31 Ocak 2013 Perşembe

ANKARA METROSU -İNSAN MANZARALARI-KISIM 1

Kızılay-Batıkent arası metro ile 25 dk.,
Bu hatta metroya biniyorum 1 yıldır her gün,
Sabah ve akşam saatlerinde 25 dk. geçiriyorum,
Öncelikle Metronun artılarını sıralamak istiyorum;
Trafiğe takılmadan gidebiliyor ve nereye kaç dakikada gideceğini tam olarak biliyorsun,
Akşam da olsa aydınlık olduğu için rahatlıkla kitap okuyabiliyorsun,
Havalandırması ve ısınması iyi olduğu için rahat bir yolculuk yapabiliyorsun,
Velev ki, çok kalabalık bir saate denk geldiniz ve ayakta seyahat etmek zorunda kaldınız,
Ayakta dururken, oturanları göz hapsine alıyorsunuz ve hangi durakta ineceklerine dair varsayınlarda bulunuyorsunuz,
Keşke, arkalarında ışıklı bir pano olsa koltukların da, kim nerede inecekse orada ineceği durak yazsa diye fikirler geliştirdim kendimce :))
Taaa Batıkente kadar yolculuklarını sürdüreceklerin önünde dikilerek kalkacaklarına dair umut beslemeyiz bu şekilde olsa, değil mi ama?

Bir de uyuyanlar var ki sormayın,
Ben de bazen gözlerimin kapanmasına engel olamıyorum,
Uyurken insanları izlemek ise farklı bir deneyim,
Kafası yanındakinin omzuna düşenler,
Her durakta sıçrayıp gözünü açanlar,
Benim gibi "biraz kestirsem de, aman dimdik durmalı kimseyi rahatsız etmemeliyim " diye düşünenler,
DEVAM EDECEK

29 Ocak 2013 Salı

TATİL VE ANNE-BABA OLMA DURUMU

Tatile giren çocuklarımız evde şu anda ne yapıyorlar?
Hepimiz çalışırken bunu merak ediyoruz değil mi?
Kursa veya bir aktiviteye gitmiyorlarsa şayet,
Telefon açıp evi yoklamak günlük rutinimiz oluyor değil mi?
"Biraz da çalışsan" sözünü söylemekten imtina ederek,
"Ne yapıyorsun?Günün nasıl geçiyor" cümlesinin altında aslında bu yatıyor,
"Hep bilgisayar başında oturmasan, TV karşısında yatmasan, birazcık da test çözsen" içimizden geçip de çoğu kez söyleyemediğimiz cümleler,
SBS, Üniversite sınavı peşpeşe geldi bizde,
Delikanlılardan çok ben stresteyim,
Hem onları bunaltmamak, hem de boşvermemek gerekiyor,
Nasıl olacak, o denge nasıl tutulacak bilemiyorum, çok zor,
Kız çocukları olan arkadaşlarım sömestr için izin aldılar, onlarla vakit geçirmek için,
Benim delikanlılar kendi başlarına olmaktan daha mutlu oldukları için ben izin almaya teşebbüs bile etmedim,
15 gün  tadını çıkarsınlar tembelliğin,
Biz anne babalar tatili bile planlama gayretindeyiz,
O kadar çok alışmışız ki;
Test çözsün, sınava girsin, çalışsın, başarılı olsun,
Ben şimdiki çocuklara çok acıyorum,
Bizim gibi anne babalara sahipler !

25 Ocak 2013 Cuma

BİR TATLI HUZUR


Yağmurlu bir Ankara'dan Merhaba,
Şakır şakır bir yağmur yağıyor bugün,
Umarım tüm kötülükler de sel olur akar ve temizlenir,
En çok da insanların kibri, kötü düşünceleri de bu yağmurla yıkanır akar gider,
Huzurlu, dostça, barış içerisinde yaşamak varken tam tersini istemek niye?
İnsanları anlamak çok güç,
Müslüman geçinip de güzel huyları kendinde barındırmayan biri gördüğümde içimde acıma duygusu uyanıyor,
Yazıkkkk!!!! diyorum sadece,
Kalp kırmamak,
İyi niyetli olmak,
Güleryüzlü ve tatlı dilli olmak,
İçi dışı bir olmak,
Kıskanç ve kibirli olmamak,
Çok mu zor? Çok mu gayret etmek gerekiyor?
Bence tam tersi,
Daha kolay,
Entrikalarla kafanı yoracağına,
Huzur içerisinde yaşamaya bak,
Bundan konforlusu yok,
Herkese tavsiye ederim,
Kimseye laf sokmaya, kimsenin kuyusunu kazmaya enerjinizi harcamayın,
İyilik yapmaya, insanları mutlu etmeye, huzur yaymaya enerjinizi harcarsanız,
Hem ruhen hem de bedenen daha sağlıklı olursunuz,
Cuma vaazı gibi oldu ama,
İçimden böyle bir yazı yazmak geldi bugün,
Affınıza sığınırım,
Güzel bir haftasonu diliyorum hepinize...

21 Ocak 2013 Pazartesi

BOLU-GÖLCÜK-ALADAĞ

Cennetteydik pazar günü,
Karlar prensesinin yaşadığı masal ülkesindeydik sanki,
Diz boyu kara bata çıka fotoğraf çekimi yaptık,
Ne muhteşem manzaralardı,
Havanın oksijen seviyesiyle başımız döndü,
Fotoğraf bahane, doğa şahaneydi!
Ekip de müthiş olunca keyifli bir gezi oldu,
Umarım hocanın beğeneceği fotoğraflar çıkmıştır,
Mahocum sanatsal fotoğraflar yakalamanın peşinde koştu,
Ben daha çok modellik yaptım :)
Karın ve manzaranın tadını çıkarmaya yöneldim,
Mola verdiğimiz orman işletmesinde sobanın üzerinde kızartılan ekmek, tereyağ ve peynirin tadı,
Gülen dost suratların varlığı,
Fotoğraf çekerken dakikalarca bir yerde oyalandığında,
"Hadi ama yeter çektiğin" denilmemesinin huzuru,
Ruhuma iyi geldi.
Kar dokusu, gün batımı, karlı orman dokusu ve detay çekimleri,
Yüzlerce fotoğraf arasından en iyilerinin seçimini yapmak lazım.
Serde Karadenizlilik olunca kar üzerinde Horon Vurmak kaçınılmaz oldu tabi,

 Ankara'da bugün günlük güneşlik hava var,
Mevsim normallerinin 6-7 derece üzerindeymiş,
Harika güneşli bir haftaya MERHABA diyoruz...

18 Ocak 2013 Cuma

CELAL İLE CEREN

Ezgi Molayı oldum olası severim,
Onun samimiyeti ve doğal oyunculuğunu,
Şahan'ın ise TV8'deki yaptığı programdaki tiplemeleri ile çok sevmiştim,
Recep İvedik'te ise hem güldüm hem de nefret ettim o tipten,
Bu filmde ise; Şahan ve Ezgi kendilerini oynamışlar sanki,
Şahan'ın Recep İvedik karakterine kaymamak için gösterdiği özeni hissettim,
Ezgi Mola ise yine aynıydı,
Celal ve erkek arkadaşları bana fazlaca HANGOVER'ı hatırlattı,
Oradan esinlenilmiş gibi geldi bana,
Güldük ama karnımıza ağrı girene kadar da değil,
Çocuklar Recep İvedik daha iyiydi dediler,
13 yaş sınırı vardı ama küçük çocuklarla gelmişlerdi bazıları,
Fazlaca cinsel içerikli espriler vardı,
Biz o küçük çocuklar adına rahatsız olduk,
TV'de gösterilirse BİP lenecek diyaloglar vardı,
Birbirlerine çift olarak yakışmışlar, enerjileri tutmuştu,
Tavsiye eder miyim?
Bir kaç saat vaktiniz var, biraz da gülmek ve eğlenmek istiyorsanız sinemanın yolunu tutabilirsiniz.

17 Ocak 2013 Perşembe

MEHMET ALİ BİRAND AKŞAM BİZE GELMEYECEK MİSİN ARTIK?

Akşamları mutfakta yemek hazırlayıp da masaya oturduğumda hangi kanalı açsam diye hiç düşünmezdim,
Haberler her kanalda aynıydı ama, onun sunumu enerjisi bana iyi geliyordu,
Onun renkli saatleri, güzel kravatları ve gülen yüzü ile izlemek,
Gaflarına gülmek, benimle sohbet eder gibi haberleri anlatması, kendi fikrini söylemesi,
Bana çok eğlenceli ve değişik geliyordu,
Her akşam benim evime misafir oluyordu,
Seviyordum onun samimiyetini,
Pozitif enerjisini,
Salı akşamı haberleri kapatırken" ben yarın kesin buradayım sizi de bekliyorum " dediğinde dönüp bir baktım o gülen yüzüne ve güldüm,
Demek ki son vedasıymış,
Allah Rahmet Eylesin
Çok üzüldüm....
Bugün çok sevdiğim 2 kişinin kaybını yaşadım,
Nurten Hanım'a da Allahtan Rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun,
Çok güler yüzlü, iyi bir insandı,
Nurten Hanım bizden emekli olmuştu,
Her geldiğinde bana bir  anne gibi sarılır sevgisini dile getirirdi,
Ben de onu çok severdim,
Sabır diliyorum yakınlarına....

16 Ocak 2013 Çarşamba

AHMETİM CANIM BENİM :AHMET CAN

Benim küçük oğlum,
Kocaman bir delikanlı oldu tam 14'ü bitirdi, (Çok şükür, Allah nazardan korusun)
Boncuk gözlüm,
Projektör,
Öpücük Balığı,
Can Can,
Ne çok isimle çağırdım onu bunca yıl,
Tek başına onu tanımlamıyor hiçbiri aslında,
O, çok renkli, çok olumlu, çok sevimli bir çocuk,
Her zaman yardıma koşar,
Birşeye ihtiyacım olduğunda ilk onun adını seslenirim; Ahmet Cannnnnnn!!!!
Hemen koşar,
Hiç söylenmez,
Onunla birlikteyken sizi hiç bunaltmaz,
Neşelendirir, rahatlatır,
Öpmek istersiniz, sarılmak istersiniz,
Dokunmak istersiniz o yumuşacık, sevgi dolu kalbine,
Oyun oynamaya bayılır,
Satrançta kazandığı madalyaları odasını süsler,
Bilgisayar oyunlarına meraklıdır,
Arkadaşları ile mesajlaşmaya bayılır....
Bugün onun doğumgünü,
Boyu beni geçti,
O minicik bebeğinizin sizin boyunuzu geçmesi,
Nasıl anlatsam insanda hem bir gurur hem de şaşkınlık yaratıyor,
Allaha şükrediyorum,
Sağlıklı ve mutlu bir ömür versin,
Başarılı olsun, huzurlu bir hayatı olsun,
En önemlisi de İyi Bir İnsan olsun,
Ahmet Can 
Annen Seni Çok Seviyor


15 Ocak 2013 Salı

HOMELAND-70.ALTIN KÜRE ÖDÜLLERİ

 Son zamanlarda izlediğim ve bende bağımlılık yapan bir dizi Homeland,
Ödül alması da hoşuma gitti,
Irak konusunda, Amerika'nın kendi özeleştirisini yapması da bence çok güzel,
Pek özeleştiri yapmayan bir toplum olduk sanırım bu yüzden sevdim,
Oyunculuklar ve senaryo harika,
Aman sakın taklidini yapmayın sayın dizi yapımcıları,
Bizde tutmaz !!!
 Damian Lewis

 Claire Danes,
Bu ödülü hak ettiklerini düşünüyorum,
Her akşam en az 1 bölüm izlemeden uyuyamıyorum ,
Tavsiye ederim....

13 Ocak 2013 Pazar

KOLTUK SORUNSALI:KADİFE Mİ? KETEN Mİ?

Fotoğrafta görülen Chester kanepeyi almış bulunuyoruz,
Dün renk ve kumaş seçimi için gittik,
Kendisi keten kumaş ile kaplı idi,
Aslında ben mat kadife bir kumaş istiyordum,
Haftalardır bu konuya yoğunlaşmış, renk seçmeye çalışıyordum,
Ama dün mağazada bizim iç mimarın yönlendirmesi ile keten kumaş kartelalarına daldım,
Oradan açık kemik rengi mavi kırçıllı bir keten beğendik,
2 berjarı da mavi keten olsun dedik,
Ama gel gör ki çarşıdaki hesap eve uymadı
Gece bir uykum kaçtı sormayın :))
Ben haftalardır;
Yumuşak dokusuyla, asaletiyle, bu kanepe için yakıştırdığım kadife kumaşlara niye hiç bakmamıştım,
Sabahı zor ettim,
Şöyle pastel tonlarda bir kadife daha güzel olmaz mıydı?
Mahocuma konuyu açtım,
O seçimimizden pek mesuttu oysa ki,
Ama, benim içime düşen kurdun farkında olduğu için,
Tekrar gidip kumaşlara bakmayı kabul etti :))
Ben şöyle düşünüyorum;
Keten spor, modern ve rahat bir hava veriyor,
Kadife ise, daha asil, biraz daha şık (bazılarınız demode veya abiye diyebilir,
Kullanış açısından ikisinin karşılaştırmasını ise, hiç yapamıyorum, bir fikrim yok,
Sizin düşüncelerinizi merak ediyorum.
Seçim Yapıldı ;
Epengle Kadife oldu,
Chesler Kanepe kemik rengi
Berjerler ise bu desenli kadife (Mor, pudra rengi ve uçuk yeşil var içinde)
Teşekkür ediyorum yorumlarınız çok faydalı oldu.

9 Ocak 2013 Çarşamba

ÜNYE KAR BEYAZINA BÜRÜNMÜŞ

Fotoğraflar:Gazete Ünyeses
Karadenizin İncisi Ünye, takmış inci gerdanlığını bembeyaz,
Daha da güzelleşmiş,
Orada olup fotoğraflamak isterdim ben de,
Uzun zaman önceydi,
Ünye'de kar yağdığında çok mutlu olurdum,
Hamidiye Mahallesinin yokuşları kara bürünürdü,
Biz çocuklar da izin koparırsak anne babalarımızdan, giyinirdik en kalın giysilerimizi,
Dışarı atardık kendimizi,
Kartopu oynardık ellerimizdeki eldivenler ıslanıp ellerimiz donana kadar,
Ayaklarımızdaki çoraplarımız dahi ıslanırdı,
Yanaklarımız kıpkırmızı olurdu,
Ancak hiçbirşey bizi yıldırmazdı,
O günlerden bir fotoğraf buldum.havuç veren çıkmamış demek ki O gün :))
Yokuşun başından bırakırdık kendimizi,
Altımızda kendi yaptığımız naylon kızaklarla,
Karın coşkusunu gönlünce çıkarırdık,
Kardan adam yapmak ise görevimizdi sanki,
Bir pencere açılıp da komşu teyzelerden biri havuç atarsa bize, şanslı sayardık kendimizi,
Kar yağması Ünye'de bir eziyet değil bir mükafattı,
Çocuktum, o yüzden mi acaba?
Ankara'da olduğu gibi, işe giderken sıkışık bir trafikte kalma derdi yoktu,
Ankara'nın gece ayazında buz tutan ve haftalarca erimeyen, kayma tehlikesi olan kaldırımlar yoktu,
Bazen çocuk gözüyle bakmak lazım kar yağışına diye düşünüyorum,
Karda açta açıkta olanlara da Allah yardım etsin,
Sıcak evinde veya ofisindeysen kar sana sevinç veriyor...



 Bu güzel fotoğraflardan dolayı Gazete Ünyeses'e ve Yaşar Amca'ya teşekkür ediyorum,


6 Ocak 2013 Pazar

AYAŞ'TA SİS FOTOĞRAFLARI


1
Fotoğraf çekimi için Mahocumun memleketi Ayaş'taydık haftasonu,
Bize sürpriz oldu bu sis,
Ankara'da açıktı hava,
Ayaş'a geldik ki, her yer bembeyaz,
Farklı bir fotoğraf çekimi gerçekleştirdim ben de,
Biraz zor oldu,
Bu fotoğraflar nasıl?
2

3
Şansıma, piknik yapanlar, balık tutanlar ve bir de çoban çıktı karşıma,
Hele de çoban fotoğraflarımı çekmemden çok mutluluk duydu,
Hatta telefon numarasını verdi, oğluyla görüşmemi ve fotoğrafları mail atmamı  isetdi,
Mail adresini kendisi bilmiyordu,
Aradım daha sonra ama ulaşamadım,
Aldığımda adresini fotoğraflarını göndereceğim,
4

5
 Umarım fotoğraflarımı hocamız beğenir,
Haftasonu  götürüp yorumlatacağım bu fotoğrafları,
Güzel şeyler duymayı umuyorum :)
6

7

8

9
Fotoğraf sanatçıları çok bloglarda,
Hadi bakalım arkadaşlar kaç numaralı fotoğrafı beğendiniz?
10

11

12

4 Ocak 2013 Cuma

BUMERANG ÖDÜL TÖRENİ - SERROSE İLE MAVİANNE RÖPORTAJI


EN ÇALIŞKAN BLOG ÖDÜLÜ ONUN 

Blog dünyasının en çalışkan kızı; Serrose (Sergül Kato)

Serrose ile yıllardır bloğu (www.yolunneresindeyim.blogspot.com) sayesinde tanışıyoruz. Blog arkadaşlığımız birbirimize gönderdiğimiz hediyeler ve sımsıcacık mektuplarla pekişti. O, aşık olduğu “Japon Balığı” (Yoshi) kocasının memleketinde Japonya’da yaşıyor. O Japonya’da ben ise Ankara’da bilgisayarlarımızın başında bu güzel söyleşiyi gerçekleştirdik.

En çalışkan blog ödülü almak sana sürpriz mi oldu, yoksa “ben hak ettim, geç bile kaldı bu ödül” mü diyorsun?

Açıkçası büyük sürpriz oldu. Hak ettiğimi düşünüyordum çünkü ‘en çalışkan blog’ kategorisindeki açıklamaya uygun bir bloggerim. Yani bloğumu çeşitli konularla sürekli güncelliyor ve bunları zaman zaman videolarla destekliyordum.Bu açıdan hak ettiğimi düşünüyorum.Ama kazanabileceğimi düşünmedim.Her gün onlarca mail alıyorum.Ama yine de bu kadar destekleneceğimi hayal bile edemezdim.Bu açıdan çok ama çok mutlu oldum Herkese çok teşekkür ederim.

En çalışkan blog olmak için kriterleri seninde söylediğin gibi; “bloğun zengin içeriği, sık sık güncellenmesi, video ve görsellerle yazıların zenginleştirilmesi, geniş arşivi, kendine özgün ve farklı anlatıma sahip olması”. Tüm bu özellikleri taşıyor senin bloğun. Nasıl bu kadar kriteri bir arada barındırıyorsun, zor olmuyor mu?
Türkiye’de yaşasaydım eminim çok daha zor olurdu. Hatta bundan sonra benim için de zor olabilir. Bugüne kadar Japonya’nın küçük bir şehrinde yaşadığım için bolca vaktim oluyordu. Ama şimdi internete ayırabileceğim zaman azalacak bu sebeple zaman neler gösterir bilemiyorum. Bu kadar çeşitli olması ise sanırım benim karakterim ile alakalı. Detayları ve öğrenmeyi seven biriyim. Her gün yeni bir şeyler öğrenmeyi ve bunları not almayı seviyorum. Bu sebeple bu kadar çeşit ortaya çıkıyor sanırım. Ben blog için satın alan, gezen, okuyan biri değilim. Satın aldığım, gezdiğim, okuduğum için blog yazan biriyim bu sebeple zorlanmıyorum.


SİZ UYURKEN BAŞLIYORUM GÜNE

www.yolunneresindeyim.blogspot.com’da Japonya’yı, kültürünü, gezdiğin ve gördüğün yerleri öyle güzel anlatıyorsun ki, Japonya’yı seninle gezmek istiyor insan. Senin pozitif enerjin ve hareketliliğin yansıyor bloğa. Bu kadar yoğun hayatın içinde yaşarken, bloğa bunları aktarmaya nasıl fırsat buluyorsun?

Sanırım saat farkının bana verdiği bir güzellik bu. Mesela geziye gittiğimiz günlerde sabah erkenden çıkıyoruz yola. Bütün gün gezip eve döndüğümüzde fotoğrafları bilgisayara aktarıp hemen taze taze yazıyorum bloğa. Sonra da uyuyorum. Bu sebeple siz uyurken güne başladığım için şanslıyım birazcık J

Evet haklısın biz güne başlamadan sen o gün bir sürü faaliyeti yapıp bitirmiş oluyorsun . Bloğunu bir de Japonca yazmayı ve Japon okurlara açılmayı düşünüyor musun?

İlerisi için Japonca blog planlarım var. Ama tek başıma ve mükemmele yakın bir şey yapmak istediğim için biraz daha zamanı var. Zaten şuanda bloğumun Japon takipçileri var. Bloğumu Google çeviri ile okuyorlar veya sadece fotoğraflara bakıp gidiyorlar. Bu beni mutlu ediyor.

JAPONYADAKİ İK ŞOKUM

Yoshi’nin ailesinin seninkilerle anlaşması, onu kabullenmeleri nasıl oldu? Hiç sorun yaşadınız mı?

Bu konuda da çok şanslıyım açıkçası. Benim ailem de Yoshi’nin ailesi de hemen kabullendiler hiçbir sorun çıkmadı. Beş senedir çok güzel gidiyor her şey. Tek sorun dil aralarında. Ama o da büyük sorunlar yaratmıyor.




Biz Türkler yabancı damatları severiz zaten. Ailenin hemen benimsemiş olması  beni şaşırtmadı. Japonya’da yaşam Türkiye’den çok farklı olsa gerek. Şimdiye kadar seni en çok şaşırtan olay ne oldu?

Japonya’da en çok şaşırdığım şey alkol ve sigara tüketimi oldu. Buraya gelmeden önce Japonlar sağlıklı beslenir imajı vardı kafamda. Burada yaşamaya başlayınca bu kadar çok tükettiklerini görünce ilk şokumu yaşadım.

YOSHİ KUŞADASI VE KOKOREÇ HASTASI

İleride Yoshi ile Türkiye’de yaşamayı düşünüyor musunuz? Yoshi Türkiye’yi nasıl buluyor? En çok neyi seviyor?

Şartlar el verirse tabii ki çok isteriz. Yoshi Türkleri ve Türkiye’yi çok seviyor. O da benim gibi Kuşadası aşığı bir de kokoreç hastası.

Eniştemiz gittikçe Türkleşiyor o zaman. Kokoreçe bayıldığına göre. Blog yazarlığı dışında Japonya’da bir işle meşgul müsün? Yoshi senin internet fenomeni haline gelmeni nasıl yorumluyor?

Dönem dönem part-time işler yapıyorum. Garsonluk, çevirmenlik, öğretmenlik gibi işler yaptım. Yoshi benim en büyük destekçim. Beni mutlu eden şeyleri yapmamı söylüyor her zaman.

Seni her zaman destekleyen bir eşinin olması çok güzel. Senin daha mutlu ve çalışkan olmanın sırrı da bu sanırım.

OKAN BAYÜLGEN ÇOCUKLUK AŞKIM

Okan Bayülgen’in programına çıktığını, ünlü gazete yazarlarının Japonya’da meydana gelen önemli bir olayda seni aradıklarını biliyorum. Bize biraz bunlardan bahsedebilir misin? Hayatını nasıl etkiliyor bu tür hoşluklar?

Okan Bayülgen benim çocukluk aşkım. Onunla bir gün tanışabilme hayalim vardı. Blog sayesinde bu gerçek oldu. Okan Bey’in benim bloğumu okuduğunu bilmek tarif edilemez bir duygu.Ve Japonya denilince akla gelinmek de çok güzel.Tabii ki çok mutlu oluyorum böyle olaylar gelişince.

Blog yazarlığında bazı yorumların seni üzdüğü oluyor mu? Kendini bilmez veya kıskanç insanlara karşı nasıl bir zırh geliştirdin?

Dört senedir blog yazıyorum ve sanılandan daha az kötü yorum aldım. Tabii ki çok üzülüyorum. Ama aslında yazan insan için üzülüyorum içindeki kötülük çok büyük. Böyle durumlarda en büyük destekçim Yoshi ve ailem. Bazen kendime saklayamadığım durumlar da oluyor. O zaman okuyanlar öyle güzel şeyler yazıyorlar ki hemen geçip gidiyor. 

BLOG SAYESİNDE ÇOK GÜZEL İNSANLAR KAZANDIM

Sosyal paylaşım ağlarıyla aran da çok iyi. Ne kadar arkadaşın var? Her bir mesaja dönebiliyor musun?

Ne kadar arkadaşım var bilemiyorum. Çünkü sayı anlamında oldukça fazlalar. Ama birebir iletişime geçtiklerim de çok. Mailler, mektuplar, yorumlar o kadar çok ki. Her birine dönmeye çalışıyorum. Önceliğim mailler ne kadar uzun sürse de illa ki cevaplamaya çalışıyorum. Ama sonuçta ben de bir ev hanımıyım. Çok başarılı olduğum söylenemez ama elimden geleni yapıyorum.

Tevazu gösteriyorsun bence. Eminim her becerikli Türk Kadını gibi Yoshi'ye Türk yemekleriden yapıyorsundur.
Senin bloğunu okurken yeni şeyler öğreniyorum ve bu beni mutlu ediyor. İnternet ve blog dünyasında yüz yüze tanışmadığın insanları sevmeyi öğrendim. Sen bu konuda ne söyleyeceksin?

Ben öğrenmeyi ve öğretmeyi çok seviyorum. Ve öğretirken de çokbilmiş havasına bürünenleri sevmediğimden bundan uzak bir tavırda yazmayı seviyorum. Blog dili önemli bir şey. Bana yakın gelenleri zevkle okuyorum. Yüz yüze gelmediğim ama çok sevdiğim bloggerlar var. İki gün yazmasa bir şey mi oldu acaba diye düşünüyorum. Hatta düzenli yorum yazanlar için de aynı şey geçerli. Blogum sayesinde çok güzel insanlar kazandım. Bu sebeple iyi ki blog açmışım diyorum her zaman. Ve ablacım sen de onlardan birisin. Çok teşekkür ederim her şey için J