23 Ekim 2012 Salı

BAYRAM HARÇLIĞI MESELESİ

Çocuklar küçükken bayram gezmelerine gitmek için can atarlardı,
Büyüklerin ellerini öpüp onların verdiği paraları ceplerine koymak, sonra çaktırmadan saymak onların mutluluk kaynağıydı,
Hatta gözünün içine bakarlardı büyüklerin verecek mi acaba para diye,
Bizler de göz kaş işaretleri yapıp ayıp olduğunu ifade etmek isterdik,
Mahçup olurduk bazen, bu amca bize para verecek mi? soruları karşısında,
Tabi çok da gülerdik hep beraber onların çocuksu duygularını dışa vurmalarına,
O nedenle "eski bayramlar ne güzeldi "edebiyatı yapılır,
Aslında güzel olan çocuksu duyguların kolayca dışa vurumu,
Saflık, küçük şeylerden mutlu olabilmek,
Aslında bu duyguları hala kaybetmediysek,
Mutlu olmayı biliyorsak bize Her Gün Bayram !!!

Bayramda ne yapıyorsunuz, neredesiniz ?
Bu soruyu ne çok soruyor olduk arkadaşlarımıza,
Evde oturup klasik bayram adetlerini gerçekleştiren çok az kaldı çevremizde,
Bizde genelde;
Arife günü kabristan ziyareti yapılır,
Bayram için su böreği, tatlı açılır, sarma sarılır, (annem sağolsun, ellerine sağlık)
Diğer taraftan da temizlik yapılır
Çocuklara bayram kıyafetleri alınır,
Kurbanlıklara günler öncesinden gidilip bakılır, pazarlık edilip alınır,
Bayram sabahı sabah ezanında kalkıp  evin erkekleri namaza gider,
Onlarla birlikte kalkan anne de, son bir evi derleyip toplar ve ardından bayram kahvaltısı hazırlar,
Bazen aile büyükleri kahvaltıya iştirak etmezler,
Onlar kurbanın kesilmesini beklerler kısa bir oruç tutarlar bayram sabahı,
Kurban kesilip eve gelince yapılan kavurmadan yiyerek kahvaltıya başlarlar,
Kahvaltıdan sonra bayramlıklarını giyen ev ahalisi birbirleri ile bayramlaşırlar,
Anne babanın elinin öpülmesi bile uzakta kalan bir adet gbi görünüyor çoğu zaman,
Kucaklamak yanaklarını öpmek daha pratik geliyor sanırım,
Bayramda büyüklerin ellerini öpmek, çocuklarına el öptürmek unutulmaya yüz tutan adetlerimizden...

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
ÇOCUK SAFLIĞINDA BİR BAYRAM DİLİYORUM SİZLERE
(Bayram harçlığı vermezlerse surat asmak yok ama :))

20 Ekim 2012 Cumartesi

KISKANÇ MERCAN

Uzanmışm yatağa , kucağımda lap top,
Atlayıp gelir ve ekranın karşısına kurulur,
Onunla değil de ekranla ilgilenmem hoşuna gitmez,
Genelde Mahocuma rahat vermez,
Hep onunla ilgilensin, sevsin oynasın ister,
Bizim evin bireyi olarak kendini hep ilgi odağı görmek ister,
O  yeşil gözleri ile dikkatle ekrana bakması görülmeye değerdir,
O ipeksi tüylerini dökmese daha çok seveceğim,
Elimde toz bezi ve elektrikli süpürge yorgun düşüyorurm bazen,
Ama kızım çok akıllıdır, tam bir hanımefendi,
Mutfağın kapısından içeri adım atmaz,
Mutfağın kapısndaki sandalyede oturup bizim yemeğimizi bitirmemizi bekler,
Herkese güzel bir haftasonu diliyorum....

17 Ekim 2012 Çarşamba

VAV

İnsanlar vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?

Görmek için bakıldığında; bazen bir insanın secdedeki hali,
bazen bir ceninin anne karnındaki haline benzer.

Allah'ın Vahid ismini, birliğini simgeler.

Rabbi, vav gibi mütevazi olsun ister kulları.

Rahime'nin bu anlamlı hediyesi,
Kars'tan Semacığımdan, Malatya'dan  Heidimden gelen çok değerli hediyelerim,
Ankara'daki arkadaşlarımdan aldığım sevgi dolu hediyeler,
Mesajlarım, iyi dilekler içeren yorumlarınız,
O sımsıcak telefon kutlamalarınız,
Doğumgünü pastalarım,
Herşey ama bu herşey beni mükemmel hissettirdi,
Mutlu Doğum Haftası Kutlamaları sürmekte,
Çok şükür diyorum bir kez daha,
Allah nazardan korusun....

14 Ekim 2012 Pazar

TAM 43 OLDUM....

43 yıl biriktirdim hayatımdan,
Küçükken peçete kolleksiyonu yapardım,
Rengarenk,farklı boyutlarda, çeşit çeşit desenli,
Neden sonra bıraktım peçete biriktirmeyi,
Şimdi bakıyorum da ben yıllarca daha değerli birşey biriktirmişim,
Renk renk, desen desen, çok çeşitli,
Onlar her zaman benim yanımda,
Güzel günlerimde benimle gülen,
Acılarımda benimle ağlayan,
Yüreğimi açtığım, güvendiğim,
Onların varlıklarıyla güç bulduğum,
İyiki varlar dediğim,
Sevmenin ve sevilmenin en güzelini yaşadığım,
Dostlar biriktirmişim,
Kolleksiyoner gibi özenle, emekle, titizlikle, samimiyetle,
O nedenle üzülmüyorum yaş alıyorum diye,
Seviniyorum,
Yaşadıkça daha çok dostum olacak,
Daha fazla değer katacağım bu güzel kolleksiyonuma,
Sağlıkla, huzurla, dostlarla geçecek bir ömür diliyorum,
Sevmek ve sevilmek dünyadaki en önemli duygular,
Çok şükür bu günleri gösteren Yaradana....

12 Ekim 2012 Cuma

LUGATIMIZDAN ÇIKARACAĞIMIZ KELİME: FARK ETMEZ

Fark eder!!
Hem de çok farkeder,
Bir konuşmada her seferinde fark etmez diyen birinin yanında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
- Çay içelim mi?
Fark etmez...
-Yemeğe gidelim mi?
Fark etmez...

- Şu filmi izleyelim mi?
Fark etmez...

- Bunu mu alsam şunu mu?
Fark etmez...

Bu liste uzayıp gider....

Bu cevapları veren birine dayanamadım şöyle dedim;
"Nasıl farketmez, tabi ki fark eder. Senin kendine ait bir düşüncen yok mu? Çocuklarıma bile fark eder sizin düşünceleriniz, duygularınız diye öğretiyorum. Sen yetişkin bir insansın sürekli fark etmez demek ne kadar doğru?"

Tabi ki, karşındakinin kırılacağını üzüleceğini düşündüğün bir konuda suyuna gidersin,
Sen nasıl istersen dersin de,
Her fikri sorulunca, "fark etmez" denilmesi benim cinlerimi kafama çıkarıyor.

Ilımlı, iyi niyetli olmak başka,
Bir konuda fikri olmamak başka,
Hayattaki seçimlerimiz çok önemli çünkü,
Bir şeyi seçebilmek, bir yolu tercih edebilmek senin hayatını yönlendiriyor,
Belki kararsız bir kişiliksiniz, şu mu olsa bu mu? diye zor karar veriyorsunuz, tabi olabilir,
Küçük seçimleri bari yapabilmek bizim elimizde olmalı,
İpleri elimizde tutmalıyız öyle değil mi?

10 Ekim 2012 Çarşamba

"BORA'NIN KİTABI" ve MAVİANNE'NİN KİTAPLARI

Ayşe Kulin'in "Bora'nın Kitabı"nı bitirdim dün,
Ben bir önceki kitabı da çok sevememiştim,
Yani, dili her zamanki gibi akıcıydı, okunması kolay ve  zevkliydi,
Ancak, oradaki hikaye biraz beni rahatsız etmişti,
"Gizli Anların Yolcusu" kitabında geylerden aldığı tepkiyi nötrlemek için yazılmış zorlama bir kitap gibi geldi bana,
Bora'nın farklı duygularının doğuştan geldiğine vurgu yapılmış,
İlk kitabı okumayan için pek yavan bir kitap olabilir,
Ayşe Kulin bana kızmasın ama ben "Bora'nın Kitabı" kapağını görünce "Emirin Yolu" geldi aklıma :)
Ne bu şimdi dedim,
Bambaşka bir konuda daha orjinal bir roman bekliyorum kendisinden.
"Sultanı Öldürmek" o kadar süründü ki elimde,
Çok utandım kendimden, o derece,
İyi hoştu, Fatih'i ve Fethi anlatan bölümler hiç bitmesin istiyorsun,
Ama asıl hikaye çok ama çok sıkıcıydı,
Dün akşam bitirince çok sevindim,
Ahmet Ümit okumayı severim aslında,
Müştak Serhazin'in sıkıcı, bunalımlı, ruhsal dünyası beni baydı,
Koca bir yaz geçti üzerinden ben sonbaharda bitirebildim ancak.

"Açlık Oyunları" serisine başlıyorum Sibel'in önerisi ve kitabı ile,
Elinden düşürmüyor arkadaşım,
Beni de iştahlandırdı,
Bakalım merak ediyorum kendi halimi,
Evde başucumda bekleyen kitapları ise saymayayım,
Okuduktan sonra yorumlarını yaparım.

Bir de bana çok acaip gelen bir durumdan bahsetmek istiyorum,
Turgut Özakman "Çanakkale 1915" adlı filmin senaryosunu yazmış, yani kitabı uyarlanmış,
Biliyorsunuz Sinan Çetin'in de aynı günlerde Çanakkale ile ilgili filmi vizyonda,
Daha önce de Atatürk'le ilgili film çekilmişti,
Onunla aynı günlerde yine Turgut Özakman'ın Atatürkle ilgili bir filmi vizyona girmişti,
Bu durum bana ilgi çekici geldi,
Ama hiçbir gazetede bu tesadüfleri yazan bir makale, haber göremedim,
Sizce de biraz garip değil mi?
Tam 20 yıl önce bugün Ünye'de heyecandan içim içime sığmıyordu,
Ankara'dan gelen erkek tarafı, beni babamdan "Allahın Emri Peygamberin Kavli" ile istediler,
Akşam da yüzüklerimiz takıldı,
Mahocumla aile kurmanın ilk adımını atmış olduk,
Allaha şükür nasıl geçtiğini anlamadan 20 yılı devirmişiz de haberimiz yok !

9 Ekim 2012 Salı

DİKKAT AT KESTANESİ DÜŞEBİLİR


 Sonbaharda at kestaneleri yeşil kabuklarından ayrılarak yerlere düşer ve özgürlüklerini ilan eder,
Dikkat etmek lazım her an yürürken başınıza aniden bir at kestanesi düşebilir,
Ankara'da dikkat ettiyseniz eğer özellikle Kızılay civarında kaldırımların üzerinde At Kestanesi Ağaçları endam ederler,
Sonbaharın gelmesi ile yeşil yaprakları  kızıla döner,
Kaldırımda yürürken kocaman yaprakları gölge yapar,
Ankara'nın sıcağında onların sayesinde serin bir şekilde Kızılaydan sıhhiye'ye kadar yürürsünüz,
sadece Kızılay'da değil ODTÜ'de Beytepe'de de yolların kenarlarını süsler görkemli gövdesi ile,



Önünüze at kestanesi düştüğünde yerden alıp atın çantanıza,
Berekettir, çantanızın içerisinde anahtarınızı aradığınızda elinize değen bu pürüzsüz ve  ipeksi yüzeyi olan kestanenin size doğanın enerjisini vereceğinden hiç kuşkum yok.

At kestanesinin, çiçeğinden, tohumundan yani kestanesinden, ağaç kabuğundan, yapraklarından ayrı ayrı ilaç olarak yararlanılıyormuş ancak ham olarak at kestanesi ''esculin'' denilen bir zehiri üretiyor muş ve eğer yenirse ölüme sebebiyet verebilirmiş.
At kestanesinin tohum ve yaprağının varise, filibit denilen bir tür damar iltihabına, hemoroide, sadece tohumları, fazla büyümüş prostata, ishale, ateşe iyi geldiği, tohumlarının kimyasal işleme tabi tutularak, aktif bileşenleri ayrılıp, konsantre edildiği durumda oluşan özün, kronik damar yetersizliği denilen bir tür dolaşım bozukluğuna iyi geldiği, yapraklarının, egzemada, adet sancısında, kemik kırılmaları ve çatlaklarında şişliğin inmesinde, öksürükte, artiritte, eklem ağrılarında, ağacın kabuğunun, malarya ve dizanteri tedavilerinde, ağaç dallarının kabuklarının lupus adı verilen deri veremi ve ülserlerde kullanılmaktaymış.
At kestanesi, Osmanlı'da önemli bir yer tutan atların öksürük ve kurtların yol açtığı hastalıklarını tedavi etmede kullanılırmış.

8 Ekim 2012 Pazartesi

TEDBİRLİ OLMAK VEYA OLMAMAK BÜTÜN MESELE BU!!!!

Havaya göre giyinmek ne kadar zor Ankara'da,
Sabah 8'de kapalı, serin bir hava oluyor,
Öğlen terletiyor, güneşli,
Akşam üşüten, serin bir hava,
Sabah evden nasıl çıkacaksınız peki?
Sanat isteyen bir iş havaya uygun giyinmek,
Mesela ben bu sabah evden şöyle çıktım,
Çok tedarikliyimdir, önce onu ifade edeyim,
Gömlek üzeri süveter, ayağımda kapalı ayakkabılar,
Üzerime trençkot giydim,
Çantama ise şalımı ve şemsiyemi attım,
Üzerimdeki trençkot hiç de fazla gelmedi sabahın serinliğinde servis beklerken,
Ama yanımda dolmuş bekleyen ve üşüdüğü her halinden belli olan kadına üzüldüm,
Çorapsız ayaklarına terlik giymişti,
Bir tişört ve beyaz kapri vardı üzerinde,
Bir genç kız ise,
Kollarını kavuşturmuş bekliyordu,
İncecik giyinmişti o da,
Onları görünce benim aşırı tedbirli ve lahana gibi giyindiğimi,
Onların da bana şaşırdıklarını düşündüm,
Ben üşümekten korkan bir zat olduğum için halimden pek bir memnundum,
Ofise geldim trençkotumu çıkardım ama, gayet de iyi geldi üstümdekiler, terlemedim,
Dışarıda güneş bana gülümsüyor,
Öğlen çıkarken sadece gömlek ve üzerimdeki ince süveter yeterli olacak,
Dönüşte terlersem de sadece bir gömlekle idare ederim,
Sizler de benim gibi her ihtimale göre mi çıkarsınız evden,
Yoksa aman canım erimem ya deyip yazlıklarınızla mı?

4 Ekim 2012 Perşembe

MEYVELERLE MEME KANSERİNE DİKKAT ÇEKMEK MÜMKÜN MÜ?

Facebook'tan bu aşağıdaki mesajı aldım bugün,
Daha önce de almıştım benzer mesajlar,
Kimsenin anlamadığı,
Özellikle de erkeklere söylemememiz istenilen bu kelimelerle nasıl MEME KANSERİ'ne duyarlılık sağlanacağını anlayamadım ben,
Bilen varsa anlatsın lütfen,
Ben facebook duvarıma medeni durumum olarak sadece biz kadınların anlayacağı "MUZ"yani evli yazsam nasıl bir katkı sağlayacağım,
Bunu anlamadığım için sizlere soruyorum,
Açıkca yazsak;
Bugün Memenizi kontrol edin,
Herhangi bir yumru veya bir farklılık hissederseniz hemen doktora gidin,
Mamografi çektirin,
Bu işler ihmale gelmez desek,
Acaba daha faydalı olmaz mı?
(Umarım açık verdiğim için bana kızmazlar, ifşa etmiş oldum meyvelerin yanındakileri herkes okumadan silsem mi?Evetttt Sildim)
 
Kızlar merhaba,
Her sene olduğu gibi meme kanserine karşı hareketleniyoruz. Bu senenin oyunu şu şekilde:
Herkesin meme kanserine dikkatini çekmek için TÜM KIZLAR bu oyuna katılsın lütfen.
Geçen sene herkes üzerinde taşıdığı sütyeninin rengini duvarına yazmıştı. Erkekler günlerce kızların neden duvarlarına bir renk yazdığını anlamaya çalışmışlardı. Bu sene ise yazacağımız kelime ilişki durumumuzla ilgili; bu mesajı cevaplamayın sadece sizin durumunuzu gösteren kelimeyi duvarınıza yazarak paylaşın ve bu mesajı kopyalayıp siz de arkadaş listenizdeki tüm KIZLARA özel mesaj olarak gönderin.
Geçen seneki sütyen rengi oldukça yankı yapmıştı ve bazı tv kanallarına kadar ulaşmıştı, bu sefer de başaralım.

MAVİ KANTARON : ......
ANANAS : .......
AHUDUDU : ......
ELMA : .........
KİRAZ : ...............
MUZ : .................
AVOKADO : ...................
ÇİLEK : ...........................
LİMON : .............................
ÜZÜM : .......................................

OĞLUMUN ÖLMESİNİ İSTEMİYORUM

Kim çocuğunun ölümünü ister ki,
Askere gönderirsin gözyaşı dökerek,
Gün sayarsın tezkere için,
Bir fırsat olsa da gitsem onu görsem diye planlar yaparsın,
Daha dün gibidir eline doğmuştur oğlun,
Gözbebeğin askere gitmiştir,
Sağ salim dönmesi için dualar edersin,
Yemin törenini gözyaşları içerisinde izler, daha sonra nereye gideceğini merak içinde beklersin,
İlk gülücüğü, ilk adımları, ilk kelimeleri canlanır gözünde,
Hastalandığında sabaha kadar başında beklediğin evladın,
Nerede yatıyor, ne yiyor, ne içiyor merak içerisinde hayatına devam etmeye çalışırsın,
Vatan hizmetine gitmiştir, askerlik görevini yerine getirip döneceği günlerin hayalini kurarsın,
Terör saldırıdırısında ölmemesi için dua edersin,
Senin namına karar verir günün birinde birileri,
Savaş kararı alınır hiç bilmediğin bir ülkeye gidecek,
Hiç bilmediğin amaçlar uğruna canını feda edecektir oğlun,
Bu kararı almak rahat koltuklarında oturan, çocuğu ölüm riski altında bulunmayan insanlar için çok kolaydır,
Analar ağlar, gencecik bedenler bayrağa sarılır,
O günden sonra evlatlarını kaybedenlerin yüreğinin bir yanı da eksik kalır,
O ateş her daim yanar,
Her şehit haberinde o köz harlanır,
Evlatlara dökülen gözyaşı, ateşi söndüreceğine daha da alevlendirir.

3 Ekim 2012 Çarşamba

KIZILAY'DA HABER YAKALAMAK

Kızılayda haber yakalamak!!!!
Haber benim önüme düşüyor,
İki gün önce Yüksel Caddesinden geçerken ağaç yıkılmıştı orta yerinden kırılarak,
Ne oldu acaba dedim,
Bugün Ankara Hürriyette okumuşsunuzdur,
Yüksel Caddesinde çürüyen akasya ağacı bir kadın ve erkeğin üzerine düşüyor neyseki sıyrıkla olayı atlatıyorlar,
Sarı yollar döşüyorlardı birkaç gündür,
Arkadaşlarıma dedim ki,
Durun ben bunu fotoğraflayıp haber yapacağım,
Cem ve Sibel de konu mankeni oldular ve bu engelsiz yol çalışmasını haber olarak gönderdim Hürriyete,
Sağolsunlar benim haberlerimi her zaman dikkate alan, değer veren Ankara Hürriyet Ekibi ,
 (Hissediyorum O Halde Varım)
Bunu web sitesine taşıdılar,
Çok mutlu oldum, içimde uyuyan haberci canlandı,
Her zaman farklı bir gözde bakıyordum çevreme,
Bu günden sonra daha faal bir şekilde haber yakalamaya çalışacağım,
Sonuçta çok şükür haber benim ayağıma geliyor,
Ben ona gitmiyorum :)))
Çok da mütevaziyimdir.

1 Ekim 2012 Pazartesi

YENİ BİR HAFTAYA BAŞLARKEN

Leylak kokulu bir öğle tatili geçirdim,
Doyamadık sohbete , daldan dala konduk,
Kulaklarınızı çınlattık,
Ofiste masamı pembe zarif güller süslüyor sayesinde.

Öğle tatilleri ofis ortamından uzaklaşıp Kızılaydaki capacanlı kalabalığın arasına girmek enerji veriyor,
Herkes bir yerlere yetişme telaşında sanki,
Cafeler, restaurantlar dolu,
Mağazalar ise, sürekli  indirimle, para harcayanlara kucak açıyor,
Havalar Ankara'da bu aralar sıcak,
Korkuyorum kışın o soğuk, bezdiren günleri gelecek diye,
Ne kadar da şikayet etsem, terlesem, bayılsam da yaz insanıyım ben,
Üşümeye korkarım :))

Dün akşam "Son Yaz"ın tekrarını izledim,
Tuğçe Kazaz çok farklı,
Nedense bana Cem Yılmaz'ın "Yahşi Batı"sını hatırlattı,
Ya kostümler, ya mekanlar,
Bilemedim,

Dün gece yine benim ünlüllerden oluşan rüyalarımdan birindeydim,
Okan Bayülgen ve Ayşe Özyılmazer sevgiliymiş ve Ayaş'a gelmişler alışveriş yapıyorlar,
Ayaşmış orası ama, Beypazarı sokaklarında geziyoruz birlikte,
Okan'ın elinde bakır bir ibrik, kocaman antika, satın almış,
Birlikte bir cafede oturuyoruz sonra,
Ben onlara çay ısmarlıyorum,
Okanla sohbet ediyoruz,

Çoğu insan onu antipatik bulsa da ben onun tarzını severim,
Muhabbet Kralı'nın başlamasını bekliyorum.