29 Aralık 2010 Çarşamba

2011 SÜRPRİZLİ GELSİN


2010'un son günleri nasıl geçiyor?
1 yılda yaşlanan 2010, yerini genç 2011'e bırakacak,
Sağlıklı,
Bol neşeli,
Paralı,
2010'dan daha güzel bir yıl olmasını diliyorum 2011'in...
GÖRSELLER

SÜRPRİZLİ BİR YIL OLSUN

28 Aralık 2010 Salı

MERHABA

Kendi rekorumu kırdım,
3 gün boyunca internete girmeme rekoru!!!
Benim için bu bir ilk :)))
Merak ederim, illaki sosyalleşmeliyim,
Kim ne yapmış bakmalıyım,
Blog yazmalıyım,
Face trafiği ne alemde bakmalıyım,
Maillerimi kontrol etmeliyim,
Tüm bunları kocaman 3 gün yapamadım,
Peki ne mi yaptım?
Nur topu gibi bir taşımız oldu yine :)))
Mahocum yine sıkıntı çekti,
Sürekli dalga geçip gülen bizler sayesinde işi daha da zorlaştı,
Sonunda bebeğimiz sezeryanla değil normal doğumla oldu !!!!
Onun endişesi, korkusu da bize yetti...
Yeni yıl hediyeleri alındı,
Yaptığımız çekiliş sonuçlarına göre herkes birbiri ile hediyeleşti,
Sürpriz yeni yıl kartlarım geldi,
Çok bayıldım hepsine,
Önce taaa Japonya'dan Mitsuko açılış yapmıştı,
Sırası ile Leylak Dalım,
Asissim
Sanat Notları,
Sabunlarım,
Beni şaşırttılar,
Çok mutlu oldum :)))
Ben de ancak bugün postalayabildim kartlarımı,
Bu hafta içimde bir neşe,
Bir heyecan var,
Hem Mahocumun rahatlaması,
Hem yeni yıla girecek olmak,
İnşallah 2011'de de böyle bir ruh halinde geçer,
Hep sağlıklı, neşeli ve enerji dolu....

24 Aralık 2010 Cuma

DÖNMEDOLAP

Bir haftanın daha sonuna geldik,
İş günlerinin ilk ve son günleri çalışanlar için farklı bir ruh halidir,
Pazartesi zordur güler yüzlü, enerjik ve neşeli birini görmek,
Cuma da benzer bir durum sözkonusu oluyor,
Tüm haftanın yorgunluğunu omuzlarında hisseden çalışanlar,
Şu gün bir bitse de 2 gün yan gelip yatsam modundadır,
Kaldı mı size 3 gün!
Bu 3 gün ise;
Eğer şanslıysanız hayatından memnun, güleryüzlü, enerjik arkadaşlar ile neşelenir ve zevkle çalışırsınız,
Tersi de mümkün tabi,
Sürekli ne kadar yoğun olduğundan dem vuran,
Sürekli şikayetçi arkadaşlara rast gelmişseniz,
Gününüz biraz sıkıntılı geçer,
Haftasonu ise, geç kalkılır, kahvaltı edilir ve dinlenme hayali ile beklenen haftasonunda yine koşuşturmaya başlarsınız,
Pazartesinin ne de çabuk geldiğini ve haftasonu ne çok yorulduğumuzu düşünerek yeni bir haftaya başlarız,
Dönmedolap gibi döner dururuz aynı çemberde,
Bu çemberin dışına çıkabilen,
Küçük mutlulukları hayatına katmayı bilenler de bence en şanslılardır...

22 Aralık 2010 Çarşamba

HABERLER HABERLER

Yoğun geçiyor bu hafta,
İşte ve evde,
Çocukların sınavları ara verdi nihayet,
Pek de parlak değil gerçi,
Zormuş "Anadolu Lisesi" cümlesini çok duyar olduk :)))
"Diğer sınavlarda yükseltirsin, üzülme" telkinleri ile rahatlatmaya çalışıyorum,
Ahmet Can şimdiden Ocaktaki doğumgünü için hayaller kurmakta...

Akşam annem hamsili pilav yapmış bizi yemeğe çağırdı,
Bayıla bayıla yedik,
Hazır yemek de harika oluyor,
Oradan dönünce aklım ve gözüm Mete'de, Osman'da,
Kıymalı börek yaptım,
Carolin ve Ali, Pera Palas'ta sefa sürerken, Cemile'nin inşaatta uğraşması,
Tüm felaketlerin bu ailenin başına gelmesi,
Bu kadarı da olmaz artık :))

Kar gitti Ankara'dan,
Öyle kapıdan başını uzatmıştı zaten,
Bir Ceee demişti,
Bakalım yatıya ne zaman gelecek,
Kartopu oynama, kızak kayma ve kardan adam yapma hayalimiz bu kış gerçekleşecek mi?
Bilinmez...
Yılbaşı geliyor,
Hediyeler, yeni yıl kartları,
Beni bir telaştır aldı,
Kime ne almalı,
Vitrinler, AVM'ler o kadar renkli ve albenili ki,
İnsan girip çılgınca alışveriş yapmak istiyor :)

21 Aralık 2010 Salı

İŞLEYEN DEMİR IŞILDAR

e-Tr Ödülü almanın gururunu yaşıyoruz ekip olarak.
TÜSİAD e-Devlet ödüllerinin Oscar'ı olarak tanımlıyor,
"Çevrimiçi Çevre İzinleri Projesi"
Bir buçuk yıldır canla başla çalıştığımız ve hayata geçirdiğimiz proje ödüllendirildi,
Güzel bir duygu,
Emeklerimizin boşa gitmediğini görmek sevindiriyor bizi...

19 Aralık 2010 Pazar

GİDERAYAK

Harikalardı programda,
2 çocuk tartışıyor gibilerdi,
Kanal B'de rastladım bu gece,
Adı "
Giderayak" programın,
Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığ,
Gülerek izledim onları,
Ne şerkerlerdi görmelisiniz,
15 günde bir Cumartesi geceleri yayınlanıyormuş,
Birbirlerinin sözünü kesip, "sen beni hiç konuşturmadın ki" diyorlar,
Ve sevimli bir şekilde atışıyorlardı,
Kendi tecrübelerini, düşüncelerini, bilgilerini öyle tatlı ve esprili anlatıyorlardı ki,
Sonuna rastladığım için üzüldüm açıkçası,
Programın traji komik ismi ise en çarpıcı yanı,
İnsan 80'lerinde olup da "Giderayak" birşeyler yapması,
Hayat enerjileri beni büyüledi adeta,
Bu tatlı çocukların programına denk gelip izlemenizi öneriyorum...

16 Aralık 2010 Perşembe

"KIRMIZI OLSUN 3 KURUŞ FAZLA OLSUN" ve ÜNYE

Çocukken eldivenlerim, berem, çizmem hep kırmızıydı,
Çok severdim kırmızıyı,
Şimdilerde kız çocukları pembelerin her tonu ile mutlular,
O zamanlar kırmızı herşeye deli olurdum,
Hatta babam "kırmızı olsun 3 kuruş fazla olsun" derdi,
O da çok severdi demek ki,
Hatta ortaokula giderken yol üzerinde bir ayakkabıcıda,
Kırmızı, üzeri lame puanlı bir babete aşık olup,
Annemin kafasının etini yemiştim aldırana kadar :))
Bu kırmızı eldivenli fotoğrafı görünce aklıma geldi çocukluğum...

Ünye'de kar yağınca o güzelim çam ağaçları muhteşem bir görünüme bürünürlerdi,
Masal kenti olurdu Ünye,
Sahiledeki balıkçı kayıklarının üzeri karla kaplanır,
İskele sonsuza uzanan bir yol gibi görünürdü bana,
Yokuş aşağı kayardık,
Karda kayan her malzeme kızaktı bizim için,
Yokuşun sonunda yuvarlanıp kara bulanırdık,
Islak eldiven ve çoraplarla eve gelir, sımsıcacık fındık kabuğu yanan sobanın etrafına dizerdik kurusunlar diye,
Güzeldi Ünye'de karlı günler...

"İÇ DÖKME GÜNÜ" İLAN EDİYORUM BUGÜNÜ !!!

Hep alttan alıp, kimseyi kırmayı istemeyen ben,
Çoğu zaman insanların pervasız ve düşüncesizce davranışlarından çok kırılıyorum,
Neden empati yoksunudur ki insanlar,
Kendine yapılmasını istemediğini karşısındakine yapana şaşırıp kalıyorum,
Neden hep alttan alan, karşıdakini üzmeyen benim?
Kendime bazen kızıyorum,
Sen de söyle,
Sen de onlar gibi davran,
Ama yapamıyorum,
Kırgınım son günlerde,
İyi niyetimi anlamayan,
Hor davranan,
Pervasızca konuşan ve hareket eden insanları gördükçe üzülüyorum onlar adına,
Neden ?
Onları bu şekilde davranmaya iten nedir ?
Kalp kırmamak, dikkatli olmak o kadar zor mu?
Ya da kendi canı yanınca, başkalarının da canını yakmayı istemek nasıl birşeydir?
İnsan düşünmez mi sözlerinin nereye gideceğini?
Neyseeee,
Bugün içimi dökme günümdü,
Bağışlayın beni,
Kafanızı şişirdim :((

UYARI: Bu yazı kesinlikle blogcu dostlarla ilgili değildir.

15 Aralık 2010 Çarşamba

HAYAT HİÇ BİTMEYEN BİR SINAV

İngilizce sınavına çalıştırıyorum Ahmet Can'ı akşam,
Bu arada dizim başladı,
Diziden de feragat edemem,
Ne yapmalı,
Hem diziyi seyredip, hem ingilizce sorular soruyorum Ahmet Can'a,
Cemile ordan oraya koşturdukça,
Mete ağladıkça,
Ahmet aşık aşık baktıkça,
Ben ingilizceden uzaklaşıp,
Dizi alemine dalıyorum,
"Anneeee study, studies mi oluyordu?" sorusu üzerine,
Tekrar gerçek dünyaya dönüp "evettttt" cevabı çıkıyor ağzımdan,
İşte bu zor şartlarda izledim dizimi :))))
İçine giremedim istediğim gibi yaniii,
Yoksa ağlardım kesin....
Günler birbiri ardına koştukça koşuyorlar,
Sanki atlı koşturuyor peşlerinden,
Çocukken, gençken bir türlü geçmezdi günler,
Şimdi nasıl geçiyor hayretle bakakalıyorum,
Herşeye yetişmeye çalışan bir anne olarak,
Yoruluyorum,
Ama ses etmemeye,
Herşey için şükretmeye çalışıyorum,
Zor olsa da iyi tarafından bakıyorum,
Küçük kıvılcımlardan büyük mutluluklar çıkarma gayretim her zaman sürüyor,
Sizin o kadar sıcak ve samimi yorumlarınız oluyor ki,
Beni çok mutlu ediyor,
Başkaları tarafından doğru anlaşılmak hayattaki en güzel şeylerden biri....

14 Aralık 2010 Salı

SOL KOLUM

Görsel
Sol kolum,
Sol koltuğum,
İşe başladığımdan beridir,
Tesadüf bu ya, her zaman masamın sol tarafında bir misafir koltuğum vardır,
Genelde sağ tarafım muhtelif zamanlarda ya başka bir masa ya da pencere olmuştur,
Sol tarafıma gelip oturan bana içini açan,
O kadar çok dostum oldu ki,
19 yıl boyunca,
Hep dizdize, hep bir kahve veya çay eşliğinde,
Ne çok şey paylaştık onlarla,
Saymakla bitiremem sanırım,
İsimlerini yazayım diye yeltendim, vazgeçtim,
Birini unutsam ayıp olur diye sıralamıyorum,
Bizi biz yapan yaşadıklarımız,
Tecrübelerimiz,
Bugün Tuna Kiremitçi köşesinde; " Hayattan edindiğim tecrübe: Meğer tecrübe edinmek de yetenekmiş." diye yazmış,
Çok hoşuma gitti,
Tüm yaşadıklarım benim basamaklarım,
Her basamakta başka bir şey öğrendim,
Bazen sancılı oldu bu basamakları çıkmak,
Bazen uçarak çıktım,
Bazen ağladım,
Bazen güldüm.
Her gün aynı şeyleri yapar buluyoruz kendimizi,
Fark yaratmak elimizde oysa ki,
Hiç beklemediği bir anda birine gülümsemek, iltifat etmek,
Birine değer verdiğimizi hissettirmek....
Çok şaşırıyorum bazen,
Sabah masasına sessizce gelip oturan,
Tüm gün başını kaldırmadan,
Kulağında kulaklık çalışan,
Veya nette gezinen,
Odasındaki kişiler yokmuş farz eden,
Tek bir söz, tek bir gülücük vermeden evine dönen,
Bu tip insanların nasıl bir ruh halinde olduğunu anlamam olanaksız gibi geliyor bana...

13 Aralık 2010 Pazartesi

KAR GİBİ BEYAZ

Kar yağdı sonunda Ankara'ya,
Bu yıl erken geldi,
Hoşgeldi sefa getirdi,
Tüm kötülükleri, tüm kirleri, pasları örttü,
Beyaz bir örtü ile kapattı tüm çirkinlikleri,
Yüreklerimize de kar yağsın,
Bembeyaz olsun içimiz,
Hiçbir kalbi kırmayalım,
Yeri gelince özür dilemeyi de bilelim,
Bilmeden kırdıklarımız ile kar gibi beyaz bir sayfa açalım,
Benim en çok korktuğum nedir bilir misiniz?
Sevdiğim, değer verdiğim insanların bana bir şekilde gücenmesi,
Uyuyamam bunu bildiğimde, uykularım kaçar,
Ama karşılıklı sevgi ve saygının tüm kapıları açtığını da bilirim,
İnsan hayatı çok kısa çünkü,
Herşeyin kıymetini bilerek yaşama taraftarıyım,
Benim için dostlar, dostluklar onlarla iyi ilişkiler çok önemlidir,
Bir dostun yüzü asılsa hemen nedenini merak ederim,
Sorun bende ise çözümü için uğraşırım...

GÜZEL BİR HAFTA DİLİYORUM SİZLERE

10 Aralık 2010 Cuma

LEYLAK DALI VE MAVİANNE

Fotoğraf:Leylak Dalı
Nergis kokusu eşliğinde Leylağımla buluştuk,
Buluşmayı planladığımız yere gittiğimde,
Sağıma soluma bakınıyorum,
Acaba kim, burada mı?
Sonra aradım geldim diye,
Hemen geliyorum dedi,
Mavianne!
Evet Leylak karşımdaydı,
O güzel gülen gözleri ile ilk karşılaşma,
Blog dostları ile karşılaşmak,
Eski dostunla sarılmak gibi,
Aynı duyguyu Leylak Dalı ile de yaşadım,
Ben onu uzun zamandır tanıyor gibiydim,
Oturduk hemen karşılıklı,
Bana harika kocaman bir demet nergis getirmiş,
Karşılıklı hediyeleştik,
Yaşasın !!!
Yeni yıla yeni bir kupa ile gireceğim,
1 saatlik sohbet çok kısa geldi tabi bana,
yetmedi,
Öğleden sonra bir toplantım olduğu için izin alamamıştım,
Daldan dala konarak konuştuk,
Sizlerin kulaklarını çınlattık,
Bir dahaki sefere daha uzun bir zaman diliminde ve sizlerin de katılımı ile gerçekleşecek olan bir buluşma gerçekleştirmek üzere ayrıldık...

9 Aralık 2010 Perşembe

ANAHTAR

Ne kolaydır değil mi anahtarı çevirip o kapıdan girivermek,
Ya doğru anahtar değilse elimizdeki,
İmkansızdır kapıyı açmamız,
İlişkilerimizde de böyle değil midir?
Uygun sözleri söyleyemezsek şayet,
Gönül kapısını açamayız karşımızdakinin,
Ya da yanlış bir sözle,
Sonuna kadar açık olan gönül kapıları kapanmaya mahkum olur,
O nedenle önemlidir sözler,
Anahtar elimizdedir,
Doğru anahtarlarla açılmayacak kapı yoktur....

7 Aralık 2010 Salı

ANNEEEE!! BU AKŞAM NE YİYECEĞİZ?

Pencerenin hemen yanındaki masamdan dışarı bakıyorum,
Karanlık bastığı için kendi yansımamı görüyorum,
Dışarıdan arabaların farları parlıyor,
Yol lambaları yanmış,
Sabah her bir yere dağılan ailemiz akşam olunca evde buluşuyor,
Okulda ve işte tüm gün çalışan aile fertlerinin akşam yemeğinde buluşmasına bayılıyorum,
Özlüyorum ben onları akşama kadar,
Siz de öyle misiniz?
Yemekte herkes o gününün nasıl geçtiğini anlatıyor,
Sınavlar, dersler konuşuluyor,
6. sınıftakinin arkadaşlarının çıkıp ayrılma hikayeleri dinleniyor,
Tam bir eğlence konusu,
Nasıl yani nereye çıkıyorlar bu kadar kısa sürede? Merdivenden mi çıkıyorsunuz?
Liselinin öğretmenlerinin sınavlarda sorduğu kazık sorulara kızılıyor,
Bu saatte ise, akşama ne pişirsem diye bir düşünce alıyor beni,
Eve girdiğimde daha ayakkabımı çıkarmadan "anneeee!!! Bu akşam ne yiyeceğiz?" sorusu karşılıyor beni,
Üstümü değiştirip mutfağa girdiğimde buzdolabını açıp burnumu oynatmak Tatlı Cadı gibi,
Yemeklerin anında hazır ve nazır olmasını sağlamayı ne çok isterdim :))))

İyi akşamlar diliyorum herkese....

GÜNAYDIN

Puslu bir Ankara sabahına yakışırbir müzik ile güne başlamak istedim...
(Almadovor'un Yüksek Topuklar filminin unutulmaz sesi Lus Casal adı "Historia de un amor" olan bir Latin Amerika şarkısı söylüyor)

6 Aralık 2010 Pazartesi

EYMİR'DE YÜRÜYÜŞ



Ankara'da böyle güzel bir yürüyüş mekanı var ve biz haftasonları gitmiyoruz!
Burcu ve ailesinin daveti ile Eymir'de bulduk kendimizi pazar sabahı,
İyiki de gitmişiz,
O kadar harika oldu ki,
Çokkk teşekkür ediyorum Burcu, anne ve babasına,
Pazar uykusundan feragat etmek süper oldu,
Sabah 9'da oradaydık,
Yürüyüş sonrası çay ve gözleme eşliğinde kahvaltı yaptık,
Ördekleri bayat ekmek ile besledik...










Her yerde tavşanlar vardı,
Ben fotoğraf çekmekten tam performans ile yürüyemesem de :)



Burcu, Filiz ve Barbaros Bey,
Çok samimi ve içtenler,
Onları tanımaktan mutluluk duyuyorum,
Hayatımızın bir yerinde yollarımızın kesiştiği insanların çok değerli olduğunu düşünürüm her zaman,
Onlarla tanışmak, benzer olduğumuzu görmek,
Muhakkak yaşamımıza ayrı bir renk katıyor,
Renk paletimizin dost insanlarla daha da renklenmesini diliyorum...

3 Aralık 2010 Cuma

MİM'Cİ GELDİ HANIMMMMMM

Mimler birikti :((
Toplu olarak cevaplıyorummmmm !!!!
Öncelikle hemen cevap veremediğim için özür diliyorum,

İlk olarak Gümüşay'ın kitap Mim'i: Elif Şafak/Kağıt Helva- Alıntılar Kitabı'nın 55.sayfası,
"Göçebelik hesap edilebilen bir şey değil;sürekli bir oluş halinde, yani bir tür o-la-ma-yış halindesinizdir. Yahut da durmuşsunuzdur, demir atmış bir kimliğe, bulmuşsunuzdur yerinizi;olmuş, konmuş, yerleşmişsinizdir..."

Çok orjinal oldu bu kitap ve alıntı,
Tam da taşındım, yeni odamda ve yeni masamdayım,
Kondum, yerleştim...
Bir Mim de; http://denizkayra.blogspot.com/ dan geldi,
Mim konusu: “Şimdi sizden anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum”.


Arkadaşlarımla huzurlu ve neşeli geçirdiğim saatler,

Beni düşünerek aldıkları güzel ve anlamlı hediyeler,

Benim için çok önemlidir,

Onları her kullandığımda onlarla birlikte olduğumu düşünürüm,

Ayrıca, çocuklarımın bebeklik videolarını izlediğimde canlanır bir bir anılar gözümde,

Eskiden de albümlere bakardım,
Albümde fotoğraf bakmaya bayılırım hala da,

Benim için anılar değerlidir,
Onlar bizim geçmişimiz,
İyi kötü hayatımızdır....

Özlemin Mim'i

Okumana gerek olmayan kitaplar:
Yoktur sanırım öyle kitaplar. Okumam gereken ve okuyamadıklarım öyle çok ki...

Daha önce okuman gereken kitaplar olmasaydı okumak isteyeceğin kitaplar: Bin Muhteşem Güneş-Khaled Hosselini, Kukla-Ahmet Ümit


Uzun zamandan beri okumayı düşündüğün kitaplar:
Siz arkadaşlarımın şiddetle tavsiye ettiği kitapları okumayı seviyorum.

Uzun zamandan beri arayıp bulamadığın kitaplar: Bulamadığım kitap olmadı bugüne kadar.

Şu anda üzerinde çalıştığın konu ile ilgili kitaplar:
Çevre konusunda çalışıyorum ancak, her tür kitabı okurum.

Her olasılığa karşı elinin altında bulunmasını arzuladığın kitaplar:
Acil durum kitapları mı var da ben bilmiyorum :)))

Belki bu yaz okumak için bir kenara kaldırabileceğin kitaplar : Hımmmm....Siz blogcu dostların tavsiye ettiği kitapları alacağım.

Kitaplığında öteki kitaplara eşlik etmesi için gerek duyduğun kitaplar: Mesela sevdiğim yazarın her çıkan kitabını almak isterim. Diğer kitaplarına eşlik etsin diye.

Sende beklenmedik ve çılgınca bir ilgi uyandıran, üstelik buna haklı bir gerekçe bulamadığın kitaplar: Safiye Sultan serisi kocaman 3-4 cilt kitabı su gibi okuyup bitirmiştim. Niye sevdim, neden bu kadar ilgimi çekti?

Çok uzun zaman önce okunmuş olsa da şimdi yeniden okumak isteyeceğin kitaplar:
Aşk, Mutluluk.

Hep okumuş numarası yaptığın ama artık gerçekten oturup okumanın zamanı geldiği kitaplar:
Her ramazan ayında bir miktar okuyorum ama tamamen hatmedemedim malesef bu nedenle; Kuran-ı Kerim Tefsiri diyorum bu soruya.

Tüm bu mimleri herkes yaptı zaten,
Ben tembel çıktım,
O nedenle kimseyi mimlemiyorum,
Arzu eden cevaplayabilir...

2 Aralık 2010 Perşembe

BU DÜNYADA KAPLADIĞIMIZ YER NE KADAR?

Bizim ofiste taşınma işleri var bu aralar,
22 Katlı bir binada çalışıyorum,
Bazı yer değişiklikleri öngörülüyor,
Bu arada odalarda, kim nerede oturacak,
Bu tür konuşmalar havada uçuşuyor,
Bu kadar kat var ama,
Çalışan sayısı fazla olduğu için,
Bir türlü rahat oturma şansı olamıyor,
Bu nedenle de her zaman bir sorun yaşanıyor.
Ben de bu konuşma ve tartışmaların arasında,
Daha farklı bir yerden bakmak istedim olaya,
Dünyaya geldiğimizde kapladığımız yer ne kadardır?
Minicik bir beşiğe sığarız,
Veda ederken de benzer bir durum söz konusu,
Ama yaşarken,
Sığamayız hiç bir yere,
Hep daha geniş, hep daha konforlu yerlerde olmak isteriz,
Öyle sıkış tepiş, kalabalık yerler bize göre değildir,
Kendi değerimizi ölçüp biçeriz, diğer insanları pek de düşünmeyiz,
Bu uğurda kalp kırmak, bağırıp çağırmak bizim hakkımızdır,
Böyle düşünen insanları gördükçe çevremde gerçekten de kötü oluyorum,
İnsanoğlu neden böyle diye...

Neyseeee....
Ben iyiyim, enerji doluyum,
Moralim de çok şükür yerinde...
Asis'in bloğu bırakmasına şaşırdım,
Onun yazılarını, kendisini çok seviyorum çünkü,
Kendini bizden mahrum edeceği için üzüldüm,
Umarım bu kararından vazgeçer....

30 Kasım 2010 Salı

TÜRKİYEDE İNGİLİZCE ÖĞRENEMEME SORUNU ÜZERİNE YAZI

Biz Türkler neden ingilizce öğrenemiyoruz !!!

Devlet okulunda ilköğretim ve liseyi bitiren bir genç,
Normal bir üniversiteyi de bitirdiğinde,
Yani bu toplam 10 yıl içerisinde,
Aldığı ingilizce derslerinden sonra,
Bir yabancı gördüğünde konuşabiliyor mu dersiniz?
What is your name?
What time is it?
Haricinde kaç cümle kurabiliyor acaba?
Hadi dürüst olalım,
Yabancı dil eğitim sistemimiz son 30 yılda ne kadar gelişti ?
Son yıllarda ilköğretim 4. sınıfta başladı ingilizce eğitim,
Ama ne oldu?
Anadolu Liselerinden hazırlık sınıfı kaldırıldı,
Haftalık İngilizce saati düşürüldü,
Eeee tamam anadilde eğitim güzel hoş da,
Bu çocuklar ne zaman ingilizce öğrenecek,
Şanslı azınlık, özel okullarda, kolejlerde ingilizce eğitimini alıyor,
Çok zeki çocuklarımız da ingilizce eğitim veren üniversitelere gidiyor,
Geri kalanlar?
Yeri gelince " Üniversite mezunu olmuş, ingilizcesi yok, işe alamayız" diyorlar,
Peki devletin olanakları ile yukarıda bahsettiğim gibi 10 yıl okulda ders almış ama, ingilizce konuşamayan gençlerin suçu ne?
Neden bizim ülkemizde bu sorun kolayca çözülemiyor,
Herkesin maddi gücü yerinde mi de,
Çocuğunu kurslara, yurtdışına gönderebilecek?

29 Kasım 2010 Pazartesi

GÜLE GÜLE OTUR KUZUM !!




Haftasonu yeni evini kutlamak için Nilgündeydik tüm kızlar,
Yepyeniydi herşey, çok güzeldi evi,
Güle güle otursun ağız tadıyla,
Nilgün'ün bizim için yaptıkları ise tek kelime ile muhteşemdi,
Bir yedik, bir yedik,
Kendimizi kaybettik desem yeridir,
Kimse de diyetteyim, aman da az yiyeyim demedi :))
Ben de ailenin fotoğrafçısı "Foto Fato" olarak her anı görüntüledim,
Özgür'ün Efesi de kocaman olmuş,
Aslıhan ve Tuba'nın kızları kanki zaten,
Hasan Efe ve Bora, Sude'yi de aldılar aralarına çok güzel oyunlar oynadılar,
Hem çocuklar hem annelerinin iyi zaman geçirdiği bir Pazar günüydü,
Heidim ve Semoşum yoktu malesef onlar için bol bol foto çektim :)))