28 Nisan 2011 Perşembe

BALMUMU MÜZESİ






Kentparktaki Balmumu müzesine girelim dedik Mahocuğumun doğumgünü yemeğinden sonra,
Geçen yıllarda acity'de görmüştük ama yeni eklemeler olduğunu söylediler,
Merak etti çocuklar ve bilet alıp girdik içeriye,
Bizi Haldun Dormen ve Rauf Denktaş karşıladı,
Her bir kişinin tanıtımlarını yapan kız nasıl ezberlemiş o kadar şeyi peşi sıra anlatıp durdu,
Arada soru sorabilir miyiz dedik,
Konuşur gibi anlatmıyordu haliyle kesersek unutur belki diye ben soru sormaya çekindim :))
Mahir bir kaç soru sordu,
Bizim padişahları, Hürremi, Rus çarlarını, Pop sanatçılarını ilgi ile dinledik,
Fazıl Say yeni eklenmiş piyanosunun başında idi,
Micheal Jackson yanan sönen ışıklar ve kırmızı kıyafeti ile ilgi çekiciydi,
Mevlana ve Atatürk için ise sinevizyon hazırlamışlar onu izledik,
Tabi ki ben, fotoğraf çektirebilir miyiz? diye sordum,
Tanıtımdan sonra çekebileceğimi söyleyince mutlu olmama rağmen yanımda fotoğraf makinam yoktu :)))
Fahir'in telefonu hızır gibi yetişti bana,
"Öfff anne nolacak ki" diye önce itirazlar edildi,
Sonra onlar da havaya girdi ve fotoğraflar çekindik,
Biliyor musunuz Hürrem'in tırnakları uzun ve ojeliydi,
Saraydaki kadınların tırnakları uzunmuş ve bir tür lüksün ve iyi yaşamanın göstergesiymiş,
Bir de Rus Çarı Korkunç Ivan Mahidevran'ın abisiymiş,
Yani aklımda net kalanlar son magazin olayları :)))
Haldun Dormen ise, mumyasının açılışına gelmiş,
Mumyasının gülümsememesinden memnun kalmadığını ifade etmiş...

27 Nisan 2011 Çarşamba

DOĞUMGÜNÜN KUTLU OLSUN

"Aşk Tesadüfleri Sever" filminden çıkınca hemen Mahocumu ve kendimi düşünmüştüm,
O Ankara'da benden 5 yıl önce 27 Nisanda doğmuştu,
5 yaşına geldiğinde ben, Ünye'de dünyaya gözlerimi açmıştım,
Daha sonraki günlerde,
O, benden ben, ondan habersiz kendi hayatımıza devam ettik,
Ta ki, ben Ankara'ya iş için geldiğimde,
Aynı işyerinde çalışmaya başladığımızda,
İlk karşılaşmada,
"Evet evet benim için doğan kadın bu !!!" dediğinde :)))))
Biz, birlikte bir hayata adım attık...

Kısmet, kader, her ne ise güzel bir yazıymış bizimkisi,
Birlikte büyüdük, olgunlaştık,
Çocuklarımızı kucağımıza aldık,
Geleceğe hep umutla baktık,
Bu da hayatımızı güzelleştirdi,
İyiki doğmuş iyiki yollarımız kesişmiş,

HER ZAMAN GÜLEN, ESPRİSİ HİÇ EKSİK OLMAYAN,
ÇOK GÜZEL BİR YÜREĞİ OLAN KOCACIĞIM MAHOCUM
DOĞUMGÜNÜN KUTLU OLSUN

NOT: Yanlış ifade ettim sanırım, aynı gün doğmadık eşimle aslında. Sadece 5 yıl sonra doğduğumu ifade etmek istemiştim. Ben Ekim doğumlu bir Teraziyim. O ise Boğa :))))

25 Nisan 2011 Pazartesi

ZEYTİNYAĞLILAR

Bakla, enginar, fasulye,
Marul, aysberg, yeşil soğan, tere, roka ,nane, dereotu, maydonoz,
Cumartesi alınan sebzeler yıkanıp ayıklandı,
Bu iş için yarım gün ayrıldı,
Hepsinden yemekler yapıldı,
Bamya ve enginar zeytinyağlı,
Fasulye etli pişirildi,
Yeşillikler yıkanıp kurutulup buzdolabı saklama kaplarında hafta için hazırlandı,
Kabak, patlıcan, köy biberi sebzelikte yerlerini aldılar,
Domates ve salatalık da yanlarına ilişti,
Yıkandığında hemen bozulma eğilimi gösteren çilekler yıkanmadan raftaki yerini aldı,
Sebzelerle uğraşmak ve kap kap yemekler çıkarmak beni mutlu etti,
Yorgunluğumu mutfaktan çıkınca fark ettim,
Ama olsun değdi herşeye,
Haftaiçi için zeytinyağlılarım hazırdı,
Öğle yemeği olarak ofise götürebilecek ve programa uygun beslenmemi sağlayacaktım :))

Dün spora gidildi, biraz yürüyüş ve yüzme kendimi iyi hissetmeme neden oldu,
Ancak, 3 haftada sadece 1 kilo vermiş olmama üzüldüm,
Tabi hiç sporsuz halde devam etmiştim diyete,
Neyse ben yine de azimle devam edeceğim,
Bu sabahtan başlayarak her sabah veya akşam evde kendimce hareketler yapacağım,
Bakalım bu yöntem işe yarayacak mı?
Gerçi bu öğlen Aslıhan'ın yakışıklı oğlunu görmeye gittik,
Çok şeker bir bebek daha 1.5 aylık,
Allah bağışlasın,
Orada elmalı pasta ile kaçamak yaptım,
Arada olur ama değil mi böyle mükafatlar :)))

Haftaya çok yoğun başladım,
İşler pazartesi yoğunluğundaydı,
Şimdi bir nefes alabildim,
Yazayım dedim,
Sizlere uğrayamadım,
Güzel yorumlarınız için çokkk teşekkürler,
En kısa zamanda geleceğim....

22 Nisan 2011 Cuma

HAFTASONUNA 1 KALA

Bu haftanın yarısı Antalya'da yarısı Ankara'da geçince düzenimi kurmam biraz zaman aldı,
Perşembe ofisteydim,
Bugün yine bir eğitim vermek için ÇMO'daydım,
Koşuşturmalı ve verimli bir hafta oldu benim için,
Haftasonunu biraz daha yavaş geçirmeyi planlıyorum,
Belki biraz spor yaparız,
Son 3 haftadır devam ettiğim diyet programımda kaç kilo verdiğimi test edeceğim,
En son spor merkezinde tartıldığım için aynı tartıya çıkmayı planlıyorum,
Umarım bir kaç kilo vermişimdir,
Tüm gün ofiste olunca dışarıda hayatın tüm hızıyla aktığını bazen unutuyorum,
Bugün öğleden sonra Kızılaydaki Çevre Mühendisleri Odası'ndan çıkınca,
Kızılayın kalabalığı, trafiğin hızla akışı ve yoğunluk beni şaşırttı,
Dışarıda da koşuşturmalı bir hayatın varlığı benim gibi günde 8 saat ofiste çalışanlar için şaşırtıcı olabiliyor :))))
Bizim için koşturma; bir toplantıdan diğerine girme, rapor hazırlama, sunum yapma, elektronik evrakları inceleme vs.
Allahtan mesleğimi severek yapıyorum,
Bahar günlerinde kendimi Leylak Dalı ve Lale gibi dışarılara atmak, gezmek, bu güzel havaların tadını çıkarmak, dostlarla buluşmak, Ahhhhh ne güzel olurdu :)))

20 Nisan 2011 Çarşamba

HOŞÇAKAL ANTALYA


Bugün de yağışlıydı,
Antalyada havaya rağmen güzel günler geçirdim,
Buranın havası öyle farklı ki Ankara'dan burada üşümek bile güzel :)))
Denize giremesem de varlığı yeter,
Seyretmek o kocaman dalgaları, bana Karadenizin muhteşem dalgalı denizini hatırlattı,
Memleketimizin her bölgesi farklı güzellikte,
Ne şanslıyız,
Doğa güzelliği, tarih, kültür herşey var,


Bu Yaseminlere ise bayıldım,
Miss kokulu ve zarif çiçekler,
Doyamadım onları koklamaya,
Koparıp odaya getirdim nasıl güzel bir koku yayıldı hemen,
Sempozyumun kapanışı yarın ancak oturumlar bugün bitti,
Ben ise bu gece Ankara'ya dönüyorum,
Bir dahaki sefere kadar Hoşçakal Antalya diyorum,
Antalyalı blogcularla görüşemediğim için af etsinler beni,
Sidedeydi otel merkeze uzak,
Tüm gün de toplantılar vardı,
Ben sizleri Ankara'ya beklerim efenim...
Sempozyumda çok değerli hocalarla ve katılımcılarla tanıştım,
Her insan bir cevher,
Herkesten öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki,
Herkesin bilgisi, görgüsü, tarzı farklı,
Çok seviyorum ben yeni insanlar tanımayı,
İnsanın bilgisini, görgüsünü artırmasını sağlıyor,
Çocuklarımıza iletişimin önemeini öğretmeliyiz.
Çevre sektöründe yatırımcı ve çok değerli bir büyüğümün bana aktardıklarına değinmeden geçemeyeceğim;
Benim çalışanlarımda aradığım 5 özellik vardır dedi
1.Şeffaf olması (Art niyetli olmamalı, söylediği ve yaptığı, bir olmalı)
2. İyi niyetli olması
3. Hesabını bilmesi (Ölçüp biçmesi atacağı adımları)
4. Diyaloğa açık olması
5. Gelişime açık olması, (herkes kültürlü doğmuyor, ama gelişime açık kişi öğrenir, kendini geliştirir)

Çok beğendim ben bu 5 kriteri,
Belki bu yazımı iş başvurusunda bulunacak gençler okur ve bir patronun nelere dikkat ettiği ilgilerini çeker.

19 Nisan 2011 Salı

RÜZGARIN UĞULTUSU EŞLİĞİNDE

Buraya yaz tatili için gelmek lazım,
O güzel sezon günlerinde,
Cennet resmen,
Memleketimizin tadını yabancılar çıkarıyor...



Hava açık ve güneşli ancak,
Dışarıdan rüzgarın uğultulu sesi geliyor,
Bugünkü oturumlar bitince hemen açtım bilgisayarımı,
Güzel yorumlarınız için teşekkür ediyorum,
Sizlerden aldığım pozitif enerji beni zinde tutuyor :))

Sempozyumda farklı oturumlara katılıyorum,
Atık Pil ile ilgili oturumda işçi sağlığı konusunda bir hekimin sunumu vardı,
Tüm gün bilgisayar başında oturmanın da 15-20 yıl sonra yaratacağı bir sürü sağlık sorunu olacağını söyleyince,
Benim gibi 8 saat bilgisayar başında olan bu yetmezmiş gibi açık ofiste çalışan ve aynı koridorda takriben 60 bilgisayarın olduğu ortamda ne yapacağız diye sordum,
Hemen kaçın oradan!!! dedi,
En azından yarım saat çalışın 10 dk. dışarı çıkın ,
Hem enerjiniz hem çalışma veriminiz artar dedi,
Kaçış yok elektronik etkilenmeden ama, en azından neler yapabiliriz öğrenmeli ve önlemlerimizi almalıyız,
Benden şimdilik bu kadar görüşmek üzere....

18 Nisan 2011 Pazartesi

ANTALYA'DAN GÜZELLİKLER




Otelin bahçesinde bu güzelliği görünce hayran kaldım,
Bu ne renk cümbüşüdür böyle,
Yağmurla geldim Antalyaya yine :))
Leylak Dalım "Antalya seni görünce sevinç gözyaşları döküyor" diye yorumlamış,
Teşekkür ediyorum ona burdan,
Evet Antalya çok düşünceli,
Aklım dışarıda, denizde, kumsalda kalmasın diye yağmur yağıyor dye düşünüyorum,
Ama kısa sürdü yağmur,
Hemen açtı hava ve turistler kendilerini denize attılar,
Mayo ile denize giderlerken gördüm uzaktan,
Onları fırsat bulursam yarın fotoğraflarım,
Biz üşürken onların denize girmesine artık alışsam da,
Orjinal geliyor bana...
Bu arada sürprizzzzz,
Sarardım ben :)))
Çevremden olumlu tepkiler aldım,
Ben de alışacağım sanırım,
Kuaförümün ellerine bıraktım saçlarımı bu sefer karışmadım,
Sonuç; şekil A'da görüldüğü üzere :)))
Sempozyum yoğun ve verimli geçiyor,
herşey gayet iyi,
Bu arada Siboşşşş'a bir not ; Rejim programına harfiyen uyuyorum,
Herşeye rağmen, tek bir fire vermedim, haberin olsun ,
Bu hafta rejimimin 3. haftasındayım,
Fazlalık 5-6 kilomu verince kendimi daha fit ve iyi hissedeceğim,
Hayat boyu rejim bilmeyen ben, bu işi iyi sürdürüyorum,
Kendimi takdir ettim bu konuda :)))
Herşey kafada bitiyor a dostlar,
Ne yiyip ne yemeyeceğine beyninle karar verince,
Midene de söz geçirebiliyormuşsun,
Bunu gördüm,
Ancakkkkk, Allaha şükür bu yaşa kadar ne kadar şanslı bir yaşam sürmüşüm yemek konusunda,
Bu dikkat etme olayına girince, gönlünce yemek yemenin ne kadar konforlu birşey olduğunu fark ettim :)))

14 Nisan 2011 Perşembe

PAYLAŞMALI MI? PAYLAŞMAMALI MI?

Haftaya yine Antalya yolu göründü bana,
Eğitim, seminer tüm organizasyonlar kışın Antalya'daki 5 yıldızlı otellerde yapılıyor,
Genelde yaşlı turistlerin geldiği oteller, bu organizasyonlarla dolup taşıyor,
Tatil için değil de iş için Antalya'ya sık sık gidince yaz tatili için Antalya'yı tercih etmiyorum,
Toplantı salonlarında daha çok vakit geçirince Antalya'da mı Ankara'da mısın pek fark etmiyor gerçi,
Ancak, denizin yanıbaşında olduğunu bilmek sana mutluluk veriyor,
Deniz, kumsal, güneş üçlüsünü özlüyorum Ankara'da,
"Denizsiz bir şehirde yaşayamam" dediğim gençlik günlerim geliyor aklıma :)
Yaşanıyormuş hem de huzurlu ve mutlu bir şekilde,
Özlemek de güzel...

Müziksiz bir hayat ne kadar renksiz olurdu değil mi?
Müzik dinlerken ruhum dinleniyor, coşuyor veya hüzünleniyor,
Ne çok duyguyu birlikte yaşıyoruz müzikle,
Facebook'da herkes sevdiği videoyu paylaşıyor,
Ben en çok müzik videolarını açıyorum, dinliyorum,
Herkesin müzik zevki ne kadar farklı,
Sosyal bir varlık olan bizler sanal ortamlarda paylaşımı çok seviyoruz,
Ya gerçek ortamda yapabiliyor muyuz bu paylaşımı?
Sabah ofise girip PC'nin başına oturan ve kulaklığını takıp akşama kadar kafasını kaldırmayanlar,
Belki de fırsat bulduklarında, sosyal paylaşım ağlarıyla en özellerini paylaşıyorlar,
Fotoğraflar, videolar, düşünceler,
Ancak, çevresindekiler için kapalı bir kutu!
Nasıl bir yanılgıdır bu,
Nasıl bir gidiştir,
Anlayamıyorum.....

10 Nisan 2011 Pazar

FOTOĞRAFLI YAZILARIMI ÖZLEDİM

Nerede kalmıştık???
Lale ve Leylakcığımla buluşmamızdan sonra ben işe ve güce geri döndüm,
Buralardan bile uzak kaldım :((
Dün ise annem ve babam geldiler Umreden,
Kötü bronşit olmuşlar orada,
Sesleri hiç çıkmıyor ve öksürüyorlardı,
Eve bile çıkmadan hemen doktora götürdük,
İğneler verdi Dr. biraz daha iyiler şimdi,
Özlemişiz onları,
Bir sürü hediyelerle, hurma ve zemzemle döndüler :))
Bu güzellikler benim penceremi süsleyen çiçeklerim,
Aşağıdaki menekşe ise, bana Tansu'nun hediyesi,
Menekşenin açmasına çok sevindim,
Nedense şimdiye kadar bana gelen tüm menekşelerin sonu hüsrandı,
Muhakkak solar giderler çiçek bile açmazlardı,
Sanırım bu yerini sevdi :))
Çalışırken başımı klavyeden kaldırıp bu güzellikleri görünce içim açılıyor,
Gülümsüyorum çekinerek bana bakan menekşeme,
Dışarıyı seyretmeyi tercih ediyor,
Bana karşı sadece kaçamak bakışlar atıp yine "O", güneşin geldiği tarafa dönüyor...
Sizlere hurma ve zemzem ikram ettim varsayın dostlar ,
Hoşgelmişler ve geçmiş olsun dediğinizi duyar gibiyim,
Hepinize şimdiden teşekkür ediyorum,
Allah isteyen herkese nasip etsin...

6 Nisan 2011 Çarşamba

LALE VE LEYLAK KOKULU BİR GÜN



Öyle güzel bir gündü ki,
İki güzel dostla birlikte olmak,
Güzel insanları tanımak,
Semra ve Gamze de bizimleydiler,
Lale ve Leylakcığım zaten eski dostlarım,
Nurşen'in turist rehberliği ile Ankara'yı gezmek ne muhteşemmiş,
20 yıldır yaşadığım kenti turist gibi gezmemiştim hiç,
Kalede buluştuk,
Güzel bir konakta yemek yedik,
Yürüyerek kaleden aşağı indik,
Pirinç Han'ı gezdik,
Antikalara, takılara bayıldık,
Bol bol fotoğraflar çekindik,
Daha sonra ekleyeceğim fotoğrafları,
Lale ve Gamze ile Ankara'da olmak o kadar farklıydı ki,
Sanki 2 roman kahramanı ile geziyormuşum hissine kapıldım,
Lale öyle güzel anlatıyor ki, Gamzeyi, Nazlıyı bloğunda,
Onlar benim için Lale'nin tüm yazılarının kahramanları,
Lale'yi ve Nurşen'i sımsıkı kucaklamak, birbirimize sevgimizi aktarmak,
Aynı dili konuşmak, aynı şeylere gülebilmek,
Birlikte fotoğraf çekmek,
Herşey ama herşey unutulmazdı,
Sonra Cermodern'e gidip resim sergisi gezdik,
Kültür ve sanat gezimiz burada noktalandı :))
Lale'nin eski arkadaşı Semra'yı da tanıdığım için mutlu oldum,
Keşke bugünkü programlarına da dahil olabilseydim,
Malum çalışınca bu kadar kaçamak bile zor ama,
Taaa İstanbullardan kankim gelmiş işten kaçmamak olmazdı,
Aklım enerjik süper ikili de kaldı bugün,
Acaba nereleri gezdiler ?
Ne güzellikleri fotoğrafladılar?

4 Nisan 2011 Pazartesi

GAZETECİ OLABİLME İHTİMALİMİ SEVDİM....

Haftasonu Yılmaz Özdil'in röportajı vardı Hürriyette yeni çıkan kitabı ile ilgili olarak,
O röportajdan söylediği şu cümleler çok hoşuma gitti;
"Gazeteler edebiyat, hukuk, felsefe tarzı okullardan yetişen arkadaşlar tarafından yapılıyor. Türkçeye dair bir meslek sanılıyor. Oysa gazetecilik matematiktir, mimaridir. Mühendisler gazeteci olsa, Türkiye’nin gazetecilik perspektifi en az 20 çıta yükselir. Sadece Türkçeyi bilmek, edebiyata hâkim olmak analitik düşünmeye yetmiyor."
Kendime pay çıkarmakta üstüme yoktur :))
Demek ki ben, gazeteciliği bu nedenle çok sevmişim,
Hala tadı damağımda desem yeridir,
Gerçekten de Gönüllü muhabirlikteki o 2 yıl benim için çok özeldi,
Unutulmazdı, harika anılar biriktirdiğim, kendimle gurur duyduğum zamanlardı,
Hürriyet Ankara Bürosunun o değerli yöneticileri ve muhabirlerinin sıcak yaklaşımını,
Jestlerini, inceliklerini, bana verdikleri değeri unutmam mümkün değil,
Yaşar Sökemensüer, Levent Seğmen ve Ateş Yalazan,
Hande ve Özün,
Onları tanıdığım için kendimi çok şanslı görüyorum,
2006 ve 2008 yılları arası yaptığım haber ve röportajları Ankara Hürriyet sayfalarına taşıdıkları için tekrar buradan teşekkür etmek istiyorum...

Gönüllü Muhabirlik sürecimde en çok da Röportajlardan zevk aldım,
Sizlere bir röportajın doğuş öyküsünü anlatmak istiyorum;

Gazetede, Ayşe Kulin'in Ankara'ya imza gününe geleceğini okuduğumda aklımda bir şimşek çaktı,
O zamanlar (2007 Aralık) Veda romanı yeni çıkmıştı,
Tabi ben alıp hemen bitirmiştim,
Kitabın ilk sayfalarında yer alan yayıncısının telefonu ve mailinden irtibat kurdum,
Sağolsun Ayşe Kulin, tüm zarifliği ile benim röportaj teklifimi kabul etti,
Tabi iş bununla bitmiyordu,
Netten onunla ilgili herşeyi araştırmaya koyuldum,
Daha önce yaptığı tüm röportajları herşeyi okudum,
Sıkı bir hazırlık sürecinden sonra sorularımı oluşturdum,
O'nun karşısına geçmek röportaj yapmak acaip bir keyif, inanılmaz bir tecrübeydi,
Yaptığım röportajın çözümlemesini yapmak da işin zor kısımlarından biriydi,
Sumru Yavrucuk Röportajını 3 saat hiç bilgisayarın başından kalkmadan çözümlemiştim,
Herşey bittikten sonra ise iş, gazeteye röportajı göndermeye ve sabırsızca bekleme sürecine girmeye düşüyor,
Heyecanla her sabah gazeteyi alıp acaba yayınlandı mı diye bakmak,
O yürek çarpıntısını her sabah yaşamak,
Gazetede röportajını fotoğraflarıyla gördüğünde ise, mutluluktan deli olmak,
Cepten herkesi arayıp gazete almasını söylemek,
Bir sürü gazete alıp eşe dosta dağıtmak,
Herşey mükemmeldi....