28 Şubat 2012 Salı

ANKARA'NIN SOKAK TARİHİ

Ankara Hürriyet'i açtığımda bugün Yaşar Beyin yazısını okudum ilk iş,
Bu fikir çok hoşuma gitti,
Kızılaya taşındığımızdan beri bir nostalji turuna çıkmıştım zaten kendi adıma,
Hadi bakalım başka kimlerin hatıraları var Ankara'ya dair,
Okumak keyifli olacak,
Ben de daha çok eskileri düşünüp, yazmaya yoğunlaşmayı düşünüyorum,
Blogda yazmak ve yayınlamakdan farklı, Gazetede okumak yazılarını,
Müthiş heyecan verici,
Hele de Hürriyet gibi köklü bir gazetede ismini ve yazını görmeye ne dersin?
Haydi blogcu dostlar sarılın kalemlerinize,
Yaşar Bey maillerinizi bekliyor,
Sizin anılarınızı hatıralarınızı okumak güzel olacak....


“Hey gidi günler...” diyenlerdenseniz, yiten mekanları, mahalle-okul anılarını, semt semt, sokak sokak birlikte yazabiliriz.
İster 50 yıl öncesi olsun, isterse 10 yıl öncesi... Yaşadığınız semti-sokağı, gençlik mekanlarınızı, yiten hafıza mekanlarını/anıları, yani “şehir hatırat”ınızı bize yazın yayınlayalım. İlgili fotoğraflar varsa onları da gönderin.
Böylece toplu, yazılı olarak hiçbir kaynakta yer almayan “Yakın Ankara Tarihi”ni, elimizden geldiğince sokak sokak, mekan mekan, anı anı birlikte oluşturalım.
Bize yazın: ysokmensuer@hurriyet.com.tr

24 Şubat 2012 Cuma

KAR BEYAZDIR ANKARA'DA KUĞULAR- KUĞULU PARK


Foto by Sibel
Bu öğlen istikametimiz Tunalıydı. 
Kuğulu Parkı solumadan Tunalı'da gezmek olmaz,
Kuğulara selam vermek için parka girdik.
Parka gözüme çarpanlar;
Bankta sarmaş dolaş oturan genç bir çift,
Saçları kırlaşmış derin derin sigarasından nefes çeken yaşlı amca,
Cep telefonundan birbirlerinin fotoğrafını çeken bir grup genç,
Kuğular ise "kuğu gibi süzülüyor"lar buz tutan havuzda,
Onları izlemenin keyfi hiçbirşeyde yok,
Hele de o uzun boynunu daldırıp çıkarıyor buz gibi suya,
Ben titriyorum onun yerine,
Üşümez mi kuğular?

Parkın adı, kurulduğu yıllarda Viyana Belediyesi tarafından hediye edilen beyaz kuğulardan gelmekteymiş Park'ta hâlen bulunan kara kuğular ise Pekin'den gelmişler, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti'nin hediyesi olarak.
Kavaklıdere'den arta kalan gölet ve çevresi  1958'de Belediye  tarafından park haline getirilmiş.
 

Parkın girişinde Tunalı Hilmi Bey'in heykeli bulunuyor,
Ankara'da karın hala erimediğini görebilirsiniz,
Bence Ankara, bu beyaz örtü onu süslediğinde daha güzel,
Ankara'da yaşayıp da çocuklarınızla bir hafta sonu kuğuları seyretmeye gelmediyseniz çok şey kaybetmişsiniz demektir,
Huzur veriyor bu kuğu süzülmeleri,
Kokoreç seviyorsanız Kıtır Piliç'ten aldığınız ekmek arası kokoreçleri yiyebilirsiniz kuğuları izlerken,
Kıtır da Ankara'nın eski mekanlarındandır,
Oradan yolu geçmeyen üniversite öğrencisi pek yoktu eskiden.

23 Şubat 2012 Perşembe

KUMRULAR SOKAĞI


Kumrulardaki telaştan, akıp giden trafikten, insan yoğunluğundan kendinizi soyutlayıp, başınızı yukarı kaldırabilirseniz şayet, o sokağın güzelliğini fatk edebilirsiniz,
Asırlık çınarlar ve kestane ağaçları sıralanmıştır sokağın iki yanında,
Bunlar anıt ağaç statüsündeler, çok az kişi bilir bunu sanırım,
Güvenpark dolmuş durağının yoğun trafiği bu sokaktan akar,
Sokağın sağ tarafına dizilmiş olan sıra sıra dönerciler, kozmetik mağazaları, kuruyemişciler,
Sokağa daha bir yoğunluk katar,
Kaldırım üzerindeki ayakkabı boyacıları, seyyar satıcılar ise yürümenizi biraz güçleştirse de sokağa renk katarlar,
Toprak Mahsülleri Ofisi bu sokaktadır,
90'lı yıllarda yeşil mercimek stoğunun fazlalığından, çeşitli alternatif mercimek kullanımı tüketimi önerileriyle ünlü Ofisin önündeki büfeyi belki hatırlayınız olabilir,
Namık Kemal İlkokulu, bu sokağın diğer resmi binaları gibi sol tarafında yer alır...
Ankara'nın önemli mahallelerinden biri bu sokağı kesen sokaklardadır; Saraçoğlu Mahallesi
Eşimin çocukluğunun geçtiği mahalledir orası,
Onunla ilk tanıştığımız zamanlardan beri bizim için özeldir Saraçoğlu Mahallesi,
Oradan geçerken yaşadıkları evin, çocukluğunda top oynadıığı, düşüp dizini kanattığı yerlerin hala orada bozulmadan duruyor olması  ayrıcalıktır,
O kadar az kaldı ki, Ankara'da geçmişte olduğu gibi korunan eski binalar,
Geçmişin izlerini hala yakalıyor olmak mucize gibi...

"Saraçoğlu Mahallesi; üst düzey bürokrat ve askerlerin ikameti için 1940'larda planlanıp hayata geçirilmiş cumhuriyetin ilk toplu konut projesi. az katlı konutları, cetvelden çıkmışcasına düzenli sokakları ve alabildiğine yeşil bahçeleriyle zamana direnen bir yaşam alanıdır. 1945 yılında Alman mimar Paul Bonatz tarafından projelendirilen konut alanı 1946 yılında kurulmuştur."
 
Güvercinler takımından, güvercinden küçük, boz, gri renkli bir kuşolarak tanımlanıyor sözlükte KUMRU,
Birbirini çok seven ve birbirinden ayrılmayan kimseler.”İşte çifte kumrular geliyorlar.” derler ya,
Bence Kumrular da aşağıdaki bu kalabalığa şaşırıp, kaçıp gitmişler yıllar önce,
Yani ben bir kuşa rastlamadım oralarda,
Belki de sabahın ilk saatlerinin sakin huzurunda tadını çıkarıyorlardır o güzelim ağaçların,

Yaşadığımız kenti ne kadar tanıyoruz?
Yürüdüğümüz kaldırımlarda bir de başımızı kaldırıp ne var ne yok diye bakıyor muyuz?
Bu koşuşturmanın içinde es geçtiğimiz ne çok değer var Ankara'da,
Farkında bile değiliz malesef....

19 Şubat 2012 Pazar

FETİH 1453 yorumum. Ben eksik kalmayayım!

Perşembeden aldık Cumartesi 18.40 matinesinin biletini,
Sanırım rekor izleyiciye ulaşacak,
Tüm salon doluydu,
Genel anlamda kaliteli bir iş çıkarılmış,
Görsellik Hollywood filmleri ile yarışacak seviyedeydi,
Bir tarih filmi, bir savaş filmi yapılmıştı,
Eleştirim şu yönde;
Fatih'in gemileri karada yürütmesi ve Haliçe indirmesi tarihte çok önemli bir olaydır,
Bu sahneye yeterince vurgu yapılmamıştı,
Lağımcıların  bu kuşatmadaki önemi güzel anlatılmıştı,
Hatta en duygusal sahnelerden birisi buydu,
Fatih'in insani yanı çok yüzeysel geçilmişti,
Gerçi insan hikayelerinden çok,  kuşatma ve savaş sahnelerine önem verilmişti,
Ulubatlı Hasan'ın kılıç sahneleri "vay be" dedirtecek cinsteydi,
Ve film Fatihten çok Ulubatlı Hasan üzerinden yürüdü sanki,
18:40 matinesi 21:45'te sona erdi,
Uzun bir film olmasına rağmen hiç sıkılmadan zevkle izledik,
Konstantin, bizim Hilmi Bey'di (bknz.Aşk-ı Memnu)
Son sahnede Fatih'in bir kız çocuğunu kucağına alıp sevmesi bana komik geldi,
O olmasaymış keşke dedim,
Ama bu kadar kusur kadı kızında da olur değil mi :))))

17 Şubat 2012 Cuma

ŞAMPİYON KOKOREÇ: İSTİKLAL'DEN ANKARA'YA

İstiklalde Şampiyon'da kokoreç ve midye tava yemeden dönmeyiz biz İstanbul'dan,
Mahocum hastasıdır!!
Bugün Bakanlıklardan aşağı doğru yürüdüm,
Kah vitrin baktım, kah dayanamadım mağazadan içeri girdim,
Bu arada kar taneleri çarpıyor yüzüme,
Kızılay'da tüm olumsuz  hava koşullarına rağmen yürümek ruhuma iyi geliyor,
Öğleden sonra mesai daha çabuk geçiyor,
1 saat çıkıp yürümek, gözlem yapmak güzel,
Yüksel Caddesinden teğet geçip Dost Kitapevinin önünden, Karanfil Pasajına gözatıp, Sakaryaya yaklaşırken Hosta'da döner yemek vardı aklımda,
Çiçekçilerin karşısında Hosta'ya gelmeden Şampiyon Kokoreçi görünce fikrimi aniden değiştirip kendimi içeri attım,
Bir yarım ekmek kokoreç, 2 şiş  mideye tava,1 mideye dolma ve ayrandan oluşan menüyü seçtim fiyatı da 10.90'dı,
Çok lezzetliydi, tavsiye ederim,
Hemen telefona sarılıp Mahocumu aradım,
Kıskandırayım dedim :))
Demez mi "ben de Çiftlikte kokoreç yiyorum"
Tabi tüm esprisi kaçtı telefonumun :))))
Kötü hava koşullarında ta Sakarya'dan Bakanlıklara çıkmanın en kestirme yolu,
Metroya inip yürümek ve Güvenparktan çıkmak,
Başbakanlığın önü çevik kuvvet polisleri ile doluydu,
Başbakan Ankara'ya mı gelecek,
Veya bir miting olayı mı olacak bilemedim.

16 Şubat 2012 Perşembe

AYŞENİMOO İMZA GÜNÜNDE

Fotoğraf:Ayşenimoo'nun kardeşi Huriye ve Şafak Pavey

05 Şubat 2012 Pazar günü Şafak PAVEY'in imza gününe gitmiş Ayşenimoo, izlenimlerini ve fotoğraflarını bana iletti ben de sizinle paylaşmak istedim.

Buyrun;

İran'da 3 yıl kalan PAVEY'in oradaki gördüklerinden yaşadıklarından yola çıkılarak yazılan son kitabı "Nereye Gidersem Gökyüzü Benimdir" için imza günü ve söyleşisinde  bize sadece insan olduğumuzu, kendinin de tüm bu gösterişli etiketlerine rağmen gerçekten kalıplardan, imajdan sıyrılmış etten kemikten bizim gibi bir insan olduğunu samimi ve içten davranışları sayesinde insanların gönüllerine dokunarak gösterdi.

Herşeyden önce Onda en çarpıcı olan şey gözlerindeki ve beynindeki ışıltı. Her şeye rağmen bitmez tükenmez enerjisi ve iyimserliği. Bir de hayran olduğum gözlerimi alamadığım güzelliği...
 
Ben de kendi adıma diyorum ki; Nereye giderseniz gökyüzünü beraberinde götürünüz insanlığın zorlu maceralarına, yaşanılan üzüntülere, kırılmalara, tutsaklıklara, acılara ve ölümlere katlanabilmek için...

Kitabı okumayı herkese tavsiye ederim. Şafak PAVEY'i tanımayı, takip etmeyi de. Çünkü güzel bir kitap, hümanist bir insan. Nerede insana insanlığa dair bir şey varsa orada Şafak PAVEY de var...
 
Şafak PAVEY söyleşisinden: İran'da arazilerdeki mayınların temizleme işine girişildi. Biz de bir köylünün arsasındaki mayın temizleme çalışmalarına katıldık. Yaşlı köylü amca bizim çalışmalarımızda yanımızda bulundu. Arsanın mayın temizleme işi bitince koşarak bizim olduğumuz yere doğru geliyordu. Biz sandık ki arsasındaki mayınları temizlediğimiz için bize teşekkür edecek. Birden arsanın sonundaki zeytin ağacına sarıldı. Onunla konuştu, kucaklaştı, hasret giderdi.  Çünkü bu yaşlı amca 15 yıldır arsasına mayınlar yüzünden giremiyordu, çok sevdiği zeytin ağacından ayrı kalmıştı. 

ÇOK MUTLUYUM ÇÜNKÜ: ZENGİNİM

 "O çocuk ruh hiç bitmesin ne kadar güzel ne kadar zenginsin" demiş Nehircee,
Son zamanlarda aldığım en güzel iltifat,
Ne kadar zenginsin!!
Ruh zenginliği benim için öncelik olmuştur,
Ruhumuzu zenginleştirsek, cebimizi veya cüzdanımızı doldurmaya çalışmak yerine,
Genelde çabalarımız hep daha zengin, daha rahat bir hayat için değil mi?
Acaba bunu yaparken ruhumuzu, dostlarımızı, insani yanlarımızı zenginleştirebiliyor muyuz?
"Hayat, bir göz açma ve kapama mesafesi kadar" demişti bir büyüğüm,
Ne kadar haklı olduğunu, devirdiğim yılların süresi içerisinde fark ettim,
10 -20-30-40 yıl nasıl geçti, arkamda nasıl bir ömür bıraktım?
Bunun muhasebesini yaparken yakalıyorum kendimi son zamanlarda,
Gerçekten de zenginim diye seviniyorum,
Öyle katlarım, yatlarım yok, reel anlamda çokkk zengin değilim,
Dost biriktirmek anlamında,
Gönül genişliği anlamında,
Hoşgörü anlamında,
Olaylara pozitif bakış anlamında,
ZENGİNİM,
Çok şükür :)))))

14 Şubat 2012 Salı

KÜÇÜK PRENSİ HATIRLIYOR MUSUNUZ?

Lapa lapa kar yağarken, çocukluğumdan beri bendeki duygu; MUTLULUK'tur,
Şimdi de kar yağıyor, yine MUTLU oluyorum,
Bu sefer biraz da utanarak,
Neden mi?
Ben hariç herkes akşam eve nasıl gideceğini düşünerek, ÜZÜLÜYOR, ENDİŞELENİYOR,
Bu kadar farklı duyguları aynı ofis içerisinde yaşayan farklı insanlarız biz :))
Tamam, sıkıntılı bir durum karda buzda eve gitmek veya gidememek ama,
İçimizdeki çocuk o kadar mı derinlerde kaldı,
Neden bir nebze MUTLU olamıyoruz,
Neden haftalardır yağan kara elini bile sürmemiş onca insan var çevremizde?
Sadece olumsuz yönünden bakmak hayata bize ne kazandırır?
Bence kaybettiriyor,
"Küçük Prens" geldi şimdi aklıma,
Yetişkin olamak herşeyi farklı görmek olumsuz görmek mi acaba?
İçimizdeki Küçük Prensler hiç kaybolmasın .....

13 Şubat 2012 Pazartesi

KIZILAYDA BİR ÖĞLE MOLASI

Haftasonu Ata Demirerin yeni filmi "Berlin kaplanı"na gittik hepbirlikte,
Eğlenceli bir filmdi,
Ancak ben, son boks maçı sahnesinde gözyaşlarımı tutamadım :)))
Duygularımı yoğun yaşadığım bir dönemdeyim sanırım,
Ağlayası burnunda tipleri de hiç sevmezdim kendim oldum,
Nihal Yalçın Yalan Dünya'da ne kadar uçuk kaçık deli bir tip,
Burada gözüme daha bir güzel göründü,
Başarılı bir oyuncu olduğu kesin zaten,
Yalan Dünya favori diziler arasındaki tahtına kuruldu,
Her karakter farklı bir hikaye,
Seyretmeye değer...

3 hafta sonra "Kızılayda Bir Öğle Molası" gezilerimize kaldığımız yerden devam ettik Sibelle,
Ayağımızın götürdüğü yere gittik,
Mağazalar hala indirimin son demlerindeler,
Herşey seçilmiş,
Belki bir-iki kafanıza uygun birşey bulabilirsiniz,
Hava süperdi öğlen,
Birkaç haftanın kar acısını çıkaracak cinsten bir hava vardı Ankara'da,
Güneş tepemizde, hava bahardan kalma,
Bakalım karın çilesini unutturabilecek mi Ankara'ya,
Üstgeçitte 3 genç gitar çalış şarkı söylüyorlardı,
Kurtuluş Lisesinde okuyorlarmış,
Es geçemedim,
Gitar kutusunun üzerinde birkaç lira vardı,
Destek olalım gençlere diye elimizi cebimize attık biz de,
Müzik ruhun gıdasıdır,
Müzik ve spor gençlerin kurtuluşudur bence,
Spor ve müzikle uğraşan gençlerin kendilerine ve başkalarına saygısı vardır,
Teşvik etmeliyiz,
Gençler geleceğimiz onlar sağlıklı yetişecek ki biz huzur bulalım...

9 Şubat 2012 Perşembe

İYİ HUYLU OLMAK ZOR MU?

Herkes iyi insan olmaya çabalasa  nasıl olurdu acaba dünya?
Nazik,
Güleryüzlü,
Hoşgörülü,
Cömert,
Bağışlayan,
Sözüne sadık,
Kimseyi yargılamayan,
Kimse hakkında kötü söz söylemeyen,
Yardımsever,
Şükredici,
Temiz, (ruh ve beden temizliği birarada olan)

Bu özellikler arttırılabilir tabi,
İyi huyları kendimizde barındırmaya çalışmak o kadar da zor olmasa gerek diye düşünüyorum,
Mümkün olduğunca kötü huylarımızı tesbit edip, onlardan uzaklaşmaya,
Onların yerine güzel huyları koymaya ne dersiniz?
2012 kararlarımın en üstünde bu var benim;
"Kimse hakkında yargıda bulunmamak ve kötü eleştri yapmamak"
Hadi bakalım düşünün,
Siz hangi kötü huyunuzu silip de yerine, hangi güzel huyu koymak istersiniz?
Leylak Dalımın sayfasında okuyup çok beğendiğim şu paragrafı burada paylaşmak istedim;

"Düşüncelerine dikkat et, birgün sözün olurlar.
Sözlerine dikkat et birgün hareketin olurlar.
Hareketlerine dikkat et, birgün alışkanlığın olurlar.
Alışkanlıklarına dikkat et birgün karakterin olurlar.
Karakterine dikkat et, bir gün kaderin olur.
Ne düşünürsek o oluruz
Ve ben iyi olduğumu düşünüyorum."

5 Şubat 2012 Pazar

NEREDE KALMIŞTIK?

Uzun zaman oldu,
Her türlü teknolojiden uzakta kalmak 10 gün, süper geldi,
Siz neler yaptınız acaba bu zaman sarfında herkesin bloğuna geleceğim ,
Yarın okullar açılıyor,
Yine bir maraton başlayacak,
Tüm öğrencilere başarılı bir dönem diliyorum...


Bu yukarıda görülen sevimli bizim evin yeni bireyi,
Adı; Mercan
Ben rağzı gelmememe rağmen eve getirildi benim evin erkekleri tarafından,
Yumuşamam bekleniyor,
Yasaklar sınırlamalar getirdim başlarda,
Kapalı balkonumuz onun evi oldu,
Evde gezmesine izin vermiyorum,
Kucaklarına alıp tv karşısında sevmeye izinleri var,
Tüyleri nasıl uzun, tabi ki dökülüyor,
Ben de çok titizleniyorum,
Evde dolaşmasına heryere tüy dökmesine rağzı değilim,
Ama görseniz oğlanlar ve babaları kediye deli oluyorlar,
Ben de seviyorum ama uzaktan şimdilik,
Hala evde bir hayvanımız olma fikrine alışamadım,
Zamanında çok hayvanımız oldu ve kötü tecrübelerimiz,
Bu kediyi de sonradan vicdan azabı çekmemek için istememiştim oysa ki....