27 Ağustos 2010 Cuma

ÜÇ GÜNLÜK TATİL

Sizin için anlamını biliyorum ama, benim için UYKU demek !
İftar, sahur, iş derken ne kadar çok yorulduğunu anladım,
Geç saatte kalkıp, yatakta gazete keyfi yapıp güne başlamanın konforunu yaşıyorum,
Salı gününe kadar bu keyif de bana yeter :)
Ankara yine kavruluyor,
Evde ne kadar pencere kapı varsa açık,
Vantilatör çalışıyor,
Hala bir serinleme olmuyor bünyede.

Akşama ne var iftarda?
Kırmızı mercimek çorbası yapayım diyorum kremalı,
Yanına da nohutlu pilav,
Zeytinyağlı fasulye,
Tavuk bagetleri ile yapılacak bir tarif bakayım netten,
Daha ne olsun, yanına da salata,
Baklavamız var dondurma ile yemekten 1 saat kadar sonra iyi gidiyor,
Sıcacık bir pide de alındı mı,
Değmeyin keyfimize :)
Gerçi sadece sıcak pide , tereyağı, tulum peyniri olsa bana yeter de artar bile,
Bu yıl kayınvalidem yazlıkta, annemler de memlekette olduğu için iftar daveti vermedim daha,
Kısmet...
İftardan sonra tabiii babamızın izleyeceği bir maç yoksa,
DVD izliyoruz,
Ramazan geleli epey film izledik,
Bir ara sizlere yorumlarımı yapayım toplu olarak,
Bugün Habertürk'te Ünye'li gazeteci arkadaşlarımın haberini gördüm,
Mutlu oldum,
Yerel gazetede de çok başarılılar,
Onlara buradan selam gönderiyorum...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

ATEŞ BİZİ ÇAĞIRIYOR

Ankara'da adım başı Mangal Evi açıldı,
Sizin kentinizde de böyle bir moda var mı?
Kilo ile aldığınız eti mangalda pişirip masaya getiriyorlar,
Harika oluyor tabi,
Ama, bu yıla kadar neredeydi bu Mangalcılar ben onu çözemedim,
Nasıl oldu da hepsi aynı anda açıldı?
İstanbul Yolu üzerinde tam 3 tane Mangal Evi yanyana...
Akşam saatlerinde beni bir iştah kaplıyor bilemezsiniz,
Yemek sitelerine bakıp, tarif alıyorum,
Güzelim iftar sofralarına bakarak iç geçiriyorum,
Akşam eve giderken uğradığımız fırından,
Sıcak ve mis kokulu pide alırken halim fena!
"Bir pide kime yetecek iki alalım yok yok üç mü alsak"
İftarda ise;
Evde 4 nüfus olmamıza rağmen bir pideyi bitiremiyoruz,
Ertesi güne kalan pide de hemen bayatlıyor,
İftarda normal zamandan daha az yiyebildiğim için çokkk üzülüyorum :(
Masayı donatıp da sadece çorba içip tokluk hissetmemin önüne geçmeyi ve herşeyi yemeyi istiyorum :))

24 Ağustos 2010 Salı

BALKAHVE İYİKİ DOĞDUN

Balkahvem iyiki doğdun,
Seni tanıdığım için çok mutluyum,
Hep gül !
Hep şenlik havasında geçsin ömrün,
Hep böyle içten ve samimi kal,
Güzel arkadaşım...
BALKAHVE
NİCE YILLARA


Mis gibi kahve kokulu,
Dost sohbetli,
Bol kahkahalı,
Bir doğumgünü diliyorum sana....

23 Ağustos 2010 Pazartesi

HAFTANIN İLK GÜNÜNDEN KIRINTILAR

Haftaya bir hızla başladım,
Sabah 10:00-Akşam 17:00 toplantıdaydım,
Pazartesi sendromunu atlatmanın en iyi yolu çalışmak,
Bunu da keşfetmiş oldum :))
Uyuklayamadım, mayışamadım, of, pöf diyemedim.
Haftasonu evden adımımı atmadım desem yeridir,
Öyle yorulmuşum ki hafta içi,
Haftasonunu evde geçirmek benim için harikaydı,
Uyudum, uyandım, tembellik yaptım,
Gazete, kitap okudum,
Yemek yaptım,
Yaptığım, erişteli yeşil mercimek çorbasını çocuklar çok sevdiler,
Patlıcan güveci fena olmamıştı,
Ama pek rağbet eden olmadı,
Ramazanda balık yenmez derler ama,
Mahocum süper bir tuzda balık yaptı Cumartesi akşamı,
Yanına karides, kalamar,
Şiddetle tavsiye ederim,
İftarda gayet de güzel yeniliyor.
Çocukların bütün gün evde, bilgisayar, televizyon, playstation oynaması hiç hoşuma gitmiyor,
Okul süresince haftaiçi yasak olan tüm bu saydıklarım, tatil gelince serbest oldu,
Oldu olmasına da bir sınır koymayı bilmek lazım değil mi ama,
Gerçekten de bağımlılık yarattığına inancım kuvvetlendi bilgisayar oyunlarının,
Çünkü, onlar olmayınca ne yapacağını bilemeyen bir Ahmet Can var evde,
"Oğlum, satranç oyna, bisiklete bin, top oyna, kitap oku" desem de,
Bu söylediklerimi yarım saat içinde yaptığını söyleyip,
Anne şimdi ne yapacağım? diye soruyor
Tabi cevap olarak da;
"Aç bilgisayarı" dememi bekliyor :((
Ne yapacağız bu çocuklarla bilmiyorum,
Fahir'in uğraşları daha fazla gitar çalıyor, resim yapıyor, elektronik oyuncak veya aletleri söküp, yeni bir şeyler yapmaya çalışıyor :))
Fotoğraf çekmek istiyorum bu aralar,
Ayci gibi, Ceyda gibi, Zeynep gibi güzel kareler yakalayım istiyorum,
Umarım daha sonraki yazılarımda çektiğim fotoğrafları eklerim,
Daha çok kitap okumak istiyorum,
Bir de denize girmek istiyorum bennnnn.....

19 Ağustos 2010 Perşembe

CUMA'NIN GELİŞİ

Pazartesiden bu yana yazamadım,
İşte yoğundum, ramazan çarptı, vakit olmadı...
Bunun gibi bir sürü bahane sıralayabilirim :)))
Kısmet bu güneymiş deyip geçeyim en iyisi.

Sahur menüsünde krep ve kahvaltılık vardı bugün,
Her akşam yatarken düşünüyorum,
Ne hazırlasam diye,
Bazen aç kalırsak diye de korkmuyor değilim :)
Ya yetmezse, daha başka ne yapabilirim?
Oğluşları nasıl hoş tutabilirim,
Sahur seçeneklerim; börek, yumurta, tost, hamburger, krep oldu şimdiye kadar,
Kendimi geliştirmeye çalışıyorum :)
İftar deseniz çorbasız olmaz,
Akşam patlıcan güveci vardı,
Pilav yanına,
Salata ise pek yenmiyor ramazanda ama ben, inatla yapmaya devam ediyorum,
Yoğurt, iftariyelikler...


Ofiste klima, evde vantilatör eşliğinde geçiyor günler,
İftar davetleri daha başlamadı,
Evimizin yakınında Ramazan Şenlik Alanı kurulmasına rağmen biz daha teşrif edemedik,
İftardan sonra bir ağırlık geliyor ki üzerimize sormayın,
Kolumuzu kaldıracak hali zor buluyoruz kendimizde,
Her akşam gitsek mi acaba deyip, tekrar oturup film izliyoruz miskin miskin.
Facebook benim için fotoğraf albümü ve kısa video izleme alanı oldu,
Başka amaç için kullanan var mı?
Arkadaşlarımın fotoğraflarına bakıp yorum yapmak dışında hiç bir işe yaramıyor,
Tabi bilgisayar oyunu oynamayan biri olarak bunu yazıyorum,
Oğlanların ise face'de ilk yaptıkları şey oyun oynamak,
Eski arkadaşlarımı buldum,
Birkaç sohbet,
Sonra herkes şimdiki hayatına döndü,
Twitter olayına girmek ise istemedim.

1 haftalık yazdım sanırım değil mi?
Bir sonraki buluşmaya kadar hoşçakalın..

16 Ağustos 2010 Pazartesi

PAZARTESİ HABERLERİ

Oğlanların "Cehennem Melekleri" filmini izlemek istemesi üzerine sinemaya gidildi,
Ancak, herkesin oruç olması, sinema geleneğini gerçekleştirmemizi engelledi :)
(Patlamış Mısır, Cola, Su)
Film tam bizim çocukların seveceği türden gürültülü, savaşlı, bombalı, patlamalıydı,
Tam da oynadıkları bilgisayar oyunları gibi,
Sylvester Stallone filmin yönetmeni arkadaşlarından rica etmiş anlaşılan,
"Afişteki isminizin gişeye katkısı olsun, filmde bir görünün yeter" diye,
Mickey Rourke, Bruce Willis, Arnold Schwarzenegger'in rolü filmde çok kısaydı çünkü,
Filmden çıkışta benim oruçlu başım kazan gibiydi,
Buna rağmen çocuklar çok sevmişlerdi,
Tek olsam asla gitmeyeceğim türden bir filmdi.
Sinemadan sonra bizimkiler hızlarını alamadılar,
Bir de 5 boyutlu 5 dk. süren kısa filme girelim dediler,
Safari'yi seçtik,
Oturuyorsun hareketli bir koltuğa,
Önünde ekran,
Hızla giden bir trendesin, gözünde 3 boyutlu gözlük,
Mağaraya girerken orada hissedelim diye,
Su zerrecikleri düşüyor üstüne,
O gürültülü filmin üzerine bir de bu hızla giden tren,
Tam oldu yaniiii,
Başım dönerek çıktım salondan :)))
Fahirciğim eve yakın olsun diye yazdığımız Anadolu Liselerinden ilk yerleştirmede Etimesgut Anadolu Lisesine yerleşti,
Biz, kayıt için okula gittiğimizde hayal kırıklığına uğradık,
Lisenin eğitimi iyi olarak söylenmesine rağmen,
Sosyal şartlarının kötü olması beni çok soğuttu,
Hiç beğenmedim, Fahir'in de beğeneceğini düşünmedim,
2. yerleştirme yaptık,
Bugün açıklandı,
Elvankent Bilgi Anadolu Lisesi'ne yerleşti,
Kaydını bu okula yapmaya karar verdik,
Okulla ilgili çok kapsamlı bilgim yok,
Sadece sosyal şartlarının diğer okuldan daha iyi olduğunu biliyorum,
Genç Nota'ya katılmış okul,
Fahir de elektro gitar çaldığı için,
Bir müzik grubu olması okulun artılarımızdan biri,
Umarım iyi bir eğitimi vardır,
Bilgisi olanlar yazabilirler bana....

14 Ağustos 2010 Cumartesi

HAFTASONU HALLERİ

Sahurdan sonra yatıp da 10'a kadar uyumak lüksünü yaşadım haftasonu,
İşe gitme telaşından uzak, yatakta gazete okudum, miskinlik yaptım,
Çok sıcak deyip soğuk su ile haşır neşir oldum,
İftara ne yapsam diye geniş geniş düşündüm,
Kırmızı mercimek çorbası,
Etli nohut ve tereyağlı pilav yaptım akşam için,
Salata, yoğurt, iftariyelikler ile bir sofra kurdum rahat rahat,
Ailece oturduk sofraya Ramazanın ilk Cumartesisini böyle sonlandırdık,
Öğleden sonraya bir de film sıkıştırdım,
"Kar ve Kaplan"
"Hayat Güzeldir"de izlemiştik Roberto Benigni'yi,
Filmi sevdim, Attilio'nun gevezeliği dışında :))
Sonu güzeldi özellikle ve tablo gibi kareler vardı filmde...
2-1 Galatasaray Sivasa yenilmiş,
Mahocum maç izlerken ve Lig başladı diye sevinirken,
Ben de biraz burada vakit geçireyim dedim,
Bu arada, Üniversite sınavı dün açıklandı,
Tüm kazanan gençleri kutluyorum,
Cem ve Hülya'nın oğulları Ünsal İşletmeyi kazandı (TOBB Üniversitesi),
Çok mutlu oldum, buradan da ayrıca kutluyorum Ünsal'ı,
Darısı bizim çocuklarımızın başına (AMİN)

11 Ağustos 2010 Çarşamba

SAHİLDE GEZMEK

Akşam yemeğinden sonra,
"Hadi giyinin sahile çıkalım"
dediniz mi siz hiç?
Sahilde gezmek, çay bahçesinde oturmak,
Denizle içiçe yaşayan insanlara ait bir ritueldir,
Sahil hele de böyle şiirsel ve güzel dokulara sahipse,
Çocukluğumdan beri sahilde gezerken yol boyu sıralanan çekirdekçilerden çekirdek almak adettir,
Ancak biz, hiç bir zaman çekirdek kabuklarını sorumsuzca yere fırlatmadık,
Muhakkak elimizde biriktirip çöp kutusuna attık,
Şimdi bakıyorum da, güzel giyimli kızlar ve erkekler çitledikleri çekirdekleri şuursuzca yere atmakta hiç bir sakınca görmüyorlar,
Bilinçsizlik mi, aman sendecilik mi anlaşılır gibi değil,
Bu eylemin sahili kirlettiğini fark etmiyorlar bile...
Ünye sahilindeki bu güzelim evde hala oturanlar var sanırım,
Mahocum yıllar önce yağlı boya tablosunu yapmıştı sahildeki bu güzel evin,
Şimdi duvarımda asılı o tablo...
Her yıl Ünye'ye geldiğimde muhakkak fotoğraflarım...

Ramazan geldi Hoşgeldi,
Sıcaklarla geldi,
Çocukluğumda ilk oruca başladığım zamanlarda yaza gelmişti Ramazan,
İftardan sonra teraviye gidilir,
Gündüz mugabele okunurdu,
Kentlerde ramazanlar sönük geçiyor,
Veya biz işe gidenler için böyle,
Tüm gün ofiste çalışıp da ramazanın o ulvi havasına bürünmek pek de mümkün olmuyor malesef...
Tablo: mahocum
Sahura kalkmayı,
Çay demlemeyi,
Masayı hazırlayıp,
Ev halkını uyandırmayı,
Çok çok su içmeyi,
Seviyorum...
Kamikaze'ye bir TIK güzel bir yardım kampanyasına destek olmak için....

8 Ağustos 2010 Pazar

KARADENİZİN İNCİSİ

Samsun'dan otobüse binip Ünye'ye doğru yol alırken,
Denizi Samsun'da bırakırsınız,
Çarşamba ve Termeyi geçtikten sonra,
Zarif bir kadının boynunu süsleyen inci kolye gibi serilir o güzelim sahil boyu gözlerinizin önüne,
O zaman aşık olursunuz Ünye'ye....
Pide yemek için Çakırtepeye çıkmalı,
Oradaki 3 restauranttan birinde yumurtalı pastırmalı açık pide,
Kıymalı kapalı pide yemeli,
Muhakkak manzaranın fotoğrafı çekilmeli,
Çam kokusu eşliğinde çay içilmeli...
Fatsa'da hatice Ablamların köyüne gittik,
Fındık bahçesine girerken, mısırlar, fasulyeler karşıladı bizi,
Yemyeşil bahçede gözlerim dinlendi resmen,
Kentte yeşilin bu rengini görmek mümkün değil,
Fındık topladık,
Belimize bağladığımız bu keselere doldurduk,
Çocuklar topladıkları fındıkların içinde gezen böceğe bakmaktalar aşağıdaki fotoda :))
Evettt aşağıda ise, bir adet Karadeniz kadını görülmekte :)))
Mısır ve fasulyelerin arasında doğanın tadını çıkardım,
Köyde çalışan kadınların işinin ne kadar zor olduğunu test ettim, onayladım,
Ben zevk için yarım saat bahçede kaldım,
Ne kadar yorucu ve zahmetli bir iş sıcağın altında bahçede olmak,
Fındık toplayanlara Allah yardımcı olsun...
Tadı damağımda kaldı bu 5 günün,
Sayılı gün çabuk geçti,
Akrabalarımı, arkadaşlarımı görmek onlarla birlikte olmak harikaydı...Fotoğraf çekmeye doyamadım,
Günün her saati ayrı bir güzellikte,
Daha bir sürü fotoğraf var sizlerle paylaşacağım,
Çok yakında :))
(Herkese tek tek geleceğim blogları özledim)


7 Ağustos 2010 Cumartesi

ANKARA'DAN ÇIKTIM YOLA: İLK DURAK SAMSUN

Canım Mualla Teyzeciğim senin o şefkatli kalbin ne güzeldir,
Samsundaki annemsin sen benim,
4 yıl yanında okuduğum teyzem,
Hümeyra Ablam, nazik ve misafirperver komşuları doktor beyler beni çok ağırladılar,
Herkese çokkk teşekkür ediyorum....

19 yıl oldu Samsundan ayrılalı,
Üniversite okurken Samsunda Çiftlik Caddesi dışında pek fazla da gezilecek bir yer yoktu,
Çiftlikteki Latin, Kuğu Pastanesi gittiğimiz birkaç yerden biriydi,
Her yıl Ünye'ye gitmeme rağmen Samsun'a gezmek için pek gidemedim,
Bu sefer Samsun'a eşi dostu görmeye gittim öncelikle,
Samsun beni çok şaşırttı,
Üniversite arkadaşım Dilek beni Atakum sahilinde ve Doğu Park da gezdirdiğinde Bravo dedim,
Harika olmuş Samsun,
Hele de sahili bir Bodrumu, İzmir'in kordon boyunu aratmıyor,
Amazon Cafe, teleferik ile çıkılan Restaurant,
Bir sürü harika yer yapılmış,
Dilek bir o kadar da vaktim az olduğu için gezdiremediği yerleri anlattı...

Simiber'i görmeden olmazdı, Semra eksik olsa da bizim muhteşem dörtlünün (DİSİFASE) üçü bir araya geldi tekrar, Bize bu kısa zaman yetmedi tabi,
Samsun'un o güzelim pidesi eşliğinde sohbet ettik.
Ben Ünyedeyken siz, aycide okumuş ve fotoğrafları görmüşsünüz,
Bugün Ankara'da evimden ancak internete girebildim,
Ayci'nin yazısından çok etkilendim,
Çokkkkk teşekkür ediyorum ona buradan,
Gerçekten de blog sayesinde tanışıp, sevdiğim bu güzel insanlar benim hayatımı zenginleştiriyorlar,
Sünter Alamanya'dan kızını Samsun'a göndermenin burukluğunu yaşıyor,
Ben ise memleketime gelin gelen Ayci için mutlu oldum,
Yaşanılabilecek en güzel şehirlerden biri çünkü Samsun,
Ayrıca, damadımız Mesut kızımızın gözünün içine bakıyor,
Allah çok mutlu etsin, aşkları sevgileri ömür boyu sürsün...
Devam edecek :)))