31 Ocak 2011 Pazartesi

PAZAR KAHVALTISI

Bloglarda gezinip bakındım cuma günü,
Değişik neler yapabilirim diye,
Ve blogcu dostların yaratıcılıklarına şapka çıkardım,
Çoğu benim hayal bile edemeyeceğim kahvaltı masası süslemeleri yapmışlardı,
En kolayını seçtim ben de,
Salatalıkları halka halka kesip içini oyuyorsunuz ve içlerine tulum peyniri dolduruyorsunuz üstlerine de nane yaprağı,
Domateslere de aynı işlem yapılacaktı,
Ancak 2 domatese uyguladığım işlemden
Diğer domatesleri kurtarmak için vazgeçtim,
Beceremedim, domatesler eziliyordu :)))
Zeytinli ekmeğimi yaptım,
Mahocum alüminyum folyo ile fırına verdiğimiz mantar, sucuk,domates,biber,salam karışımını hazırladı,
Elmalı pay ve kurabiye,
Tabi kahvaltılıklar,
Bir de katı meyvalar sıkıldı,
Elma, havuç, ananas,
Bir de üzerine portakal suyu,
Enerji içeceği de böylece hazırlanmış oldu,
Misafirlerimiz görüntüden ve lezzetten memnun kaldılar,
Biz de mutlu olduk,
Burcu ve ailesi ile sizleri , Eymir yürüyüşü yazımda tanıştırmıştım,
Onların sayesinde 1 gün de olsa o güzel yürüyüş yolunu keşfetmiştik,
Malesef tekrarını getiremedik,
Keyifli bir pazar sabahından bize hoş bir sada kaldı,
Sizleri de beklerim efenimmm,
Arkadaşlarıma her zaman kapım açık,
Önemli olan gönüller bir olsun,
Samimiyetle, dostlukla yenilen bir dilim kuru ekmeğe bile razıyım,
Siz gelin, ekmeğin yanında neler yaparım neler sizlere :)))))

30 Ocak 2011 Pazar

TAMER ABİM


İçten ve güzel gülen insanlar her zaman daha yakışıklı veya güzel görünür bana. 'O' da öyle güzel gülerdi ki. Her zaman sevgiyle bakardı. Tamer Abim evdeki erkeklerin en küçüğüydü. Çocukken bilirdim ki, aşağı kata onların evine gittiğimde tüm ev ahalisi beni büyük bir mutlulukla karşılayacaklar. 4 erkek 2 kız kardeşlerdi. Bu kalabalık ve neşeli aile ile birlikte olmaya bayılırdım. Şahinde Yenge bana en sevdiğim yemekleri hazırlar, su böreği, turşu kavurması, mısır ekmeği her zaman olurdu mutfaklarında. Onların evinde benim adım Fatmanur'du. Hiç yadırgamazdım annem ve babamdan farklı olarak bana hitab etmelerini. Onların en yakın akrabaları olarak görürdüm kendimi. Evdeki tüm abiler tarafından küçüklük anılarımın neşe ile anlatılması hoşuma giderdi. Onların evinde her zaman baş tacı yapılma nedenlerimden biri de evin babası Kamil Amcamın (Allah Rahmet Eylesin) beni kızı gibi sevmesiydi. Ben de onu çok severdim. Kamil Amcayı kaybettiklerinde daha ilkokuldaydım, ilk kez bir yakınım terk-i diyar ediyordu, çok etkilenmiş ve üzülmüştüm. Tamer abimin hastalandığını, kötü olduğunu duyduğumda da elim telefona gitmedi. O güzel havalı saçlı, gülerken gözlerinin içi gülen hayat dolu Tamer Abimin o kötü hastalığın pençesine düştüğünü kabullenmek istemedim. Kalbim acıdı, çocukluğuma gittim, O kalabalık ailenin neşeli günleri geldi aklıma. Dün ise acı haberi öğrendim. Gözlerimden akan yaşlar engel oldu anılarımı görmeme. Ona veda edemeden gitmişti, inşallah şu anda çok güzel bir yerdedir. Etrafındaki meleklerle şakalaşıyor ve o güzel gözleri ile gülüyordur yine. Allah Rahmet Eylesin, mekanı cennet olsun. İlk olarak Şahinde Yengeye Allahtan sabır diliyorum. Tuncer, Yüksel, Ahmet Abilere, Fatma ve Beyhan Ablalara da kardeşlerinin acısının büyük olduğunu ve o acıyı paylaştığımı söylemek istiyorum. Eşine ve oğluna da sabır diliyorum. Hepimizin başı sağolsun.

28 Ocak 2011 Cuma

KARNE GÜNÜ

Karneler alınıyor bugün,
Çocuklar artık büyüdükleri için okul kolidorlarında beklemeler,
Karne seranomisini kameraya ve fotoğrafa çekmeler kalmadı,
Okula gitmeye yeltensem kızarlar bana,
Amannn anne gelmeeee!! diye,
Hiç unutmuyorum, ilkokulun ilk günüydü daha,
Oğluşu sınıfa getirip bir sıraya oturttum,
Veliler doldurmuş sınıfı,
Öğrenciler minicik görünmüyorlar bile,
Öğretmen geldi "hemen dışarı lütfen" diye bizi kibarca uyardı,
Biz sınıf kapısındaki anne ve babalara baktı şöyle ve ;
"Çocuklar sizin yüzünüzü görünce burada durmak istemezler ki"
Yüzümüzden, endişe, korku, üzüntü, mutluluk okunuyordu,
(Temsili fotoğraf yıl:2007 )
Her duyguyu o anda yaşıyorsunuz,
Belki de ilk kez evden farklı bir yerde zaman geçirecek çocuklar var aralarında,
Bizimkiler 3 yaşından beri kreşte büyüdükleri için,
Alışkınlardı ama, bir de bana sorun,
İlkokul bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılmasıydı,
Senin bebeğin artık büyümüştü,
Sürekli çalışması, sınıf geçmesi lazımdı,
Çok şükür şimdi 7. ve 9. sınıfa geldiler,
Ben de okula gitmekten vazgeçtim :)))
Ama söz veremem tabi,
Arada gidip onları fotoğraflamadan da duramam....

26 Ocak 2011 Çarşamba

KIRMIZI-KAR

Efenim İstanbul'da "Beyazıt Yangın Kulesinin" ışıkları kırmızı olunca ; Karın geleceği,
Mavi yandığı zaman havanın açık,
Yeşil yandığı zaman yağmurlu
Sarı yandığı zaman sisli olacağı
anlamına gelecekmiş.

"Beyazıt Kulesi, yangınları gözetlemek ve haber vermek amacıyla İstanbul'un Beyazıt semtinde 1749 yılında inşa edilen 85 metre yüksekliğinde kule. Gözetleme yerine kadar çıkan merdivenler 180 basamaktan ibarettir.

Başlangıçta ahşap olarak inşa edildi. 1756'daki Cibali yangınında yandı. 1826'da yeniden yapılan kule yeniçeri ayaklanmasında tekrar yandı. Kule üçünçü kez Sultan II.Mahmut zamanında, 1828 yılında Senekerim Balyan'ın mimarlığı altında tekrar yapıldı. "

Bu bilgiler de Vikipedi'den,
Ankara güne kırmızı girdi ancak sonra yeşile döndü,
Şimdi ise gri :)))

24 Ocak 2011 Pazartesi

AMAN DOKTOR DERDİME BİR ÇAREEEEE

Allah kimseyi hastaneye düşürmesin,
Cuma sabahı babamın ameliyatı nedeniyle hastaneye giriş yaptık,
Akşama kadar yanındaydık,
Çok şükür atlattı, şimdi çok daha iyi,
Hastane güzel, hemşirler anlayışlı,
Ne olursa olsun Allahtan sağlık diliyorum yine de,
En iyi şartlar da olsa, hastane hastanedir,
Hasta olmayalım, kimse hasta olmasın !!!!
Doktorluk da kesin dünyanın en zor mesleklerinden biri,
Gerçekten bu işi yapacağına inanan, insanları seven kişiler doktor olmalı,
Suratsız, aksi, kibirli doktor istemiyorummmmmm ,
Ona göre :)))))
Hah hah hah !!!!

Haftasonu ise, börek, tatlı, kurabiye yapmakla geçti,
Annemlere geçmiş olsuna gelen giden olur diye,
Onlara yapıp götürdüm, eve de yapmasam olmazdı,
Akşam da çocuklara birşeyler yaptım,
Tüm haftasonum evde geçti yani,
Bu sabah işe gelince uyum sağlamam vakit aldı ....

19 Ocak 2011 Çarşamba

MECBUREN MECBURİYETTEN

Kedi gibi uyumak, miskinlik yapmak, sımsıcacık yataktan çıkmak istemiyorum birkaç gündür,
Ancak, kalkıp işe gidiyorum mecburen,
MFÖ'nün şarkısındaki gibi,
Erken kalkmak mecburen,
İşe gitmek mecburen,
Eve dönmek mecburen,
Mecburiyetten :))
Sahi Geçen hafta MFÖ'nün Saba Tümer ile programı ne harikaydı öyle,
Bu yıl 40. yıllarını kutluyorlarmış,
Üniversitedeydim,
İstanbul'a abimi ziyarete gitmiştim,
O da okuyor o sıralar,
beni İTÜ'nün Maçkadaki salonunda MFÖ konserine götürmüştü,
Yıllardan 1988-89 gibi,
O yıllarda hepsinin saçı vardı :)
Yukarıdaki gibi,
Çok eğlenmiştim, hala unutmam,
Sesim kısılmıştı,
Bağıra bağıra eşlik etmekten,
Hala çok severim Mazhar Fuat Özken'ı...

17 Ocak 2011 Pazartesi

F VİTAMİNİ :))))

Benim F Vitaminlerimden eski dostum Filiz'im den gelen maili sizlerle paylaşmak istedim ;

Her derde deva arkadaşlarım!

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?
Hatta neden bazıları marjinal?
Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum? Neden kimse anlayamıyor?
Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan.
Biriyle uslu, kibar kız oluyorum.
Diğeriyle şakalar yapıyorum.
Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum.
Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum.
Biriyle oturup çay içiyorum.
Diğeriyle dans ediyorum.
Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum.
Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum.
Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki, tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor. Arkadaş hazinesi!

Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü gönümde beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım...
Hepsi farklı günlerde aldığım rengarenk anti-depresanlarım sanki.

Mehmet Öz’den yeni bir şey daha öğrendim. Arkadaşlar sağlık için de faydalıymış.
Şaka değil! F vitamini diyor Mehmet Öz arkadaşlar için.
(F “Friends”den geliyor.) F vitaminin sağlığımıza faydaları say say bitmiyormuş...
Yapılan araştırmalara göre güçlü sosyal iletişim içerisinde olanlarda depresyona girme ve ölümcül krizlerin oluşma riski azalıyormuş. Düzenli F vitamini kullanmak sizi gerçek yaşınızdan 30 yaş daha genç hâle getirebiliyormuş. Dostluğun sıcaklığı stresi azaltıyor, gergin olduğunuz zamanlarda bile kan damarlarınızda pıhtılaşma ve kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalıyormuş.

Yaşasın!!Bilmeden yıllardır ne çok vitamin depolamışım vücudumda.

Neymiş, arkadaşlara çok önem vermeye, mümkün olduğunca çok bağlantıda kalmaya, beraber her şeyin komik bir tarafını bulmaya devam.... Gülerken ağzımızı kocaman açmayı da unutmuyoruz, uçuşan bütün F vitaminlerini yutuyoruz (!)

16 Ocak 2011 Pazar

İYİKİ DOĞDUNNNNNNN AHMET CANNNNNNN


Yoruldum ama değdi,
Çok eğlendi Ahmet Can,
12 yaşını doldurdu, çok şükür,
4 kız 2 erkek arkadaşı geldi,
Kızlar bizim mutfağa bayılıyorlar,
Cafe gibi ne güzel deyip, burada oyun oynamayı tercih ediyorlar,
Ahmet Can'ın odasında da Monopoly oynadılar,
Daha sonra bahçede saklambaç oynamaya çıktılar,
Anneanne ve dede çok mutlulardı torunlarının doğumgününde :)))




Cumartesi sabahtan akşama kadar mutfaktan çıkamadım,
Browni, ıspanaklı börek, makarna salatası, peynirli poğaça, kurabiyeler,
Anneanneden sarma,
Basketbol sahası pastamız da gelince aşağıdaki sofra kuruldu,








Bir doğumgünü daha böyle sonuçlandı,
Allah sağlıklı, başarılı bir ömür versin,
İyiki doğmuş,
Evimizin neşesi,
Boncuk göz,
Öpücük balığı,
Hep pozitif, güleryüzlü Ahmet Can,
İyiki doğurmuşum seni :))
Seni çok seviyorum.....

14 Ocak 2011 Cuma

İLAHİ AHMETCAN :)

Pazartesi doğumgünü fotoğrafları ile dönmeyi planlıyorum,
Yarın; salata, börek, kurabiyeler mutfaktan çıkamayacak gibiyim,
Zevkli olacak benim için :)))
5 kız 5 erkek genç gelecek,
Ahmet Can davetiyelerini verdi,
Çocuklar demişler ki,
"Bu davetiyede saat yazmıyor. Biz kahvaltıdan sonra geliriz"
Ben bunu duyunca bir panik oldum :)))
"1 den önce gelmesinlerrrrrrrrrrr" diye feryat ettim :))))
Pasta siparişi 12'den önce gelmeyecek,
Ben masayı sabahın köründe hazırlayamam,
Değil mi ama,
Hah hah hah,
İşte böyle benden haberler,
Herkese çok güzel neşeli bir hafta sonu diliyorum.

13 Ocak 2011 Perşembe

SİVİLCE SORUNSALI

Bu sabah bir arkadaşımla konuşurken laf döndü dolaştı 13 yaşındaki kızına geldi,
Yüzünde ergenlik sivilceleri çıkmaya başlamış,
Fazla cips ve abur cubur da yiyormuş,
Yüzündeki sivilceler de onun için sorun olmaya başlamış,
Konu "sivilce sorunsalı" olunca engin tecrübelerimi onunla paylaştım,
Belki bir faydası olur diye buraya da yazmak istedim;
Lise yıllarımda başladı, üniversitede sürdü, iş hayatımın başlarında devam etti,
Beni bir türlü bırakmadı,
Ta ki, 30 larıma gelene kadar,
Genç arkadaşlar, moralinizi bozmak gibi olmasın,
Zamanı gelince hiç bir krem, ilaç kullanmadan beni terk ettiler,
Ancak, yüzümde izler bırakarak gittiler,
Çünkü ders çalışırken oynardım,
İstemesem de elim hep yüzümde olurdu,
Mümkün değildi o zamanlar ellememek onlara,
Ne ilaçlar, ne kremler kullandım,
Hele bir de, Ankara Ünv. Veterinerlik Fakültesinden bir profesörün icadı krem ve solüsyonu bile kullandım,
İnsan doktorları benim sivilceleri kesemedi, bir de hayvan doktorunu denedim :)
Sonunda ne mi oldu?
İlaçları kullanma süresi içinde cildim düzeldi, bıraktığım anda bozuldu,
Ben de boşverdim uğraşmadım daha fazla,
Çevremin baskısı olmasa ben sivilcelerimle de mutluydum aslında,
Şu cümleyi sıklıkla duyunca ister istemez sinir oluyordum,
"Vah vah kız güzel ama, şu sivilceler de olmasa"
Siz siz olun hiç strese girmeyin,
Zamanı ve vakti geldi veeee geçti.....

Bu mudur ?

12 Ocak 2011 Çarşamba

OKU

Çok seviyorum okumayı,
Her gün eve en az bir gazete girmeli,
Hele de evde çocuklar varsa,
Nasihat insanın bir kulağından girip bir kulağından çıkan bir şey,
Nasihat yerine örnek olunmalı,
Her akşam anne ve babanın kitap okuduğu,
Evde bir kitaplığın olduğu evde yetişen çocuklar şimdi olmasa da ileri de okur yazar olurlar,
Çocukken hatırladığım önemli bir ayrıntı eve alınan gazetenin köşe yazılarını okuyan babamın, teyzemle, amcamla bu yazılar hakkında tartışmaları, fikir alışverişinde bulunmalarıdır,
Çocukken pek de sevmezdim okumayı,
Sonraları keşfettim o güzel dünyayı,
Muhakkak vakit ayırmalı ve okunmalı,
Yazmaya ve konuşmaya katkısı olduğu bir gerçek,
Sunay Akın çok değinir bu konuya söyleşilerinde,
Türkiye'de kitap okuma oranının ne kadar düşük olduğuna,
Metroda, otobüste okuyarak seyahat edenleri görünce mutlu oluyorum,
Ayrıca merak da ediyorum,
Acaba hangi kitabı okuyor?

10 Ocak 2011 Pazartesi

ANCAKKKK PAZARTESİ AKŞAMI FIRSAT BULDUM

İşler çokkkkk :)))))
Hep yoğunuz der çalışanlar,
"yoğunuz, koşturuyoruz" sık duyarsınız bu kelimeleri,
Yoğun olmayan da aynını söyler ki, havası olsun :))
Gerçekten yoğun olan bunları bile söyleyemez ki,
Yerinden kalkamaz, başını monitörden kaldırıp çevreyi kolaçan edemez,
Toplantıda kaybedilen zamana acır,
" Ben ne işler yapardım, bu toplantı olmasaydı" diye düşünür,
Haftaya bir sürü evrak ile başladım,
Açmayayım neti bitireyim işlerimi olayına girdim,
Gerçi benim tüm işlerim elektronik ortamda,
8 saat monitör karşısında çalışmaktan,
Müzmin boyun ağrısı sahibi oldum :(
Omuzlarım, boynum benden hiç memnun değil.

Bugün öğle arası Remzi Kitapevinden Ayşe Kulin kitaplarını aldım,
Elimde Laleciğimin gönderdiği Firarperest var,
Aslında çok akıcı ama bu sıralar tembellik yapıp kitap okumuyorum,
Bugünden tezi yok okumaya vereceğim kendimi,
Sizlere de uğrayamadım gelip şöyle bir baktım sabah,
Yorum yazamadım,
Kusuruma bakmayım :))))
Haftasonu güzel geçti,
Cumartesi Eski Dostlar Günündeydim,
Bir sonraki gün bende,
Şimdiden yapılacakları düşünmeye başladım,
Eyvah Eyvah'ın 1. bölümü ailece izlendi,
2. filme gitmek için zemin oluşturuldu,
Çocukların tüm hafta sınavları olduğu için,
Pazar günkü sinema planı ertelendi,
Güzel bir hafta diliyorum herkese....

7 Ocak 2011 Cuma

MİM

Nihal beni MİM lemiş :)))


1- Kaç Yaşındasınız ?

Gönül yaşım 20'lerde,
Ama gururla 41 diyebiliyorum,
Allah sağlıklı yaşlandırsın,
Yaşın kaç olduğu değil mühim olan, senin kaç hissettiğin :)))

2- İsminizin Son Harfi Ne ?

AAAAAAAA !!!!!!
Bazen acaba Mavianne'nin EEEE si mi diyorum

3- En Sevdiğiniz Renk ?

Aslında değişiyor, ruh halime göre, şimdilerde kırmızı,
Mavi huzur veriyor bana,
Beyaz temizlik, saflık,
Yeşile hayır demem,
Ayakkabı da siyah,
Rengarenk desek bu soruya !!!

4- Kilonuz Kaç ?

Söylemicem işteeeeeee!!!!
Hayat boyu çok zayıf olan ben, bugünlerde fazlalık 5 kilo ile pek de başım hoş değil.

5- Boyunuz Kaç ?

1.72
Sanırım uzunum ama bunu hiçbir zaman fark etmedim desem yeridir.

6- Ailenizin Kaçıncı Çocuğusunuz ?

2.
Ailemin tek kız çocuğuyum,
Abim, kardeşim, 3 kuzenim hep erkek,
Tek kız olmanın ayrıcalığını hissettim çocukluğum boyunca :)))

6- En Sevdiğiniz Şarkı ?

Bilmem ki, öyle çok ki,
Ruh halime göre de değişiyor dinlediklerim,
Örneğin; Mazhar'dan Yandım'ı severim,
Zülfü Livaneli'yi ise tek geçerim,
Nazan Öncel,
Teoman,
Feridun Düzağaç,
dinlerim...


7- Sizce Sarışın Mı Esmer Mi ?

Mahocum esmer, çocuklarım esmer,
Bu soruya nasıl cevap vereyim şimdi ?

8-Sigara Kullanıyomusunuz ?

Çok şükür hayır

9-Alkol ?

NOOOO

10-Çayı Fincandamı İçersiniz Çay Bardağındamı ?

Sabah çayımı işyerinde simit eşliğinde içerken fincan,
Günün ilerleyen saatlerinde çay bardağı

Dileyen MİM'i alabilir

5 Ocak 2011 Çarşamba

16 OCAK YAKLAŞIRKEN SAYIKLAMALAR

Ahmet Can başladı şimdiden doğumgünü planları yapmaya,
"Anne kontenjanın kaç kişi?" diye sordu geçenlerde,
"Ne kontenjanı? " demişim :)
"Yani kaç arkadaşımı çağırayım eve?"
Hımmm şöyle bir düşündüm,
8 kişilik yemek masasına en fazla 10 çocuk oturabilir,
Ahmet hariç 9 kişi olabilir,
Bu sefer sıradaki soru geldi " kaç kız, kaç erkek?"
"Oğlum ne bileyim, sen karar ver" diyerek sıyrıldım,
Öncelikle davetiye hazırlanacak,
Sonra pasta, börek, kurabiye, salata, içecekler ayarlanacak,
Evde oyun için çocuklara çeşitli etkinlikler düşünülecek,
Süslemeler yapılacak,
Daha aklıma gelmeyen bir sürü şey,
Sizlerin pratik önerilerinizi alabilirim doğumgünü partisi için,
12 yaşını dolduracak Ahmet Can,
16 Ocakta,
Heyecanı şimdiden onu sardı,
Tabi beni de :)
O kadar çocukla ne yapılır?
Mahçup olmak var :)
Şimdiki çocukları ağırlamak büyüklerden daha zor,
Gönüllerini etmek lazım, memnun ayrılmaları lazım,
Değil mi ama ....

3 Ocak 2011 Pazartesi

GÜLDEN KARABÖCEK VE HATIRLATTIKLARI

2011'in ilk iş günü,
İlk yazısı,
2011'de yenilikler yapmak istiyorum,
saç modelimi değiştirmek ile başladım yeniliklere :)
Önümüzdeki günler ve aylarda bir sürü radikal kararlar almayı ümit ediyorum,
Gerçekleştikçe bahsedeceğim,
KIRMIZI'yı
2011'in rengi olarak seçtim,
Siboşun hediyesi yumuşacık kırmızı polar şirin mi şirin pijamalar ve
Bej puantiyeli kırmızı sabahlık ile girdim yeni yıla :))
Bu yılın enerji dolu, hareketli, kırmızı gibi güçlü geçeceğini düşünüyorum...
Yılbaşında, kayınvalidemde kardeşler, torunlar hep birlikte yemek yedik,
Sonrasında tombala oynamak için eve döndük :)))
TV'lerde pek de orjinal birşey yoktu,
En çok da Ferhat Göçerle düet yapan Gülden Karaböcek ilgimi çekti benim,
Gülden Karaböcek oyuncak bebek gibiydi,
Sesi o 30 yıl önceki ses,
Benim bir geçmişim var onunla!!!
Milliyet Çocuk Dergisi vardı,
Yıl 1975-76,
Abim 4. sınıfta ben, 1 deyim,
Daha okuma yazmayı yeni öğrenmişim,
Abim üye dergiye, kupon gönderiyor hediye çekilişine katılıyor,
Yedek kuponları da benim adıma gönderiyorlar,
İstanbul'da ise çekilişi yapan ünlü bir el var,
O benim ismimi çekiyor,
O, 7 sandık hediye bana geliyor,
Dergiden röportaj için ÜNYE'ye muhabir geliyor,
Hediyelerin arasında teyp de var,
Babam röportajda "bize bu hediyeleri kazandıran Gülden Karaböcek'in kasetlerini dinleyeceğiz bu teypte" diyor,
Ben dünyadan bir haber,
Uzatılan mikrofona çekingen cevaplar veriyorum,
Muhabir boy boy fotoğraflarımızı çekiyor,
1 ay sonra dergide 2 sayfa bize ayrılmış,
"Küçük Fatma Ünye'de En Şanslı Kız İlan Edildi" manşetiyle haberimizi yayınlıyor,
Bu yılbaşı gecesi taaa o yıllara gittim,
Gülden Karaböceğin o çocuksu sesini dinlerken...