27 Kasım 2008 Perşembe

ILGIN'IN DOĞUMGÜNÜ

(2006 DOĞUMGÜNÜNDEN BİR KARE)
Şimdi kocaman oldu, ilkokul öğrencisi,
Canım Semacığımın biricik peri kızı,
28 Kasım doğumlu,
Şimdi Kars'a doğumgünü partisi için;
Anne anne, baba anne, herkes gitti,
Ben de buradan doğumgününü kutluyorum,
Nice yıllara,
Güzel bir gençkız olduğun günleri de görmeyi diliyorum,
Bu sana değil de, biraz da kendime dua gibi oldu ama :)))
Herşey gönlünüzce olsun, çok mutlu, sağlıklı ve başarılı ol inşallah....

BİLGİSAYAR OYUNLARI

Dün Ece'nin bloğuna yorum yazarken bir blogcu ilgimi çekti,
http://recephilmitufan.com/
Bloğu dakikalarca gezdim,
Veee...
Uzun süredir hiç PC'de oyun oynamamıştım,
http://recephilmitufan.com/2008/06/gateway.html
Bu oyun çok hoşuma gitti ,
Sonrasında ise, puzzle oyunlara ilgi duyduğumu keşfettim :))
Biraz geç oldu ama !!!
Ben çok sabırsız ve çabuk sıkılan bir insanımdır,
Öyle saatlerce PC başında oyunda vakit geçirmeyi hiç sevmedim,
Ama dün bu düşüncemi kırdım,
Fena da olmuyormuş,
Aklını dağıtıyorsun :))
"Samantha Swift and the Hidden Roses of Athena"
Hatta bu oyunun da sonuna kadar oynadım !!!
Benim için ilginç bir gelişme .....

26 Kasım 2008 Çarşamba

FOTOĞRAFLARINIZI SİYAH BEYAZ YAPABİLİRSİNİZ

Sanki eskiden çekilmiş gibi;
Aşağıya tıklayarak siz de yapabilirsiniz
BURADAN

MİSKİN OLMAK


Herkesin vardır değil mi bir miskinlik hali,
Yataktan çıkmak istemezsin,
Malesef çalışan bir kadınsan mecburen kalkıp işe gidersin,
Ancak, oturduğun masaya çakılmış gibi kalıp,
Gözün PC'de, önünde dosyalar açık,
Kulağında müzik, elinde kahve veya çay,
Tüm gün oturursun,
Anlattığım kişi, tahmin ettiğiniz gibi benim,
Öğle tatillerinde bizim buraya civardaki alışveriş merkezlerinin servisleri gelir,
Tüm kızlar toplanıp, hem alışveriş hem yemek olayına girerler,
mesai saatinde de dönerler,
Geçen haftalarda ben de bu grubun içinde yer alırdım,
Sanırım geçen haftanın yorgunluğunu atamadım üstümden,
Mıh gibi çakıldım koltuğuma,
Hava dışarıdan bana gülümsüyor, el sallıyor,
Ben ise penceremi açarak onu selamladım,
Havasını içime çektim,
Cumartesi arkadaşlarım gelecek,
Bloglardan pasta, börek, salata tarifleri bakıyorum,
Nasıl yetiştireceğimi düşünüyorum tüm herşeyi,
Pazartesiye fotolarla birlikte anlatırım sizlere yaptıklarımı,
Şu miskinlikten bir silkinsem iyi olacak.....

25 Kasım 2008 Salı

MUTLULUĞUN FORMULÜ

Gülse Birsel'in internette dolaşan mutluluğun sırrını veriyorum yazısını okudunuz mu?
Yazının bir bölümü aşağıda,
Çok hoş, buyrun;

1996'da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı! Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye mehili yönlendiriyor! Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!

Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var:
Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak!

Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor; Kaliforniya Üniversitesi'nin araştırmasına göre fiziksel sağğı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor!

İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor!


Ne para, ne a
şk, ne güneş, ne gençlik.

Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle.

O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler... Psikologlar yine bize anaokulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar:


Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!


YENİ BİR HAFTAYA MERHABA

Geçen haftanın yorgunluğu ancak çıkabiliyor,
Çok yoğun bir hafta yaşadım,
Biraz şifayı kapmışım,
İlaçlarla daha iyiyim şimdi,
Geçen hafta günübirlik bir Çanakkale seyahatim de oldu,
Truva atına selam çakıp geldim,
İstanbuldaki lodos,
Karaköy iskelesinin batması,
Doğa, isterse bize haddimizi bildirir!!!
İşin özü bence bu :)
Dün öğretmenler günüydü, tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü en içten dileklerimle kutluyorum,
Malesef ben ilkokul öğretmenimi sevmezdim,
Daha sonra ortaokul ve lisede çok sevdiğim öğretmenlerim oldu,
Ortaokuldaki çok süslü Biyoloji öğretmenime bayılıyordum mesela,
İlkokul öğretmenleri insan hayatındaki en önemli varlık,
Senin başarını şekillendiren, senin kapasiteni keşfeden,
Hayata güçlü bilgilerle atılmanın temelini atan bir insan mühendisi!!!
İlkokul dönemimde hep kendimi yetersiz, başarısız ve tembel görürdüm,
Neden??
Daha sonra okul hayatım hep iyi gitmesine rağmen,
Ben ilkokuldaki zayıf temelimin acısını çektim,
İlkokul öğretmeni olmak,
Çok hayati öneme sahip,
Sevmeyen bu işi, zorla yapan, hiç yapmasın,
Elleri öpülesi nice ilkokul öğretmenlerinden de bizi mahrum etmesinler,
(Ayyyyy ne doluyum bir bilseniz bu konuda :(( )

22 Kasım 2008 Cumartesi

EMEL SAYIN VE DEVLERİN BULUŞMASI


Cuma akşamı muhteşem bir Türk Sanat Müziği ziyafeti çekti kulaklarımız,
Devlerin Buluşması adı altında konserler düzenliyorlar,
Emel Sayın, Muazzez Abacı ve Seçil Heper,
İlk konser Ankara'da, 2. ve 3. İstanbul ve İzmir'de,
Tavsiye ederim, süperdi....

Konser sonrası röportaj yapmam için Hürriyet teklifte bulundu,
Bu benim için büyük bir görevdi,
ilk kez, onlar beni görevlendirdi,
Ve de bu muhteşem assolistlerle görüşecektim,
Bir haftadır stres ve heyecan içindeydim,
Konser sonunu iple çektim,
Seçil Heper konser sırasında merdivenden inerken bileğini burktu, ancak tüm profesyonelliği ile hiç bir şey yokmuş gibi devam etti konsere,
Tabii, sonrasında ayağının üzerine basamadı ve film çektirmek için hastaneye gitti, umarım önemli birşey değildir,
Muazzez Abacı ise, konserde muhteşem sesini konuşturdu, stand up çıları kıskandıracak bir performans sergiledi,
Ancak, konser sonrası, beni çok şaşırttı, aksiliği ve tersliği ile, çok yorgun olduğu için görüşmek istemedi, (Zaten benim de umrumda değildi, o)
Benim görüşmek istediğim EMEL SAYIN'dı zaten,
Nasıl hanımefendi, nasıl kibar, nasıl zarif, nasıl güzel anlatamam,
Bayıldım, benimle samimi ve sıcak bir röportaj gerçekleştirdi,
Buradan da teşekkür ediyorum ona ,
Ne kadar büyük sanatçı olduğunu gösterdiği için,
Tabiii asistanım !!!! Zerrin'in hakkını ödeyemem,
Benim güzel arkadaşım, hem mühendis hem de bir sürü masterı var, hala da akademik kariyer yapıyor,
Bu kadar titrine rağmen benim kameramanlığımı yaptı,
Teşekkürler canım arkadaşım....
video

DEVLERİN BÜYÜK BULUŞMASI

Türkiye’nin Unutulmaz Üç Assolisti

Emel Sayın, Muazzez Abacı ve Seçil Heper

Anadolu Gösteri Merkezinde, 21 Kasım Cuma gecesi Ankaralı hayranlarına, sahne dekoruyla, ışığıyla bir gazino atmosferi yaşattılar ve müzik ziyafeti çektiler.

Üçü de Türk Müziğine gönül vermiş, duygulu sesleri, içten yorumları ve yıllarca aynı çizgide korudukları sanatçı duruşlarıyla sevgimizi, saygımızı kazanmış gerçek sanatçılar.

Konserde ilk olarak, Muazzez Abacı “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” Türk Sanat Müziği eseri ile sahne aldı. Seçil Heper ve sonrasında Emel Sayın’ın sahne aldığı konserde, her üç sanatçı da sanat hayatlarına ilk adımlarını attıkları Ankara’da olmaktan büyük mutluluk duyduklarını söylediler. İlk konserin Ankara’da olmasının onlar için çok özel olduğundan bahsettiler. Ankara Radyosundan anılar anlatan Muazzez Abacı; “Seçil hepimizi atlattı, İstanbul’a Maksime gitti, Fahrettin Aslan’ın çok yakın arkadaşı ile evlendi ve sahnelerden çekildi. Fahrettin Aslan da senin radyoda arkadaşların vardır, senin yerine Maksime onu alalım demiş, ben de böylece Maksim’de sahne almış oldum” açıklamasında bulundu. Birlikte Eski Dostlar şarkısı ile başladıkları konserin ikinci yarısında, birbirleri ile ilk şarkıyı okuma konusunda şakalaştılar. Kura mı çekelim derken, en güzel oynayan ilk okusun dediler ve Seçil Heper oryantal danstaki hünerini göstererek, ilk olarak şarkı okudu. “Ankara, Ankara Güzel Ankara” marşı ile de konseri sona erdirdiler.

Mavianne: Sahnede Gazino Rüzgarı estirmenizi sağlayan ve sizi aynı mikrofonda buluşturan bu proje nasıl doğdu?

Emel Sayın: Bu proje Sinan Kuzucu’nun fikriydi. Sinan Beyi 2 yıldır tanıyorum. Konserlerimde çiçekler gönderirdi. Öğretmendir Sinan Bey ve Türk Sanat Müziğini çok seviyor. Girişimleri ve fikirleri çok hoşuma gidiyor, bana “öğrencilerime Türk Sanat Müziğini sevdirmek istiyorum birlikte konserler yapalım mı” dedi. Biz birlikte 3 konser yaptık İzmir’ de. Daha sonra tam bir profesyonel olarak bu işe soyundu. Bize teklif getirdi biz de buna çok sıcak baktık. Ankara’ya Muazzez’in, Seçil’in ve benim vefa borcumuz var. Ankara Radosunda yetiştik üçümüzde ilk konserin Ankara’da olmasını istedik.

Mavianne: Üçünüz de profesyonel yaşamlarının ilk yıllarını, konservatuar olarak kabul edilen 'Ankara Radyosu'nda geçirdiniz. Daha sonra İstanbul'da gazinoların altın çağı'na assolist olarak imzanızı attınız ve yine bugün özlemle anlatılan 'İzmir Fuar Gazinoları'nın vazgeçilmez isimleri oldunuz. Yıllar sonra bir araya gelip, o günleri tekrar yaşamak sizler için ne ifade ediyor?

Üçümüzde çocuklar gibi heyecanlandık. Çok eğleniyoruz provalarda, kuliste, sahnede. Eskileri anlatıyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz hem de, duygusal anlar yaşıyoruz. Çok hoş bir şey bu.

Mavianne: Sanat yolculuğuna başladığınız ilk günlerdeki gibi, önce Ankara'da sonra İstanbul ve İzmir'de devam ettireceğiniz bu konserlerden sonra, bir canlı konser albümü yapmayı düşünüyor musunuz ?

Bu konserlerden sonra canlı kayıt albümü olur mu bilemiyorum, hiç konuşmadık. Geçen haftalarda İstanbul’da Selahattin Pınar ve Saadettin Kaynak’ın sevilen şarkıları ile konser yaptım, canlı kayıt albümü olacak o konserler.

Mavianne: Geçmişten bugüne bizi duygulandıran Türk Sanat Müziğinin o güzel fasıl şarkıları ile tam bir sanat gecesi ve nostalji esintisi yaşadık bu gece. Bu muhteşem üçlüyü daha sonra da birlikte sahnelerde görebilecek miyiz?

Sinan Bey’in öyle bir fikri var, bize devam etmeyi düşünür müsünüz dedi. Biz de çok mutluyuz birlikte olmaktan, devam edebileceğini düşünüyoruz.

Mavianne: Üçünüzün her zaman tatlı bir rekabet içinde olduğunuz yazılıp çizildi. Bu rekabet sanat hayatınızı nasıl etkiledi?

Emel Sayın: Rekabet tabii yıllar öncesinde çok daha bariz şekildeydi. Rekabet olmaması mümkün değildi tabi, gazinolarda assolistlik yapıyorduk ve birbirimize rakip oluyorduk. Ne kadar iyi arkadaş olsak da rekabet oluyor. Ama hiçbir zaman dargınlık, kırgınlık olmadı aramızda. Hepimiz başarılı olmak için çok çaba sarf ettik. Şu anda olgun yaşlara geldik daha olgun düşünüyoruz. Tabi rekabet olacaktır, insanın yapısındaki bir durum bu, ama bu hiçbir zaman kırgınlığa dönüşmeyecektir. Hiçbir zaman kimseyi rahatsız edici bir şey olmayacaktır.

Mavianne: Pek çok müzik albümünün yanı sıra Feride, Mavi Boncuk gibi unutulmaz sinema filmlerinde de rol aldınız. Yeniden bir sinema filminde veya bir müzikalde rol almayı düşünüyor musunuz? Günümüzde, eski filmlerin modern versiyonu dizi olarak çekiliyor. Sizin filmlerinizin de tekrar çekilmesini ister misiniz?

Emel Sayın: Çok güzel düşündünüz tabi. Bunu yapımcıların düşünmesi lazım. Hoş olur, teklif olursa düşünebilirim tabi.

Mavianne: Kostümlerinizi çok şıktı, konser için yeni kostümler mi diktirdiniz?

Emel Sayın: Benim iki kostümümü modacı Sadık Kızılağaç hazırladı. Bugün mor kostümümü giyindim. İkincisini İstanbul’a sakladım. İlk giyindiğim siyah kostümümü de bana çok yakıştığını söyledikleri için giyinmek istedim.

Mavianne: Konser sonrası yorgunluğu ile bizim sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ediyorum.

Emel Sayın: Ben teşekkür ederim.

19 Kasım 2008 Çarşamba

MAVİANNE VE SUNAY AKIN SÖYLEŞİSİ


Sunay Akın Tek Kişilik Gösterisi ile 17 Kasım Pazartesi akşamı Şinasi Sahnesinde Ankaralılarla buluştu.
Gösteri sonrası kitaplarını imzalayan Sunay Akın, sevenleri ile uzun sohpetler yaptı. Benim de sorularımı olanca samimiyeti ve alçakgönüllüğü ile cevapladı.
Mavianne: Öncelikle benim röportaj talebimi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.
 
Sunay Akın: Rica ederim efendim.
 
ÇOCUKLUĞUMDA KİTAP ALMAYA GİTMEK BİR TÖRENDİ
 
Mavianne: Sizi izlediğimizde, espirili, neşeli, kültürlü, sürprizli, bize bilmediklerimizi anlatan masalcı amcayı görüyoruz. Bizim için şaşırtıcı ve ilginç olan hikayeleriniz nereden besleniyor?
 
Sunay Akın: Benim annem, haftada bir gün en güzel elbiselerini giyer, makyajını yapar sokağa çıkardı. Hiç aksatmadan yaptı hayatı boyunca. Bize de en güzel giysilerimizi giydirirdi. Beni ve abimi ellerimizden tutar, sokağa çıkarırdı. O gün sokaktaki kadınlar derdi ki; “Tülay Hanım yine 2 oğlunu almış, onlara kitap almaya gidiyor” Annem, bana kitap sevgisini, okuma tutkusunu aşılamak için yapardı bu töreni. Kitap almaya gitmek bir törendi. Çok önemli bir gündü o. Kitaba gitmenin önemini, o güzel giysileri ile o güzel bakışıyla yapardı annem. Bunu yapan annem ilkokul mezunuydu. Ben aslında o güzel yürüyüşün sürdürücüsüyüm.
Hani sordun ya sürprizler yapıyorsun bizi şaşırtıyorsun, ne ile besleniyorsun diye. Annem de beni şaşırtırdı, sürpriz gibi gelirdi bana o gün.
Tek şey kitaplar ve okumak, başka bir şey değil. Oysa ki, ilkolkul 1. sınıfta öğretmenimiz sormuştu, ne olacaksınız ileride diye. Kimi öğretmen, kimi doktor, kimi avukat dedi, oldular da. Ama ben, ilkokul 1. Sınıftaki kimliğimi taşıyorum hala. Okur yazar oldum ben, o kadar. Hala da, Okur ve Yazarım. Okuma ve yazmanın mutluluğunu hayatta hiç bir yerde bulamadım.Bu yüzden o denizlerde kulaç atıyorum, ben orda mutluyum.
 
SINAVLAR BİR MAYIN TARLASI
 
Mavianne: Gösterinizde, “ okulda karnemi aldığımda ağlardım, hepsi pekiyi olmasına rağmen ben o dersleri hatırlamıyordum” diyorsunuz. Tüm okuduklarınızı aklınızda tutabildiğinizi görüyorum oysa ki, bu nasıl oluyor?
 
Sunay Akın: Karneyi aldığımda hepsi pekiyi olmasını sahte buluyordum. Unutuyordum, yaz tatilinin başlangıcında karne almışım, aradan birkaç ay geçmiş, o problemi sor, yapamıyordum, bu beni rahatsız ediyordu. Şunu düşünüyordum, bilgi kaybolup gitmemeli, bilgi nedir. Ben hamle yapmak istiyordum bilgi ile, bir şeyler yapmayı, bir yerlere ulaşmak istiyordum. Unutarak bu olamıyordu. Bunun çelişkisini yaşıyordum ben çocukluğumda. Zaten, ondan sonra sorgulaya sorgulaya bilgi ile hamle yapan birine dönüştüm ben. Benim yaptığım o, bilgiyle satranç oynuyorum. Yeni hamleler yapıyorum.
Ne yazık ki, öğrenme, okul denilen kurumlar mayın tarlasına hazırlıyor bizleri Sınavlar bir mayın tarlası, Üniversiteye hazırlanıyoruz bugün değil mi? Neden bu bir mayın tarlası. Mayınları patlatmadan karşıya geçen kurtuluyor. Bunun için mi bilgi var, bunun için mi öğreniyoruz? Soru hazır verilir cevabı bulmamız istenir. Hatta şöyle denilir ;aşağıdakilerden hangisi değildir, a,b, c, d, e şıkları vardır yani, yanıtın içine gerçeği gizlerler,sonra bulmamızı isterler. Oysa, öğrenmede ast olan yanıtlar değil sorulardır. Yanıtlar geçici, yanıtlar değişir. Bugünün yanıtları 10 yıl sonra yok, değişti. Ama değişmeyen tek şey doğru zamanda doğru soruyu sormaktır. Soru sorarak o bilgi ile o hamleyi yaparsınız. Bakarak değil görerek. Bakmakla görmek arasındaki perdeyi kaldırmamız gerekir. Öğrenmek budur bence.
 
TRABZON’UN SOKAKLARI RENKLİ VE ÇARPICI
 
Mavianne: 1962 doğumlu olmanızın anlamlı olduğunu söyleyip “yalnızca 62 den tavşan yapılır” esprisi ile noktayı koyuyorsunuz. Bu mizah duygusu, Karadenizliliğinizin verdiği bir armağan mı yoksa genetik mirasınız mı? 
 
Sunay Akın : Öyle değil mi? Çok etkisi var, haklısın. Yani ben bu toplumun bir şair ve yazarıyım. Bu Ülkenin ve de Trabzonun. Çok güzel söyledin, kültür genlerimde elbette bunarın izleri var. Oradan beslendim. Trabzonun sokakları buralardan renkli ve çarpıcı bence. Hayat orada çok daha farklı ve güzel. Karadeniz fıkralarına hepimiz gülmüyor muyuz? Hayatın kendisi de daha komik orada. Zaten o fıkraları üreten de o insanlar, o zeka. Bu yüzden elbetteki oraların izlerini taşıyorum ben.

ÇOK ÖNEMLİDİR DÜĞME OLMAK O CEKETTE

Mavianne: “Tuncay Terzihanesi” kitabınızda, terzi olan babanızın annenize diktiği üç düğmeli bordo ceketin, ortanca düğmesi olduğunuzu söylüyorsunuz. Ortanca düğme olmak, hayatınızı nasıl şekillendirdi?

Sunay Akın: Bir defa abime üzüldüm, çünkü o hiç insan sıcaklığı tadmadan dünyaya geldi. Bense dünyaya onun sıcaklığının üstünden geldim dünyaya. Bir de kardeşim var 3. düğme onuda kıskanıyorum. Çünkü O, iki insan sıcaklığınının üstünden dünyaya geldi.,
Benim babam terziydi ve çocukları daha iyi eğitim alsın diye İstanbul’a göç eden bir terziydi. Bundaki amacı çocuklarının okuması idi.Bunu yaparken babam, yani ailesini Trabzondan İstanbula göç ettirmeden önce 5 yıl boyunca her yaz bizi 1 aylığına İstanbul’a getirdi, götürdü. Çocuklar İstanbul’u öğrensin tanısın diye. Ve ben 6 yaşında ilk kez İstanbul’u gördüm. Babamın İstnabul’da ailesini götürdüğü ilk yer neresi biliyor musun? Arkeoloji Müzesi. Bunu yapan babam da ilk okukul mezunudur. Şimdi düşünsene anneyi, babayı, aileyi. Ne kadar önemli, aslında benim geleceğimi belirliyorlar. Çünkü onlar, Cumhuriyet İnsanları. İşte Türkiye Cumhuriyetinin Vatandaşı olmak budur. Ben, çocukları okusun diye fedakarlık yapan o kuşağın evlatlarıyım. Benim annem ve babam gibi nice anne baba vardı. O dönem, o yıllar öyleydi. Çocuklarımız okusun diye çabalarlardık. Para kazansın diye değil zengin olsunlar diye değil, okuyup adam olsunlar diye, dünyanın farkına varsınlar diye. Bu yüzden çok önemlidir düğme olmak o cekette.
 
OYUNCAK ÜRETİLDİĞİ ÇAĞIN TANIĞIDIR, BİLİMİN TARİHİ VAR OYUNCAKTA
 
Mavianne: Türkiye’nin ilk Oyuncak Müzesi’ni hayata geçirdiniz. Bize Dünya’daki örneklerinden bahsedebilir misiniz? Müze kurma fikri nereden doğdu?
 
Sunay Akın: Ben 20 yıl önce Almanyanın Lümberg kentine davetliydim. Orada oyuncak müzesini gezdiğimde çok etkilendim. Sonra şunu fark ettim. Bütün uygar ülkelerin oyuncak müzeleri var. Müzecilikte oyuncak konusu yeni bir buluş. 40-50 yıldır açıldı oyuncak müzeleri. Şunu fark etti insanlık en değerli obje oyuncak. Çünkü, çocuğun elinde verildiği an oyuncak, kırılmaya başlıyor. Oysa resim asıldığı yerde durur. Kolyelerimizi, küpelerimizi saklarız, koruruz. Ama oyuncak, çocuğun eline verildiği an yok olmaya başlamıştır. Ve oyuncak üretildiği çağın tanığıdır, bilimin tarihi var oyuncakta. Düşlerin hayallerin tarihi. Gezdim dünydaki oyuncak müzelerini yıllarca. Gezerken de dedim ki, benim ülkemde de bir oyuncak müzesi olacak mı? Herhalde bunu ben kuracağım. Böylelikle kitaplardan, tek kişilik oyunlardan, televizyon programlarından, kazandığım paralardan oyuncaklar aldım, hala da alıyorum ve dünyanın en iyi oyuncak müzesinden birine sahibiz. 100 tane oyuncak müzesinin arasında biz ilk 5 teyiz.
 
Mavianne: Ne mutlu bize ki, sizin sayenizde bir oyuncak müzemiz oldu.
 
Sunay Akın: Hayır hayır bunu birlikte yaptık. Bir defa Türkçe olmasaydı bu toplum olmasaydı, bu duyarlı toplum olmasaydı ben, oyuncak müzemiz olması gerekir duyarlılığına yetişemezdim. Dolayısıyla bir Sunay Akın önemli değil burada. Bunu biz yaptık, bunu yapanın kim olduğu hiç önemli değil.
 
HAYAT BİR SATRANÇ OYUNU
 
Mavianne: Birçok okulda söyleşi yapıyorsunuz. Çocuklar ve gençlerin anlattıklarınıza yaklaşımı ve tepkisi nasıl oluyor?
 
Sunay Akın: Mükemmel ! Ben okullara da gidiyorum, sivil toplum örgütlerine de hapishanelere de. Harika ! Çünkü ben, onlara birer satranç oyuncususunuz diyorum. Dama oynamayın hayat bir satranç oyunu. Hamle yapın, görün oyunu. İnsanlık için, bütün dünyanız için, daha huzurlu bir gelecek için hamle yapın. Bunun için bu okuldasınız diyorum. Sabah servis kapıya geldi diye okula gelmeyin, bunun için gelen bir defa gelmesin diyorum. Öğretmen not verecek diye gelen, bir daha gelmesin diyorum. Gitsin O, mutluluğu başka yerde arasın. Ama, aydınlanmak için gelen, karanlığa ışık tutmak için gelenler o zaman, siz beni dinleyin diyorum başlıyorum.
 
DOĞRU TAŞI OYNAYARAK HAMLEMİ YAPTIM
 
Mavianne: Sizin de pek çok şair gibi İstanbul’a aşık olduğunuzu düşünüyorum. Bir röportajınızda; “İstanbul bilfiil satranç oyunu; taşlar durmadan hareket etmiş, yerleri değişmiş, daha önce bu satranç oyununda yapılan hamlelerin ne olduğunu öğrenmek adına, geçmişe dönük çalışmalarım var. Bugünkü İstanbul'la hesaplaşmam yok ama daha pek çok hamleler var.” diyorsunuz. Bu satranç oyununda hangi hamledesiniz?
 
Sunay Akın: Önemli olan doğru taşı oynamak ben hamlemi yaptım. Tarihi eserler müze olmalı dedim. 1992 yılında Kız Kulesini bir satranç taşı olarak ortaya çıkardım ve dedim ki, tarihi eserler müze olmalı, Kız Kulesi Şiir Cumhuriyeti olsun. Bana karşı çıkan, benimle alay etmeye çalışanlar, şair ve yazarlar oldu daha çok, biliyor musun? O yıllarda 1992 yıllarında İstanbulda Atatürk Kültür Merkezinde büyük şiir toplantısı düzenleniyordu. Şairler orada şiir okunuyordu. İstanbul’un tarihi mekanları var orada şiir okuyalım diyordum. Bana karşı çıkanlar 15 yıl sonra aynısını yapmaya başladılar. Demek aramızda bir 15 yıl var.
 
KIZ KULESİ ŞİİR CUMHURİYETİ
 
Mavianne: 1992 yılından hatıra kalan “Kız Kulesi Şiir Cumhuriyeti”ni bugün de hayata geçirmek için girişimleriniz var mı?
 
Sunay Akın: Var, bütün umudum bütün amacım o. Bu yüzden İstanbul Oyuncak müzesini yaşatmak ayakta tutmak istiyorum. Tarihi eserlerimiz, müzelerimiz olmalı, hafızaya belleğe ihtiyacımız var. Bunu çoğaltmak istiyorum şimdi. Bütün tarihi eserlerde gözüm var benim. Hepsini müze yağacağım ki, bir arada yaşayalım, öğrenelim, doğamızı koruyalım. Bugün televizyonlarda, doğayı koruma programları var,çevreci programlar var, yeşil ekranlar var. Doğayı koruyamıyoruz neden? Çünkü, bir toplumda korumacı anlayış müzelerde gelişir. Müzeleri olan toplumlarda korumacılık gelişir. Oradan doğar bu değerler. Müzeler yoksa koruyamazsın tarihini doğanı hiçbir şeyini. Ne dilini, ne doğanı ne kentini. Koruyamıyoruz çünkü müzelerimiz eksik, yok. Bunu haykırıyorum şimdi. Doğru hamle doğru taş bunlar bunu haykırıyorum işte . Müzeleri olan toplumlarda okuma aşkı sevgisi belirir. Öğrenme arzusu artar, bunu anlatmalıyım, birisi bunu yapmalı. Birisi bu hamleyi yapmalı, benim bütün hamlelerim artık bu yönde. Demokrasi istiyorsak, bir arada yaşamak istiyorsak, bir arada yaşama kültürümüzün bozulmamasını güçlenmesini istiyorsak, müzelere ihtiyacımız var.
 
ÇOK SEVİYORUM ZÜRAFALARI
 
Mavianne: “İstanbul’da Bir Zürafa” romanınız olduğu gibi Oyuncak Müzesinin bahçesinde de bir zürafanın bulunduğunu biliyoruz. Neden Zürafa? Zürafa’yı böyle özel yapan noktayı sizden dinleyebilir miyiz?
 
Sunay Akın: Çok seviyorum zürafaları. Şöyle bir kitap okumuştum. Çocukların Tanrıya Yazdığı Mektuplar diye. Orada bir çocuk, Tanrıya şunları söylemiş. “Tanrım siz bu zürafayı ciddi olarak mı yarattınız yoksa neşeli bir gününüzde miydiniz ?” Çok güzel bir hayvan zürafa çok etkilenirim çocukluğumdan beri. İstanbul’da Bir Zürafa kitabımda zürafanın tarihini anlattım, İstanbula armağan edilişini. Mehmet Münif Paşa vardı 100 yıl önce yaşayan çok büyük bir münevver, entelektüeldi. Zürafayı konağının bahçesine koymuş 100 yıl önce. İşte Mehmet Münif Paşanın Konağı’nın olduğu yerde, İstanbul Oyuncak Müzesi. O, 1 zürafayı heykeli koydu ya, ben 3 zürafa heykeli koydum oraya, 2 hamle daha yaptım fazladan. Zürafaları çok seviyorum. Zerafet sözcüğü de oradan gelir zaten.

video

14 Kasım 2008 Cuma

HAFTASONU YAZISI VE 1 HAFTALIK MÜSAADE


http://img378.imageshack.us/img378/8829/98484431ix6.gif
Arkadaşlar yoğun bir hafta var önümde,
Haftasonunun gelmesine de pek sevinemiyorum,
Haftaya Çanakkale'de bir seminerde sunumum var,
Haftaya cuma ve cumartesi programım var,
Tüm haftayı tamamladığımda sürprizlerle döneceğim sizlere,
Isıs Adam, oyuncuları ingilizce konuştursan İtalyan filmi diyebileceğimiz,
Çekimleri ve müzikleri süper bir filmdi,
Filmle ilgili balkahveye yorumlarımı bıraktım,
Gitmeyen varsa diye burada ayrıntıya girmeyeyim,
Bloğa giremeyebilirim haftaya kadar bana müsaade,
Bomba gibi dönmeyi düşünüyorum,
Aşağıdaki video'yu ben çok beğendim,

http://www.childdrowningprevention.com/index.html

Balık gibi yüzebilmek ne güzel,
Öğretmeliyiz çocuklarımıza yüzmeyi,
3 tarafı denizlerle çevrili Ülkemizde az sayıda yüzme bilen olduğunu düşünüyorum...
HOŞÇAKALIN

BLOĞUMUN DEĞERİ !!!

http://kalderavolkan.wordpress.com/ bloğunda gördüm bu siteyi hemen gidip bakayım dedim,
Benim blog kaç dolar ediyor diye,
Bakın sonuca;

mavianne.blogspot.com Estimated Worth $2160.8 USD

Now Check Your Website Worth, daily pageview and monthly possible income
Estimated Data
Net Worth : $2160.8Last updated Today
Daily Pageview : 515
Daily Ads Revenue : $2.96
Nasıl sizce??

13 Kasım 2008 Perşembe

SCRAPBLOG - YENİ EĞLENCEM


scrapblog.com adaresinden süper albümler yapabiliyorsunuz,
Çok eğlenceli, sizlere de tavsiye ederim

11 Kasım 2008 Salı

SEMACIĞIM ANKARA'DA


ODTÜ'ye gittik toplanıp,
Semoşu görmek için,
Karstan bir eğitim programına katılmak için geldi,
Biz de bahane ile hasret giderdik :))
Kısa oldu ama, bir öğle yemeğinde bir arada olduk,
Yine de harikaydı...

Ona sürpriz yapayın dedim dün akşam,
Bİr taraftan Fahiri ing. sınavına çalıştırdım,
Bir taraftan benim meşhur Elmalı Pay'ımı yaptım,
Yoğun istek üzerine Elmalı Pay tarifimi tekrar veriyorum :))

ELMALI PAY
1 adet yumurta
1 yemek kaşığı şeker
yarım paket kabartma tozu
1 su bardağından 1 parmak az ayçiçek yağ+riveyera zeytin yağı
Unu azar azar ekliyorsunuz, püf noktası çok yumuşak bir hamur olması,
Üzeri için;
3 elma rendeliyorsunuz,
6-7 yemek kaşığı şeker,
tarçın, portakal kabuğu rendesi,
karıştırıyorsunuz,
Küçük yuvarlak borcam tapsi içindir bu tarif,
hamuru tepsiye yayıyorsunuz,
üzerine elmalı içi koyuyorsunuz,
Bir miktar hamurdan ayırıp üzerine ister, çubuk yapın, ister ufalayın, ister kalıpla kesin,
elmaların üzerine hamurdan kapatıp elinizle bira bastırın ve 180 derece ısınmış fırına sürün
soğuyunca pudra şekeri eleyin

Afiyet Olsun

10 Kasım 2008 Pazartesi

GÜNEŞİN OĞLU


Sinemadaki 2. gitmek istediğim film!!!!
Haluk bilginer varsa bir filmde, kötü olması pek olası değil bence,
Çok beğeniyorum ben onun oyunculuğunu,
Özgü Namal, Hümeyra bu kadro ile umarım güzel bir film çıkmıştır ortaya ,
http://www.sinema.com/fragman/464/gunesin-oglu
fragmanı eğlenceli görünüyor....

http://www.sinema.com/fragman/493/gunesin-oglu

(özgü namal'ın Çapkın kız klibi)

ISSIZ ADA'M


Bu aşk hikayesini yazıyor tüm köşe yazarları,
Çok merak ettim,
Hem müzikleri, hem hikayesi, hem çekimleri ile,
Güzel bir Çağan Irmak filmi olduğunu düşünüyorum,
Gidilecek sinema listemin başında bu film var,
Ayla Dikmen'in filmde çalan müziğini de sayfama ekledim :))

8 Kasım 2008 Cumartesi

BİR SONBAHAR GÜNÜNDE SATRANÇ TURNUVASI

315 sporcu katıldı küçükler kategorisinde, bizimki 15. oldu :))
7 tur yapıldı; Ahmet Can 7 de 5 yaptı,
Her maç bir tecrübe,
Onun da aynı fikirde olması ve her turnuvada biraz daha olgunlaşmasından gurur duyuyorum,
Beşevlerde MEB bahçesinde çektiğim fotolar aşağıdakiler,
http://www.sendeyolla.com/haberdetay.aspx?&cid=60&fid=153751&id=154542





He sonbaharda,
Sarı sarı yapraklarda....
diye başlıyordu şarkı,
bu manzaraya bayılırım ben,
çok romantiktir,
yürürken çıkardığı ses,
sarı ve kurumuş yaprakların güzeldir....

7 Kasım 2008 Cuma

SATRANÇ TURNUVASI


Haftasonu;
2008-2009 Öğretim Yılı Ankara Okullararası MEB Satranç Turnuvası'ndayız,
Ahmet Can okul takımı ile katılıyor turnuvaya,
Biz kötü alışmıştık hep birinci olmalarına,
Umarım bu sefer de bizi sevindirirler,
Başarılar dilediğinizi duyuyorum,
Şimdiden Teşekkürler ediyorum.....
(Şampiyon olurlarsa pazartesi fotoğrafları sizlerle paylaşırım :))

YEMEKTEYİZ



http://www.showtvnet.com/programlar/yemekteyiz.shtml

Son zamanlarda televizyondaki en eğlenceli ve farklı programlardan biri bence,
Geçen haftanın son yarışmacısı beni bitirdi!!
O kadar pis bir şekilde yemek hazırladı ki,
İyi ki, ben o sofrada değilim dedim,
Mutfakta temiz ve titiz olmak çok önemli,
Herşeyi bir adabıyla yapmak,
Hatta, ekmek bıçağı ile başka hiç bir şey kesmemek,
Bulaşıkları lavaboya yığmamak,
Temizlik ve hijyene dikkat edilmeli,
sadece kadınlar mı dikkat ediyor hijyene?
bence çok titiz erkekler de vardır,
Yine de eğlenceli ve izlenebilir bir program,
Tavsiye ederim.....
İstanbuldaki blogcu arkadaşlarımın bu programa girip de 1. olacaklarına da inanıyorum :))

6 Kasım 2008 Perşembe

TOPLANTI GÜNLERİ


Dün, bugün, yarın,
Tüm gün toplantıdayım,
Kusura bakmayın,
Sizlere uğrayamazsam,
Görüşürüz...

5 Kasım 2008 Çarşamba

AYŞENİMOOO'NUN HEDİYESİ



Karadenizli ama, ben daha önce pek dinlememiştim,
Dün Ayşenimooo, doğumgünüm için aldığı bu CD'yi hediye etti bana,
Ona buradan çokkk teşekkür ediyorum,
Gerçekten güzel parçalar var içinde,
Sevdim...
Ne kadar düşünceli arkadaşlarım var, çok mutlu oldum.
1-Gülbeyaz/Enstrümantal (Müzik:Kazım Koyuncu)

2-Ben Seni Sevduğumi (Söz-Müzik:Maçkalı Hasan Tunç)

3-Narino (Söz-Müzik:Mustafa Sırtlı)

4-Ella Ella/Allah Allah (Söz-Müzik:Hemşin Halk Şarkısı)

5-3ira/Tsira (Söz:Anonim Müzik:İ.Bobohidze)

6-Uy Aha/Enstrümantal (Müzik:Kazım Koyuncu Düz Horon,Anonim)

7-Gelevera Deresi (Söz-Müzik:Anonim)

8-Potpori/Horonlar (Söz-Müzik:Anonim Laz Halk Şarkıları)

9-Asiye (Söz-Müzik:Ömer Akpınar)

10-Fadime (Söz-Müzik:Anonim)

11-Denizde Kararti Var (Söz-Müzik:Anonim)

12-Hayde (Söz-Müzik:Anonim Rize,Pazar)

13-Selimina (Söz: Harun Bölükbaşı Müzik:Selim Bölükbaşı)

14-Moxevis Kalo/Hevili Kadın (Söz-Müzik:Gürcü Halk Şarkısı)

15-Ben Seni Sevduğumi(Tv Mix)

AMERİKA SEÇİMİ-ZENCİLERİN ZAFERİ



Bugün Hürriyetteki bu karikatüre bittim !
"Kökler" dizisi ile büyümüş bir kişi olarak,
Amerika'ya Afrikadan köle olarak getirilen zencilere hep acımışımdır,
Bravo adamlara,
Nereden nereye geldiler,
Heryerde Hollywood'da, basketbolda, daha bir çok alanda kendilerini kabul ettirdiler,
Şimdi Amerikalılar onların kölesi mi olacak :)
Çok haince belki bu soru ama,
Obama'nın düşüncelerini, Dünya için iyi mi, kötü mü olacağını,
Şimdiden bilemiyorum,
Umarım güzel günler bekler dünyayı,
Ama burada bir gerçek var ki "kökler" dizisinden sonra çokkk şey değişmiş Amerika'da,
Buna da sadece insani duygularla seviniyorum...

4 Kasım 2008 Salı

YENİ BİR HAFTAYA BAŞLARKEN

Haftasonu "Mustafa" ya gidildi,
Yorumum aşağıdaki Mustafa yazımın yorum kısmında...


(Karikatürün yazıyla hiçbir ilgisi yok ama, ben çok sevdim buraya aldım )
Dün ise Pazartesi yoğunluğu yaşadım,
Toplantılar, işler yoğundum,
Bugün fırsat buldum yazmaya,
Bloglarınızı takip ediyorum,
Becerikli hanımlar pastalar, yemekler, el becerilerini konuşturuyorlar,
Vaktim olsa, pasta börek yapmayı çok severim ben de,
Epeydir elmalı pay yapıp getirmiyorum arkadaşlarıma,
Semacığım gitti ya, boğazımızdan nasıl geçer onsuz :(

Bugünlerde vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorum,
Çabuk ve hızla geçiyor zaman,
Dur!!
Demeli mi zamana?
Neleri sığdırabiliyoruz 24 saate?
Ne kadar az şey, ya da yığınla gereksiz işler,
Gerçekten önemli olaylara vakit ayırabiliyor muyuz?
Çevremizdekilere ne kadar değer veriyoruz?
İnsanlıktan bi haber mi yaşıyoruz?
Yoksa olması gerektiği gibi hassas ve duyarlı mıyız insanlara karşı?
Tüm bunları bilerek yaşamak önemli bence....
Sizce???