29 Mayıs 2012 Salı

TADİLATTAYIZ

Home Ofis çalışmak güzelmiş,
Ciddi bir şekilde çalışmaya başlamışken,
Bilgisayarda işle ilgili dosyalarıaçıp incelerken,
Arada gidip yemeğin altını kısmak,
Çamaşır makinasını boşaltmak,
Çalan kapıyı açmak,
Mercanın miyavlamaları karşısında ona ilgi gösterme mecburiyetinde hissetmek,
Enteresan olsa da,
Geçici bir süre evde çalışacak olmak hoşuma gitti,
Tabi acil bir telefonla hemen gel demezlerse amirlerim fevkeladenin fevkinde bir durum olabilir...
(Not:uygın bir görsel bulamadım,Mercan ile süsleyeyim yazımı dedim)
Nereden mi çıktı bu home ofis işi,
Efenim bir türlü yerleşemedik,
Kızılaydaki binamız Cumhuriyet Döneminde yapıldığı için,
Bayağı eski bir devlet dairesi,
Razı gelmiş çalışıyorduk aylardır,
Nereden çıktıysa cuma günü hadi hooop!
Herşeyi topladık,
Pazartesi gittiğimizde bizim katın sadece dış cephe duvarları yerindeydi,
Duvarlar yıkılmış, yerler kırılmış,
Eeeee iyi o zaman bize bye dedik,
20 gün sürmesi planlanıyormuş,
Bakalım ne zaman alarma geçip bizleri yeniden ofise çağırırlar,
Bu arada Ankara'da olmalı ve bilgisayarda, elektronik imzalarımızla evraklarımızı zamanında yapmalıyız,
Öyle yan gelip yatmak, tatile gitmek yassakkkkk !
Bende havadisler bu çerçevede,
Sizlere gelemiyorsam da bu yeni duruma alışma evresinde olmamdandır :)))

26 Mayıs 2012 Cumartesi

ANKARA'YA ABİM GELDİ

3 kardeş ayrı şehirlerde yaşıyoruz,
Gerçi ben şanslıyım anne ve babamla aynı şehirdeyiz,
Bizi ziyarete geldiklerinde kardeşlerimle biraraya geliyoruz ve bizim keyfimize diyecek olmuyor,
Şükür kavuşturana diyerek sarılıyoruz,
Yeğenlerim ve yengem de olsaydı daha da güzel olurdu ama abim yalnız gelmişti,
Birlikte kahvaltı yaptık, özlem giderdik,
Bir insanın kardeşi olması kadar güzel ne olabilir ki,
Mayısın 2'6sı oldu ama biz Mart ayı yaşıyoruz sanki,
Soğuksa soğuk, yağmursa yağmur,
Her şey mevcut sonbaharı düşündürecek,
Bakalım ne zaman sıcaklardan şikayet etmeye başlayacağız?
Ne zaman iliklerimize kadar ısınacağız,
Üşüme ve terleme bu ikisi arasında bir yer olsa keşke,
Orada limonata tadında yaşayıp dursak :)))

24 Mayıs 2012 Perşembe

ŞEHİT POLİS AİLELERİ YARARINA KERMES


81 İlden gelen polis eşlerinin düzenlediği kermes Ankara'da Polis Evindeydi bir haftadır,
Yarın yani Cuma günü son gün,
Son günü kaçırmayın, muhakkak ziyaret edin,
Çok güzel yöresel ürünlerin satıldığı standlar mevcut,

 Biz özellikle NİĞDE standı için gittik Sibelle öğle arası,
Çok sevdiğim kardeşim , arkadaşım Salişim Niğdelerden aradı haber verdi,
Gitmeden olur mu,
Niğde Gazozu aldım Niğdenin masasından :))

 Saliha'nın arkadaşı polis eşleri ile tanıştım,
Diğer standlarda Kastamonu'lulardan tarhana aldım ama, kavanozda ,
Sıvı tarhanaymış, Kastamonuya özgüymüş,
Deneyeceğim bakalım nasıl olacak,
Sibel Mardinin badem şekerinden aldı,
Ayvalık zeytinyağı, Aydın inciri, Ordu fındığı,
Her yöreye özgü mahsul vardı.


Adıyaman ustasından da çiğ köfte aldık,
Ofistekilere ikram ettik,
Nefisti...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

BUGÜN KIZILAYDA MIYDINIZ?

Ankara'da havalar o kadar değişken ki,
Ruh halimi de etkiliyor,
Sabah pardesü ile evden çıkıyor, öğlen sıcakta pişiyor, akşama ise tekrar hırkalardan medet umuyoruz,
Bu nedenle genelde sabahları bezgin ve enerjisiz,
Öğlen neşeli ve hareketli,
Akşam ise, yorgun ve tadsız olabiliyor insan,
Güneş parlasa gökyüzünde,
Bizim içimize dokunsa o ışınlar,
Kalbimiz ve bedenimiz de güneşle canlansa,
Enerjimiz her zaman yüksekte olsa,
Olumsuz etkiler bana yazı da yazdıramadı günlerdir,
Bir de her daim sağlıklı olsa insanlar,
Hastalık olmasa hayatımızda,
Herşey ne kadar güzel olur değil mi?
En güzel dua "her daim sağlıklı olmayı dilemek",
Sağlık olmayınca diğer güzelliklerin de anlamı olmuyor hayatta...
Bugün Kızılay'da eylem var,Öğretmenler geçtil sabah Atatürk Bulvarından ellerinde bayraklarla, sloganlarla,
Umarım biber gazına maruz kalmazlar,
Eylemciden çok robocop polisler var kızılayda,
Çocuklar evde, öğretmenler meydanda...

 Mehmet Erdem'in "Herkes Aynı hayatta"albümünü dinliyorum,
Seviyorum sesini,
Göksel'in erkek versiyonu diyorum ben ona,
Yumuşak yumuşak yatak odası sesi ile söylüyor :)))
Ben böyle diyorum ama, basın camiasında Leonard Cohen'e benzetiyorlarmış sesini,
Ben şarkıları yorumlayışını sevdim,
Hakim Bey ise sabahları Radyo D'de Hakan Gündüzün programında çok sık dinlediğim bir parçasıydı,
Merak ediyordum bunu kim söylüyor diye,
Onun yanında diğer şarkıları da gayet güzel, öneririm....
Sözleri de çok anlamlı şarkılarının ;

"Herkes aynı hayatta , kendini birşey sanma,  ne kadar çok bilirsen o kadar bela başa" 

"Yolcuyuz hayattan sen gel  otur yanıma"

19 Mayıs 2012 Cumartesi

MEZUNİYET TÖRENİ

 Mezuniyet Törenindeydim dün,
Gazi Üniversitesi'nde,
Çok duygulandım,
Efe'nin ve annesi Dilek'in heyecanına ve gururuna ortak olmak müthişti,
Biz tribünde, cüppe ve kep giymiş çiçeği burnunda öğretmenleri izledik,
Elimizde fotoğraf makinaları, yüreğimizdeki duygu seli ile birlikte,
Herşey ama herşey etkileyiciydi,
4 yıl o yoğun ve zorlu dersleri yüzünün akı ile verip de bugüne erişmek nasıl bir mutluluktur,
Balkahvem Dileği kutluyorum,
İnşallah çocuklarımızın da mezuniyetini birlikte yaşarız,
Başarı, sağlık, mutluluk diliyorum....

Kendi mezuniyetimi hatırlamaya çalıştım,
Ne kadar toy ne kadar çocuktum,
Sudan çıkmış balık misali okulu bitirmiş hayata atılmaya can atıyordum,
Hep derler ya,
Çocuklarımızın ŞANSI ve BAHTI açık olsun,
Bu ikisi benim yanımdaydı ve mezuniyetimin üzerinden az bir zaman geçti ve işe girdim,

Gençler 'Azm eden derviş, muradına ermiş' sözü çok doğru,
Sizde azm edin,
Elinize aldığınız diplomaya güvenin,
ŞAnsınız ve bahtınız da açık olsun,
İnanıyorum ki, çok başarılı olacak,
Hayal dahi edemediğiniz bir hayatın içinde yer alacaksınız....
19 MAYIS BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
ATATÜRK'E LAYIK GENÇLER OLMANIZI DİLİYORUM

16 Mayıs 2012 Çarşamba

SENİ TAKİBE ALDIM!!!

 Arkadaşlar yıllardır blog yazsam da bazı konularda çok cahilim,
Çoğunlukla sadece yazı yazıp yayınlıyorum, yorumlarıma bakıyorum,
Arada da istatistiklere bakıyorum ama, çok da bilinçli değilim bu konuda,
Geçenlerde "Gadge Ekle" kısmına bakıyordum,
"İzleyiciler" ekleyeyim dedim,
Sonra baktım ki, birçok blogda faal olan bir unsurmuş ve ben farkında bile değilmişim,
Kelebek Gibi'nin yorumunu okuyunca gülümsedim,
"Beni takibe almana sevindim "diyor,
Aaaa dedim, demek ki bu da bloglardada yapılması gereken birşeymiş,
Ben atlamışım,
Sizlerden özür diliyorum,
Bloglarınızda takip et butonuna basmıyordum şimdiye kadar,
Artık bunu öğrenmiş oldum,
Ancak başka püf noktaları varsa blogla ilgili öğrenmem gereken, yardımınızı bekliyorum,
Benim gibi iki arada bir derede bu işlerle uğraşan biri için,
Blogspotun bilmediğim çok yüzü vardır, eminim,
Önemli noktalarda beni uyarırsanız sevinirim....

14 Mayıs 2012 Pazartesi

HAFTASONUM RÜYA GİBİ GEÇTİ

Cumartesi ÇMO'da (Çevre Mühendisleri Odası) eğitim seminerinde genç meslekdaşlarıma ders anlattım.
Balkahvemle tiyatro buluşmamıza yetiştim,
"Elma Hırsızları" nı pek sevmedik, ilk arada kaçtık,
Çünkü tiyatro başlamadan öyle güzel bir sohbetin içinde bulduk ki kendimizi,
Aslında o lezzeti tekrar almak için, kaçtık oradan,
Birlikte güzel birmekan olan Kırmızı'da yemek eşliğinde konuştuk da konuştuk,
Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık,
Blogcu arkadaşlarımızın kulaklarını çınlattık,
Çocuklarımızdan, ailemizden, kendimizden bahsettik,
Balkahvemin mezuniyetini önceden kutladık,
Cuma kısmetse orada olup, neşesini ortak olmak istiyorum...

Akşam eve geldiğimde ise, bizim salon tribün olmuştu,
5 erkek oturmuş maç izliyorlar,
Bu arada da ne kadar abur cubur var daha ilk yarıda silip süpürmüşlerdi,
Bizdeki fenerliler maç sonu pek de üzüntülü değillerdi,
Ama ben, şampiyon olamadıkları için üzüldüklerini düşünüyorum,
Fazla cool duruşları belki de 5 kişiden birinin GS'li olmasıydı,
 Ben de odamda kendi kendime dinlendim, kitabımı okudum, müzik dinledim, iyi oldun :))

Pazar sabahı ise bir sürprizle başladı,
Bir haftadır her sabah heyecanla röportajımın yayınlanmasını bekliyor ve gazeteyi talan ediyordum,
Hiç ama hiç umudum yoktu, pazar yayınlanacağından,
Sakin sakin okurken Hürriyetin Ankara ekinin 10. sayfasını açtığımda,
Bir çığlık attım,
Yayınlanmış!!!!!
Tabi çok ama çok mutlu oldum,
Yaşar Bey'e emek verdiğim işe saygısından dolayı teşekkür ediyorum,
Yayına değer bulması benim için en güzel anneler günü hediyesiydi...

Sonra annelerin elleri öpüldü,
Malesef çocukların dershane sınavları olduğu için bizimle olamadılar,
Annelerimize sağlıklı bir ömür diledim,
Hep mutlu ve huzurlu olsunlar,
Biz çocuklar onların hep iyi olmalarını istiyoruz değil mi?
Hep gülsünler, her şartta bizleri bağırlarına bassınlar,
Buradan göçen annelerin de mekanları cennet olsun.....

13 Mayıs 2012 Pazar

"OLMAYAN"RÖPORTAJI ANKARA HÜRRİYETTE


ANNELER GÜNÜ HEDİYEM

TEŞEKKÜR EDİYORUM
 HÜRRİYET ANKARA EKİBİNE

11 Mayıs 2012 Cuma

ANNELER GÜNÜNDE ANNELERE ÖĞÜTLER

Genelde anneler çocuklarına öğüt verir değil mi?
Bugün bir değişiklik yapıp annelere öğüt vermek istedim.
Naçizane 15 yıllık bir anne olarak;

Kendimi hala küçük bir kız çocuğu gibi hissettiğim günlerde anne olduğumu hatırlamak bana güç veriyor.
İki erkek çocuk annesi olmak seni ruhsal ve bedensel güçlü kılıyor.
Kendi sorumluluğun dışında ölünceye kadar sorumluluğunda olan 2 kişi var bu hayatta. Eğitimini tamamlayıp, işe girdiğinde ve bir aile kurduğunda sorumluluğun bitmesi lazım realde.
Kim başarabiliyor ki bunu.
Aslında duygusal anlamda çocuğun hep senin sorumluluğunda, benliğinde kazınmış olarak kalacak.
Ebeveynlerin görevi bence, çocuklarının hayatına müdahale etmeden, uzaktan izlemek olmalı.
Onlardan bir teklif gelmedikçe hayatlarına müdahale edilmemeli.
Hepimiz bir zamanlar çocuktuk, bize yapılmasından hoşlanmadığımız hiçbir şeyi çocuklarımıza yapmamalıyız.
Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerini dilemekten fazla birşey yapmamalıyız,
Hep onları teşvik etmeli ve övmeliyiz.
Sorduklarında doğru yolu anlatabiliriz ama onları sürekli eleştrip, her fırsatta nasihat etmemeliyiz,

Bana annelik bunları öğretti.
Herkes dünyaya tek geliyor ve tek gidiyor.
Hayatının tüm sorumluluğu sadece sende.
Bu demek ki, herkesin hayatı, yaşantısı kendine.
Bu, çocuğun da olsa böyle.
Onun hayata gelmesine vesile olman sana annelik mertebesi verdi ancak, onun tek sahibi sen değilsin.
Annesin tamam, ama o da bir birey.
Böyle düşününce ve bu yönde davranınca herşey daha da güzel olacak.
O sevgiyi verdiysen, güçlü bağları kurduysan, zaten merak etme çocuğun seni her zaman sevecek ve sayacak.
Ama fazla naz, fazla sorumluluk yüklemek onun isyankar olmasını sağlayabilir.
Bu nedenle çocuklarımızı özenli yetiştirmemiz gerekir.
Sonra bırakın,  gönüllerince yaşasınlar hayatlarını.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

GÜZEL BİRŞEY

Muhabirlik  zehrinin tekrar damarlarımda dolaşmaya başlamasıyla birlikte çok iyiyim,
Yazmak, üretmek, okunmak ve  beğenilmek,
Hepsi birlikte ruhuma ve bedenime iyi geliyor,
Umarım Bahri'nin de yolu açık olur,
Bu Romanı çok satar,
Biz de diğer Romanlarını merakla bekler ve okuruz,
Onun heyecanını paylaşmak gerçekten çok güzel,
Yeni şeyler söylemek lazım hayatta,
Bu bizi genç ve mutlu kılıyor.
Şems'in bir sözü bilgisayarımın bir köşesinde duruyor;

"Bir şey yap güzel olsun.
Çok mu zor?
O vakit güzel birşey söyle.
Dilin mi dönmüyor?
Güzel birşey gör veya güzel birşey yaz.
Beceremez misin?
Öyleyse güzel birşeye başla.
Ama hep güzel şeyler olsun.
Çünkü her insan ölecek yaşta."

Güzel şeyler oluyor çevremde,
2012 yılını ben çok sevdim,
Umarım böyle devam eder,
Hayata olumlu bakmanın da faydasını görenlerdenim,
Diliyorum ki, herkes iyi yanından baksın olaylara,
Küçük şeyleri dert edinip mutsuz olup, mutsuz etmeyelim.
Haftasonu harika bir programım var,
Cumartesi Balkahvem'le tiyatro keyfi,
Bu sürpriz beni çok mutlu etti,
Haftaya da Balkahvemin diploma törenine katılacağım inşallah,
Size bir sır vereyim mi?
Beni en çok ne mutlu ediyor biliyor musunuz?
Başkalarının mutluluğu :)))))

4 Mayıs 2012 Cuma

OLMAYAN-BAHRİ GÖRDEBAK RÖPORTAJI

OLMAYAN
BAHRİ GÖRDEBAKIN İLK ROMANI
 OLMAYANın roman kahramanları belki de apartmanınızdaki öğrenci evinde oturan, evlerine giren çıkandan rahatsız olduğunuz, ters ters bakıp söylendiğiniz üniversiteli gençler olabilir.
O kadar sahici bir hikaye var ki karşımızda. Roman yazmak isteyen Halit, Ankarada yaşıyor, Metroya binip Kızılay'a gidiyor, Güvenpark'ta buluşmak için randevu veriyor, 7. Cadde'ye takılıyor. Halit'in gizliden gizliye aşık olduğu fizikte okuyan Başak ise Amak-ı Hayal kolleksiyoneri.   

Roman, öğrenci şehri olan Ankarada yolları kesişen gençlerin günlük hayatları, kişisel gel-gitleri, hayalleri, aşkları, ruhsal değişimlerini konu alıyor.
Sonu ise sürprizli. 

Genç bir yazarın ilk romanını okumak ve üniversiteyi Ankarada okuyan bir grup gencin hayatına göz atmak istersenizOLMAYANtam da size göre.

Kitabın arka kapağı:
Venedikte değildik. Michelangelonun duvar resimlerini andıran resimlerle süslenmiş bordo ağırlıklı bir otel odası değildi kaldığımız. Tavanda bir de Eros resmi yoktu, elinde oklanmış yayıyla. Güzel bir yaz sabahı değildi. Güneşin beyaz ışığının perdelerin aralıklarından içeriye sızıp içimizi ısıttığı yoktu. Ben bir Fransız balkonundan daracık bir Venedik sokağına bakmıyordum. İçeride aşkım, sakız gibi beyaz çarşafların arasında uyumuyordu.
MAVİANNE/FATMA ERDEM : Romanınızda sizinle ilgili hiçbir bilginin ve fotoğrafın bulunmamasının özel bir sebebi var mı? Kendinizi bize tanıtır mısınız?

BAHRİ GÖRDEBAK (B.G.): Yazarlık yapan biri için biraz ilginç görünebilir, ama pek ortalarda olmayı sevmiyorum. Bir ara romanımı bir mahlasla çıkarmayı bile düşündüm. Nedenini açıklamam zor.

1976'da Ankara'da doğdum. Ailemin memuriyeti nedeniyle Türkiye'nin pek çok şehrinde yaşadım. Uzun yıllar Ege Üniversitesi'nde hiç sevmediğim mühendislikte “okumadıktan” sonra, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema Bölümü'nden mezun oldum.

Hayatımın en kısa özeti budur herhalde. Birçok ilgi alanım var aslında, ama yazarlık bunların en önemlisi.
 
M :Olmayanİlk romanınız değil mi? Okurlardan nasıl tepkiler aldınız?

B.G. : İlk romanım ve ilk romanım değil. Şöyle açıklayayım: Aslında Olmayan'dan önce birkaç roman yazdım. Ama içime sinmedikleri için yayınlatmaya çalışmadım onları. Yayınlanan ilk romanım Olmayan.

Okurlardan aldığım tepkiler hakkında bir şey söylemem için erken. Ama aldığım ilk tepkiler olumluydu. Romanın akıcı ve genel olarak eğlenceli olduğunu düşündü herkes, ki bunlar da benim için en önemli konulardı zaten.

İSTANBULLULARI ŞAŞIRTAN BİR ŞEKİLDE ANKARA’YI ÇOK SEVİYORUM

M : Ankarada geçen bir roman yazmak nereden aklınıza geldi?

B.G. : Ankara'da yaşıyorum ve İstanbulluları şaşırtan bir şekilde Ankara'yı çok seviyorum. Hem taşrayı, hem de büyük şehri bir arada yaşamak isteyen biri için ideal bir şehir Ankara. Çok hareketli bir hayat tarzım olduğu da söylenemez.

Uzun yıllar başka şehirlerde de yaşamış olmama rağmen, kendimi Ankaralı olarak görüyorum.  Başka bir şehirde geçirmeyi düşünmedim bile romanımı.

Bunun bir sebebi de, Ankara'ya yerleştikten sonra hayata yeniden başladığımı düşünmüş olmam olabilir. Şehir ve okul değiştirmem, geçirdiğim ağır bir depresyondan sonra söz konusu oldu ve Ankara'da hayata yeniden başladım. En azından böyle hissediyorum.

 M : Birinci bölümde kurulan olumsuz cümleler ilgi çekiciydi. Bu tarzda yazmak nasıl geldi aklınıza?

B.G. : O bölüm aslında bir öyküydü başta. Yine Venedik konusunu işleyen çok kısa bir öykü olarak yazmıştım o bölümü. Nereden aklıma geldiğini hatırlamıyorum, ama Halit'in yazabileceği bir şey olduğunu hissettim aradan biraz zaman geçince. Romanda da olan ve olmayan kavramlar ele alındığı için onu da oraya aldım. Sonunda Halit'in yazdığı bütün bölümler ortaya çıktı. 


VAR OLMAYAN ABİMLE İLGİLİ ŞİİRLER YAZARDIM

M :Ne olmadığınızın sizi nasıl şekillendirdiğini görebiliyor musunuz?...........Olmayanlar önemlidir. Belki bunun için en güzel mısranın henüz yazılmayan olduğunu söylerlerdiyor romanın kahramanı Halit. Kitabın bu felsefesini nasıl anlatırsınız bize?


B.G. : Olmayanlar konusu çok eskiden beri kafama takılan bir konuydu aslında. Daha lise çağlarında, var olmayan abimle ilgili şiirler yazardım.

Mark Haddon'ın harika romanında dediği gibi, olan şeyler bir tanedir. Olmayanlar ise sonsuzdur. Sonsuz olasılığın içinden sadece birinin gerçekleşmesi bana büyüleyici gelmiştir her zaman. Eğer evreni, küçük ya da büyük boyutlarda, nasıl ele alırsanız alın, aslında benim bu halimde ben olmam sonsuz olasılığın arasından gerçekleşmiştir.

Karakter olarak her şeye hayret eden biri olduğum için olsa gerek, bu benim için büyüleyici bir şey.  Birçok insanın yaptığı gibi, pek ciddiye alınmayabilir tabii bu. Ama ben her şeye yabancılaşıp dışarıdan bakmayı seven biriyim. Hayatta her şeye şaşırabilirim.


M : Kitabın karakterlerinden Mahir içinAnkara'yla işi bitmişti. Ankara tahliye etti yüreğinin cezaevindentanımlaması geçiyor kitapta. Ankarada okuyan her öğrenci buradan gitmek, İstanbulda yaşamak hayali mi kurar sizce?

B.G. : Aslına bakarsanız, bunun Ankara'ya has bir şey olduğunu sanmıyorum. Depresif insanların çoğunda bir kaçma arzusu vardır. Bulundukları şehri terk edip bambaşka, yepyeni bir hayata başlama arzusu. Mahir'in Ankara için hissettiklerini ben İzmir'de hissetmiştim. Hayatının bir döneminde böyle hisseden pek çok insan da tanıdım.

Ankara'da okuyan pek çok insandan, gitme arzularını duyabilirsiniz. Ama bunu pek çok şehirde okuyan pek çok insandan da duyabilirsiniz. İstanbul'da okuyan pek çok insanda da bu duygu ortaya çıkıyor. Şehirlerle değil, insanların kendileriyle ilgili bir konu olduğunu düşünüyorum bunun.

Çünkü aslında her şehir güzeldir. Eğer siz mutluysanız, her yer güzeldir. Mutlu değilseniz, her yer çirkindir.


M: Roman kahramanınız HalitYazarkelimesine birçok tanım getiriyor.Yazar nedir? Hangi aşamada yazar olunur? İnsanı yazmak dışında, yazar haline getiren büyülü bir an olmalıdiyor. Sizin büyülü anınızBu Andiyebiliyor musunuz?

B.G. : Aslında benim büyülü anım bir süre önce gerçekleşti. Bir iş için resmi bir kuruma gitmiştim. Oradaki memur bana ne iş yaptığımı sorunca “Yazarım.” dedim. Sonra birden bunu inanarak ve güvenle söylediğimi fark ettim.

Belki de bu büyülü an, sizin yazar olduğunuza inandığınız andır.


M:Eğer kurmacayı tanımlamam gerekseydi böyle tanımlardım: Olanla olmayanın evliliğidiyor roman kahramanınız. Siz de bu romanda gerçek hayatta olan ve olmayan karakterlerle mi bezediniz romanınızı?

B.G.: Evet. Romandaki karakterlerin bir kısmı gerçek hayatta tanıdığım insanlar. Bir kısmı tanımadığım ve uydurduğum insanlar. Tabii benim romanım biraz daha gerçekçi bir hikaye anlattığı için, bütün karakterleri ya da olayları gerçek hayattan aldığım sanılabilir. Ama bu doğru değil.

Yazılan roman ne olursa olsun, binlerce yıl gelecekte, uzayda bile geçiyor olsa, içinde yazarın tanıdığı bildiği şeyler vardır. 

SEVDİĞİM KALEMLERİN İSMİ VARDIR

M: Roman kahramanı Halit'in ilginç tanımlamaları var.“ Yaşlı sütlü kahverengi kazağını giydi. Bu kazak kendisinden yaşlıydı” Eski değil de yaşlı sıfatını kullanmak ilgi çekici.

B.G.: Tabii ki Halit tam olarak beni yansıtmıyor. Ama birçok yönden benden izler taşıyor. Sevdiği şeyleri kişileştiren bir karakteri olduğunu düşündüm hep. Halit gibi birinin o kazağa bir insan ismi bile verebileceğini düşünüyorum hatta bazen. Bir arabaya, ya da bir gitara isim veren birinden farklı olarak, Halit'in pek çok şey için böyle davranabileceğini hissediyorum.

Benim defterlerimin hepsinin bir insan ismi vardır örneğin. Sevdiğim kalemlerin isimleri vardır. Giysilerime isim vermedim, ama verebilirdim pekala.


M: Gelecek hayalleriniz nedir? Romandan beklentileriniz veya ikinci roman hazırlıklarınız başladı mı?

B.G.: Hayallerimin başında, sevdiğim işi yaparak hayatımı kazanabilmek geliyor. Çok büyük beklentilerim yok, zenginlik veya şöhret peşinde değilim aslında. Zaten bunlar için yazarlık çok uygun bir alan değil. Hikayelerimi anlatmak ve kendime benzeyen insanlarla paylaşabilmek istiyorum.  Bu arada biraz para da kazanabilirsem, mutlu olacağım.

Evet, başka projelerim var. Şu anda bir tanesinin üzerinde çalışıyorum. Henüz yazmaya başlamadım, ama hazırlığım tamamlandı sayılır.

 M: Teşekkür ediyorum. Vakit ayırdığınız ve ilk romanınızın ilk röportajını bana verdiğiniz için.

B.G.: Ben teşekkür ederim.