19 Ocak 2012 Perşembe

SÖMESTR TATİLİNDE İZNİNİZLE KAÇIYORUM BURALARDAN

 Bir on gün uzaklardayım buralardan,
Ufak bir mola istiyorum sizden,
Tüm teknolojik aletlerden uzak geçireceğim tatilimi,
Ruhsal ve bedensel bir arınma ile dönmeyi umuyorum.
HOŞÇAKALIN

18 Ocak 2012 Çarşamba

SİZ HANGİ MASKEYİ TERCİH EDERSİNİZ?

Gazetelerde her zaman nasıl depresyona girmeyiz,
Girmemek için nasıl yaşamalıyız, neler yapmalıyız yazıları çıkar,
Ben ise tam tersi bir yazı yazmak istedim bugün,
Bu yazım depresyonu davet eden insanlara gelsin :)
Öncelikle güne öfleye pöfleye başlayın,
"Bu erken saatte neden kalktım ki, uykum var benim hala" diye suratınızı ekşiterek aynaya bakın,
İş yeri servisine suratınız 5 karış binip kimseye "Günaydın" demeyin,
Sanki sizi silah zoru ile işe götürüyorlarmış gibi bakışlar fırlatın çevrenize,
İş yerinizdekilere somurtun, onlar size gülerek günaydın deseler de siz gayet ciddi bir şekilde yarı ağız günaydın deyin,
Masanızda biriken evrakları kaldırıp masanın diğer tarafına sinirli bir şekilde koyun ve koyarken de öfff deyin,
Sürekli kendi kendinize söylenip durun,
Çevrenize negatif elektrik yayın,
Hem siz hem arkadaşlarınız huzursuz olsun,
Biri bir şey sorsa hemen şikayet edin,
Bu şikayet hemen her konuda olabilir,
Hiçbir şeyden memnun olmayın,
Gülen, eğlenen insanları görünce kafanızı "Allah Allah" der gibi sallayın,
Eleştiri ve nasihat düsturunuz olsun,
Ağzınızı açıp hiç iltifatta bulunmayın,
Her zaman ya nasihat edin ya da eleştirin,
Tüm bunları yapıyorsanız,
Bilin ki,
Huysuz, sevimsiz, aksi vasıfları arkanızdan söylenecektir.

Bence, herkes nasıl bir hayat yaşayacağını kendi seçiyor,
Mutlu, huzurlu,neşeli ve  güleryüzlü bir hayat mı yaşamak istiyorsun,
Yoksa;  huzursuz, somurtkan ve tadsız bir hayat mı yaşamak istiyorsun,
Bu bizlerin seçimi,
Müzik dinlemek mutlu olmayı sağlıyormuş,
Neşelenmek elimizde,
Huzurlu olmak ve pozitif duygular barındırmak ve yaymak da elimizde,
Neden olumsuzu seçen insanlar çoğaldı acaba?
Çok merak ediyorum bunu...

16 Ocak 2012 Pazartesi

DOĞUMGÜNÜ ÇOCUĞUNA

Bugün benim Minik Kuşumun (pek minikliği kalmasa da) doğumgünü,
Projektör, boncuk göz, can can,
O kadar çok lakabı oldu ki Ahmet Can'ın,
Mutlu çocuğum benim,
Neşen hiç bitmesin,
Hep öyle sevecen, sosyal, sıcakkanlı ol,
Seni seviyorum,
İyi ki doğmuşsun,
Abin tek başına büyümedi sayende,
2.5 yaşında abi oldu,
Gerçi bunu Fahir'e sormak lazım,
İyi mi oldu bir kardeş diye :)))
Ahmet Can 13 yaşını dolduran delikanlılığın kapısında olan bir genç artık,
Bu 13 yıla bir sürü başarı sığdırdı,
Gayet başarılı bir öğrenci oldu,
Satranç Şampiyonu olarak okuluna madalyalar kupalar kazandırdı,
En önemlisi de ailemizin hiç yerinde duramayan sevimli bir ferdi oldu,
Allah sağlıklı, başarılı, huzurlu bir ömür nasip etsin,
O gülen yüzün hiç solmasın.....

14 Ocak 2012 Cumartesi

TEKERLEKLİ SANDALYEDEKİ DEDE

Soğuk çok soğuk bir cumartesiydi Ankarada bugün,
Kar yoktu ama ayaz çıkmıştı,
Ulusta işimiz vardı,
Hal'e uğradık balık aldık,
Balıklar temizlenirken ben halin dışarısındaki bir bankta bekledim,
Çevremi inceledim,
İnsanları,
Yaşlı bir dede tekerlekli sandalyede, torunu itiyor,
Bir torba bozuk para verdi torununa balıkçıya gönderdi onu,
Gecikince kızmaya başladı
Diğer torununa "keşke seni gönderseydim, sen daha uyanıksın bak bu gelemedi" diyerek söylenip durdu,
Ağzında tek bir diş kalmış, üzerinde ince bir kazak, içindeki gömleğin rengi anlaşılmıyor kirden,
Yaşlı elleri soğuktan üşümüş, ovuşturuyor hiç durmadan,
Belli ki çok düşkünler,
Neden sonra torun göründü balıkçının kapısında,
Elinde 10 tl lerle ,
Dedeye verdi, dede o zayıf ve yorgun elleri ile saydı paraları ve torununun itmesi ile sandalyesini uzaklaştılar yavaşça,
Şöyle bir düşündüm,
Aynı kentte yaşayan ne kadar çok farklı statü ve farklı hayat var,
Kimbilir ne kadar çok ihtiyaç sahibi onlar,
Nereden kazandılar o bozuk paraları da bütünlemeye balıkçıya geldiler,
Üzülüyorum bu hayatları görünce,
Ama ne yapabiliriz ki,
Kendimizce bildiğimiz ihtiyaç sahiplerine yardım ediyoruz,
Bilmediklerimizi de umarım birileri biliyordur,
Onlara da yardım edenler vardır,
Gerçekten de uçurum var yaşam şartları arasında,
Hal'den çıkıp Bilkente Reale geldiğimde ise bu uçurumu fark etmem için çevreme bakınmam yetti ....

11 Ocak 2012 Çarşamba

KIZILAY ARŞINLANMAYA DEVAM EDİYOR !!!

Bugün nereye yol alsak diye düşünerek Atatürk Bulvarından aşağıya doğru yürümeye başladık,
Ayaklarımız bizi nereye götürürse oraya,
Cadde üzerindeki paşabahçeye girip 3 katını dolaştık,
Kuyumcuların vitrinlerine baktık,
Orta şekerli kahvemizi Sakarya'da içtik....
Öğle yürüyüşleri vazgeçilmezimiz oldu,
Ankara'yı solumak güzel,
Kalabalığa karışıp akmak,
Bugün bir enerji düşüklüğü vardı bizde,
Nazar mı değdi acaba? dedik kendi kendimize :)))
Biz Ankaralılar zorunlu olmadıkça üst geçidi kullanmayız,
Hatta Behzet Ç'ye bile konu olmuştu,
Ama aşağıda yaya geçidi olması mümkün değilse, bizim gibi üst geçidi kullanmak zorunludur,
Üst geçit satıcıları, çalgıcıları kavramı vardır buralarda,
Otururlar oracığa 2 mendil koyarlar önlerine,
Dilencinin bir adım önde gideni diyebiliriz,
Bugünkü ise çok iç acıtıcıydı,
Bir bacağı ve kolu olmayan bir amca,
Yanına protez bacağını çıkarıp koymuş,
Diğer yanına baktım gayri ihtiyari protez bir kol duruyor mu diye, (yoktu)
Açmış çünkü eksik yerlerini , bakamadım,
İçim acıdı,
Bu amcanın neden burada olduğunu düşündüm,
Bu tür engellilere yardım eden birileri veya kurumlar yok mu ki bu duruma düşüyorlar?


10 Ocak 2012 Salı

OLGUNLAR

Geçen gün gazetede korsan kitapçılara baskın yapıldığını, fotokopi ingilizce kitapların ve ders kitaplarının toplandığı haberini okuyunca aklıma yıllardır Ankara'da Olgunlarda tezgahta bu kitapları satanlar geldi,
Nasıl oluyor da buırada legalmiş gibi satış yapıyorlardı?
İngilizce kursuna giden herkesin yolu buraya düşmüştür eminim,
Kitapçıdan 50-60 TL'ye alınan kitapların fotokopisi 8-9 TL'ye alınırdı oradan,
hala da fotoğrafta gördüğünüz gibi tezgahlarda satış yapıyorlar,
Güncel romanların hepsi de 5 TL,
Tabi KORSANA HAYIR diyenlerdenim,
 Ama nasıl oluyor da burası herkesin gözünün önünde zabıtadan kaçma derdi olmadan çalışıyor anlamış değilim,
Oradaki kitapçılara bunu sordum,
Espiriye alıp beni, "abla şu var ya şu o operasyonda gözaltına alındı, bugün çıktı" dediler,
Kızlar hadiiii hemen kaçalım burdan dediler ve oradan uzaklaştık.
Olgunlar sokağın girişindeki madenci heykeli ise, kömür ocaklarında canını veren işçiler için dikilmiş, heykelin şapka kısmında bulunan fenerden öndeki camlara ışık vererek, karşısından bakıldığında puslu madenlerde çalışan işçi görüntüsü verilmiş.
(Bilmeyenler için Olguların yeri; , Atatürk Bulvarından Bakanlıklara doğru çıkarken Belçika Büyükelçiliğinin yanında, eskiden onu geçince de Batı Sineması vardı. Şimdilerde kapatılmış olan. )
Daha sonra Atatürk Bulvarının üzerinde Bulvar Cafe'de sahlep içtik kar yağışını izleyerek,
Daha sonra koştura koştura mesaiye yetiştik :)))

9 Ocak 2012 Pazartesi

KARANFİL PASAJI

Hatırlar mısınız, cep telefonları hayatımızı işgal etmemişken,
Evdeki sabit telefonla arkadaşımızla konuşur buluşma yeri belirlerdik,
Kızılay'da YKM, Gima, Soysal Çarşısı veya Vakko'nun önünde buluşmamış kaç kişi vardır acaba Ankara'da?
Gima binası SSK İşhanı gibi tadilatta şimdilerde,
Gimayı sağınıza alıp koleje doğru yürürken sağdadır Karanfil Pasajı,
Birkaç basamakla inersin takıların ışıltılı dünyasında bulursun kendini,
Büyük AVM'lerdeki Accessorize'ten alacağın 50 TL'lik bir kolye  orada 6-7 TL'dir,
Gümüş takılar, incik, boncuklar,renk renk tokalar herşey gözünüzü alır,
Karanfil kokuları gelsin isterim o pasaja girerken burnuma,
İsmine yakışır bir kokusu yoktur ama karanfil ismi de yakışır bu renkli dünyaya...


Bugün Sibel ve Hale ile bir saatlik öğle tatilimizde karanfile yelken açtık. 
Dönerken de Güvenparktaki çiçekçilerle bir fotoğraf çektirerek bugünü tarihe kaydettik.

Kumrularda Levent Kuruyemişcisinden badem,ceviz, fındık alıp ara öğün için malzemeleri tamamladık,
Simit Dünyasının çıtır simidi ise ikindi çayımızın yanına iyi gider diye düşündük...

8 Ocak 2012 Pazar

İZMİR CADDESİ-SAKARYA

Bursa Kumaş Pazarı'dan bir fotoğrafla Merhaba demek istedim bugün sizlere,
Ankara'da İzmir Caddesinden Necati Beye inerken sağdaki sokakta yıllardır hizmet veren bir kumaş mağazasıdır kendileri,
Bundan yıllar önce konfeksiyon işi bu kadar bol ve ucuz değilken,
Buraya gelip envai kumaşlardan 2 boy alınıp pantolon diktirilmek üzere terzi yolu tutulurdu,
Terziye gitmeden de Moda Düğme veya Şık Düğmeden, astar, makara, fermuar, düğme alınırdı,
Cuma günü Sibelle yolumuz Bursa Kumaş Pazarına düştü,
Gelmişken kumaş aldık, tezgahtar amcalar "diktirecek terziniz var mı? "diye adet üzerine sordular,
Biz de teşekkür ederek ve kumaşlarda aklımız kalarak ayrıldık dükkandan....

Sakarya'ya gidip Hosta'da döner yiyelim veya Goralı'ya gidelim dedik,
Malesef Goralı 1.5 senedir kapalıymış,
Eski bir Ankara klasiğinin de zamana yenik düştüğünü gördük,
Sakaryaya gelmişken balık tezgahlarına göz atmamak Hüsmen Ağa'dan turşu almamak olmazdı,
47 yılından beri aynı dükkanda hizmet veriyormuş,
Çubuk turşusu satan amca ile sohbet etmek güzeldi,
Közlenmiş kırmızı biber, salatalık ve biber turşusu alıp, ağzımıza da birer turşu atıp ayrıldık oradan,
Karşıya geçip Hostanın döner ayran kuyruğuna girip bekledik,
Yola bakan masalardan kendimize bir yer seçip oturduk,
Tadilata alınmış SSK İşhanı'na bakarak dönerlerimizi yedik,
Bu arada Sibel'e gezdiğimiz yerlerin bende kalan hatıralarını anlatmadan geçemedim,
SSK İş hanının alt katında Et Balık Kurumunun kasabı vardı,
Oradan kedime akciğer alırdım,
Eve gelip haşladığımda aldığım kaciğer 2-3 katına çıkardı,
Ayrıca, Sakarya'da bir iş hanındaki çerçevecide düğün fotoğrafımızı çerçeveletmiştik,
1993 yılına döndüm buralara gelince,
Anılarımız beynimizin hard diskine kaydediliyor ama birinin  dosyaları tıklayıp açması gerekiyor,
Yoksa unutulup gidiyor,
Kızılay o açıdan iyi oldu,
Hard diskime TIK'landı :))))

6 Ocak 2012 Cuma

KIZILAY'DA İNDİRİM ÇILGINLIĞI

Zara'da dün indirim vardı,
Kadınlar toplanmış kepenklerin açılmasını bekliyorlardı,
Kepenkler tam 10'da açıldığında huraaa içeri,
Bir önceki günden tesPit edilen ürünler bir bir seçilerek kasaya koşuldu,
Bu sefer kasada uzun bir kuyruk oluştu,
Sanırsın ki, yangından mal kaçırılıyor,
Bence kadınların bu alışveriş tutkusu tezlere konu olmalı,
Hani indirim de öyle pek fazla birşey değil, 20-30 Tl arasında inmiş çoğu ürünler,
Ücreti daha yüksek olanlar daha fazla inmiş,
Ama biz kadınlar için İNDİRİM kelimesinin duyulması yeterlidir,
5-10-20 TL önemli değil,
Hemen birşeyler alma telaşına gireriz,
Erkeklerin ise, "canım ihtiyacın varsa çıkalım indirim varmış" cümlesini ise anlamakta zorlanırız,
Nasıl yani ihtiyaç?
İndirim varsa ihtiyaç gözetmez pek kadınlar,
Kızılayda indirim furyası ve kadınların hallerini incelemek isterseniz,
Bir öğle arası sizi de bekleriz buralara,
Bir de ayrıntı vereyim,
Hiç tanımadığınız bir kadın soyunma kabinine elindekilerle yürürken,
Tüm mağazadaki ürünler değil de,
Onun elindeki ürünler daha ilginizi çeker,
Acaba bundan,  başka var mıdır? diye düşünmeden kendinizi alamazsınız,
Yani neymiş biri elini atınca o şeye daha kıymetli olurmuş,
Herkese güzel bir Haftasonu diliyorum....

4 Ocak 2012 Çarşamba

KIZILAY VE TUNALIDAN İZLENİMLER-1

Güzel anılar biriktirmek önemli hayatımızda,
Kızılay'a gelince benim bir bir anılarım canlandı,
Ankara'nın ünlü ayakkabıcıları vardı hatırlar mısınız?
Yüksel Caddesinin köşesinde Erol,
Tunalıda Karmen, İpem,
20 yıl öncesi ne kadar popülerlerdi,
Bugün Erol'e girdim de,
Ne kadar köhneleştiğini, eski şaşasından eser kalmadığını gördüm,
Aynı şekilde Karmen,
Hatta İpem'in ismi ve dükkanı bile kalmamış Tunalıda,
Zamana ayak uyduramayan, yeniliklere adapte olamayan herşey geri plana mı itiliyor?
Bu duygunun aksini Akman Pastanesi ve Hacı Arif bey'de hissettim,
Bu mekanların hep aynı kalması oraları hala çok özel kılıyor,
Hala eski masa ve sandalyeler var sanki orada,
Seneler önceki aynı havayı solumak güzel,
Meşrutiyetteki Kocatepe kahvecisi yerini Simit Sarayı,
Pizzerianın yerine HD İskender yapılmış,
Neyse yarın devam edeyim ben bu izlenimlere,
Bitecek gibi değil çünkü :))

2 Ocak 2012 Pazartesi

2012'NİN İLK YAZISI


2012 yılında 90’lı yıllara dönüş nostaljisi yaşıyorum,
1991’de Kızılay’da 10 katlı bir binanın 9.katında ilk iş hayatına adım atmıştım,
O yıllar için, iyi sayılabilecek bir ortamdı,
Odamız büyükçeydi ve 5 masa  vardı,
Başlarda bize masa yoktu, yeni başlayan 50 kişiye yer ayarlanamamıştı,
Şimdi taşındığım yer ise  ilk iş yerimin tam karşısında 30’lu yıllarda yapılmış bir bina,
Tam turu tamamlamış oldum 20 yılda :)
Açık ofis ortamı ve modern altyapısı olan bir binadan buraya gelmek,
Zaman tünelinden eskiye dönüş gibi oldu,
Neyse ki geçici bir durum,  birkaç yıla yeni bir binaya taşınma umudundayız..

Yılbaşı programları ile çuvalladı TV’ler,
Yılbaşı programı demek de haksızlık oldu, diziler ve dizi oyuncularının partisi vardı gördüğüm kadarıyla,
İzlemedim sadece zaplayıp durdum,
En iyisi TRT’nin Nostaljik Yılbaşı Programlarıydı,
Nasıl güzeldi 70’ler, 80’ler, 90’lar,
Şu yıl kaç yaşındaydım?
Bu programı hatırlıyorum,
Herkes ne kadar genç,
Şarkıcılar toplanmış TRT’nin yılbaşı partisine gelmişler,
Başka bir kanal seçme şansları yoktu tabi,
Çocukluğum geçti gözümün önünden…