31 Mayıs 2011 Salı

YAZ MEVSİMİ GELMEYECEK Mİ?

Yarın 1 Haziran,
Bugün hava Ankara'da kapalı, Arada yağmur atıştırıyor gökyüzü kara bulutlarla örtülü,
Bir kasvet var ki sormayın,
Sanırım Yaz gelmeyecek bu yıl,
Ya da öyle bir gelecek ki, aman Allahım diyeceğiz,
Herneyse doğaya insanoğlunun yaptığının yanında doğanın bize oynadığı bu mevsim farklılığı oyunu az bile,
Doğanın tüm dengeleri, bizim doğal kaynakları insafsızca kullanmamız nedeniyle bozuldu,
Bu garip havaların nedeni bizleriz aslında,
Yapıp edip sonra da suçu başkasına atmada insanoğlunun üstüne yoktur bilirsiniz...

Bu haftasonu SBS sınavına girecek çocuklara başarılar diliyorum,
Biz geçen yıl o defteri kapattık çok şükür,
2 sene sonra girecek Ahmet Can da benzeri bir sınava,
Sınavlarla girdikleri Anadolu Liselerinde daha ağır bir tempo bekliyor onları,
Kolay gelsin hepsine...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

ŞAMPİYON ORDUYU KUTLUYORUM

28 Mayıs 2011 Cumartesi

OKUL GECESİ

Naz tanrıça rolündeydi
Okuldayken geceye hazırlanmak,
Heyecan içerisinde folklor gösterisi, tiyatro veya koroda yer almak,
O gece gelip çattığında ailenin karşısında sahneye çıkmak ne kadar unutulmazdı değil mi?
Dün akşam arkadaşım Gül'ün kızı Naz,
(Naz'dan daha önce bahsetmiştim sizlere)
"Midasın Kulakları" tiyatro oyununda sahneye çıktı,
Çok başarılıydı,
Ben de onu ve diğer çocukları fotoğrafladım,
O kadar güzeldiler ki,
Hayran hayran izledi herkes,
Rengarenk giyinmiş, süslenmişler,
Hepsi aylardır bu oyun için hazırlanmış,
Çok güzellerdi,
Bakın siz de karar verin...

24 Mayıs 2011 Salı

KİTAP-KADIN VE FOTOĞRAF

Leylak Dalı çok güzel ve yaratıcı bir uygulama başlattı,
Okuyan kadınların resmedildiği tabloları ekleyecek bloğuna her hafta,
Ve tabloya baktığımızda bizde uyandırdığı duyguları yazacağız,
Bu fikre bayıldım,
Bu sayede hem tabloları görecek ve öğreneceğiz,
Hem de yaratıcı fikirler ortaya çıkaracağız,
Ben de kitap okuyan ünlü kadınların fotoğraflarını görünce düşünmüştüm,
Bizde neden böyle fotoğraflar olmaz diye,
Genellikle yemek masasında olur bizim fotoğraflar :))
Ya da güzel bir manzaraya sırtımızı vermişken dostlarla birlikte,
Neden acaba en güzel dost olan kitap elimizde bir tek bile fotoğraf çektirmek aklımıza gelmez,
Kitapların içinde kaybolarak okumak,
Zamanı ve mekanı unutturuyor insana,
Yazarın yazdıkları ile yeni bir dünya oluşturuyoruz hayalimizde,
"Boş vaktim yok okuyamıyorum" diyenler çok ülkemizde,
Boş vakitte mi okunmalı kitap ?
Nasıl bir yanılgıdır bu,
Kitap okumak aksine dolu vaktin işidir,
Ayrı bir zaman ayırmak gerekir,
Yatmadan önce 1 saat ayırıyorum ben kitap okumak için,
Gerçi sürükleyici bir kitapta bu 1 saati geçirdiğim oluyor tabi,
Alışkanlıkla ilgili bence kitap okumak,
Çocukken bu alışkanlığı kazandıralım deyip dururuz ya biz büyükler ,
Zor iş vesselam,
Malesef ben çocukken hiç de sevmezdim kitap okumayı,
Hatta Martı'dır, Leo Buscalia'dır, Küçük Prenstir bana kitap okumayı sevdiren,
Geç başladım utanarak söylüyorum,
Öyle dünya klasiklerini 15-16 yaşlarında hatmetmedim,
Abim Kemal Tuğcu okurken hiç de merak edip okumadım,
Ama şimdi telafi etmeye çalışıyorum,
Zevk almayı öğrendim okumaktan,
Okuduklarımın bana hissettirdiklerini başkaları ile paylaşmaktan da çok hoşlanıyorum,
Okuduğum kitabı yakın arkadaşlarımın da okumasını,
Benim gibi sevmesini istiyorum :)

21 Mayıs 2011 Cumartesi

MFÖ KONSERİ FOTOĞRAFLARI


Yağmurun şiddeti biraz olsun bu fotoğrafta görülüyor
Mazharın bu gitarı çok hoşuma gitti,
Almış renkli boyaları fırçaları resim yapmış üzerine gibi













Konser öncesi etrafı kolaçan edeni tanıdınız mı?
Biricik Suden Mazhar'ın eşi,
Fotoğraf makinası boynunda benim kadrajımdan kaçamadı :))
Gördüğünüz engellerin arkasındaydık önce,
Mazhar konserin başında ne kadar uzaktasınız öyle, sahnenin yakınına gelin deyince,
O engelleri kaldırdılar biz de sahnenin tam önünden seyretme şansına ulaştık :))

20 Mayıs 2011 Cuma

YENİDEN BİR MFÖ YAZISI

Şu anda elimde mendil burnumu siliyor ve sürekli hapşırıyorum,
Neden mi?
Dün akşam 19 Mayıs vesilesi ile Ankara'ya konsere gelen MFÖ'yü yağmurun altında saatlerce ıslanarak dinledim de ondan :)))
Ama hiç pişman değilim,
Tüm şarkılarını ezbere bağırarak söylediğim MFÖ hala herkese hitap ediyor,
Sahnenin tam önünde ayakta izledim,
Yanımdaki gençler tüm şarkıları ezbere söylüyorlardı, şaşırdım,
1993 doğumlu olduklarını öğrendiğim gençlerle birlikte eşlik ettik şarkılara,
Onlar daha doğmadan popülerliğinin zirvesinde olan ve o zirveden hiç inmeyen grup,
Yaş almalarına rağmen performanslarından hiçbir şey kaybetmemişler,
Önceki yazılarımda bahsettiğim unutamadığım MFÖ konserinden sonra Ahmet Canla izlediğimiz bu yağmur altındaki konser de unutulmazlar arasına girdi şimdiden,
Hiç bitmesin istedik,
Çektiğim fotoğrafları ve videoları eve gelince izleyip tekrar konsere geri dönüş yaptık,
(fotoğrafları sonra ekleyeceğim)
Bugün ise akşamın hayali ile,
Burnumu çekerek geçmiş olsun diyen herkese,
"Teşekkürler yağmur altında MFÖ konseri izledim de ondan hasta oldum" diyorum övünerek :)))

18 Mayıs 2011 Çarşamba

19 MAYISTA ÜNYE LİSESİ

19 Mayıs Bayramından yaklaşık birkaç ay önce başlardı Ünye Lisesinde hazırlıklar,
Öğrenciler hummalı bir çalışma içerisine girerler,
Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenlerinin kurguladıkları dansları hep birlikte uyum içerisinde yapmaya, ezberlemeye odaklanırlardı,
Önce Lise bahçesinde belli zamanlarda toplanılır hareketlere çalışılırdı,
Daha sonra Ünye Stadyumunda müzikle, çalıştığımız hareketlerin provaları defalarca yapılırdı,
Nisan güneşinde enselerimiz, yüzlerimiz, kollarımız yanardı,
Ama bir coşku olurdu içimizde,
Yorulsak da, güneşten pancar gibi olsak da, mutluyduk,
Önemliydi bizim için 19 Mayısta stadyumda Bayramın içinde olmak, gösteri yapmak,
Bayram coşkusunu ben en çok 19 Mayıs Bayramlarında yaşardım,
Dans Gösterimize hazırlanırken bir yandan da ne giyeceğimiz belirlenirdi,
Bu rengarenk kıyafetleri diktirmek, o renk renk pisi pisileri almak,
Elimizde dansımıza yardımcı olacak aksesuarları temin etmek başlıbaşına bir işti,
Bazen bir şemsiye, bazen bir kurdele olurdu bunlar,
Arkadaşların dersler dışında, böyle bir faaliyette bir araya gelmesi, dostlukları pekiştiren bir etkiydi,
Bayram günü gelip çattığında ise,
Tatlı bir heyecan alırdı bizi,
O statyumda bayram izlemeye gelenler yerlerini alıp da resmi geçit töreni başladığında,
Önde Türk Bayrağı ve Okul Flaması,
Arkada bizler,
Hepimiz düzgün bir sıra halinde yürürdük protokolün ve halkın önünde,
Daha sonra ise, sıramızın gelmesini beklerdik kendi alanımızda,
Müzik duyulduğunda ise, biz defalarca yaptığımız gösterimizi son olarak herkesin önünde gerçekleştirirdik,
İzleyenler arasındaki aileler bu kalabalık grupta çocuklarını bulmaya çalışırdı,
Biz bilirdik bu durumu ve yanlış yapmamaya gayret ederdik,
Dans gösterimiz tamamlandığında gürültülü bir alkış kopardı trübünlerden,
Biz de gururla ve yorgunlukla atardık kendimizi statyumun çimleri üzerine,
Fotoğraflar çekinir, şakalar yapar, öğretmenlerimizle ve arkadaşlarımızla güzel saatler geçirirdik,
Merak ediyorum acaba şimdilerde 19 Mayıslar Ünye'de nasıl geçiyor,
Yine aynı coşku ve istekle kutlanıyor mu?

16 Mayıs 2011 Pazartesi

KADERDE HAGGARD'I İZLEMEK DE VARMIŞ :))

Haftasonu Metal Konserinin ortasında bulunca kendimi, aydan düşen meteor gibi hissettim :))
Genç Nota Müzik Yarışmasına gitmişti Fahir arkadaşı ile öğlenden,
Akşam konser 8'de olacaktı,
Biz seni alırız dedik ve 10:30 da ATO Kongre Merkezine gittiğimizde HAGGARD Konseri yeni başladı,
Müzik güzeldi,
Gençler çılgındı,
Metalciler saçlarını savurdu,
Kafa sallayanları şaşkınlıkla seyrettim,
Bir tür tarikat mensubu olduklarını düşündüm metalcilerin,
Kendinden geçerek huşu ve coşku içerisinde kafa sallamaları bana bu hissi verdi,
Hayatımda ilk kez böyle çılgın bir konserde bulundum,
Ben ilk metal şokunu yaşadığım için gençlerin coşkusunu seyretmekle yetindim,
Gözlemlerim de oldu bu arada,
Bir baba vardı kızının montu elinde oturuyordu koltuğunda,
Nasıl güzel ve genç bir kız, su gibi,
Babasının yanıbaşında elinde fotoğraf makinası kayıt yapıyor,
Hem de şarkılara eşlik ediyordu,
Baba ise saatlerdir orada olduğu yüzündeki bezginlikten belli,
Sabırla kızının gönlünü etmenin dinginliği ile oturuyor,
Anlaşılan bu yarışmada bulunmak isteyen kızını kırmak istememiş,
Gözü de arkada kalmasın diye gelmiş onunla beraber,
Ne zor diye düşündüm;
Genç olmak,
Anne baba olmak,
Güvenmek, güvenememek,
Korumak ile bunaltmak arasında çelişkiler yaşamak...

11 Mayıs 2011 Çarşamba

GENÇ NOTA


Ankara Hürriyette bugün, Yaşar Beyin yazısını okurken düşündüm,
Genç Nota ve Genç Kalmak 'ta "O odadan gelecek sesi değil, sessizliği isteriz" diyor,
Ne kadar doğru bir tesbit,
Oğlum Fahir ilkokul üçte aldı ilk gitarını eline,
"Anne bana gitar alır mısınız, ben gitar çalmak istiyorum" dedi,
Anne baba olarak çok mutlu olduk,
Hemen bir klasik gitar alıp haftasonları gideceği bir müzik kursuna yazdırdık,
Haftasonları 2 saat pop gitar dersi alıyordu artık,
Evde yalvarmalarımıza rağmen pek de çalmıyordu bize,
Bir yılın sonunda kursun düzenlediği dinletide dinleme fırsatımız oldu onu,
Sahnedeki çocuğunu nemli gözlerle ve gururla izlemek tarifi zor bir tecrübeydi,
Yıllar geçti, dersler ağırlaştı, sınavlar başladı,
Buna rağmen gitarla arasına giremedi hiçbirşey,
6. sınıfta ise bizden elektro gitar istedi,
Tam da SBS denilen lise sınavlarının öncesinde,
Ebeveyn olarak hem endişelendik hem de mutlu olduk,
Ya derslerini aksatırsa, ya aklını sadece müziğe verirse diye korktuk,
Herşeye rağmen, ondaki hevesi görünce aldık istediği elektro gitarı,
Aldığımız günden bu yana 3 yıldır bilfiil çaldığı gitarını elinden hiç bırakmadı,
Her akşam gitarını bağladığı amfisinden notalar yükseliyor,
Utangaçlığı geçti, besteler yapıyor, bilgisayar programları ile bunu destekliyor,
Odasından gelen sesler benim için neşe kaynağı oluyor,
9. sınıfında olduğu "Elvankent Bilgi Anadolu Lisesi" bu yıl finale girmeye hak kazandı,
Fahir ise hayaller kuruyor,
Kendi kurduğu grupla seneye Genç Nota'ya katılmayı hayal ediyor,
Bu hayal beni de heyecanlandırıyor,
Onu o sahnede görmeyi ve onun haberini yapmayı hayal ediyorum,
Gençleşiyorum !!!

10 Mayıs 2011 Salı

ÖZEL VE GÜZEL GÜNLER

Öyle hızla geçiyor ki günler,
Bazen seyirciymişim gibi hissediyorum,
Haftasonundan başlayayım ben en iyisi,
Cumartesi Zerrindeki emekliler günüm çok neşeli geçti,
Fotoğraf ekleyemiyorum şu anda,
Ayda bir eski dostları görmek güzel oluyor,
Bir de özlüyoruz birbirimizi,
Bizim sesimizi dışarıdan biri duysa kimse kimseyi dinlemiyor, herkes konuşuyor sanır :)
Pazar anneler günü seranomileri ile geçti,
Ahmet Can renkli kartonlardan bir çiçek yapıp yapraklarına benim için güzel cümleler yazmıştı,
Fahir ise gitar çaldı bana,
Papatyalarım ve oğlullarımla fotoğraf çekindim,
Pazartesi Özgür'ün doğumgünü partisini yaptık,
Maksat yiyip içmek değil,
Onun değerli olduğunu, sevildiğini göstermek,
Özel günlerin hatırlanmasına her zaman önem vermişimdir,
Bir telefon, bir mesaj bile yeterli bunu hissetmek için,
Enerjim bu hafta çok düşük o nedenle yazı yazma havamda değilim,
Bu açığı daha sonraki günlerde kapamayı umuyorum,
Sağlıcakla kalın...

6 Mayıs 2011 Cuma

ANNELİK BİR HEDİYE

Sınıfta öğretmen sormuş,
"Annenize anneler gününde ne alacaksınız? Anneniz en çok, sizden ne hediye alırsa mutlu olur?
Hepsi ellerini kaldırmış bu soruya cevap vermek için,
Çoğu; kolye, yüzük, kitap, çanta vb. bir sürü şey sıralamışlar,
Ahmet Can kalkmış ve öğretmenine biraz da mahçup bir şekilde;
"Benim annem, onu düşenerek yazdığım bir şiir, bir resim veya bir yazı ister" demiş,
Öğretmen de Ahmet Can'ın bu farklı hediye seçeneği karşısında şaşırmış.
Bu olayı gelip bana anlattığında gurur duydum,
Çocuğuma her özel günümde; en değerli hediyenin, "benim için özel hazırladığı el emeği, göz nuru faaliyetler yapması veya bana karşı hissettiği duygu ve düşüncelerini kaleme alması" olduğu mesajını vermişimdir,
Gerçekten de paha biçilmez yaptıkları,
Fahir benim fotoğrafımdan resmimi yaptı çoğu kez,
Ahmet Can güzel şiirler yazdı, resimler yaptı,
Birlikte olmak, bana o güzel duyguyu anneliği yaşatmaları en güzel hediye değil mi zaten,
Allah beni onların annesi olmaya layık bulmuş,
Bu mükafat bana verilmiş en değerli hediye,
Hep dua etmişimdir, Allah her isteyene bu duyguyu tattırsın,
Sağlıkla sıhhatle çocuklarımızın büyüdüğünü görelim,
Torunlarımızı okşayalım,
TÜM ANNELERİN VE ANNELİĞİ YÜREĞİNDE HİSSEDENLERİN
ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN

3 Mayıs 2011 Salı

7 TAHILLI EKMEK

"Ekmek makinası alsak da kendi ekmeğimizi yapsak"dediğinde Mahocum,
" Evet evet, bir ekmek yapmadığım kalmıştı!!!" diye tepki vermiş birkaç yıl aldırmamıştım :(
Ne büyük bir hata yapmışım,
Meğerse sen birşey yapmıyormuşsun, herşeyi O yapıyormuş,
Sen de "ekmeklerimizi evde kendim yaparım" diye hava atıyormuşsun :))
Hele de, akşamdan uyanacağın saate ayarladığın makinadaki ekmeğin misss kokusu ile uyanmak gibisi yok,
Söke Un veya Sinangilin ekmek ununu tercih ediyorum,
Son zamanlarda 7 tahıllı unlu ekmek yapıyorum,
(Rejim olaylarına girdiğim için aşağıda anlattığım ekmekleri epeydir yapmıyorum)
İtalyan karışımlı domatesli baharatlı karışım var ki sormayın, evin içi pizzacı gibi kokuyor pişince ekmek,
Ya da zeytinli ekmek yaptığında sıcak sıcak sızma zeytinyağına batırıp yemenin keyfi gibisi yok,
"Ekmek Makinacıları Birliği" gibi bir birlik var ise, bana bir ödül vermeliler :)
O kadar çok arkadaşım Anneler Gününde ekmek makinası alacak ki,
Ben öyle bir anlatıyorum ki,
Hemen almalıyız ve bu lezzetli ekmeklerden yapmalıyız diyorlar :)))

2 Mayıs 2011 Pazartesi

"ÜNYE" İZ TV'DE


Programın tekrarlarını yakalamanız mümkünse izlemenizi tavsiye ederim,
Çok güzel eski evleri, tarihi, sokakları, pidesi ve manzarası ile Memleketimle gurur duydum bir kez daha,
İyi ki orada büyümüşüm dedim,
Gittiğimde bir de yabancı bir gözle gezeceğim sokaklarında,
Tarihini geçmişini öğrenerek...

1 Mayıs 2011 Pazar

PAPATYA GÜZELLİĞİNDE BİR GÜN

Şuledeydik bugün,
Çocukluk arkadaşlarımla birlikte olmak harikaydı,
Şule Ünye sofrası hazırlamış bizlere,
Su böreği, biber tuzu, turşu kavurması, mısır ekmeği, cevizli un helvası, çikolatalı muzlu ekler, borani (yoğurtlu pazı kavurması)
Offf offf offf 1 ayda verdiğim 1 kiloyu muhtemelen almışımdır :))
Şule, Nilgün ve Sema ile öyle güldük ki,
Ünye'den tanıdığımız herkesin kulaklarını çınlattık,
Nilgün ve Sema benim B12 vitaminim oldular,
Tüm ayrıntıları hatırlamaya başladım eski günlere dair,
Şule'nin güzel kızı Meltem bizi sürekli fotoğrafladı,
3 çatlak teyze karşısında hiç sesi çıkmadı :))
Hatta bir ara msn de canlı bağlantı ile eski bir arkadaşımızla bile görüştük :))
Teknoloji sağolsun,
Şule öyle güzel anlattı ki, biz dinledik,
Hepimizden çok kaldı Ünye'de Şule,
Herkes hakkında bir bilgisi vardı,
Sema zaten hafıza küpü,
İnanılmaz şeyleri hatırlaması beni hala şaşkına çeviriyor :)))
Nilgün yıllar olmuş ki Ünye'ye gitmemiş,
Ünye pidesini bile uzun zamandır yememiş,
Şule Ankara'daki Dolunay adlı restaurantta harika pide yapıldığı bilgisini verdi,
Bir sonraki buluşmamızı burada gerçekleştirmeye karar verdik,
Ben bu arada 1 kilo daha vereyim ki, pideleri yiyebileyim,
Değil mi ama :))
Bu güzel bahar gününde bizim de içimize bahar geldi,
Papatyalar bizi neşelendirdi,
Yeniden birlikte olmanın keyfi ile saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadık,
İyiki varsınız kızlar,
Sizleri seviyorum....