29 Kasım 2011 Salı

30 KASIM 1966

1966 yılının 30 Kasımında dünyaya merhaba demiş ABİM,
Annem ve babam daha 1 yıllık evlilermiş,
Annem 20'sinde babam 25'inde,
O zamanlar bu yaşlar hiç de genç değilmiş çoluk çocuk sahibi olmak için,
Şimdilerde olsa "aaa çocuk yaşta çocuğu olmuş" tepkisi verilir,
Abim gelince mutlulukları daha da artmış,
Babam üstüne titremeleri ile annemi biraz bezdirmiş ama, "yumurta içi" oğulları çok yakışıklı ve akıllıymış,
3 yaşında zehir gibi bir erkek çocuğu olarak evde saltanat sürerken,
Ben aileye katılmışım,
Kendinden emin bir çocukluk yaşayan abimin beni kıskandığına dair bir hatıram bulunmuyor,
Aksine ben onu kıskanırdım her zaman,
Okulun en başarılısı,
Mandolin çalar,
Halk oyunu oynar,
Bilgi yarışmalarına katılır,
Tiyatro yapar,
O kadar çok yönlüydü ki,
Tüm okul hayatım boyunca onu gıptayla izledim,
Ne zaman ki, üniversiteyi kazanıp İstanbul'a göç etti,
İşte o zaman özlem duydum, ben de kazanmalıydım üniversiteyi İstanbul'a gitmeli ve onun okulunda okumalıydım,
Hep bunu istedim,
O inşaat mühendisliği okuyordu,
Ben ise mimar olmalıydım,
Hayat bizleri ayrı yerlere savurdu,
Kısa bir süre için Ankara'da buluşturdu,
Sonra bir rüzgar esti ve onunla yine ayrıldık,
Her zaman bir abim olduğu için gurur duydum,
Onun  başarıları ile övündüm,
Uzakta olsak da birbirimizden, 
Kardeş olmak gönül bağımızın hiç kopmayacağını bilmek ayrıcalıklı bir duygu,
Abicim iyiki doğmuşsun,
Senin kardeşin olarak doğduğum için çok şanslıyım,
Senden çok şey öğrendim,
Ailenle birlikte çok mutlu olmanı diliyorum,
Allah herşeyi gönlüne göre versin,
Sen herşeyin en iyisine layıksın,
İMZA: Kızkardeş

26 Kasım 2011 Cumartesi

BATI KARADENİZİ GÖRÜP GELDİM

Kağıt Fabrikasındaydım cuma günü
Ormandan gelen odunlar fabrikaya giriyorlar
Bir sürü işlemden geçiyorlar,
Sonuç olarak,
Odun olarak girdikleri fabrikadan kağıt olarak çıkıyorlar,
Şöyle bir düşündüm de,
Bu dünyaya odun gelip odun giden ne çok insan evladı var,
Ne yazık,
İnsanın kendini yontması, törpülemesi,
Güzel bir kağıda dönüşmesi o kadar zor mu?
Bence hiç de zor olmamalı,
Azimle ve çalışmayla insan kendini eğitebilmeli...

Zonguldak, Çaycuma, Filyos,
Havasını soluyup döndüm,
Karadenizin gri ve dalgalı denizine baktıkça bakasım geldi,
Zonguldağın dağlara dizili evleri,
Kömür rayları,
Beni hüzünlendirdi, kasvetli geldi bu şehir bana,
Madencilerimizin acıları aklıma geldi,
Üzüldüm,
Filyosta deniz kenarındaki lokantada balık yedik, harikaydı,
Çaycuma'ya giderken Ankara'dan yerel bir otobüse binmiştik,
Otobüs öyle eskiydi ki o atmosfer beni 90'lı yıllara götürdü,
Sanki zaman tünelinden geçip geçmişe döndüm,
Muavinin saçı bile  o yıllardan kalmaydı sanki,
Nostaljik bir yolculuk oldu....

23 Kasım 2011 Çarşamba

ÇEYİZ SANDIĞIMI AÇTIM

2005 Aralık ayında blog yazmaya başlamıştım,


İlk o zamanlar blogcu ile ortaya çıkmıştı,
Dün eski bloğumu ziyaret ettim,
3 yıl aralıksız yazmışım orada,
Burada da bu yıl 3. yılımı dolduruyorum,
Ne anılar biriktirmişim,
Tarihe not düşmüşüm,
Ne fotoğraflar eklemişim,
Okudukça, gezindikçe gezindim o yıllarda,
Vee,  ne fark ettim biliyor musunuz?
Yıllar o kadar çabuk akıyor ki,
Yakalamamız mümkün değil,
Sadece güzel geçirmek günleri önemli,
Dostluklar, ilişkiler, almalar, vermeler,
Herşey ama herşey en içten, gönülden,
İyi niyetle yapılınca güzel,
Yüreğini güzel tutmak, yardım etmek, sevgi vermek,
Çevrendekilerin nasıl olmasını istiyorsan senin onlara öyle davranman,
Biriktirdiklerimi çok sevdim,
Çeyiz Sandığımı açmış gibi hissettim kendimi,
İçinden renkler çıktı,
Sürprizler çıktı,
Dostluklar çıktı,
Değerli anılar çıktı,
Mutlu oldum :)))

22 Kasım 2011 Salı

KONUŞMAK-YAZMAK

Hayattan kesitler,
Kısa yazılar,
Meramını birkaç kelime ile bir kaç cümle ile anlatma,
Uzun uzadıya konuşmak ama bir türlü ne dediğini anlayamamak,
O daldan bu dala konarak konuyu dağıtmak,
Çeşitli meramını anlatma şekilleri var ,
Ben blog yazılarımda kısa yazmayı tercih ediyorum,
Uzun yazarsam sihri bozulacakmış gibi geliyor yazılarımın,
Sanki kısa yazılarla meramımı anlatmam daha okunası oluyor gibi geliyor bana,
Çok isterdim sizleri de sıkmayacak uzun yazılar yazmayı,
Köşe yazarlarının nasıl yazı yazdıklarını ise çok merak ediyorum,
Her gün belirledikleri bir konu hakkında düşünüp kurgulayıp mı yazıyorlar ?
Yoksa akıllarına o an gelen konuları mı kaleme alıyorlar?
Konuşurken de kendini ifade edebilmek önemli,
Bazen insanlar konuşur, anlatır da anlatır ama ben ne anlattıklarına vakıf olmak için bayağı zorlanırım,
Çok konuşan insanları severim yanlış anlaşılmasın lütfen,
Ama gereksiz açıklamalar, daldan dala konmalar bizi konudan uzaklaştırırsa ben sıkılırım,
Diyoloğun monoloğa dönüşmemesi sanırım buradaki püf nokta,
Karadenizli bir aileden geldiğim için alışığım yüksek sesli  muhabbetlere,
Hele de babam ve amcam terasta konuştuklarında yokuş yukarı çıkan insanların " vayy bu evde kavga var" diye düşündüklerini bilirim  :)

18 Kasım 2011 Cuma

YARIŞMALARA KATILMAYA BAYILIYORUM !!!!


12 – 20 Kasım 2011 tarihleri arasında www.facebook.com/bilkom adresinden yarışmaya başvurabilirsiniz.

Yarışmanın konusu ise hayli ilginç;
- Dostoyevski gibi bir yazar blog tutar ya da tweet atar mıydı?
- Bloğu olan konuşuyor! Herkesin blog yazabilmesi iyi bir şey mi, kötü mü? 

- Ellerine mürekkep bulaşmayan yazar, dizi kanamayan çocuğa mı benzer?

Bu konulardan biri hakkında yazı yazacaksınız. Site takipçileri tarafından en fazla beğenilen yazı kazanacak.

Ben ne yaptım? Hemen katıldım bu yarışmaya :))

Buraya bir  TIK yaparsanız yazımı okuyabilirsiniz.

Beğenirseniz like butonuna basmanız yeterli,
Haydi bakalım yeni bir mecrada bilek güreşinde ne yapacağım,
Bekleyip görelim,
Destekleriniz için şimdiden teşekkürler dostlarım.

16 Kasım 2011 Çarşamba

THE END

Naz Elmasın dizisi pazar akşamı çok komik bir son bölümle final yaptı,
Ay Tutulmas'nın finali bana beyazın 2 dk.lık yaprak dökümünü hatırlattı :)))
İzlemeyenler için buraya ekledim,
Ben gülmek istediğimde izliyorum, tavsiye edilir,
15 dakikada halolacak meseleler için bazen yıllarca izliyoruz diziyi,
Saatlerimizi boş yere heba ederek,
Bu düşüncelere gark oldum ve hemen TV'yi kapatıp müziğimi açtım, kitabımı okumaya başladım,
Bu diziler uyuşturucu etkisi yapıp bizi 3 saat tv karşısına bağlıyor ya sinir oluyorum,
Ama izliyorum da,
Elimde kitabımla izlemeyi tercih ediyorum,
Reklam arası, saçma sapan diyologlar derken ben aslında diziyi kitabımla aldatıyorum !!!

15 Kasım 2011 Salı

AHMAKLIĞIN VASIFLARI !

Geçen gün maillerime bakarken abimden gelen aşağıdaki yazıya rastladım,
Çok hoşuma gitti,
Tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne,
Bu alametler bizde yoksa ne ala!
Varsa da biran önce kurtulmanın yollarına bakmalıyız,
Hem kendimiz hem çevremiz için,
Buyrun okuyun siz ne düşünüyorsunuz?


"ahmaklığın dört alâmeti vardır. 

1. kendi ayıbını görmeyip de başkalarının kusurunu aramak.
 

2. gönlüne cimrilik tohumu saçtığı halde cömertlik ummak.

3. huyu ile halkı hoşnut etmeyen kimsenin tanrı kapısında hiçbir
değeri yoktur.
> adeti huysuzluk olanın işi daima nefret kazanmaktır.
> kötü huy, tende canın belâsıdır.
> huysuz kişi insandan sayılmaz.


 
4. cimrilik cehennem ağacından bir daldır.  

(nişaburlu mehmet feridüddin-i atar, "pendname")

12 Kasım 2011 Cumartesi

GİZLİ ANLARIN YOLCUSU

Ayşe Kulin'in son romanı elimde,Bu sefer roman kahramanı İlhami anlatıyor,
Daha başındayım,
Birkaç günde bitireceğimi düşünüyorum,
Her zamanki gibi elimden bırakamadan okuduğum bir yazar Ayşe Kulin,
Müzik eşliğinde kitap okumak gibisi yok,
Leylak Dalı'nın kulakları çınlasın,
Haftanın okuyanı tadında bir fotoğrafımı çekti fahir,
Bakalım bu fotoğrafı nasıl yorumlayacak ?  :))
Ben ise romanım bitince yeni bir yazı ile düşüncelerimi sizlere ileteceğim,
Güzel bir haftasonu diliyorum...

10 Kasım 2011 Perşembe

ATA'YA TEŞEKKÜR

Önemli olan öte dünyaya göçtükten sonra geride bıraktıkların,
İnsanlık için iyi şeyler yapmış mısın?
Arkandan güzel söz söyleyenlerin var mı?
En büyük miras bunlardır,
Atatürk'ün bize, biz kadınlara bıraktıkları o kadar çok ki,
Ne kadar minnet duysak az,
Allah rahmet eylesin,
Mekanı cennet olsun,
Cumhuriyet çocuğu olmak büyük ayrıcalık,
Hele de Cumhuriyet kadını olmak özgürlük,
Atam sana çok teşekkür ediyorum...

6 Kasım 2011 Pazar

HERKESE Mİ BAYRAM ?

Sadece bizim bayramı bayram gibi yaşayacağımızı bilmek,
Van'da sevdiklerini kaybedenlerin gözyaşlarının dinmediğini bilmek,
Çocukların soğukta o çadırlarda bayram geçireceğini bilmek,
Şehit ailelerinin gözleri yaşlı, oğlunun, eşinin, babasının fotoğrafına bakacağını bilmek,
Tüm bunları bilmek acı veriyor,
Keşke diyorsun,
keşke bu acılar hiç yaşanmamış olsa,
Herkes bayramı bayram gibi yaşayabilse,
O nedenle çok da tadında yaşayamıyorum bayramı,
Yaşanılan acıların tekrar etmemesini dilemekten başka yapacağımız birşey var mı?
Tabi yardımlarımızı yaptık, yapacağız,
Dualarımız hep onlarla olacak,
Bayram günleri bir nebze herkese acılarını dindirse,
Güzel günlere dair ümitlerini artırsa,
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

2 Kasım 2011 Çarşamba

ESMER ŞEKERE KANMAYIN !

Ankara Şeker Fabrikasındaydım bugün,
Üretim yani kampanya döneminde fabrika,
Bizlerde bunu görmeye gittik,
Nasıl harika bir şey bilemezsiniz,
Gelen şeker pancarlarının bembeyaz şekere dönüşmesi macerası nasıl da şiir gibi,
Yıkanıyorlar, kesilip rendeleniyorlar,
Kaynar kazanlarda kaynıyorlar,
Özleri çıkıyor,
Süt banyosunda (kireç sütü) beyazlıyorlar,
Santrifüjle kuruyorlar,
Eleklerden geçip, kocaman çuvallara (50 kiloluk) konulup satışa hazır hale getiriliyorlar,
Müthiş bir macera!!

Sımsıcak bir ortam,
İliklerime kadar ısındım gezerken,
Kazanlardan çıkan buhar da elektrik enerjisi üretiminde kullanılıyor,
Bugün en çok da şuna şaşırdım;
Esmer şekerin doğal şeker olarak bize yutturulmaya çalışıldığı gerçeği ile yüzleştim,
Nasıl bir bilgi kirliliğidir bu,
Ben yıllardır esmer şekerin daha doğal olduğunu, beyaz şekerden daha az muamele edilmiş ve saf şeker olduğunu sanırdım,
Güya beyazlatmak için şekeri kimyasallar kullanılıyormuş,
Esmer şeker de kullanılmıyormuş,
Hepsinin kocaman bir yanlış olduğunu öğrendim,

Efendim özetleyecek olursak,
Şeker pancarından beyaz bildiğimiz toz şeker üretilirken herhangi bir kimyasal madde kullanılmıyor,
Kesme şeker üretiminde ise şeker tam kurutulmadan kalıplara dökülüyor,
Esmer şeker ise; beyaz şekerin melas katılarak esmerleştirilmesi sonucu oluşan bir ürün,
Melas şeker üretiminin son aşamasında acığa çıkan kahverengi bir şurup olarak basitçe anlatabilirim,

Yanii Esmer Şekerin; doğal, organik diye biz çevrecilere, organik ürün kullanmaya meraklılara  pazarlanması gayet manidar!!!!

Sizlere bir de yaşanmış esprili bir hikayeyi anlatayım,
Eskiden kot pantlonlar ülkemizde yokken,
Şeker çuvallarından pantolon dikilirmiş ve çok havalı birşeymiş,
Bu kot benzeri kumaşlarla dikilen pantolonu giymek,
Ancak bir abimiz şort diktirmiş bu çuvallardan ve denize girmiş,
Bel kısmında şortun ön tarafında   Turhal Şeker Fabrikası, arkasında da Net 75 kilo yazıyormuş :)))

1 Kasım 2011 Salı

UMUT

Görsel
Kasım gelince yıl sonuna birşey kalmadığını görürüm,
Bir yılı daha devirmenin hüznü mü sarar mutluluğu mu bilemem,
Bir yılın hesabını çıkarmanın zamanı gelmiştir diye düşünürüm,
İyi günleri ile kötü günleri ile yaşanmıştır artık, kocaman bir yıl geride kalmıştır,
Listeler hazılanır genelde,
Gelecek yılın hedefleri belirlenir....

Bu yıl hüzünlü bir yıl oldu  ülkece,
Terör olayları, şehitler, deprem,
Güzel günlere iyi haberlere hasret kaldık,
Umarım 2012 güzel bir yıl olur,
Mayaların kehanetinin gerçek olmaması dileğimiz,
Geleceğe dair daha çok planımız var öyle değil mi?
İnsanoğlunun yarınlara dair umutları hiç bitmesin zaten,
"Umudu olanın herşeyi vardır" diye okumuştum bir yerlerde,
Gerçekten de hiçbir zaman umudumuzu ve iyi niyetimizi kaybetmememizi diliyorum...