28 Eylül 2012 Cuma

DOĞUMGÜNÜ KUTLAMALARI


 Gülhan'ın bugündü doğumgünü Tuba'nın ise, 6 eylül,
Ancak Tuba  izinde olduğu için onu da bugün kutladık,
Aynı işyerinde yıllardır birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızdan, Bakanlıkların ayrılması ve binaların farklı yerlere dağılmasıyla ayrı düştük,
Doğumgünleri bahanesiyle biraraya gelip hasret gideriyoruz,
Güzel oluyor,
Bugün Çukurambar'da Kolcuoğlundaydık,
Tavsiye edebileceğim bir mutfağı var,
Biz memnun kaldık,
Sohbet de güzel olunca keyifli bir öğle arası oldu,
Aramızda olamayan arkadaşlarımızın kulaklarını çınlattık,
İyiki doğdunuz arkadaşlarım,
İyiki varsınız,
Sizi seviyorum....

27 Eylül 2012 Perşembe

KIYMETLİ DOSTLUKLAR

Bu sabah Osman Müftüoğlu yazısına şöyle bir başlık atmış; "Dostlar Artınca Depresyon Azalıyor"
Dostlarla karşılaşınca yüzünde kocaman bir gülümseme, kalbinde bir sıcaklık hissediyorsan zaten sen depreyona çok uzaksın demektir,
Öyle değil mi?
Hep şükrederim benim çok güzel dostlarım var diye,
Hep etrafım meleklerimle sarılıdır,
Allah iyi insanlarla karşılaştırsın duası güzel bir dua ve temennidir,
Çevrende güleryüzlü, iyi niyetli insanların bulunması bir nimettir,
Yıllardır çalışma hayatının içerisinde olmak bana çok insan tanıma fırsatı verdi,
Herbiri kendi şahsına münhasır insanlar,
Mesela;
Aynı odada bir gün selam verip, birgün vermeyeni mi istersin,
Sana iğneleyici laflar sokmak için fırsat kollayanları mı,
Yalan dolanla senin kafanı karıştıranları,
Bir yurtdışı seyahati için arkadaşını sırtından vuranları,
Kıytırık bir toplantıya katılmak için kırk takla atanları,
Bu liste uzar gider,
Yani sen bu kadar entrika ve çakal insan arasında,
Saf, temiz, doğal, samimi, dürüst birini bulunca sımsıkı sarılmalı ve onun kıymetini bilmelisin,
Gerçekten dost bulduğunda kaybetmemek için çabalamalısın,
Küçük jestlerle dostluğunu her daim taze tutmalısın,
Hem sana hem de çevrene mutluluk verir bu davranış,
Çok basit aslında karmaşık gibi görünen insan ilişkileri,
Samimiyet ve iyi niyet oldu mu içinde herşey tozpembe olur,
Sen bile şaşırırsın,
GÜZEL DOSTLUKLARA....

23 Eylül 2012 Pazar

ROMAN KAHRAMANI OLMAK

Bahri'nin Romanını sipariş verdim ancak, yanlış kitap gönderdi yayınevi,
Neyse bir gün sonra doğru kitabı Ankara'ya gönderdiklerinde ise ben tesadüf bu ya Samsun'daydım,
Elime Hümeyra Ablama ait kitabı alıp sayfalarını çevirmeye başlamıştım bile,
Samsun'da geçen bu kitabı Samsun'da okul yıllarımı geçirdiğim Bulvardaki teyzemin evinde okumamın gizemli bir anlamı olsa gerek,,
Birkaç saatte kolayca okunan bir kitap "Aynı Benzersiz Kişiler",
Üniversite yıllarımın geçtiği Samsun'da bir Cafede geçiyor roman,
Bizim zamanımızda Samsun'da Çiftlik'te (Çiftlik: bir sürü magazanın olduğu bir caddedir aslında)gezilir oradaki cafeler ve pastanelerde arkadaşlarla oturulur, Çalıkuşunda döner yenilirdi. 56'larda DSİ'nin yakınındaki KUĞU PASTANESİ lezzetli pastaları ve merkezi konumuyla tercih ettiğimiz mekanlardandı,
Kitaptaki cafenin orası olduğu hissi ile okudum kitabı,
Okurken tüm buralara tekrar gitmiş gibi oldum,
Tanıdık geldi bir çok kişi ve tasvir,
Yazar tanıdık olunca sanırım içinde kendi çevreni ve tanıdıklarının özelliklerini yakalamaya çalışıyorsun,
Kitap bitince bir sonraki romanının kahramanlarından biri olmayı istedim :)))
İki günlüğüne düğüne gittim Samsun'a,
Bizim yakışıklı kuzenimiz Saadettin evlendi,
Mutluluklar diliyorum,
Bugünlerde düğünden düğüne koşuyorum desem yeridir,
Genç, umut dolu, aşık çiftler görmek beni de mutlu ediyor,
Umarım evlilikleri bir ömür boyu sürer,
Birlikte yaşlanırlar,

Pazartesi Sibel ile öğle yemeğini "El Paso"adındaki Karanfil sokaktaki bir cafede yedik,
Soslu biftek yedik ikimizde,
Ancak ben akşam kendimi çok kötü hissettim, sanki midemde bir taş var,
Sonra durum anlaşıldı,
Tüm midemdekiler dışarı atılacak yerlerden sabaha kadar beni uyutmayarak ve sancılar içerisinde kıvrandırarak atıldılar,
Sonuç; Besin Zehirlenmesi,
Sibel'in sapasağlam olması bana, bozuk yerin geldiği şeklinde yorumlandı,
4 gün rapor verdi doktor,
3 gün sürdü bu fena durum ama, çok şükür şimdi iyiyim,
Sanırım uzunca bir süre dışarıda et-tavuk yemeyeceğim,
Aklıma geldikçe midem bulanıyor,
Bu cafeyi de bir yerlere şikayet etmeyi düşünüyorum bakalım nasıl bir geri dönüş alacağım...

14 Eylül 2012 Cuma

BAHRİ GÖRDEBAK-AYNI BENZERSİZ KİŞİLER

"OLMAYAN"dan kısa süre sonra bir kitap daha hediye etti bize Bahri,
Tebrik ediyorum,
Başarılar diliyorum,
Yolu açık olsun kitabının....

Kitabın arka kapağından;
"En eğlenceli işi gelen müşterilere çeşitli isimler takmak ve onların hayatları hakkında düşünmekti. Eğlenecek başka şey de yoktu zaten. Bu alışkanlığı kafe dışına da taşımıştı. Herkese birtakım isimler veriyordu. Nesrin, isimler verdiği bu insanları tanıdığını düşünüyordu. İnsanları tanımanın çok kolay olduğuna inanıyordu. Zaten insanlar üç aşağı beş yukarı aynıydılar."

ANCELİNA COLİ BENİ GÖRDÜ!

Öğle arası her zamanki yolumdan Kızılaya ineyim dedim,
Başbakanlık ve Yargıtayın arasındaki yola girdim,
Olağanüstü bir durum olduğunu, televizyon kanallarının kameramanları ve muhabirlerinin Başbakanlık kapısında hazır ve nazır durmalarından anladım,
Anında kafamda şimşekler çaktı, sabah okuduğum Yılmaz Özdil'in "the Film" yazısını hatırladım,
Ancelina burada mı acaba dedim,
Düşünmemle gözgöze gelmemiz bir oldu Allah inandırsın !
Önümde yürüyen 2 genç adam, korumalara "dünya gözüyle angelinayı da gördük ya" dediler,
Uzun ve zayıf siyahlar içerisinde endamlı bir kadın,
Merak edip sordum,  çok bilmiş gogıldan o kadar da uzun olmadığını öğrendim, 1.70 ve 54 kiloymuş,
Taaa Ankara'lara beni görmeye gelmiş meğerse :)))
Sema'nın kulakları çınlasın; "Fato sen paratoner gibisin, ünlüleri çekiyorsun" derdi,
Yani Corç Kuluni' yle görüşmeden biz buluştuk Ancelinayla,
Tek gelinir mi ayol, kocasız gezilir mi? Bredi de getir bir daha ki sefere dedim,
Bred çocuklara bakıyor ben geziyorum dedi,
Aaaa olmuyo ama, biraz da sen bak çocuklara, o gelsin Ancelinacığım,
Biz de dünya gözüyle Bred pit görelim,
Değil mi ama !!

8 Eylül 2012 Cumartesi

RADYO ODTÜ-HAYATIN SESİNİ AÇ

 Benim için hayatın sesi hep yüksek volumda,
Arkadaşımın nikahından dönerken her zamanki gibi Radyo ODTÜ dinliyoruz,
A City'nin önünden yayın yapıyorlar,
Orası tam da yolumuzun üstü,
Hiç atlar mıyım?
Sağolsun Mahocum beni kırmadı park yerinde yer olmamasına rağmen arabada bekledi,
Ben ise, fotoğraf makinamı alıp sizler için bu anı görüntüledim,
Nasıl genç bir ekip,
Hayran oldum,
Çok da samimilerdi,
Beni ODTÜ'ye davet ettiler,
Bloğuma ekleyeceğim sizleri dedim,
Tebrikler gençler,
Başarılar diliyorum,
Bloglarla ilgili bir program yaparsanız seve seve katılırım....



7 Eylül 2012 Cuma

BOL AKSİYONLU BİR GERİLİM FİLMİ

Şaka Gibi,
Hatırlayamıyorum artık kaç ay oldu çalıştığımız bina inşaat halinde,
Hani evinde mobilyalar varken, yani sen yaşarken badana boya, tadilat yapılır,
Ne zaman biteceğini bilemezsin,
Her gün o şartlarda evde, mutfakta iş yapmaya kalkarsın ya,
Biz daha da beteri bir halde çalışıyoruz aylardır,
Zaten binanın girişinde "İnşaat alanıdır, girtmek tehlikeli ve yasaktır" yazısına bakıp, gülerek binadan içeri gayet sakin giriyor ve o anda aksiyon- gerilim filminin içinde buluyoruz kendimizi,
Üzerimize yağan kıvılcımları kutlama maytabı sanmayın, şu anda yerinde boş korkutucu bir alan bırakan asansörün demirlerini, yeniden inşaa eden ustaların ellerindeki lehimden geliyor o kıvılcımlar,
Merdivenlerin basamakları bildiğin ham beton, üst kaplamaları sökülmüş, sökülürken yer yer delikler oluşmuş, basamakların adım atacak yerini iyice tesbit edip de ayağınızı atmalısınız, yoksa mazallah merdivenden aşağı yuvarlanmamanız şans olur,
Zaten merdiven trabzanları mevcut değil, duvarlara tutunayım çıkarken derseniz de elleriniz sıva, beton karışımı bir malzeme ile bulaşır,
4 kat merdiveni kazasız belasız çıktıysanız o günün kazananı atfedip kendinizi ofisin güvenli ortamına kapağı atarak işlere gömülürsünüz,
Tabi dışarıdan gelen, matkap, zımpara, balyoz sesleri sizin tüm konsantrasyonunuz bozduğunda, söylenmeye başlarsınız,
Bir elimi yüzümü yıkayıp bu kabustan uyanayım deyip de kendinizi lavaboya attığınızda,  tüm cam ve çerçevenin söküldüğünü, açık hava sineması gibi bir tuvalet gördüğünüzde ne yaparsınız?
Durun hemen cevap vermeyin,
Asıl soru şimdi geliyor,
4. kattasınız, tuvalete girdiniz, pencereler yok ve camın önünden bıyıklı bir adam geçiyor, "abla pardon" diyerek,
O anda ne yapardınız?
Sanırım kamera şakası, bu gerçek olmaz mı diyorsunuz?
O zaman buyurun bizim bitmeyen inşaa halindeki binamıza,
Mesai bitip de merdivenlerden aşağı inerken bugün başımıza birşey düşmediği için kendimizi mutlu hissediyoruz,
Can güvenliği olmadan geçen bir haftanın daha sonuna geldik,
Umarım hafta sonu sihirli bir değnek değer de bu kabustan uyanırız....

4 Eylül 2012 Salı

ATV SAFARİ


ATV safari tozlu bir deneyimdi. Gıcır gıcır giyinip gitmiştik oysaki ATV motorlarının olduğu yere. Grubumuzun lideri bizlere hemen birer tozlu kask verdi. “Bunları temizlemiyoruz,  nasıl olsa bu hale dönecek” dedi. Biz hala anlamadık başımıza gelecekleri. İngiliz turist bir aile de bizim ekipteydi. Hemen ben o engin ingilizcemle nereli olduklarını, daha önce buralara gelip gelmediklerini, sorarak başladığım sohbetime safari boyunca devam ettim. 

Biz iki aile,  sekiz kişi takıldık liderimizin peşine. Önce düzgün yolda biraz ilerledik sonra Patara plajının arka taraflarına denk gelen engebeli, tozlu, çalı, çırpı, hendek her nevi safari şartlarını oluşturan bir güzergahta zıplayarak yol aldık. Allahtan gözlük vardı gözümde. Her yerimiz toza bulandı, keşke ağzımıza da bir tülbent veya maske taksaydık dedik. Biz bilmiyorduk bu kadar tozun içerisinde kalacağımızı. Ama çok eğlenceliydi. 

Ben Fahir’in motorunun arkasına binmeyi tercih ettim. Bir süre ben de kullandım. Çoğunlukla onun beline sarılarak ko-pilotluk yaptım. Ahmet Can ile de babası dönüşümlü kullandılar. Safari toz duman ilerlerken bizim motor bir kum tepesinde kaldı. Bujisi yenmiş, bozulmuş. Aynı anda turist babanın da ATV’sinin bir yeri kopmasın mı? Dönüş yolunu bitiremeden kaldık, yardım bekledik. Lider ve oğlu tamirci çağırdılar 15-20 dk sonra gelen tamirci de yapamayınca iki motoru birbirine bağladılar ve ekip yola koyulduk. 




Macera dolu Amerika… Macera dolu ATV safarisi oldu bizimki. Good luck! diye başladığımız safarimizi Bad luck! Diye gülerek tamamladık.