ağlıyorlarsa bu, duygusallıklarından değildir. Onların gözyaşı pınarları kirden tıkalı olduğundan sızıntı yapar.
 
İnsan yaşlandığının ne zaman farkına varır biliyor musunuz?
"Polis memurları gittikçe gençleşiyor" 
"Tiyatroda oyuncular artık gittikçe daha kısık sesle konuşuyorlar"
"Kendimi hiç bu kadar genç hissetmemiştim"
demeye başladığı zaman.
 
İnsanoğlu hoppala ile ilk adımlarını, yürüteçle son adımlarını atar; ikisinin arasında ise hiç durmadan koşar durur.
 
Uçmadan önce son öğütler;

Yılların ağırlığı altında ağır yürümeyin,
Ayaklarınıza bakmayın, sonuna kadar başınız dik olsun,
Dikkatli olmasanız bile meraklı görünün,
Güzellikle ölün,
Son Siyah Saçım-Jean-Louis Fournier

Bu kitaptan birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmak istedim,
60 yaşındaki yazarın yaşlılığı anlattığı satırlar, esprili bir dille kaleme almış,
Hep diyorum ki, "sağlıklı yaşlanırız inşallah"
Hele de eşinle birlikte yaşlanmak harika bir olay,
Mekanları cennet olsun, kayınvalidem ve kayınpederim birlikte yaşlandılar,
Torunlarını gördüler, güzel günleri birlikte geçirdiler,
Hastalıklar da olmasa güzel bir yaşlılıktı onlarınki,
Kim istemez ki, sağlıkla, keyifli, güzel yaşlanmak,
Keyfini çıkarmak emekliliğin ve  beyaz saçlarının :)

10 Nisan 2013 Çarşamba

REK LAM LARRRRR

Markanın önüne geçmeli mi reklama çıkan yıldızlar?
Reklamın ne reklamı olduğunun aklında kalması değil midir önemli olan?
Son günlerde Kıvanç Tatlıtuğlu nam-ı diğer Kuzey'li reklam filmini sorsam size, ne reklamında oynuyor diye?
Kaç kişi bilir acaba?
Bence en başarılı reklam filmi Pınar'ın,
Geçende bir mağazada küçük bir kız çocuğu annesinin arkasından gidiyor ve ağzında tekerleme gibi şu nakarat;
" büyüdüm, büyüdüm pınarla büyüdüm"
O zaman pınarın marka olarak ne kadar akılda kalan bir reklam yaptığını anladım,
LC Waikiki ise yeni reklamında paraya acımamış, Gülse Birselli, Mehmet Günsurlu bir reklam filmi yapmış,
Çok jan janlı bir markanın reklamı sandım onları görünce,
Biscolata reklamı ise bir başrol oyuncusu kazandırdı dizi filmlere !
Yakışıklılığını bozmamak için, duygusal bir sahnede bile gülüyor adam,
Sırf yakışıklı diye başrol verilmesi ne kadar komik değil mi?
Reklamda görüp de denediğim bir ürün oldu mu diye düşündüm,
Şöyle bir etkisi oluyor belki de reklamın,
Onlarca marka ürün arasında marketten ürün seçerken reklamı iyi olan, sana güvenilir gelen markayı bilinçsiz olarak seçiyorsun,
Son zamanlarda bruno burun spreyi reklamını sevmiştim, o  bebekleri akıllı akıllı konuşturmaları güzeldi..

9 Nisan 2013 Salı

RÜYA, VASFİYE TEYZE VE BAHAR

Rüyalarınız çıkar mı?
Bazen hiç aklınıza bile getirmediğiniz olay ve kişiler girer rüyanıza,
Sabah hatırlamaya çalışır ve yakınınıza anlatırsınız ya,
Bir kaç gün sonra benzer bir olayı yaşamanız sizi nasıl etkiler?
"Aaaaa rüyam çıktı" tepkisiyle şaşırırsınız,
Nasıl olur da rüyalar gerçek olur?
Pek çok açıklama var tabi bu konuda,
Mahocum geçende bir rüya görüp anlattı ve birkaç gün sonra da rüyası çıktı,
Korktum ben ilk olarak,
Daha kötü birşey görmediği için de şükrettim.
Leonardo DiCaprio'nın Başlangıç/Inception filmi geldi aklıma filmlerden bahsedince,
İzlemediyseniz öneririm,
Orjinal bir bilimgurgu filmiydi.

Ankara'da KIŞ gitmemek için direndikçe,
BAHAR güneşini göstermek için uğraşıyor,
Sabah ve akşam soğuk, yağmurlu bir hava,
Öğlen güneşli parlak bir hava,
Bizler insanoğlu da hasta olmamak için çabadayız,
Kalın giysek bir türlü, ince giysek öbür türlü,
Yaniiii bu geçişte aman dikkat üşütmeyin,
Kat kat lahana gibi giyiniyorum ben de sizlere de tavsiye ederim,
Sıcak oldukça giyinip çıkarmak da pratik oluyor,
Vasfiye Teyze kırdı geçirdi beni yine,
Çok gülüyorum onun konuşmalarına,
Daha ilk gördüğümde çok tutmuştum,
Gülse de bunu fark edip çoğalttı rolünü :)
Ne çektin beeee!!!!!
Yeni sloganımız oldu sanki,
Gülse Brirsel'i takdir ve tebrik ediyorum,
Gerçi benim takdirime ihtiyacı yok ama,
Karakter yaratmakta üstüne yok,
Çizgili pijamalı Gaffur'u hala unutmadık,
Burhan Abi taklitleri yapmaktan bıkıp usanmadı komedyenler,
Orçun, Selahattin, Zerrin,
Her biri taklidi yapılası tipler,
Pazartesi akşamına pek yakışmadı bence Cuma olsa Yalan Dünya daha iyi olacak ama neyse....

1 Nisan 2013 Pazartesi

MEMLEKETİME BAHAR GELMİŞ HOŞGELMİŞ-NİSAN GÜZELLEMESİ !

FOTOĞRAFLAR:A. MAHİR ERDEM
Güneşin insan bünyesine yaptğı iyiliği çok az şey yapıyor sanırım,
Çikolata da bunlardan biri tabi :))
Neşe ve umutla dopdolu hissediyorsun kendini,
Sanki güneş senin yüreğine doğmuş,
İşte bu duygular içerisinde bir de doğa sana gülümsüyorsa,
Daha ne ister ki insan şu fani dünyada?

 BU güzellikler dün Ayaşta kaydedildi,
Doğa adeta coşmuştu,
Dünkü enerji ile işe geldim ve pazartesi sendromu benden çok çok uzaklardaydı bugün,


Albenili çiçekli elbisesini giymiş yaramaz bir kız çocuğu benim gözümde NİSAN,
Seni çok seviyorum,
Bana iyi geliyorsun,
Yaşama sevinci aşılıyorsun,
Minnettarım sana,
Teşekkürler.....

FACEBOOK SAHTEKARLARI


Facebookta sizinle arkadaş olan biri size tekrar aynı profil fotoğrafı ile tekrar size arkadaşlık teklif ediyorsa aman!!!
Bir değil iki kez düşünün ve kabul etmeyin bu teklifi,
Dolandırıcılar yeni bir yol bulmuş,
Sizin facebook profil fotoğrafınızı alıyor, aynı isimle (belki bir nokta fazla veya eksik,sizin fark dahi edemeyeceğiniz bir şekilde ) hesap açıyor,
Sonra sizin adresinizdeki tüm arkadaşarınıza arkadaşlık mesajı gönderiyor,
Siz arkadaşlığını kabul ettiğinizde ise, sizinle mesajlaşıyor,
Sonrasında ise cep telefonunuzu unuttuğunu söyleyip numaranızı istiyor,
Bir de yolunu bulmuş, bir şekilde sizin cep telefonu numaranızla sizden 50 tl koparıyor,
Ona nasıl oluyor ayrıntısını bilmiyorum ama, ona inandıysanız paranızı kaptırıyorsunuz,
Haftasonu Mahocumun başına geldi,
İnananlar da tabi ki çok olmuş,
Sonra, yazışmadan anlayanlar olup telefon açtılar bize,
Bir gün sonra bir arkadaşımızın adı da  yine bu sahtekarlarca kullanıldı,
Aman dikkatli olun,
İkinci kez arkadaşlık isteyenlere karşı mesafeli durun,
Olmadı arkadaşınızı arayın hemen işin aslını öğrenin,
Yapılması gereken Adliyeye gidip bilişim büroya suç duyurusunda bulunmak ve dosya açtırmak gerekiyormuş,
Daha sonra açılan dosya emniyetteki bilişim suçları bölümüne iletiliyor ve onlar suçluyu kendi yöntemleri ile yakalıyorlarmış.