28 Aralık 2012 Cuma

2013'e 3 KALA

Bu hafta bloglardan uzak kaldım,
Bir takım sorunlar vardı, onları çok şükür atlattık,
Umarım yeni yılda hep güzel ve ferah günler görürüz,
Yazı yazmak da keyifli olur,
Yeni yıl partileri veriliyor her mekanda,
Facebook'ta fotoğrafları paylaşıyor arkadaşlar,
Yeni yıl geldiği için herkes heyecanlı,
Hediyeleşmeler oluyor bu bahaneyle,
Ben seviyorum,
Hediye almayı ve vermeyi, her daim kutlama yapmayı,
İnsanı hayata bağlıyor, ilişkileri güçlendiriyor,
Çocukken yılbaşı geceleri amcamlarda veya bizde toplanırdık,
Birlikte yemek yer, tombala, fırdöndü gibi oyunlar oynardık,
Saat 12'de Zeki Müren dinler, Nesrin Topkapı'yı izlerdik,
Dışarıda geçirmeyi sevmiyorum yılbaşı gecelerini,
Güzel bir sofra hazırlayıp annemlerle birlikte yemek yemeyi,
TV karşısında çerez yiyip oturmayı seviyorum,
Klasik bir aileyiz sanırım bu konuda,
Evde huzur bulan bir yapımız var,
Eğlenceli fotoğraflar çekmeyi çok seviyorum bu arada,
Bu yıl evimizin hanımefendisi Mercan da bizimle,
Mercan çok güzel bir kedi ,
Evimizin bir ferdi oldu,
Zamanının çoğunu uyuyarak geçiriyor,
Kaloriferin yanında upuzun yatıp saatlerce uyuyor....
MUTLU,, SAĞLIKLI VE HUZURLU BİR YIL DİLİYORUM
 

20 Aralık 2012 Perşembe

İMZA: KIZIN'IN BLOGGER YAZARLARI İLE RÖPORTAJ




Fotoğraf: Lalenin Bahçesi 
Lalenin Bahçesi (Lale Çelepoğlu), Leylak Dalı, Asis (Asiye Telek), Buğday Tanesi (Dilek İpek Oğul), Atalet, yıllardır internetteki blog sayfalarından takip ettiğim yazarlar, babalarına mektup yazan 114 kadından sadece 5’i. Diğer 100 kadının içerisinde de çok sayıda blogger ve farklı meslekten kadın yer alıyor. En  önemli ortak özellikleri, babalarının biricik kızı olmaları. Babalarına yazdıkları mektup, bloglarında değil de bir kitabın sayfalarında yer aldı. İmza: Kızın’dan elde edilen gelir, 21.Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı (YEKÜV) kanalıyla, çocukların eğitimi için bağışlanacak.

Kitabın önsözünde, “Bu kitap nasıl kız babası olunacağına dair bir kılavuz niteliğinde” diyor. Kitabı hazırlayan, Banu Özkan Tozluyurt, Selgin GB, Esra Aylin Akalın ile yollarınız nasıl kesişti? Bu hikâyeyi bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Lale: Benim bu projeye katılmam Selgin GB yoluyla oldu. Çünkü kendisi de bir blogger, sayfasında duyurmuştu. Ben önce çekimser kaldım ama sonra Leylak Dalı bu projede birlikte yer alalım deyince yazdım. İyi ki de yazdım.

Leylak Dalı: Ben Selgin’i ilk kez yazdığı bir kitabı okuduktan sonra tanıdım, blog yoluyla arkadaşlığımız yüz yüze tanışmaya da dönüştü. Proje konusunu ilk açtığı kişiler arasındaydım ve can-ı gönülden destekledim. Blogda ve diğer sosyal medya araçlarında Selgin ve ekibi adına kitap projesinin duyurusunu yaparak tanıdığım diğer bazı bloggerlerin de katılımını sağlamış oldum. Ayrıca sosyal medya dışında bazı tanıdıklarım da projeye gönüllü olarak katılımda bulundu. 

Asiye: Sevgili arkadaşım Lale'nin sayesinde haberim oldu. Sonra bloglar da yayıldı haber. Yazıp yazmama konusunda kararsızdım. Ama bu bir sosyal proje kapsamında olunca yollarımız kesişti.

Dilek: Blog, blog yazarları için hayatın vazgeçilmez bir parçası. Takip edilen yazarlarla güzel arkadaşlıkların başladığı ve sürdüğü bir aile ortamı gibi. İşte ben de bu projeyi blogdan öğrendim ve hemen kabul ettim.

Atalet: Ben önce Lalenin Bahçesi sayesinde Leylak Dalı’nı tanıdım. Leylak Dalı bloğunda öykü yazarı olarak Selgin GB’den bahsettiğinde de Selgin’in bloğundan önce öykü kitabıyla tanıştım. Sonra bloğunu okumaya başladım. Uzun süre birisinin bloğunu okuduğunuzda gerçek hayattaki dostunuz kadar çok şeyi paylaşmaya başlıyorsunuz. Yüzünü görmediğim dostlarımın İmza: Kızın projesi hakkında bilgilendiren ve katılmaya çağıran e-postalarını aldığımda, hele de gelirin bir eğitim vakfına bağışlanacağını öğrendiğimde çok etkilendim. Hem sosyal dayanışmaya yönelik hem de sosyolojik bir derleme olacaktı. Çok ilginç buldum ve hem projeyi duyurma aşamasında yardımcı olmaya çalıştım hem de mektubumla projeye katıldım.
Fotoğraf: Asis ve Rahmetli Babacığı
BABAM BENİM DEV AYNAMDI
Prof. Dr. Bengi Semerci “birçok kültürde babaların kız çocuk yerine erkek çocuk tercih ettikleri bilinse de, kızların babaların kıymetlisi olduğu yadsınamaz” diyor. Mektuplarınızda babalarınızın sizlere verdikleri, öğrettikleri ya da yapamadıklarını mı anlatıyorsunuz?
Lale: Ben, yazımı kaleme aldığım sıralarda babam uzun ve yorucu bir hastalık döneminden henüz geçmişti. İyileşme hızlanmaya başlamıştı, babam da eski babam olmaya. O yüzden benim yazım diğer yazarların aksine sevinçli bir yazı oldu. Benim babam kocaman bir çocuktur. Çocukken bizimle de bizim oyuncaklarımızla da bizden çok oynardı. O yüzden öğrettiklerinden çok birlikte yaptıklarımız var aklımda. Ama yazımda da belirttiğim gibi çocukluğumuzdan beri kulağımıza küpe olan sözü; ‘’Bir gün yalnız yaşamak zorunda kalabilirsiniz. Ona göre donatın kendinizi’’

Leylak Dalı: Ne mutlu ki benim babam halen hayatta. Ben yapım itibarıyla duygularımı söze pek dökemem, babama olan sevgimi de çok dışa vurabildiğim söylenemez. Yazmak benim için her zaman duygularımı ifade etmede daha kolay bir yol oldu. Bu mektupla ona olan sevgimi ve paylaştığımız özel anları dile getirmiş oldum.

Asiye: Sanırım ben sadece özlemimi dile getirmek istedim, kısa da olsa.

Dilek: Yazarken bir mesaj içermesinden çok, bir mektup yazdım ben. Kalemi aldım ve gerçekten ne hissediyorsam onu yazdım. Özellikle öğrettiklerini, duruşunu ya da herhangi bir özelliğini ele almadan. 

Atalet: Babamı alışılmış kalıplar içinde bir baba olarak tanımlayamıyorum. Babam benim dev aynamdı. Aslında annemin disiplini olmasa sanırım babam sayesinde sorumsuz ve şımarık bir kadın olur çıkardım. Annem zor görevi üstlenerek babama konfor sağlamıştı. Baba kız ilişkimiz de sıra dışıydı. Benimle vitrin gezen bir babaydı, annemin asla izin vermeyeceği şeyleri almama izin veren arkadaşlarıma gidip geldiğim yerlere karışmayan bir baba. Ama başım sıkıştığında, sorunum olduğunda yardım almak için ona başvurmayı düşünmezdim bile. Kendim anne olduktan sonra hem kendi anne ve babamı daha iyi değerlendirebildim, hem de kişiliğim nasıl iyi bir ekip olduklarını anladım. Bazı şeylerin değeri yaşanırken anlaşılmaz, özellikle sıradan şeylerin. Ben de mektubumda yaşarken ne kadar önemli olduğunu anlayamadığım o yüzden teşekkür etmeyi akıl edemediğim küçük anlardan söz ettim. Bir çeşit gecikmiş teşekkürdü.

Fotoğraf: Leylak Dalı
BABAMI ÜNLÜ YAPTIM
Baba, çoğunlukla kız çocuklarının ilk kahramanı ilk hayranlık duyduğu erkektir. Hayatta olmayan babaların kızları için bu mektupları yazmak daha zor olmuştur değil mi?
Lale: Ben, hayatta olana yazmak daha zor diye düşündüm hep. Öyle ya önünde sonunda yazıyı okuyacak. Beğenir mi? Beğenmez mi? Alınacağı şeyleri yazdım mı? Acaba duygusu var. Sanki işin bu kısmı biraz kısıtlayıcı bile olabilir.

Leylak Dalı: Yukarıda da belirttiğim gibi benim babam hayatta ama eminim ki kaybedilmiş babalara yazmak iki misli zor olmuştur.

Asiye: Öyle olduğuna eminim. Mektubu yazarken babam sağdı, sürpriz yapmak istemiş hiç bahsetmemiştim. Kitap çıktığında babamı kaybedeli bir ay olmuştu. Keşke bahsetseydim.

Dilek: O durumda olan kız çocuklarının mektuplarını okurken özellikle duygulandım. Benim babam hayatta en azından okuyabildi demedim hiç. Çünkü anne ve baba kaybı yeri doldurulamayacak bir boşluk. Bunu bildiğimden, çok zorlandıklarını düşündüm elbette. 

Atalet: Annemi ve babamı kaybedeli 17 yıl oldu. Ama benim yaşamımda hala sağmışlar gibi yoğun yer tutarlar. İlginç, dolu ve akıllı insanlardı. Mektubu yazdığım gün aslında kızımın babasıyla konuşmuştuk. Tartışmışlardı, kızım babasına küsmüştü. Biraz da canım sıkkındı. Babamı düşünüyordum. Kızımın yaptığından çok daha büyük hatalarımda bana nasıl tahammül ettiğini. Bilgisayarda başka şeyler yaparken birdenbire oluşuverdi mektup zihnimde hiç düşünmeden. Babam sağ olsaydı. Mektupta yazdıklarımı ona söylerdim.  Bu proje olmasaydı kabristana gider söylerdim. Yani bu düşündüklerimi ona mutlaka iletirdim. Yazmak zor olmadı ama keşke burada olsaydı dedirtti.

Altan Erbulak, Ersan Erdura, Avni Dilligil, Garo Mafyan, Ferhan Şensoy, Mustafa Denizli, Fedon, Uğur Mumcu gibi ünlü babaların kızları da duygu yüklü mektuplar kaleme aldılar. Siz de babanızı bu kitapta anlatarak onları da bir nevi ünlü yaptınız. Babanız veya yakınlarınız bu kitabı okuduğunda neler hissetti?
Lale: Kitap elime geçince, al baba dedim, seni ünlü yaptım, kitaplara geçirdim. Evde de kalabalıktık, toplandık başına, yalnız okumasına fırsat vermedik. Hepimiz o an, okurkenki duygularını yüzünde görmek istedik. Baskı altında gibi hissetti kendini. Gözleri doldu, teşekkür ederim dedi,  sadece.

Leylak Dalı: İtiraf edeyim ki ben babama henüz okumadım, haberi yok. Cesaretimi toplamaya çalışıyorum. Dedim ya, ben duygularımı pek söze dökemem. Keşke benim haberim yokken biri götürüp verse.

Asiye: Eğer okuma şansı olsaydı eminim çok mutlu olurdu babam. Okuyan yakınlarım elbette çok mutlu oldular, en çok da babam adına.

Dilek: Yakınlarımın farklı tepkileri oldu. Okuyup duygulananlar çoğunluktaydı. Fakat aralarında bile bile tebrik etmeyenler de oldu. Hepsinden öte, en güzeli babamın okuduğu andı. Bir is görüşmesindeymiş ve mektubu okuduğunda görüşme yaptığı kişiye de okutmuş. Yanıma gelerek bana sarılması ve ikisinin tebriği silinmeyecek bir kare hayatımdan. Kardeşim ise hala her okuduğunda bana sımsıkı sarılıyor. Ki çevirip çevirip okusa da her seferinde çok duygulandığını belirtiyor ve belli ediyor.

Atalet: Mektubum aslında hüzünlü değil. Bir farkına varış ve teşekkür mektubu. Ama onun vefat ettiğini bildikleri için, babamı şahsen veya gıyaben tanıyanlar etkilendiler, gözleri doldu. Ben, toplumumuzda duyguların çok açık dile getirilmediğini düşünüyorum. Bu nedenle özlem ve sevgi dile getirilince hüzünlendiriyoruz insanları.
BU KİTAP BABALARA BİR REHBER
Genelde mendillerimiz elimizde, gözümüzü ve burnumuzu silerek satırlarında gezindiğimiz kitapta, yer yer de esprilerle renklenen anılarla gülümseme kaplıyor yüzümüzü. Bu kitabı neden okusun insanlar, neler söylersiniz?
Lale: Bence bu kitap bir baba olma rehberi. Tüm erkekler okumalı ki, bir kız çocuğu nasıl büyütülür, hayata nasıl hazırlanır öğrensinler.

Leylak Dalı: Evlatlar babanın değerini anlamak için, babalar da kızlarına nasıl davranmaları gerektiğinin yol göstericisi olarak okumalılar bence.

Asiye: Her şeyden önce İmza: Kızın kitabının tüm geliri çocuklar okuyabilsin diye kullanılacak, bu en güzel neden. Tüm babalarla kızları arasında bir köprü olacak diye düşünüyorum, okumalı tüm erkekler de.

Dilek: Şu yüzden okusunlar diyemiyorum aslında. Evet, güzel bir amaç için yazıldı bu mektuplar ama insanın duygulu olması lazım yazdıklarımızı anlaması için. Bu devirde duygularını gösteremeyen o kadar insan var ki. Seni seviyorum demekten çekinen bir insana bu kitabı versen, içinde hiçbir şey bulamaz. Kısacası yüreği cesaretli insanlar okusun. 


Atalet: Bir kitabı neden okursunuz? Ya kendinizden bir şeyler bulmak için ya da bilmediğiniz sulara yelken açmak için. Bu kitap da öyle. Bazı kişiler kendilerini bulacak bazıları ise babasıyla kurduğu ilişki için şükredecek. Ayrıca  toplumumuzun çok farklı kesimlerin, farklı yaşlardan kadınlarının gözünden baba kavramını değerlendirmek bence ilginç.  Kitabın içinde mektubum olmasaydı da kesinlikle okurdum.

Ben kitabı bitirdiğimde şu duygular içerisindeydim, “hemen babamı aramalı ve onu ne kadar sevdiğimi söylemeliyim, çok geç olmadan” Babaları ile iyi anı biriktirenlere gıpta edip, sitem edenlere de hak verdim. Hayattayken kıymetini bilmeli tüm sevdiklerimizin değil mi?
Lale: Ben bu kitabı okuyup bitirince, ayrı ayrı 114 baba modeli gördüm, 114 hikâye okudum, 114 hayata dokundum dedim. Yaşarken, hep zaman var sanıyoruz, hep yarın yarın diyoruz. Ama o gün bir dakika sonra bile olabilir. Uzaklara bakarken, yanı başımızdakileri kaçırıyoruz. Ben bu kitaptan sonra çok daha anlayışlı biri oldum.

Leylak Dalı: Elbette ki, sadece babalarımızın değil, tüm sevdiklerimiz için geçerli bu.

Asiye: Evet tüm sevdiklerimiz hayattayken kıymetini bilmek, gereken sevgi ve ilgiyi göstermek gerek. Keşkeler olmasın insanların hayatında dileğim.

Dilek: Hayattayken değer bilmek keşke hep söylendiği kadar basit olsa. Kaptırıp gitmişliğin arasında ihmallerimiz çoğunlukta. Ama bu kitap tam da bunu anımsatan ve değer bildiren türden. Başucumuzdan ayırmamalı bu sebeple. 

Atalet: Bu konuda Leo Buscaglia’ya teşekkür borçluyum. Onun sayesinde sevgimi her fırsatta dile getirmeyi erken yaşta öğrendim. Babama da anneme de net ve açık defalarca söylemişimdir. O açıdan gönlüm rahat ve bu çok önemli.   Bence sevdiğimiz herkese her anımız son anımız gibiymiş gibi özen göstermeliyiz. Yaşam öyle hızlı ki insan bazen türbülansa kapılıyor. Bana da oluyor, fark ettiğimde hemen sorarım çocuklarıma. Seni sevdiğimi ne zamandır söylemedim derim, alıştılar artık. Hemen gülümserler.  Çok oldu derler, şımarırlar. Seni çok seviyorum derim. Çok eğleniriz bunu yaparken. Ve iyi hissederiz kendimizi.
ÜÇ PERİYE TEŞEKKÜR EDİYORUM
Bu kitabın gelirinin çocukların eğitimine katkı sağlayacak olması harika bir düşünce. İmza: Kızın’ın daha birçok baskısının yapılmasını, çok satılmasını diliyorum. Bugünün çocuklarının geleceğin iyi eğitimli, kültürlü yetişkinleri olması için elimizden geleni yapmalıyız değil mi? Sizlere de katkılarınızdan ve kitaba kattığınız renkten dolayı kutluyorum.
Lale: Sanki geleceğe imza atmış gibi hissettim ben kendimi. Dilerim uzun yıllar raflarda kalır, çok kişiye ve amacına ulaşır. Birçok arkadaşımla aynı çatı altında toplanıp, ortak bir proje içinde oluşumuz da ayrı bir sevinç kaynağıydı benim için. Bu oluşum içinde olabilmemiz için bize ön ayak olup, bu projeyi gerçekleştiren ‘’üç periye’’ çok teşekkür ediyorum.

Leylak Dalı: Teşekkür ediyorum.

Asiye: Benim de en büyük dileğim bu, zaten en çok da bunun için bu proje de yer aldım. Duyarlı herkesin İmza: Kızın kitabını almasını ve okumasını arzu ederim. En azından böyle katkı sağlayarak tüm emeği geçen herkes gibi onlarda dahil olacaklar. Ben çok teşekkür ediyorum bu anlamlı ve güzel röportaj için. Emeği geçen herkesi de kutluyorum.

Dilek: Teşekkür için kendi payıma olanı kadar kabul ediyorum çünkü fikri güzel insanların bunu daha çok hak ettiğini düşünüyorum. Biz bu yolla hem çocuklara hem babalarımıza güzel bir armağan verebildik. Ki bu kadar ilgi görmesi sadece birlik beraberliğimizden. Ortak amaç için örgütlenmemizden. Kendi adıma bu kitapta adımın yer almasından çok mutluyum. Umarım bu fikir diğer güzel fikirler için bir başlangıç olur. 
 NOT. Beni kırmayıp da röportaj verdiğiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum.  Hürriyette yayınlansa çok süper olur bu röportajımız. Bakalım bekliyoruz. Belki bize bir sürpriz yapar Hürriyet Ankara Bürosu

16 Aralık 2012 Pazar

İLK ÇEKİM,İLK ÖDÜL

Mahocum fotoğrafçılığa hızlı bir başlangıç yaptı,
Biliyorsunuz birlikte birkaç aydır Fotoğrafçılık kursuna gidiyoruz,
İlk olarak Daday gezisine gidip orada fotoğraflar çekmiştik,
Bu hafta sonu Ayın Fotoğrafı seçimi vardı,
60 fotoğraf içerisinde ilk üçü hep birlikte seçtik,
Mahocumun fotoğrafı yukarıda;
İkinci ve üçüncü fotoğraf aynı oyu aldı,
Birinci ile arasında ise 4 oy vardı :)))
İlk üçe girmiş oldu bu sayede
Gurur duydum ben de tabi,
 Bu fotoğrafta Hocamız fotoğrafı anlatıyor,
Ortası net iki yanı flu olan bu fotoğrafı çekebilmenin tekniklerini tekrar anlatıyor ve fotoğrafı kusursuz bulduğunu söylüyor,
Heh heh heh
Boynuz kulağı geçti!!!
Yani ben kaç yıldır çekiyorum Mahocum daha yeni başladı,
Takdire şayan bir durum ....


1. olan Fotoğraf (Yüksel Hanımın fotoğrafı)

14 Aralık 2012 Cuma

İMZA:KARIN

Kızlar babalara yazılan mektuplara imza attınız, 
Haydi bir de kocalar için mektup yazın bakalım :)))
Sürpriz yapmayı düşünüyorum ben Mahocuma,
2013 bizim 20. evlilik yıldönümümüz olacak kısmetse,
Kitapta ona karşı duygulaırmı görmekten mutlu olacağını düşünüyorum,
Aşağıda bu güzel projeye nasıl dahll olacağınız kısaca anlatılıyor,
Kolay gelsin.




Göndereceğiniz yazı, politik veya kişiliği zedeleyici unsurlar içermemelidir. Yazılara dosya adı olarak, kitapta yer almak istediğiniz ad-soyad verilerek  imzakarin@gmail.com adresine gönderilmelidir. (örn: aysehandegungor.doc) Yazıyla birlikte sizlere gönderilen izin formu doldurularak, ıslak imza ile faks ya da taratarak gönderilmelidir. İzin formu da ad-soyad verilerek isimlendirilmiş olmalıdır. Yazı ve izin formları en geç 14 Şubat 2013’de bize ulaşmış olmalıdır.
 Mevcut, geçmiş, gelecek kocanıza söylemek istediğiniz her şeyi 1 A4 sayfada mektup halinde yazın.

12 Aralık 2012 Çarşamba

EDEBİYAT MUTLULUKTUR/ZÜLFÜ LİVANELİ

Muhakkak okunmalı ve başucu kitabı yapılmalı,
Çok sevdim ben,
Edebiyatla ilgili önemli bir kaynak olmuş,
Hem bilgini artırıyor, hem bir edebiyatçı gözünden yapılan analizlerle ufkun genişliyor,
Öyle güzel alıntılar var ki, not etmeden geçemedim,
Altı çizilerek okunmuş bir kitabı okudum,
Şule'nin çizdiği yerleri dikkatle okumaktan da zevk aldım,
Hemen kendime de alacağım, 
Başucuma koyup arada sayfalarını çevirmek eminim keyifli olacaktır,
Hoşuma giden bazı bölümlei paylaşmak istiyorum;
Hırslanmak yerine olgunlaşmak
Osmanlılarda "hırs-ı piri" diye bir deyim vardır."yaşlı hırsı" anlamına gelir. 
Ama insanlar yaşlandıkça olgunlaşmaki yeni yetme bir genç gibi kendini ispat etme çabasından vazgeçmelidir.
Çünkü artık yarışta değil jüridedir. Altın değil sarraftır. Değerlendirilen değil, değerlendirendir.
Bu yüzden egosunu kontrol altına almalı, gençlerin önünü açmalıdır.
Ama ne yazık ki herkes bu olgunluk eşiğine erişemiyor ve hırs-ı piri içinde çırpınıp duruyor.
En iyisi hırs-ı piri'den uzak durmak ve dünyaya, "Biz dünyadan gider olduk/Kalanlara selam olsun" diyen Yunus olgunluğuyla bakma aşamasına ulaşmak.
Eğer bir roman, ne kadar önemli bir konu anlatırsa anlatsın, sizi sıkıyorsa, içinize fenalıklar basmasına neden oluyorsa, en iyisi kaldırıp bir kenara koymaktır. Borges de bunu tavsiye eder ve ekler: "Dünyada okunmayı bekleyen o kadar iyi kitap var ki!"

Amerikan başkanlarından Woodrow Wilson "Eğer bir köpek yüzünüze bakıp da yanınıza gelmiyorsa vicdanınızı kontrol edin" buyurumuş.

Roman insanı anlatır ancak insanı anlattığı zaman roman olur. 

Yazmanın birinci kuralı okumaktır. Okumak zihninizi açıyor. Bir edebiyat ırmağı akıyor beyninize ve gönlünüze.Hemeroslardan başlayan bir nehir.

Edebiyatın malzemesi doğrudan doğruya hayattır ve edebiyat sıkıcı bir şey değildir, bir zevk meselesidir.İnsanlar zevk aldıkları için kitap okurlar.

10 Aralık 2012 Pazartesi

GECE ÇEKİMİ

Gölbaşında gece çekimine gideceğiz dedi hocamız,
Cumartesi gün batımında oradaydık,
Güneşin kızıllığı bulutları muhteşem yapmış, hava kararmaya yüz tutmuş, tesislerin ışıkları gölün yüzeyine vurmuş,
Acaip güzel bir manzarayla karşı karşıyaydık,
Buraya kadar herşey iyiydi, hoştu,
Tripotumuzu kurduk, makinamızın ayarını yaptık, başladık çekim yapmaya,
İşte o zaman en iyi rengi, en iyi netliği en iyi kareyi alacağız diye perişan olduk,
Hava da bu arada -4 falandı sanırım,
Donduk!
Ellerimizdeki eldivenler de bana mısın demedi,
1-1.5 saatten sonra kendimizi çay içebileceğimiz ve ısınabileceğimiz cafeye zor attık,
Emeksiz hiçbir şey olmuyor,
Umarım donduğumuza değmiştir,
Hocamız beğenirse ne ala..
Bizde tek makina, 2 fotoğrafçı olunca hangi fotoyu kim çekti karışıyor,
Mahocumla çektiğimiz fotoğraflar aşağıda efenim...


Birkaç gündür Revenge izliyorum,
Beren Saatin oynayacağı dizinin orjinali,
Yalnız bizimkiler bu taklit işini mükemmel kıvırıyorlar,
Fragmanını izledim,
Aynı sahneler,
Bir de Nejat İşler başroldeymiş,
Bence tutacak bu dizi,
Mavianne söylemişti dersiniz :)))

Bu aralar yine gönüllü muhabirliğe dönüş yaptım,
Hoşuma gidiyor haber yapmak,
Röportaj hazırlamak,
Harika bir tatmin veriyor bana,
Hele de gazetede yayınlanınca hissettiklerimi kelimelere dökmek gerçekten de zor,
Bir röportajı bitirince bir sonrakini planlarken yakalıyorum kendimi,
İçim kıpır kıpır oluyor,
Heyecanlandığın bir işi yapmak insanı hayata daha da çok bağlıyor...


Bu aralar dekorasyon, mutfak,  mobilya işleriyle kafayı bozmuş durumdayım,
Ev tadilatındayız,
Her konuda yeni fikirlere ve önerilere açığım,
Zevkli bir uğraş ama, bir o kadar da karar vermesi zor bir iş,
Bakalım sonuç nasıl olacak,
Umarım hayalimdeki eve kavuşurum.
Herkese güzel, bol gülücüklü, neşeli bir hafta diliyorum....

6 Aralık 2012 Perşembe

ANKARA KİTAP FUARI VE AYŞE KULİN


Bir gün önceden hazırlandım gitmek için,
4'ü ve 5'inde Ankara'da olacaktı Ayşe Kulin,
Ona gitmeden rahat edemezdim,
ATO'nun salonunda düzenleniyor bu yıl kitap fuarı,
Bence çok iyi olmuş,
AKM çok soğuk bir ortamdı,
Burayı daha çok beğendim ben,
Ancak ilgi çok azdı fuara,
Pazar da gitmiştim,
Standlarda yazarlar oturuyor, kimse dönüp bakmıyor, birkaç kelime bile etmiyorlardı,

Dün, kitaplarımı ve beyaz kasımpatılarımı aldım fuarın yolunu tuttum,
Önce kitaplarımı imzaladı sonra kısa bir sohbet ettik,
Gazeteye gönderdim haber olarak yayınlanırsa buradan ilan ederim artık :)
Yine çok nazikti bana karşı,
"Sizinle 2007'de tanıştık, ilk röportajımızı o zaman yaptık" dedim,
" Fatmacım seni gördüğüme sevindim"dedi,
Tabiii ben de çokkk sevindim....

4 Aralık 2012 Salı

2012 YILI DEĞERLENDİRMESİ


Yılın son ayı geldi çattı,
Bugünlerde listeler yapılır,
Bir yılın değerlendirmesi, hesaplaşması üzerine gidilir,
Benim için maddi ve manevi zor bir dönemdi,
Kayıplar yaşadım,
Ancak, manevi açıdan kazançlarım oldu,
Kötü zamanlarda da dik durabilmenin, güçlü olabilmenin önemini anladım,
Başıma gelen tüm zahmetli ve  olumsuz olayların beni olgunlaştırdığını ve görüş açımı değiştirdiğini gördüm,

En önemli değerin sağlık olduğunu, sağlığın yerindeyse herşeyin bir şekilde halledilebileceğini anladım,
Yanımızdakilerin kıymetini sağken bilmenin,
Onların kayıpları ile "keşke" dememenin önemini  anladım,
Hayatın kısa, insanların göçücü, eşyaların kalıcı olduğunu acı bir tecrübeyle öğrendim,

İnsani değerlerimizi kaybetmeden yaşamalı,
Yaşarken de herkese huzur vermeli,
Kimseyi kırmamalı,
Mutlu ve huzurlu bir hayat yaşamalı,
Şükretmeyi bilmeli,
2013'te çok büyük planlarım yok,
Aileme ve yakınlarıma öncelikle sağlık diliyorum,
Yeni başlangıçlar, yeni heyecanlar yaşayalım diyorum,
Bizi  mutlu ve neşeli kılacak ne varsa, hayatımızda onların yerinin fazla olmasını istiyorum,
Umarım herkesin 2013 hayalleri gerçek olur.